12 Aralık 2015 Cumartesi

TÜRKİYE MADEN- İŞ SENDİKA HEYETİ JAPONYA'DA

 ULUSLARARASI METAL İŞÇİLERİ FEDERASYONU ( İMF )

Merkezi İsviçre'nin Cenevre şehrinde bulunan, Uluslararası Metal İşçileri Federasyonunun Merkez Komite Toplantısı, 8-9 Ekim 1975 tarihinde Tokyo'da  yapıldı. Bu toplantıya Federasyon Merkez Karar Komitesi üyesi T.Maden - İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Türkler ve (ben) Genel Başkan Vekili Hüseyin Ekinci ile Dış İlişkiler Dairesi Müdürü Sina Pamukçu ile birlikte katıldık.

Dünyanın her tarafındaki metal işçilerinin  sendika yöneticileri katıldı.Toplantının ilk gününde, Ülkemizi temsilen, sendikamız Türkiye Maden-İş adına, Genel Başkan Kemal Türkler bir konuşma yaptı. Konuşmasının önemli bir bölümünde, dünyada meydana gelen ekonomik bunalımları ve işçi sorunlarının çözüm yollarını anlattı. Daha sonra Türkler, Türkiye'deki sendikal hareketler , toplumsal ve güncel gelişmeler hakkında bilgiler verdi.

Türkiye'den sadece T.Maden-İş Sendikasının üye olduğu Uluslararası Metal İşçileri Federasyonu (İMF), demokratik ülkelerdeki metal işçilerinin hak ve menfaatlerinin ortak ve özgür savunulabilmesi nedeni ile kurulmuştur. Toplantı üç gün devam etti, çeşitli konularda önemli kararlar alındı.


Toplantı sonrası, bir çelik fabrikasındaki üretim çeşitliliği ve iş güvenliği konularında incelemelerde bulunduk. İşletme yetkilileri ABD den aldıkları hurdayı, Japonya'ya getirip çeşitli işlemlerden geçirdikten sonra çelik haline getirerek, ABD'ye ABD çeliğinden daha ucuza sattıklarını anlattılar.

Döküm sırasında uzay elbiseleri gibi giyinmiş işçilerin, döküm potasına oldukça yaklaştıklarını gözlemledik. Bu kadar yaklaşmanın işçilere zarar verip vermediklerini sorduğumuzda, onların robot olduklarını ve bu duruma uyumlu yapıldıkları anlatıldı.

İşsizlik durumu hakkında sohbet ederken yetkililer, Japonya'da işsizliğin olmadığını bu durumun imparator tarafından günah sayıldığını belirttiler. Özellikle ağır sanayi işletmelerinde dört vardiya çalışması yapıldığını, bir de ara vardiyasının bulunduğunu gözlemledik. Bu çalışma şekli ile işçilerin günde altı saat çalıştıklarını, dolayısı ile üretimde daha fazla sayıda işçinin istihdam edildiğini görmüş olduk.

O yıllarda, RENAULT, FİAT(TOFAŞ), ANADOL(FORD) otomobil fabrikalarında çalışan işçiler, T.MADEN-İŞ (sendikamız) üyesi idiler.

TOYOTA Fabrikasındaki çalışma koşulları ve üretim durumunu görmek istemiştim.
Tercümanlığımızı sevgili Sina Pamukçu yapıyordu.
Japon sendikacılar, Uluslararası Metal İşçileri Federasyonu yetkilileriyle görüştüler ve bizim için bir program hazırladılar.
Fabrikayı iki saat kadar dolaştık. Çalışma koşulları, haftalık çalışma süreleri, üretim bantları ve iş güvenliği konularını incelemeye çalıştım. Sendika ofisinde ise yetkililerden işçi ücretleri ve diğer sosyal haklar konularında bilgiler aldım. Dikkatimi çeken en önemli olay, o tarihte otomobil imalatında kaynak işlerinin robotlar tarafından yapılmasıydı.

Bu bilgiler, Toplu Sözleşme Dairesi Başkanlığım sırasında çok işime yarayacaktı. Özellikle toplu sözleşme müzakerelerinde, Turgut ÖZALve MESS'e karşı...


6 Ağustos 2015 Perşembe

KOÇ GRUBU ZORDA

PİYASADAKİ BEYAZ EŞYA

Aziz Nesin'in, Vatan Gazetesinde yazdığı makalede (03 Aralık 1977) Kemal Türkler'i grevler nedeniyle acımasız biçimde suçluyor, grevlerin Vehbi Koç'un işine geldiğini anlatıyordu.

Aziz Nesin'in söylemiyle, Vehbi Koç'un, özellikle beyaz eşyadaki imalât stok depoları, dolup dolup taşmaktaydı!

Durum gerçekten öyle miydi?

Arçelik marka buz dolabı, çamaşır makinesi ve televizyon piyasada bol miktarda var mıydı?

Arçelik'in, İstanbul ve Eskişehir de kurulu fabrikalarındaki beyaz eşya üretimi grev nedeniyle tamamen durmuştu. Toplu sözleşme yürürlük tarihleri değişik zamanları kapsadığı için, Koç Holdink'in dolayısı ile Arçelik'in en önemli rakibi, Jak Kamhi PROFİLO, AEG ve TELRA televizyon üretimine Çerkezköy'de ki fabrikalarında devam ediyordu.

Yine Silahtarağa'da kurulu Estaş Fabrikası, Philips marka buzdolabını, başka bir fabrika Cihan komandit Ortaklığı Grundig marka TV üretip piyasaya sunuyordu. Levent'te Türk Phılıps fabrikası ise televizyon üretiminde ilk sıralardaki yerini korumaya devam ediyordu.

Dolayısı ile Koç Grubu bu üretim dalında piyasayı rakiplerine kaptırmak üzereydi. Bu yüzden toplu sözleşmeyi bir an önce imzalamak istiyordu, ama her defasında karşılarına üyesi bulundukları MESS çıkıyor ve engelliyordu.

MESS, (işveren) yönetiminin amacı, asla günü kurtarmak ve grevlerin sonlandırılması isteği değil, geleceğe yönelikti...

Maden - İş, işyerleri ile tek tek toplu iş sözleşmesi yaptığı zaman, çok başarılı olmuş, işçilerin ekonomik haklarında, ücret, ikramiye, sosyal haklar, işçi sağlığı ve iş güvenliği gibi konularda çok ileri haklar elde etmeye başlamıştı.

MESS  yöneticilerinin akıllarında ise sözleşmelerin yürürlük tarihlerinin aynı zamana getirilmesi yatıyordu. Böylece, hem grevlerde ve hemde olası bir lokavtta daha güçlü olacaklardı. 

GRUP SÖZLEŞMELERİ

MESS  işyerlerinin toplu sözleşme yürürlük sürelerinin aynı tarihe getirilmesini şart koşuyor, "GRUP SÖZLEŞMESİ" olarak dillendiriyordu. İşte bunu sağlarlarsa, Maden-İş'in karşısına Çin Seddi gibi bir duvar dikmeleri gerektiğini düşünüyorlardı. Bu grevlerin, MESS yönetiminin elini güçlendireceğini kararlaştırdılar, grevlerin uzamasından yana işverenlere baskı uygulanıyordu... 

Biz ise yüzlerce işyeri toplu sözleşmesinin yürürlük tarihlerinin aynı olmasını stratejik açıdan sendika ve üyelerimiz aleyhine gelişeceğini biliyor ve kabul edilemez olduğunu belirtiyorduk. Bu konu kendi aramızda "kırmızı çizgimiz" olmuştu...

Grevlerinin uzaması ya da uzatılmasının işverenlerin her zaman, bu gün ve gelecekte yararına olacağı ilkesi körükleniyor Bu baskıyı uygulayanların başında, MESS işveren sendikasının danışmanlığını yapan,1980 faşist darbesinden sonra Kenan Evren'in önce başbakan yardımcılığı, sonra başbakanlığını, daha sonra da Türkiye'nin Cumhurbaşkanlığını yapan ve "ben zengini severim" diyen Turgut Özal geliyordu.

