21 Aralık 2016 Çarşamba

İŞÇİLERİN İŞÇİ BAŞKANI ABDULLAH BAŞTÜRK

Bugün 21 Aralık. 25 yıl önce sevgili Başkanımız, mücadale arkadaşım, dostum Abdullah Baştürk’ü yitirmiştik.
Bugün onu mezarı başında andık. Onun için bugünkü Cumhuriyet gazetesinde bir yazı yazdım.
ÇEYREK ASIR SONRA
ABDULLAH BAŞTÜRK’Ü ANARKEN
DİSK’in ikinci Genel Başkanı Abdullah Baştürk’ü 21 Aralık 1991 günü yitirmiştik. 25. Ölüm yıldönümünde onu sevgiyle, saygıyla, özlemle anıyoruz.
Genel-İş Sendikası eski Genel Başkanı, Uluslararası Kamu Çalışanları Feder-asyonu PSI Yönetim Kurulu eski üyesi, Avrupa Sendikalar Konfederasyonu ASK/ETUC Yönetim Kurulu eski üyesi, üç dönem milletvekili, Halkın Emek Partisi (HEP) kurucusu Abdullah Baştürk’ün eksikliğini 25 yıldır acı bir biçimde yaşıyoruz.
Türkiye sendikacılık hareketine değerli katkılarından sonra, Türkiye işçi sınıfının demokrasi, özgürlükler ve sendikal haklar savaşımına daha da önemli katkılar sağlayacağı bir dönemde kendisini yitirdik.
Orta öğrenimini tamamlayamadan işçilik hayatına atılan Baştürk daha genç yaşlarda örgütçülüğünü kanıtladı. Genel-İş Sendikası bir yerde onun ürünüydü. Yaklaşık otuz yılda, binlerden başlayan bir sendikal yapıyı yüzbinlerin üstüne taşıdı. O dönemin belediye başkanlarına sendika gerçeğini öğretti. Belediye işçileri işyerlerinde onunla kimlik kazandı, saygınlık gördü, farklı olanı yaşadı.
Türk-İş’te bugünlere kadar yansıyan muhalefetin en önemli unsurlarındandı. Bu muhalefetin ilkelerini belirleyen Dörtler Raporu, Onikiler Raporu, aynı zamanda Türkiye’deki sendikal mücadele sürecinin önemli noktalarını sergiliyordu.
Türk-İş’teki uzun muhalefet yıllarından sonuç alamayınca, mücadelesini DİSK ile bütünleştirdi. 27 Aralık 1980’de DİSK’in 5. Genel Kurulu’nda DİSK Genel Başkanlığına seçildi. 16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi’ndeki faşist katliam üzerine ilk kez Türkiye’de 2 saatlik bir “genel grev”i başlatan oydu. 1 Mayıs 1977 katliamının getirdiği yılgınlık, 1 Mayıs 1978’de onunla aşıldı. Tutukluluğu ilk kez 1961’de Balmumcu’da yaşamıştı. Ardından 1 Mayıs 1979 ve 1 Mayıs 1980 tutuklulukları geldi.
12 Eylül darbesinin ilk hedefi DİSK ve Abdullah Baştürk oldu. Ama gözlerinde korkunun zerresini göremediler. İşkence yaptılar. Horlamak istediler. O, inatçı ve bilge duruşuyla dimdik ayakta durdu. Geriye adım atmadı. Arkadaşlarını kucaklayarak yoluna devam etti.
Davutpaşa ve Metris hapishanelerini gördü. Direttiği için, “evet, işkence yaptınız” dediği için, mahkemede askeri hakimi reddettiği için, Sultanahmet ve Metris cezaevlerinin hücrelerini de yaşadı.
Daha darbeden birkaç ay sonra, yılgınlığın kol gezdiği bir ortamda, Sıkıyönetim yargılamasından önce, Bakırköy’de görülen “DİSK’i Kapatma Davası” sırasında tok bir sesle darbenin hukuk dışılığını tüm dünyaya ilan ediyor, “zaman DİSK’i ve bizleri haklı çıkaracaktır” diyordu.
İdamla yargılandığı Sıkıyönetim Askeri Mahkemesindeki Sorgusu dünyanın gelmiş geçmiş en uzun sorgularından biri olarak 109 günde 21 celsede tamamlandı. Savunması okuması 7 celse sürdü.
DİSK Davası sırasındaki kararlı tavrıyla halkımızın ve dünya halklarının saygısını kazandı. DİSK Davası’nda yaptığı savunma kitaplaştırılıp Yargı Önünde Savunma adıyla basıldı (Cumhuriyet, Çağdaş yayınları). PSI tarafından İngilizceye çevrilerek tüm dünyaya dağıtıldı.
Abdullah Baştürk 12 Eylül öncesinde Türkiye’de ve uluslararası sendikal ha-rekette bilinen bir kişilikti. Ama onu asıl “büyük” kılan, 12 Eylül hücrelerindeki, hapishanelerindeki, mahkemelerindeki tavrı oldu.
Mahkemede yalnızca kendi dönemine değil, alınmasından sorumlu olmadığı kararlara da, kaleme alınmalarından haberli olmadığı yayınlara da sahip çıktı. Korkarak yurt dışına kaçan sendikacılara hiçbir gönderme yapmadan DİSK’in tüm geçmişinden sorumluymuş gibi DİSK’i sahiplenerek, DİSK’e ait ne varsa tek tek savundu.