Yani grevlerin asıl sebebi sadece, ekonomik nedenler değildi...

Sayın Aziz Nesin elbette saygı duyulacak büyük bir yazardır. İyi bir yazar, değerli bir gazeteci, iyi bir sosyalist olduğundan asla şüphem yoktur. 

Kendisi zaman, zaman "hatamı hatırlatanlardan özür dilerim" demektedir. Anlaşılıyor ki Aziz Nesin'in yazdığı yazıya karşı oluşan süreci, Maden İş ve Disk yöneticileri olarak iyi yönetemedik. Sadece Aziz Nesin'i değil, kamu oyunu da bilgilendirmekte eksikliğimizin  olduğu bir gerçek. 

DİSK ve DİSK'in lokomotif sendikası MADEN-İŞ üst yönetiminin çoğunluğu, uzun süreden beri sendikal çalışmayı ikinci plana ötelemeyi hedefleyerek daha çok mensubu oldukları siyasi yapılanmayı konfederasyon ve sendikalarda güçlendirmeye çalışıyorlardı. Zaten bir süreden beri, DİSK üyesi önemli sendika yöneticileri(GENEL-İŞ, LASTİK-İŞ,GIDA-İŞ) ile, DİSK yöneticileri arasındaki siyasi görüş farklılığı ve bundan kaynaklanan ikilik en üst boyutlara ulaşmıştı.

Bazı gazeteci, şair, yazar ve işçi, Maden İş'in sahibi olduğu Politika Gazetesinde konu hakkında Maden - İş'i savunmaya çalışmışlar. Aziz Nesin'in deyimi ile kendisine "saldırmışlar".

Aziz Nesin "Oyak Haber Bülteni'ndeki bir yazıyı, Kasım 1977 tarihli bültenin dördüncü sayfasında ki haberi aynen buraya aktarıyorum" diyerek, artı üretim stoklarının devam ettiğini belirtiyor.
Yazı aynen şöyle diyerek "BÜYÜK GREV" kitabının 389. sayfasında yer alan Asım Bezirci'ye cevap vererek şöyle devam ediyordu.

ORDU PAZARLARI MAĞAZALARINA TV VE BUZ DOLABI GELMEYE BAŞLADI

Aziz Nesin,"Enerji darlığı nedeniyle ve bazı fabrikalarda uygulanan grevler sonucu olarak düne kadar piyasalarda  bulunamayan TV cihazlarından bir parti sağlanmış ve bazı Ordu Pazarları mağazalarına dağıtılmıştır. Bu kez yeni parti TV cihazı yılbaşına kadar tüm mağazalara dağıtılmış olacaktır."

Oyak Haber bültenindeki bu yazıyı kanıt göstererek, Koç Holding depolarında ki stokların hala eritilemediğini ima ediyor ve Asım Bezirci'ye "Ne diyorsun bu belgeye Asım Bezirci? Halâ söyleyecek bir sözün var mı?" Diyordu...

Hem Aziz Nesin, hemde Asım Bezirci'nin yazılarına, eleştiri ve cevaplarına bir söz söyleyemem.Ancak tarihe mal olacak bazı konuların eksik kalmamaları düşüncesi ile bu konularda da bildiklerimi söylemek isterim.

Aynı dalda üretim yapan  ve grevde olmayan fabrika ürünleri, yani başka marka televizyon, buzdolabı, çamaşır makinesi gibi ürünler piyasada hiç eksik olmadı...

MESS, MADEN İŞ'LE BAŞA ÇIKMA YOLUNUN, GRUP SÖZLEŞMELERİNDEN GEÇTİĞİNİ DÜŞÜNÜYOR

Profilo ve diğer beyaz eşya  üreticilerinin mallarının piyasada bol miktarda olması, bu daldaki pazar payı Koç Grubu aleyhine gelişmekte idi...

Gebze Arçelik ile Eskişehir Arçelik fabrikalarındaki grevlerin bitirilmesi için koç uzmanları, özellikle Tuğrul Kutadgobilik çok büyük bir çaba sarf etmekteydi. Elbette Tuğrul Kutadgolik'i bu konunun çözümü için yetkilendiren Koç patronlarıydı. Toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde, ücret zamları, ikramiye ve tüm sosyal haklar konusunda anlaşma sağlanıyor, sendikanın tekliflerinin tamamı işverence kabul ediliyordu. Ancak tek itirazları toplu sözleşmenin yürürlük tarihiydi.

GREVLER ÇÖZÜLMÜYOR

Maden-İş Sendikası ve üyelerinin direncini işveren ve onların intikamcı örgütü MESS
kıramıyordu. MESS toplantılarında,Turgut Özal tarafından işverenlere,"bu iş uzun sürmez, bu kadar büyük bir grev ve lokavta sendika da işçiler de dayanamaz" diyerek işverenleri oyalama taktiği hala sonuç vermemişti. İşçilerin sendikalarına besledikleri güven duygusu, 
çeşitli zorluklara rağmen dirençlerini daha da artırıyordu.

1977 yılındaki grevlerin, MESS'in ve Turgut Özal'ın oyalamalarına rağmen çözülemeyeceği gerçeğini anlayan Koç grubu, anlaşma yollarını aramaya başladı. Özellikle beyaz eşya üretiminde çok önemli bir yer tutan Arçelik fabrikalarındaki grevler, Koç grubunu, piyasa etkilenmeleri yüzünden oldukça rahatsız etmekteydi.

İşverenin toplu sözleşme görüşmeleri yönündeki isteği üzerine, Eskişehir Maden- İş Bölge Temsilciliğinde toplanıldı. Sendikayı temsilen, toplu sözleşme daire başkanı olarak ben ve Bölge Temsilcimiz Dursun Sabur ve toplu sözleşme uzmanı, işvereni temsilen ise Tuğrul Kutadgobilik ve MESS uzmanı Oytun Atauz katıldı. Gece geç saatlere kadar görüşmeler devam etti.Toplu sözleşme müzakerelerinde tüm tekliflerimiz, işveren tarafından kabul ediliyor, sadece toplu sözleşme yürürlük maddesi kalıyordu. 

Görüşmeler esnasında MESS uzmanı, sık, sık dışarı çıkıyor, bir süre sonra toplantıya tekrar katılıyordu. Anlaşılan dışarıya çıkan MESS uzmanı, toplantının gidişatı konusunda MESS yetkililerine bilgi aktarıyordu. 
Bizce, işverenin, ücret zamları, mali konular ve sosyal hakları kapsayan tekliflerimizin tamamının kabul edilmesi önemliydi, belkide işverenin toplu sözleşmenin imzalanmasına yönelik bir işaretti. 
Anlaşma sağlanamadı, işveren tarafının teklifi üzerine, ertesi gün toplanmak üzere toplantı sonlandırıldı.

30 Haziran 2015 Salı

BÜYÜK GREV

BÜYÜK GREV VE SENDİKAL HAREKETLER

Yazarlar Sendikası Başkanı, gülmece hikayelerinin usta kalemi Aziz Nesin, Vatan Gazetesinde T.Maden - İş Sendikasının grevlerini eleştiren bir masal öykü kaleme almıştı. "Büyük Grev" adıyla yayınlanan bu yazıda, DİSK ve MADEN - İŞ Sendikası Genel Başkanı Kemal Türkler acımasız biçimde eleştiriliyordu.
3 Aralık 1977 tarihinde  Vatan Gazetesinde yayınlanan "Büyük Grev" adlı masal öyküde, Koç Holding'in depolarındaki stokların eritilmesi ve Vehbi Koç'un daha fazla para kazanacağı konusunda anlaşma yapıldığını, Kemal Türkler'in, Vehbi Koç'un değirmenine su taşıdığını anlatıyordu.

Karikatürist Haslet'in çizdiği haksız ve yakışık almayan, kendisine de yakışmayan Vehbi Koç'la birlikte aynı amacı taşıyan karikatür, Aziz Nesin'in yazısı ile birlikte aynı gün Vatan Gazetesinde yayınlanmıştı. Haslet, karikatüründe Vehbi Koçun eline "yaşasın grev", Kemal Türklerin eline de "yarasın grev" pankartı tutuşturmuş, Koç ve Türkler'in arasına da şaşkınlık yaşayan işçileri çizmiş...

1962 Yılından itibaren, üye, işyeri temsilcisi, şube gençlik kolu başkanlığı, Merkez Şube Başkanlığı, İstanbul 1. Bölge, 6. Bölge, Ankara Bölge Temsilcisi olarak görev yaptım. Bu görevlerin hemen tamamına seçimle geldim. Oldukça uzun sayılabilecek bu görevlerim süresinde Genel Başkan Kemal Türkler'i çok iyi tanıdım. Son üç yıl ise O'nun Genel Başkanlığında, Genel Başkan Vekili olarak birlikte görevde bulundum. 

Uzun süre birlikte çalıştığım, yurt içi, yurt dışı toplantı ve genel kurul toplantılarına birlikte katıldığım, Kemal Türkler'in herkes gibi hataları, yanlışları olabilir. Varsa bu hatalar elbette görecelidir, herkese göre değişiklik gösterebilir. Ancak Sendikasına ve işçi sınıfına ihanet edeceğini kimse, hiç kimse söyleyemez. Böyle bir düşüncede olanlar bana göre kesinlikle yanılmaktadır. 
Kemal Türkler, işçi sınıfı namusunu ölene kadar üzerinde taşıyan(öldürülene) önemli bir insan, yeri kolay doldurulamayacak, çok değerli bir sendikacı ve devrimci bir liderdir. 
Varlığı, mücadelesi ve yaşantısı ile Türkiye işçi sınıfının devrimci sendikal hareketlerine kazandırdıkları, kim ne derse, desin işçiler tarafından kabul görmüş ve ispatlanmıştır.

ÜRETİM FAZLASI 

Aziz Nesin, yazısında ayrıca, üretim fazlası olduğu, bu nedenle büyük patron Vehbi Koç'un ödemediği işçi ücretleri dahil, birçok konudan daha kârlı çıkacağını ve bu grevlerin zamansız başlatıldığını, bu  durumdan işçilerin zararlı çıkacağını belirtiyordu. "Sendika işçilere tam gündelik veremez oldu, yarı gündelik verilmeye başlandı" dedikten sonra "yarı gündelik de veremez oldu, üçtebir gündelik vermek için taşınmazlarını satılığa çıkarmıştı." diyor.

"İşçilerden kimisi fabrika yönetmenlerine başvurup çalışmak istediklerini söylediler. Kimisi de sendikadan ayrıldı. Eskiden tam karşıtı oldukları sendikalara girenler de oldu," diyerek öyküsüne devam ediyor.
Aziz Nesin penceresinde (düşüncesine), grevlerin zamansız başladığını nasıl anlamıştır? Ne zaman başlanması gerekeceği gibi konulara hiç değinmemiş, bu konuda daha sonra yazdığı kitapta da bu konulardan hiç bahsetmemektedir...

"Büyük Grev" isimli yazıyı daha doğrusu, her ne kadar masal öykü dense de, DİSK ve Maden İş Sendikasının  Genel Başkanını eleştiren yazıyı, Aziz Nesin gibi bir yazarın hangi düşünceyle yazdığını (gerçeğini) anlamak güç...
Kemal Türkler'le aralarında ne geçmiştir bunu bilmek zor. 
Aziz Nesin'e göre, Spor Sergi Sarayında(harbiye)yapılan toplantıda küçük bir grup tarafından atılan "Aziz Nesin sen nesin" sloganı ise bu konunun Kemal Türkler'le kesin olarak ilgisinin olmaması gerekir. Kemal Türkler bu toplantıda yoktur...

Yazının yayınlandığı 3 Aralık 1977 tarihinde önce T.Maden İş Sendikasındaki görevim sona ermişti. DİSK ve Maden İş Sendikası içerisindeki TKP'li uzmanların etkisindeki yöneticiler tarafından, tasfiye edilerek, Maden İş Genel Kurulunda seçilememiş ve görevim sonlanmıştı. 


Eylül 1977 tarihinden itibaren MADEN-İŞ Sendikasında etkin görevler de olan ama, TKP'li olmayan sendika çalışanları, bölge temsilcileri, avukatlar, işyeri sendika temsilci ve baştemsilciler de tamamen tasfiye edildiler.

Grevler, işyeri bazında 1976 Yılından itibaren yasal zorunluluk nedeni ile birer ikişer başlayarak devam ediyor, Turgut ÖZAL'IN danışmanlığındaki MESS uzlaşmaz bir tutum içinde yeni toplu sözleşme görüşmelerini baltalıyordu. Zorunlu başlayan grevlerle birlikte, grevdeki işçilerin sayısı 10 binleri geçmeye başlıyordu. 1977 Yılında da İşveren ve sendikaları MESS'İN katı tutumları nedeniyle yeni başlayan işyeri sözleşme müzakereleri de çıkmaza giriyor, devam eden grevlere yenileri ilave oluyordu. Grevlerdeki işçi sayısının her geçen gün yükselmesi, elbette Sendika, ve dolayısı ile işçileri de ekonomik nedenlerle zora sokuyordu. Bu sıkıntılar büyük grevlerde her zaman yaşanabilir. Aziz Nesin'in de bu durumu en az herkes kadar bilmesi gerekiyor.

Amacım, bazı gazeteciler, bazı "genç şairler", bazı "ilerici" aydınlar gibi yapıp, Aziz Nesin'i eleştirmek değil. Onun yazılarını ve yazdığı kitapların bazılarını, okumuş birisi olarak haddim olmayacağını biliyorum. Haddimi de aşmak istemem.

Aziz Nesin, yazdığı kısa öyküde değil onu eleştirenlere, kendi ifadesine göre onlara verdiği "yanıtlarla" 400 sayfa civarında bir kitap oluşturmuştur. Bu durum elbette Aziz Nesin'in ne denli büyük ve zeki bir yazar olduğunun göstergesidir.
Yazdığı "masal öykü" değil ama kendisini eleştiren yazar, şair, gazetecilere verdiği yanıtlar da haklılık payı yok mu?

"UDC, GENEL YAS ve DGM" olaylarında elbette yanlışlarımız olmuştur. "DGM'yi ezdik sıra MESS'de" sloganı ne kadar doğru muydu?  
Her Toplu Sözleşme görüşmelerinin mutlaka bir sonu vardır. Toplu sözleşmelerin uyuşmazlık sonucu başlayan ve devam eden bu grevlerde de böyledir. Her grevin bir sonu olacaktır. 
Bu durumlara daha sonraki ilgili yazılarımızda değineceğiz...

MADEN-İŞ Sendikası gerçek ve devrimci bir sendikal kitle örgütüdür. Toplu iş sözleşmeleri müzakere ve yapımı, uyuşmazlıklar halinde uygulamalar ve grevler konusunda oldukça deneyimlidir. Buna rağmen yanlışlıklar ve hatalar da olabilir. Bunlardan birisi de sendikal düşünce ve sendikal sonuç uygulamaları ile bağdaşmayan yeni, yeni sloganların yaratılması olabilir. Toplu sözleşmeleri işçi ve sendika teklifleri doğrultusunda sonlandırma çalışmaları devam ederken " DGM'Yİ EZDİK  SIRA MESS'TE" sloganları, işverenlerin MESS'E daha sıkı sarılmalarına yol açmasına neden olmuştur. MESS yönetimi bu ve bu gibi sloganları ve DİSK içindeki ideolojik ayrışmayı kendilerine göre iyi kullandılar... 