Önceleri uluslararası düzeyde belli bir tanınmışlığı vardı. Ancak 12 Eylül son-rasında DİSK Davasındaki savunması, tutarlı ve kararlı tavrıyla Batı’da devleşti. Bazı yabancı sendikacılar 1985 yılında onu Lech Welesa ile bir tutuyor Nobel Barış Ödülüne aday göstermek istiyorlardı. 1987 yılında İsveç Sendikal Hareketi’nin verdiği “Özgürlük Ödülü” ile Mandela’dan sonra ödüllendirilen ikinci kişi oldu.
1978 başından itibaren 14 yıl boyunca Abdullah Baştürk’ün en yakınında olan kişilerden biriyim. Bu süre içinde onun danışmanlığını yaptım, tüm konuşma-larını, demeçlerini, savunmasını hazırladım. Yurt dışında yıllarca çevirmenliğinde bulundum.
Hayatta hiçbir şeyi zor görmedi. Engel tanımadı. En zor anlarda meşhur deyişiyle “goley” (yani kolay) derdi. Yürür giderdi. Zamanın askeri savcısı daha ilk günlerde “idam edileceksiniz” deyince kendisine “siz benim ancak ceketimi asarsınız” demişti.
İşçi sınıfının kurtuluşunun siyasi mücadeleyle olacağına, bu mücadelenin de bağımsız bir sınıf partisiyle ve işçi sınıfı ideolojisiyle yapılacağına inanıyor-du.Vizyonu, gelecek sezgisi, siyasi feraseti olağanüstüydü.
“Beşer nisyan ile maluldür” derler. Zaman geçince unutulur. DİSKlilerle birlikte hapis yattığım ve hapishanedeki DİSK Davası Savunması mimarlarından biri olduğum için rahatlıkla söyleyebilirim ki, o olmasaydı, DİSK Davası bu düzeyiyle sona ermezdi. DİSK Davası’nın kaderini belirleyen ilk 21 celse kahramanca savaştı. Tüm DİSK’e sahip çıkarak, hiçbir şeyi inkar etmeden, dobra dobra ko-nuşarak, zaman zaman ince alaylara girişerek.
Birlikteki son altı ayımız DİSK’in yeniden inşaasını, tıkanan sendikacılığı aşma yöntemlerini tartışmakla geçmişti. Ayazağa’ya taşınma, şeffaf sendikacılık, çağdaş yardımlaşma sandıkları, araştırma enstitüleri, işçi okulları, hatta işçi ün-iversitesi, DİSK Vakfı, DİSK Radyosu, genç işçilerin ve de özellikle emeklilerin sorunlarını aşma, yeni toplu sözleşme görüşme yöntemleri geliştirme…Beyin kanaması geçirmesinden birkaç gün önce arkadaşlarımızla birlikte içki içerken de bu konular gündemimizdi.
İşçilikten gelme bir işçi lideriydi. Sendikacı ve siyasetçi kişiliğinin ötesinde önce-likle güzel bir insandı. Sendikacılık dünyasında bir bilge kişiydi. Özellikle 12 Eylül sonrasında yaşadığı ihanetleri bu bilge kişiliğiyle aştı. Onda karamsarlığa yer yoktu. Her zaman pozitif enerjiyle doluydu. Çevresinde gördüğü karamsarlara söylediği söz “güzel bak, güzel” olurdu. Onca yoğun işler arasında her zaman ailesiyle, dostlarıyla paylaşacak, dostlarının sorunlarını çözmeye ayıracak bir zaman bulurdu.
1991 sonrasında, genel olarak her alandaki küreselleşme, neo-liberalizm yak-laşımları, kamunun tasfiyesi, özelleştirmeler, sosyal devletin daraltılması… gibi olumsuzlukları yaşayan dünya koşullarında ve ihracata dönük birikim modelinin zorunlu kıldığı sendikasızlaştırma, düşük ücret, yedek işçiler ordusunu ve kayıt dışı istihdamı genişletme, işçilerde sınıf bilincinin doğmasını engelleyecek yoğun ideolojik saldırı uygulamalarını içeren Türkiye koşullarında DİSK yöneticileri ne yazık ki gerekli “yeniden yapılanma”yı gerçekleştiremediler.
İşçilere yönelik her türlü saldırının artırıldığı, herkesin susturulmak istendiği, gazetecilerin bile hapse atıldığı günümüz koşullarında Abdullah Baştürk’ün vizyonu, kararlı, direnişçi, mücadeleci tavrı hala işçilere, DİSK yöneticilerine yol gösterebilir.
Bugün adı “Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı Ödülleri”nde yaşıyor.
FARUK PEKİN, DİSK Genel Başkanlığı eski Baş Danışmanı
(21 Aralık 2016 / Cumhuriyet Gazetesi)