MESS'İN MADEN-İŞ'E  karşı oluşturduğu gruptan kopmayı ve gruptan ayrı sözleşme imzalamayı düşünen işverenlerin bile MESS etrafında kenetlendikleri (kemikleştikleri) görülüyordu...

TOPLU SÖZLEŞME AÇMAZLARI

DİSK'in ve DİSK üyesi Maden İş yöneticilerinin aldıkları kararların, uyguladıkları politikaların tamamen doğru olduğunu söylemek ve iddia etmek elbette çok da doğru olmayabilir.
Grevlerin başlamasına, uygulamalarına, toplu sözleşme tekliflerinin hazırlanmasına ve müzakerelerinden sorumlu bir yönetici olarak bazı hatalarımız da olmuş olabilir.

Ancak şurası gerçektir ki, toplu sözleşme tekliflerinin hazırlanması, fabrikalarda çalışan üyelerimizle birlikte hazırlanmıştır. Toplu sözleşme müzakereleri, fabrikalarda üyelerimizin kapalı oy, açık sayım sonucunda seçilen temsilcileriyle birlikte yürütülmüştür. Bu durum üye sayısı az olan fabrikada da böyle olmuştur. 8000 işçinin çalıştığı Ereğli Demir Çelik işletmelerinde de böyle oluyordu.

Ayrıca araştırma dairemiz, üretim ve stok durumları da dahil bir çok konu hakkında, fabrikalarda çalışan üye ve temsilcilerimiz tarafından yönetici ve toplu sözleşme müzakere ekibini bilgilendiriyorlardı.

Ücret ekonomi ve politika dairesi ise hem araştırma dairesi, hem de toplu sözleşme dairesi ekibimizi bilgilendirmek üzere çalışmalara, önemli katkı sağlamaktaydı.

Türkiye Maden İş Sendikasının toplu sözleşme politikası başkanlığım süresince 1974 Eylül ayından,1977 Eylül ayına kadar böyle yürütülmüştür. 1974 yılından itibaren yürütülen bu şekildeki çalışma, ürünlerini vermiş ve çok başarılı sözleşmeler yapılmıştır.

Başarılı toplu sözleşmeler de, semeresini vermiş, sendika üye sayısının otuz binlerden seksen binlere doğru yükselmesinde çok büyük katkı sağlayan ana  unsur olmuştur.Toplu sözleşmeler işçi kamuoyu ve basında yer aldıkça MADEN - İŞ saflarına yeni işyeri ve yeni üyelerin katılımları gerçekleşiyordu.
Aziz Nesin ve O'nun gibiler ne düşünürse düşünsünler, bu grevler yanlış zamanda başlamadı. 
Grevin ya da grevlerin yanlış zaman ve doğru zaman gibi durumları tek faktöre, yani sadece zamana bağlı değildir... 


DEVAM EDECEK (Koç Grubu Zorda)

7 Haziran 2015 Pazar

15 - 16 HAZİRAN SENDİKAL SADAKAT VE SAVUNMA

15-16 HAZİRAN 1970 İŞÇİ OLAYLARINA BİR DE BU YÖNDEN BAKILMALI

İşbirlikçi sarı sendikacılık dönemi sona ermek üzere...

İşçiler, özellikle de metal iş kolunda çöreklenmiş işveren kuklası sendikalardan, istifa, direniş ve işgal gibi eylemlerle kurtulmaya, gerçek ve devrimci sendikalara akın akın üye olmaya başladılar.

Bölge Temsilciliğini Hüseyin Ekinci'nin yaptığı MADEN-İŞ 6. Bölge Temsilciliği'ne bağlı İstanbul İstinye'de kurulu Kavel Kablo Fabrikasın'da 1968 yılında yapılan ikinci direniş çok başarılı oldu. (Birinci direniş 1963 yılında yapılmıştı.)

Kavel işçileri sarı sendikayı kovdular, topluca Maden-İş Sendikası'na geçtiler. Kavel direnişini, yine 6.Bölge Temsilciliği'ne bağlı, Silahtarağa'da kurulu Türk  Demir Döküm Fabrikası işçileri takip etti, 1969 yılında yaptıkları başarılı eylemleri sonunda 2500 işçi topluca T.MADEN-İŞ Sendikasına üye oldular.

İpi kopunca tespih taneleri nasıl etrafa dağılıyorsa, sarı sendikalar da ortadan birer ikişer kaybolmaya başladı. Türk Demir Döküm Fabrikası işçilerinin yolundan yürüyen, aynı bölgedeki ve genel müdürlüğünü Turgut Özal'ın yaptığı Elektrometal Fabrikası işçileri de, başarılı eylemleri ile sarı sendikayı kovup, T.Maden-İş Sendikasına, dolayısı ile DİSK'E üye oldular. 

Alibeyköy'de kurulu Sabahattin Sunguroğlu'na ait Sungurlar Kazan Fabrikası işçileri de, uzunca bir direnişten sonra, sarı sendika işveren birlikteliğine son verdiler.

İstanbul Topkapı'da kurulu Gamak, işçileri, arkadaşları Şerif Aygün'ü şehit vererek,Anadolu yakasındaki Ford Otosan işçileri de sarı sendikalara karşı, yiğitçe direnerek amaçlarına ulaştılar.

15 Haziran'da başlayan büyük işçi direnişi birilerini rahatsız etti, korkuya kapıldılar."Yollar yürümekle aşılmaz" diyenlerle yandaşları, şapkalarını önlerine koyup düşündüler.
Para babalarının büyükleri, emek hırsızları, emekçileri sadece kâr araçlarının bir parçası sayan, sanayici ve yalakaları, acele olarak bir araya geldiler.

Disk ve üye sendikaların önünü kesmek, kapılarına kilit vurmak için sendikalar yasasını alelacele değiştirdiler. DİSK ve üye sendikalar bu durumu, üyelerine duyurmak için iş yeri sendika temsilcileri ile yöneticileri, İstanbul Merter'de bulunan, Disk Genel Merkezinde toplandılar.

Haklarını, sadece haklarını korumak istediklerini, kamu oyuna duyurmak ve bu konudaki haklılıklarını ispatlamak için birleşerek yürüyen emekçilerin önünü kesmek istediler. Sıkı yönetim ilan edildi. İstanbul ve Kocaeli'de yönetim silahlı kuvvetlere devredildi...

Sıkı yönetim komutanlığı hemen, DİSK ve T.Maden-İş Sendikası genel başkanı Kemal Türkler ile MADEN-İŞ Yürütme Kurulu üyesi Hilmi Güner, Şinasi Kaya, Cavit Şarman ve DİSK Genel Sekreteri Kemal Sülker'i tutukladı.

14 Haziran Merter toplantısında konuşma yapan, 6. Bölge Temsilciliğine bağlı Rabak Bakır Fabrikası baş temsilcisi Celal Alçınkaya ile Türk Demir Döküm Fabrikası baş temsilcisi Turgut Alaağaç, Türk Kablo Fabrikası'ndaki Maden İş Sendikası temsilcisi Sırrı Öztürk de tutuklanarak Maltepe, Askeri Ceza Evine konuldu.

15-16 Haziran 1970 olayları ile anılan büyük işçi direnişi hakkında, çok şeyler yazıldı çizildi.
Bir çok üniversiteli genç olayların içinde yer aldı.
Bir kısım yazar, gazeteci, siyasetçi yazı ve konuşmaları ile olaylara destek verdiler...
İşte bunlardan biri, büyük şair Fazıl Hüsnü Dağlarca, 15-16 Haziran 1970 olaylarına ilişkin yürüyüşü, aşağıda okuduğunuz şiirle işçi sınıfı tarihine hediye etti..





Çeşitli düşüncelerle 15-16 Haziran 1970 olayları hakkında değerlendirmeler yapıldı.
Olayların devam etmesinden yana olanlar oldu. Bazı "ilericiler!"işçilerin iş başı yapmalarını eleştirdiler.

15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişi, gündemli ve programlı bir harekettir.
Birilerinin söyledikleri gibi spontane (kendiliğinden) oluşan bir eylem değildir. Bunun böyle olmadığı çeşitli biçimlerde anlaşıldığı gibi mahkemeler ve duruşmaları takip ederek bıkmadan usanmadan duruşma salonlarını dolduran işçilerin varlığı ve eylemleri ile de anlaşılıyordu.

Duruşmalar 1.Ordu Komutanlığı Selimiye Kışlası'nda kurulan askeri mahkemede başladı.
Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Aybar başta olmak üzere, çok büyük bir savunma ordusu oluştu.

T.Maden-İş Sendikası Avukatı Alp Selek ve daha sonra dört dönem İstanbul Baro Başkanlığı yapan Turgut Kazan'ın büyük emekleri oldu. Mehmet Ali Aybar, engin hukuk bilgisi ile değerlendirmeler yaparken, Turgut Kazan, herkesin hayranlığını kazanan hitabeti ile duruşma salonunda dinleyici işçiler tarafından alkışlanıyordu.


Bu durumu engellemek için bundan böyle duruşma salonuna kravatsız olanlar alınmayacak denildi.
İşçiler buna da çözüm buldular. Duruşmalara iş kıyafetleri ile geldiler. Arka ceplerinde taşıdıkları ter silme bezlerini ve mendillerini düğümleyerek boğazlarına bağladılar. Kravatlarımız bunlar diyerek mahkeme salonlarını yine dolduruyorlardı.

Maltepe Askeri Ceza Evi'nin  ziyaret günlerinde işçiler, yönetici ve arkadaşlarını hiç yalnız bırakmadılar. Selimiye kışlasın da yapılan mahkeme duruşmalarında salonu sürekli doldurdular.
İşçilerin sendikalarına karşı gösterdikleri sadakat, gerçek ve devrimci sendikacılığın göstergesi oluyor, yöneticilerine karşı duydukları sevgi ve dayanışmayı dünya aleme duyuruyorlardı. 

Son duruşmada yönetici ve tüm tutukluların beraatları mahkeme başkanı tarafından okununca kendilerini tutamayıp hep beraber ayağa kalkdılar "Gün doğdu hep uyandık siperlere dayandık" marşını yüksek sesle söylemeye başladılar...

27 Mayıs 2015 Çarşamba

MOSKOVA, NAZIM HİKMET VE HEKİMOĞLU


1978 RUSYA"SSCB"

1978 Yılında Sovyet Sendikalar Birliği'nin daveti üzerine, ayrı tarihlerde, DİSK ve üye sendikaların yöneticileri olarak Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ne iki ayrı ziyarette bulunuldu.
Başta Moskova ve o zaman ki adıyla Leningrad (St. Petersburg) olmak üzere çeşitli şehir ve cumhuriyetlerde inceleme ve görüşmeler de bulunduk.

Azerbaycan Cumhuriyeti'nin başkenti Bakü'de görüşmelerimizi sürdürdük. Hazar Denizi kıyısında
bulunan büyük bir petrol rafinerisi ve orada çalışanlarla ücret ve çalışma koşulları dahil bir çok konuyu görüştük. Usta başı durumundaki şahısla görüşmemizde arkadaşları, Brejinev'le aynı miktarda maaş alıyor demişlerdi.

ANATOLIA'NIN HİKAYESİ


Bakü Üniversitesini ziyaret ettik, Profesör ve dekan ile görüşmelerde bulunduk. Anatolya ismindeki tarih profesörü bize isminin hikayesini şöyle anlatmıştı. "Babam Ankara'da Sovyet Büyük Elçiliğinde çalışırken doğmuşum. Bir vesile ile doğumumdan Atatürk'ün haber'i olmuş. Atatürk sizce de uygun olursa bu kızın adı Anadolu olsun demiş. Bizimkiler de Anadoluyu hatırlatsın diye adımı Anatolya koymuşlar"diye gururla anlatmıştı.

1978 Mayıs ayında yaptığımız Azerbaycan gezimizde, başta tarım kooperatifleri olmak üzere çeşitli üretim merkezlerini gezdik. Solhoz denilen kooperatiflerin devlet mülkiyetindeki üretim işletmeleri olduğunu, işçilerin buralarda ücretli çalıştıklarını gördük...

FİYATLARI ÇALIŞANLAR BELİRLİYOR

Baltık denizi yakınlarında ki Letonya Cumhuriyetini ziyaret ettik. Başkenti Riga'yı gezdik. Letonya'daki kooperatiflerin devlete ait olmadığını, kolhoz denilen üretim kooperatiflerinde, ortakların kendilerinin bizzat çalıştıklarını, ürettiklerinin fiyatını kendilerinin belirlediklerini öğrendik.

Bir etlik hayvan üretim kolhozunu görmeye gittiğimizde, büyük baş hayvanların ahırlarına hijyen nedeni ile girmedik, kameralar vasıtası ile ekrandan izledik.
Cumhuriyet yönetim merkezini ziyaret ettik. Yerel yöneticilerle görüşmeler yaptık. Letonya folklor ekibinin şahane gösterisini izledik. Yerel yöneticilerden biri "kızlarımız ilk defa Türk erkeklerini görüyorlar" şeklindeki konuşması çoğumuzun yüzünde tebessümler oluşturdu.

BEYAZ GECELER

Leningrad' da beyaz geceleri yaşadık...
Dostoyevski'yi andık.
Neva nehri kenarında kurulu büyük bir müzeyi gezdik. Müze yetkililerinden 1917 devrimi hakkında ki bilgileri ve bu devrimin ilk ateşlemesini yapan Avrora kruvazörünün gösterdiği kahramanlıkları ve
devrimin oluşmasına katkılarını dinledik.

DELİ PETRO'NUN YAZLIK SARAYI

Osmanlı'nın deli, Rusların ise Büyük Petro dedikleri çarın yazlık sarayını gezdik. 1714-1725 yılları arasında 1. Peter tarafından yazlık için yaptırılmış, deniz kenarına kurulan büyük bir yapı....
Muhteşem bir saray...

Hüseyin Ekinci, Nazım'a saygı Moskova
Şahane bir bahçe içinde altın renginde onlarca heykel bulunuyor. Özellikle yazın çeşitli fıskiye oyunları sergileniyor.
Leningrad metrosunu gördük ve bindik. Metro ile seyahatin bedeli beş kapik. Bizim paramızla beş kuruştu.

NAZIM HİKMET MEŞHURLAR"NOVODEVİÇİ" MEZARLIĞINDA YATIYOR

Moskova'ya gelip de Nazım'ın mezarını ziyaret etmemek, saygı duruşunda bulunmamak olur mu?
Toplu halde, meşhurlar mezarlığındaki kabri önünde, büyük şairimize saygıda bulunduk.
Büyük şair Nazım'a ayrıca saygıda bulunmayı da kendime görev saydım.

KIZIL MEYDAN MOSKOVA

Her yıl, 1 Mayıs ve diğer büyük törenlerin yapıldığı, Kızıl Meydan da dolaştık. Dünyanın en büyük meydanlarından biri olan bu meydan da, 1917 deviminin lideri Lenin'in mozolesi (anıt mezar) bulunuyor. Özel izinle mozelenin içine girdik. Burada tahnit edilmiş vaziyette, yatağında uyuyor gibiydi Lenin.

KREMLİN SARAYI

Rusça'da kale anlamına gelen Kremlin Sarayı, devrim öncesi Rus çarlarının ikametgâhlarıymış. Kremlin Sarayı'nın içinde uzun bir yürüyüşte bulunduk. Müze bölümünü gördük, gezerken doya, doya seyrettik. Osmanlı padişahlarının, Rus çarlarına gönderdikleri değerli hediyeleri gördük..
Kremlin sarayı, devrim sonrası ve bu gün de, adeta Rusya'nın simgesi haline gelmiş çok önemli bir yapı durumunda...