14 Eylül 2016 Çarşamba

GENCO ERKAL GREV OYLAMASI VE DOSTLAR TİYATROSU

1971 Yılında, Dostlar Tiyatrosunun davetiyle gittiğimiz, "Havana Duruşması" oyununu büyük bir dikkatle seyretmiştim. O günkü seyirciler arasında Küba'lı bir de konuk vardı. Zannediyorum adı Ortega idi.

Oyuna, MADEN-İŞ Sendikamızın Genel Başkan Vekili Şinasi Kaya ile birlikte gitmiştik. Ben o tarihte MADEN-İŞ 6. Bölge ( Haliç'in her iki tarafı, Silahtarağa, Kağıthane, Şişli, Sarıyer, tüm Beyoğlu) Temsilcisiydim. Sevgili dostumuz Mehmet Akan, antrakta yanımıza geldi. "Oyundan sonra hemen gitmeyin lütfen, sizinle bir kahve içmek istiyoruz" dedi. Şinasi "ne oluyor Mehmet, bize oyunda rol vereceksen şimdiden kabul ediyoruz" dedi.

Gülüştük...

Mehmet Akan tiyatro oyunculuğunun yanı sıra şahane bir folklor dansçısıydı. Türk Folklor dansları hakkında, engin bir bilgisi vardı. Urfa'lı olması onun, danslarına ayrı bir renk, beceri ve yatkınlık yüklüyordu. Sanırım Urfa, Bitlis ve Siirt Folklor ekibi oyunların da her zaman arananlardan biriydi.

Şinasi Kaya sendikacılığından önce fabrikada çalışırken, Mehmet Akanla tanışmış ve birlikte folklor oynamışlardı.Özellikle Kars ve Artvin ve oyunlarında, eline kolay kolay kimse su dökemezdi Kaya'nın. Artvin oyunlarından "Ata Barı" çok güzel oynardı. Kafkas oyunları ise uzun boyuyla ona çok yakışıyordu.

Oyunu, ilgi ile pür dikkat seyrettik. Genco ve Akan harika bir oyun seyrettirdi bize. Rollerinin hakkını tam olarak verdiklerini düşünmüştük. Bu durum oyun bitiminde, tüm seyircilerin ayakta ve uzun süren alkışlarıyla da kendini belli etmişti. Oyun bitti, fuayede biraz oturduk. Mehmet, Genco Erkal'la birlikte geldi. Oyun hakkındaki görüşlerimizi kısaca aktardık, sohbet sırasında, Genco bir sendikal etkinlik görmek istediği belirtti.

Ben, Genco Erkal'a, "Mecidiyeköy Profilo Fabrikasında grev kararı aldık, iki gün sonra fabrikada grev oylaması" yapılacak, 2500 civarında çalışan işçi oy kullanacak. "Greve evet" veya "greve hayır" diyecekler, isterseniz gelip izleyin" dedim. "O gün öğleden sonra provamız var, sabah gelsek olur mu" diye sormuştu. Oylama sabah başlayacak ne zaman isterseniz gelin demiştim.

Profilo Fabrikasında, toplu sözleşme yapmak için her seferinde patron Jak Kamhi ile devamlı sorun yaşanırdı.Toplu Sözleşme müzakereleri bu sorunlar nedeni ile oldukça uzuyordu.