Hüseyin Ekinci 
Çok yüksek duvarlar içindeki  Saray bahçesinde, çok sayıda kilisenin varlığı bize enteresan gelmişti. Rus çarlarının mezarlarının bu kiliselerin içlerinde bulunduğu anlatıldı.

Kremlin Sarayı da, Topkapı Sarayı gibi, bir günde gezilemeyecek kadar büyük yapılar topluluğu...

DİNAMO KİEV DİNAMO MOSKOVA MAÇI

Dinamo Moskova ile Dinamo Kiev arasında oynanan ve Kiev'in galibiyeti ile sonuçlanan Oleg Blohin'in de gol attığı futbol maçını zevkle seyrettik.

ÇELİK FABRİKASINA ZİYARET

1975 Yılında Kemal Türkler'le birlikte Japonya'da yapılan,  Uluslararası Metal İşçileri Federasyonu, Merkez Yönetim Kurulu toplantısına katılmış, toplantı sonrası, büyük bir çelik fabrikasında incelemelerde bulunmuştuk. Ayrıca Toyota otomobil fabrikasını da ziyaret ederek üretim ve çalışma koşulları hakkında önemli bilgilere ulaşmıştık..

Japonya'da harika bir teknolojinin varlığı ile üretim yapıldığını, işçi sağlığı ve iş güvenliğine verilen önemi gördük, Bu yıllarda Japonların ABD'den hurda satın aldıklarını, hurdayı çelik haline dönüştürüp, ABD de üretilen çelikten daha ucuza sattıklarını dinlemiştik.

1976 Yılında ise üyesi bulunduğumuz ve Merkezi İsviçre'de bulunan Uluslararası Metal İşçileri Federasyonu, ABD'nin kuruluşunun ikiyüzüncü yıl dönümü nedeni ile Merkez Yönetim Kurulu Toplantısını, Pittsburgh şehrinde yapmış, bu toplantıya MADEN-İŞ yöneticisi olarak ben  katılmıştım.

Toplantı sonrası, çelik fabrikası ve Detroitteki Ford otomobil fabrikasında incelemelerde bulundum. Çalışma koşulları, üretim, özellikle iş güvenliği ve  işçi sağlığı konularındaki çalışmaların çok ileri boyutlarda olduğunu gördüm.

Bursa'da kurulu Renault ve Tofaş Fabrikaları ile Ereğli Demir Çelik Fabrikasında sendikamız T.Maden-İş yetkili olduğu için, toplu sözleşme dairesi başkanı olarak buraları görmüş ve çeşitli açılardan kıyaslamıştım.

Bu defa da SSCB'de bir çelik fabrikasını görmeyi düşünmüş ve yetkililerden rica etmiştim. Kaliteli (mavi çelik) üreten bir fabrikayı gezdik. Üretim ve sair konularda bilgi aldık. Bir çok makine ve ekipmanların üzerinde DDR ''Doğu Almanya'' etiketi görmüştük. Makine ve ekipmanların ise diğer iki ülke (ABD-JAPONYA ) teknolojisinden sanki daha geride olduğu gibi gözlemlemiştik.

KADİR İNANIR ve HEKİMOĞLU

Uzun sayılabilecek bir inceleme ve görgü seyahatinden sonra dönüş için, SSCB Hava Yolları Aeroflot'a ait bir uçağa bindik. Uçakta, 1 Mayıs ve işçi marşları şarkı ve türküler söylenmeye başlandı. 
Kadir İnanır'da uçaktaymış, söylediğimiz marşlara iştirak ettiğini gördük. 
Söylediğimiz bir çok türküye iştirak ediyordu. Hekimoğlu Türküsünü de kendisi çok güzel seslendirmişti. 

Sohbet sırasında, Türkan Şoray'la birlikte, "Moskova film festivali" için gelmişler. Önemli bir iş nedeniyle erken dönmek zorunda olduğunu, Türkan Şoray'ın daha sonra döneceğini belirtmişti.

18 Mayıs 2015 Pazartesi

YILMAYAN DEVRİMCİ

CELAL ALÇINKAYA

18 Mayıs 2014 Tarihinde Celal Alçınkaya'yı kaybettik. O'nu, çok sevdiği, Bolu Yeniçağa ilçesindeki, eşinin köyünde toprağa verilmek üzere İstanbul'dan uğurladık.

1962 Yılında tanıdım Alçınkaya'yı.

Kağıthane'de kurulu Rabak Elektrolitik Bakır Fabrikasında birlikte çalıştık. Ben, (göztaşı ) bakır sülfat imalathanesinde çalışıyordum. Celal Alçınkaya ise fabrikanın en önemli maddesi olan sülfirik asit taşıyan tanker şoförü olarak görev yapıyordu. Birlikte Maden İş üyeliği, işyeri sendika temsilciliği yaptık.

1964 yılında ben şube gençlik kolları başkanlığına seçilmiştim. Sevgili Alçınkaya işyeri sendika baştemsilciliği görevine seçildi.

1965 yılında yapılan Silahtarağa Merkez Şubesi Genel kurulunda, şube başkanlığına seçildim. Aynı genel kurulda, Alçınkaya ise şube yönetim kurulu  üyeliğine seçilmişti.

1967 yılına kadar, ben profesyonel şube başkanı olarak , Alçınkaya ise amatör yönetim kurulu üyesi olarak, sendikal görevleri yapmaya birlikte devam ettik.

1967 Yılında Türkiye Maden-İş Sendikası genel kurulunda, tüzük değişikliği yapıldı. Bölge Temsilcilikleri kuruldu, Silahtarağa Şubesi ile Şişli Şubeleri, 6. Bölge Temsilciliği adı altında birleştirildi.
Yapılan Bölge Temsilciliği seçimini, diğer aday İlyas Kabil'e karşı açık farkla ben kazanmıştım.

Altıncı  Bölge Temsilciliği zamanımda, 1968 Yılında Kavel Kablo Fabrikası işçileri, yaptıkları başarılı direnişleri ile ÇELİK - İŞ sendikasını kovarak Maden-İş bünyesine katıldılar.

Sarı Sendikaların karargah kurdukları Silahtarağada, Türk Demir Döküm Fabrikasında çalışan 2500 işçi, 1969 yılında yaptıkları şanlı direnişleri ile sarı sendikayı kovarak MADEN-İŞ Sendikasında örgütlendiler.

Aynı bölgede kurulu 600 işçinin çalıştığı Elektrometal Fabrikası işçileri de, MADEN-İŞ çatısı altında sınıf ve kitle sendikacılığı mücadelesini yürütmek üzere, sınıfdaşları ile bütünleşerek MADEN-İŞ içerisinde yerlerini aldılar.

Sungurlar Kazan Fabrikası işçileri ise MADEN - İŞ'E geçmek ve sarı sendikayı kovmak için, çalıştıkları her iki fabrikada da direniş başlattılar ve  başardılar,

Tüm bu örgütlenmeler sırasında,  yapılan direniş ve işgallerde, Alçınkaya kimi zaman, Rabak işyeri baştemsilcisi, kimi zaman yönetim kurulu üyesi olarak görevler üslendi. Sendikal mücadele hamuru ile yoğruldu. Üstlendiği görevleri amatörce hakkıyla yerine getirdi.

1962 yılında tanıdığım Celal Alçınkaya'nın, önce, çok iyi bir insan olduğunu belirtmem gerekir.
Halk tabiri olarak söylersem "adam gibi adamdı, eline beline diline sahip" olarak yaşadı.

Yedi yıl şube başkanı ve 6. Bölge Temsilcisi (Bölge Başkanı) olarak görev yaptığım dönemi geride bırakarak, 1972 yılında askere gitmem gerekiyordu. Genel Başkan Kemal Türkler'in önerisi ile Altıncı Bölgeyi ikiye ayırdık. İki bölge olarak düzenledik.

Eyüp, Silahtarağa, Alibeyköy ve Haliç'in her iki yakasındaki fabrikaları kapsayan bölgeyi  14. Bölge olarak kurduk. Bölge Temsilcisi olarak, Rabak Fabrikası işyeri baştemsilcisi Celal Alçınkaya görevlendirildi.

1977 EYLÜL Ayında yapılan 22. Genel Kurula kadar bölge temsilciliği devam eden Alçınkaya, işbaşına gelen yeni yönetim tarafından işten çıkarıldı. Sendikal mücadelenin ve çok sevdiği MADEN-İŞ Sendikasının dışına itildi.

Celal Alçınkaya devrimci idi, sosyalist değildi, ancak sol anlayışlara kapalı da değildi. Devrimci sendikal hareket içinde olan sendikal yapının bildiği gibi, T. Maden İş Sendikasında görev alan yeni yönetimin, benimsedikleri siyasi ideoloji ve (siyasi anlayışları), devrimci sendikal yönetim anlayışının önüne geçti. 

Bu düşünce ile uyguladıkları sendikal faaliyet, DİSK bünyesinde de büyük hasarlara neden oldu. MADEN - İŞ ve DİSK içindeki devrimci ve sol düşüncede olan hemen herkesin bu gidişten rahatsızlık duyduğu bir gerçekti. O zamanlarda, Türk Ceza Kanununda *141 ve 142 maddeler bulunuyordu. 141 ve 142. maddeler nedeni ile "illegal" kuruluş mensubu yöneticiler açıkça eleştirilemedi. Bu durum ise sendikal alt yapıları yetersiz, siyasi çalışmalarda bağımlı olan kadroların işine geldi! Yanlışlıklar, genel kurul ve toplantılarda devrimci sendikal kamuoyu ve devrimci sendikal kadrolarına tam olarak anlatılamadı.

Sadece kendi aralarında yanlışlarını dile getirdiler!..

Sendikal kadrolarda bulunan "uzmanların" ideoloji, düşünce ve uygulamaları zaten sendikal birikim ve deneyimleri sınırlı olan yöneticilerin anlayışlarının önüne geçti. "DGM, UDC, 1 MAYIS 1977, MESS grevlerinde yapılan hataları, bildikleri halde görmezden geldiler. Sessiz kaldılar, hataları anlayamadılar. Tüm bu durumları örgüte ve örgütün yapısına zarar vermeye devam ettirdiler.

Asla bir özeleştiri yapmadılar.
Sağdan sola 2. Bahri Ersöz (MESS Başkanı ve Rabak Fabrikaları Genel Müdürü)
ayakta konuşma yapan Hüseyin Ekici Maden-İş Genel Başkan Vekili, 4. Celal Alçınkaya

Kendi aralarında
birbirlerini suçladılar. 
Suçlamalar, temel direk(!) olarak gördükleri, bir zamanlar toz kondurmadıkları birinin baskılar nedeni ile Yürütme Kurulundaki görevinden istifası ile sonuçlanıyordu.

Sendikal "çalışmada, siyaset, sendikal anlayışın önüne geçmemelidir.

Yanlış bir yoldur bu durum.
Türkiye sendikal hareketi içinde kilometre taşı olarak duran, devrimci bir büyük sendikanın genleriyle oynadılar.
Nitekim genel kurul sonrası çözülmeler başladı. MADEN-İŞ Sendikasının en önemli kalelerinden Türk Demirdöküm, Ereğli Demir Çelik ve Kavel işçileri MADEN - İŞ'ten koptu.

Yeni yönetim, Celal Alçınkay'ayı da sırf kendileri gibi düşünmediğinden işten çıkardı. MADEN -İŞ dışına itti.

Ne var ki Abdullah BAŞTÜRK Başkanlığındaki DİSK Yürütme Kurulu, Alçınkaya'yı sahiplendi. O'na Topkapı, Gaziosmanpaşa, Eyüp, Bayrampaşa ve Silahtarağa bölgelerinden sorumlu DİSK Bölge Temsilcisi olarak görev verdi.
DİSK'in 2. Genel Başkanı
Abdullah BAŞTÜRK
DİSK Bölge Temsilcisi olarak  görev almasında benim de küçük bir katkım oldu, ama önemli olan bu değil. 
İşçi sınıfının mücadele şerbetini içen Celal Alçınkaya, sevdiği işte ve çok sevildiği bölgelerde tekrar çalışmaya başlamasıydı.   
Alçınkaya, Kenan Evren ve aynı zihniyetteki takımı tarafından yapılan 1980 faşist darbesine kadar DİSK'TE bu görevini sürdürdü.

Maden-İş yönetimine gelen malum zihniyet, sendikaya omuz veren, gece gündüz, sıcak soğuk yağmur çamur demeden başarılı örgütlenmeler, toplu sözleşmeler yapan bir kısım yönetici, uzman, avukat, temsilci ve organizatörleri de Alçınkaya gibi haksızlık yaparak işten çıkardılar, tasfiye ettiler.

DİSK Genel Başkanlığını  kaybeden ve MADEN-İŞ Genel Başkanlığını sürdüren, Kemal Türkler'in başkanlığındaki Yürütme Kurulunun, Alçınkaya'nın işine son vermesi oldukça düşündürücüdür...

Celal Alçınkaya çok uzun yıllar maddi bir beklentisi olmadan amatörce sendikaya hizmet etmiş, sendikanın, yeni işyeri örgütlenmelerine emekler vermiştir.
Celal Alçınkaya
Alçınkaya'yı, onun sendikal ahlakı ve çalışmasını çok yakından tanıyor, biliyorum.  Çok uzun yıllar onun şube başkanlığını ve bölge temsilciliğini yaptım. Çok iyi bir sendikacı olup olmadığı, sendikacılık bilgi ve birikimi tartışılabilir. Ancak onun insanlığına, sendikal inanışına, namus ve erdemine kimse ama hiç kimse laf söyleyemez.

Sırf kendi ideolojilerinden olmadığı, kendileri gibi düşünmediği için görevine son verilen ve zor günler yaşayan Alçınkaya, buna rağmen yaşamı boyunca tasfiye edilen birçoğumuz gibi, MADEN-İŞ aleyhinde tek bir kelime etmedi. Genel Başkan Kemal Türkler hakkında bir kez olsun kötü söz söylemedi.
Alçınkaya'nın sendikal mücadele içersinde gösterdiği vefa ve adamlığı her zaman on numaraydı.

Şube başkanlığını, sonra 6. Bölge Temsilciliğini daha sonra da Genel Başkan Vekilliğini yaptığım Alçınkaya,15-16 Haziran Büyük Direnişinin Eyüp, Alibeyköy, Silahtarağa, Kağıthane, Cendere yürüyüş kolu yöneticisiydi. Celal Alçınkaya'nın, ışıklar içinde ve rahat uyuduğunu düşünüyor, onu çok uzun yıllardır tanıyan biri olarak buna inanıyorum. 
Celal Alçınkaya'yı işten çıkararak onu çok sevdiği sendikasından ayrı koyan, işsizliğe hatta açlığa iten bir eski yöneticinin, Alçınkaya hakkında bazı yerlerde olumlu anlatımlar yapmaya kalkışması hiçte inandırıcı gelmiyor. "Bazı şeylerin dönüşü olmaz." 

* (kısaca) 141 ve 142. maddeler, sınıf esaslı örgütlenmeyi ve propagandayı yasaklayarak örgütlenme ve ifade özgürlüğünü ihlal ettikleri gerekçesiyle verilecek cezaları içermektedir.

19 Nisan 2015 Pazar

1 MAYIS 1976 YIĞINSAL KUTLANIYOR.

Bir MAYIS İşçi ve Emekçiler Günü, dünya çapında kutlanıyor. Birlik ve  dayanışma günü olarak kutlanan bu bayram aynı zamanda haksızlıklarla mücadele günüdür.