Profilo Fabrikasında vasıfsız işçi sayısı fazlaydı.
Toplu sözleşmeler yapılıyor. Seyyanen alınan zamlardan tüm sendika üyesi işçiler yararlanıyor, tabi ki vasıfsız işçi ücretleri de bu durumda yükseliyordu. İşte, işveren işçilik ücretlerinin ortalamasını düşürmek için baş vurduğu en etkili ve kolay yolu, vasıfsız işçilerin işten çıkarılmasında buluyordu. Çünkü sokakta çok sayıda işsiz var, çıkarılanların yeri, daha düşük ücretli işçilerle dolduruluyordu.

Bu defa çalışma koşullarının iyileştirilmesi, ücret zamları, yıllık ikramiye ve diğer sosyal yardımlar miktarının yükseltilmesi gibi, mali konuların görüşülmesinin yanında, işyerinde asgari ücretin yasal asgari ücretten daha fazla olması yönündeki isteğimiz işveren tarafından reddedildi. İşyerinde asgari ücretin, yasal asgari ücretten daha yüksek olması çalışanların bir nevi iş  güvencesi oluyordu.

MADEN - İŞ Sendikası olarak yasal grev kararımızı aldık.
Çalışma Bakanlığı İstanbul Bölge Çalışma Müdürlüğü, işveren yanlısı bir kısım işçinin isteği üzerine grev oylaması yapılmasına karar verdi.


Çalışma Bakanlığı iş müfettişleri gözetiminde (bir fabrikada) yapılan grev oylaması. Gizli oy, açık sayım.



PROFİLODA GREV OYLAMASI

Belirtilen günde sandıklar kuruldu. Oylama başladı. Ben ve bölge organizatörü Mustafa Demirci sendika üyesi işçileri temsil ediyoruz.. MESS uzmanı avukat Oytun Atauz ise işvereni temsil ediyor. MESS temsilcisi işyerinde sendikanın gücünü biliyor, işçilerin kesin olarak "greve evet" diyeceklerinden emin, bir kenarda oturuyor. İlk defa gördüğümüz şık giyimli bir zat dikkatimi çekti.

Sağa sola emirler veriyor, bizim sandıklardan çok ötelere gitmemizi istiyor. "Siz kimsiniz yeni Bölge Çalışma Müdürü müsünüz?"  Sorusunu sorduğumda, "avukatım işvereni temsil ediyorum" demişti. "Yetki belgenizi görelim, sahiden vekil misiniz, biz sizi ilk defa görüyoruz" dediğimde, "yetki belgem çantamda çantamı da arabama bıraktım" dedi ve çantasını almaya gitme gibi bir hamle yaptı. 

Ben  "gerek yok, tamam inandık, gitmenize gerek yok, yalnız sağa sola emir veremezsiniz, belki siz bilmiyorsunuz ama biz sonucu gayet iyi biliyoruz, kendinizi fazla yormayın" demiştim. Söylentiye göre, işveren MESS avukatı dışında, bu konularda daha uzman, daha becerikli olduğuna inandığı, Paşabahçe Şişe Cam Fabrikası Hukuk Müşaviri Selçuk TUzlalı'nın da oylama esnasında bulunmasını istemiş.

Mehmet Akan ve Genco, erkenden gelerek bir saat kadar oylamayı izlediler.  "Biz sonucu öğrenmek istiyoruz" diyerek gittiler. Onlara oylama sonucunu mutlaka bildireceğimi söyledim.

Çalışma Bakanlığı işmüfettişlerinin gözetiminde yapılan oylama sonlandırıldı.

Sayım, açık ve herkesin huzurunda yapıldı. Sayım sonucu hazırlanan tutanak, sendika ve  işveren yetkililerine teslim edildi. Oylamaya katılan işçilerin beşte dördünden fazlasının "greve evet" dediği anlaşıldı... 


7 Eylül 2016 Çarşamba

DİSK GENEL SEKRETERİ KEMAL SÜLKER

DİSK UMUT OLDU


13 ŞUBAT 1967 Yılında kurulan DİSK, ülke kamuoyunda özellikle de işçi kesiminde, umut olarak büyük bir hareketliliğe neden oldu. Gerçi bir süreden beri yeni bir işçi konfederasyonu kurulacağı haberleri basında yer almaya başlamıştı. Sendikalar Arası Dayanışma (SADA) çalışmaları sırasında açıkça konuşulmaya da başlandı. Yeni konfederasyon artık yola çıkmıştı... Üstelik yeniliğinin yanına bir de devrimcilik ekleniyordu. SADA'NIN kuruluşuna, emek verenlerden biri de hiç kuşkusuz Kemal Sülker'di. Kuruluş çalışmaları devam ederken bir taraftan da konfederasyon isminin ne olması gerektiği düşünülüyordu. Sendikalarda çalışan kadrolar olarak heyecanla kısaltılmış isimler üzerinde çizimler yapıyor, kolay söylenecek, kolay yazılacak ve kısa yazılışı da anlam ifade edecek kelimeler arıyorduk. 