Türkiye'de ilk kez 1923 yılında resmi olarak kutlandı.

22 Mayıs 2009 tarihinde, Emek ve Dayanışma Günü olarak, yasalaştı ve resmi tatil olarak ilan edildi.

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLERİNDE İŞÇİLER, FAZLA ÇALIŞTIRILMAYA BAŞKALDIRDILAR.

Amerikan İşçi Sendikaları Konfederasyonu öncülüğünde işçiler 6 gün, günde 12 saat çalışma uygulamasına başkaldırdılar.  1856 yılında, günde 8 saatten fazla çalışmayacaklarını bildirerek iş bıraktılar. 500 binden fazla işçinin katıldığı büyük bir miting yaptılar.

Ülkemizde 1923 yılında resmi olarak kutlanan 1 Mayıs, 1924 yılında yasaklandı. 1935 yılında  1 Mayıs'a ''Bahar ve Çiçek Bayramı'' adı verildi, Tatil günü olarak (ücretsiz) ilan edildi.


Ülkemizde Bahar ve Çiçek Bayramı olarak ilan edilen bu günde piknik yapan birçok aile, bir araya gelerek birlikte eğlenen arkadaş gurupları, polisler tarafından mimlenirdi. Komünist şüphesi ile her yıl göz altına alınanlar oluyor, mahkemelerde uzun süre yargılanıyorlardı. Birçok işçi yapılan asılsız ihbarlar sonucu işten çıkarılıyordu..

1976 Yılında Disk Kurucu üyesi Türkiye Maden-İş Sendikamızın, Gönen'de yaptığımız (MİTES) MADEN-İŞ Eeğitim Tesislerinde, Genel Yönetim Kurulu toplantımız yapılıyor, uzun yıllar Almanya'da çalışan ve Türkiye'ye dönen 1975 yılında yapılan Genel Kurulunda, DİSKk Genel Sekreteri seçilen İbrahim Güzelce' de aramızda yer alıyordu.

Toplantı aralarında sohbet ederken İbrahim Güzelce yaptığımız sohbetlerde,  Almanya ve Avrupa'da kitlesel olarak yapılan 1 MAYIS toplantı ve mitinglerinden bahsediyor, ülkemizde de artık zamanın geldiğini belirtiyordu.





Üç gün devam eden toplantımızda,Yönetim Kurulu gündemindeki konuları görüşerek gerekli kararları aldı. 1 MAYISIN yığınsal olarak kutlanma konusunda DİSK yönetiminin alacağı karara göre hareket edilmesini karar altına alarak toplantıyı sonlandırdık.

Türkiye'de 1 MAYIS kutlamalarının yığınsal olarak yapılması fikri, böylece filizlenmiş oluyordu.

1976 yılında kitlesel olarak yapılan 1 MAYIS'ta, Disk yöneticilerinin
Taksim 1 MAYIS alanına girişleri görülüyor. *
1976  yılında yapılan 1 MAYIS yürüyüşleri ve Taksim alanındaki yığınsal toplantısı, tam bir ciddiyet ve şenlik içinde geçti, Sendikalar ve üyeleri kendi güvenliklerini başarılı bir şekilde sağladılar.
Sloganlarını özgürce haykırdılar, dövizlerini diledikleri boyutta yazdılar ve gururla taşıdılar.

Çeşitli ideolojideki kuruluşlar ise, yürüyüşlerinde kendi sloganlarını özgürce seslendirdiler, pankart ve dövizlerini özgürce taşıdılar.

Kısaca özetlemek gerekirse, DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) öncülüğünde yapılan 1976 1 MAYIS kitlesel kutlanması başarılı bir şekilde yapılmış oldu.

1977 Yılında yapılan  gösteriler daha bir yığınsal olarak başladı. Yaklaşık 700.000. kişinin katılımı gerçekleşti. Gerek toplantı öncesi, gerekse toplantı alanına girişlerde, bazı sıkıntılar yaşandı. Bir kısım örgütlere karşı mesafeli davranılmak istendi.

Bunların sebepleri hakkında çok değişik görüşler sergilendi. Kitaplar, makaleler yazıldı.1 MAYIS öncelikle işçilerin ve kutlamak isteyen herkesindir. Kutlamalara her vatandaş, her meslek örgütü, çeşitli ideolojilerdeki siyasi parti ve örgütlerin katılması engellenmemelidir.

Bu toplantıların dış güvenliği elbette devlet tarafından sağlanmalıdır. 1 MAYIS 1977 de bu böyle olmadı. Toplantı bitimi yaklaşırken topluluğun üzerine ateş açıldı, 37 kişi öldü. Yüzlerce kişi yaralandı.  Devletin bu konudaki zafiyeti hala tartışılmaktadır.

1 MAYIS MEYDANI TAKSİMDİR

1 MAYISIN kitlesel olarak kutlanması Taksime çok yakışıyor.

Yukarıdaki resim soldan sağa: Hakkı Öztürk, Mehmet Karaca, Kemal Türkler, Kemal Nebioğlu, Hüseyin Ekinci, Fehmi Işıklar.

31 Ocak 2015 Cumartesi

PROF. MUAMMER AKSOY ve BÜYÜK İŞÇİ DİRENİŞİ

15-16 Haziran "1970 Büyük İşçi Direnişi" yapıldı.

Başta T.Maden-İş sendikası üyeleri olmak üzere Disk üyesi tüm işçiler, 15 Haziran 1970 sabahı işbaşı yapmadı. Sendikal özgürlüklerinin ellerinden alınmasını, devrimci ve gerçek sendikacılığın bitirilmesine yönelik, Demirel iktidarı tarafından çarçabuk çıkarılan yasayı protesto etmek için yürüdüler, yürüdüler...

Bu yürüyüşte yalnız kalmadılar. Türk-İş'e bağlı çok sayıda işçi, yöneticilerinin engellemelerine rağmen Disk üyelerinin yanında oldular, birlikte yürüdüler.

Devrimci gençlik örgütleri, ilerici aydınlar, bir çok yazar, sanatçı bu eylemlerin yanında oldular ve eylemlere destek verdiler.

İstanbul ve Kocaeli'de "Sıkı Yönetim" ilan edildi. Disk ve Maden-İş yürütme kurulu üyeleri ve çok sayıda iş yeri baş temsilcisi tutuklandı. Haklarında sıkı yönetim mahkemesince davalar açıldı.

Davaların seyri ve savunma konularında görüş alışverişi için büyük insan, değerli hukukçu Profesör Muammer Aksoy'la görüşmemiz gerekti.

Kendisinden görüşme talebimiz olduğunda tereddüt etmeden randevu verdi. Ben o zamanki 6. Bölge Temsilcisi olarak, Maden-İş Hukuk Dairesi Müdürü sevgili Av. Alp Selek'le birlikte gittik, 2 saate yakın faydalı bir görüşmemiz oldu.

Mert insan, değerli hukuk profesörü, ne yazık ki namertler tarafından 1990 yılında katledildi. Profesör Muammer Aksoy'u katledilişinin (31 OCAK 1990) yıl dönümünde  saygıyla anıyorum.

T.Maden-İş Sendikası ve üyeleri üzerinde çok büyük emekleri bulunan, mücadele insanı işçi dostu Av. Alp Selek'i de sevgi ile selamlıyorum.


Beğenebileceğiniz Diğer Yazılar

15 –16 HAZİRAN 1970 BÜYÜK İŞÇİ DİRENİŞİBÜYÜKSÜN YAŞAR KEMAL

Öne Çıkan Yayın

16 HAZİRAN İŞÇİ EYLEM GÜNÜDÜR

  KUTSAL İŞÇİ YÜRÜYÜŞÜ 13 ŞUBAT 1967 Tarihinde DİSK kuruldu. Böylece devrimci ve gerçek sendikacılık dönemine girilmiş oldu. Kısa zamanda ...