Bölge Temsilciliğini yaptığım MADEN-İŞ 6. Bölge Temsilciliğine bağlı işyeri toplu sözleşme hazırlık çalışmalarını yapıyorduk. Toplu Sözleşme Dairesi Müdürü hukukçu, sevgili Kenan Aydeniz, hepimiz gibi konu üzerinde çalışmış ve konfederasyonun ismi DİSK olmalı demişti... 
Bir kaç gün "SADA" kurucusu liderler, bu isim üzerinde düşündüler, açılımı Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu "DİSK" olmasına karar verildi... 

Yapılan ilk genel kurulda, Kemal Sülker DİSK Genel Sekreterliğine seçildi. Yine bu genel kurulda Kemal Türkler tekrar Genel Başkanlığa, Rıza Kuas ve Kemal Nebioğlu da Genel Başkan vekilliklerine seçildiler.
DİSK Yöneticileri örgütlenme çalışmalarını sürdürüyor. Türkiye tipi ve işyeri esaslı bir çok bağımsız sendika DİSK üyesi olmak için başvuruda bulunuyordu. Yürütme Kurulu hassas incelemelerden sonra uygun bulunanların üyeliklerine karar veriyorlardı.

Uzun bir süre, Büro İşkolunda herhangi bir sendika üyelik başvurusunda bulunmamıştı. Cağaloğlu'da bulunan Genel Merkezimizde Genel Başkan Kemal Türkler ve Genel Sekreter Kemal Sülker'le yaptığımız kısa bir değerlendirme sonunda, Büro işkolunda bir sendika kurmayı kararlaştırdık.

Kurucu Genel Başkan Sülker'in, İstanbul Şube başkanı da benim olmam kararlaştırıldı. Kısa sürede, Büro İşçileri Sendikası"BİS" kuruldu.
Başkanlığını yapacağım Yönetim Kurulu içinde, Bora Gözen ve Niyazı Kuas'da yer almıştı. İlk olarak, MADEN - İŞ, BASIN - İŞ, LASTİK - İŞ Sendikası çalışanlarını örgütledik. Toplu sözleşme yapmak için yasal davette bulunduk. Bu sırada Özcan Kesgeç Başkanlığındaki SOSYAL - İŞ Sendikası, DİSK üyeliği başvurusunda bulundu. SOSYAL -İŞ'in üyeliğinin kesinleşmesi ile "BİS" ilk genel kurulunda yasal olarak faaliyetini sonlandırdı.
Kemal Sülker DİSK'İN gelişmesi ve sağlam durabilmesi için özellikle basın kuruluşları ile çok iyi ilişkiler kurdu. Sendikal hareketler ve sendikalar üzerine onlarca yazı ve kitaplar yazdı. Sendikacılığının yanı sıra çeşitli gazete ve dergilerde emek ve işçiler konulu yazılar yazmaya devam etti. Nazım Hikmet üzerine çok sayıda kitaplar yazdığını biliyoruz. Devrimci ve sosyalist duruşu tartışılmaz bir DİSK emektarıdır Sülker. 15-16 haziranTürkiye'yi Sarsan İki Uzun Gün adlı kitabı çok okunmuş ve bu kitapla 15 - 16 Haziran büyük işçi direniş ve yürüyüşü ilk ağızdan anlatılmıştır. Sülker, Türkiye İşçi Partisi üyeliği ve bir süre genel sekreterliğini de yapmıştır. Gazetecilik yaparken sol düşünceleri nedeni ile Antakya ve Tokat'ta bir süre sürgün yaşamıştır. Türkiye'de Grev Hakkı Ve GrevlerSendikacılar ve politikaTürkiye Sendikacılık Tarihi ve Georges Lefranc'la birlikte yazdığı Dünyada ve Bizde Sendikacılık önemli kitaplarından bazılarıdır. Kemal Sülker 1970  15 - 16 Haziran Direnişi nedeni ile sıkı yönetim tarafından tutuklanmış ve diğer yönetici ve işçilerle birlikte Maltepe Askeri Ceza Evinde tutulmuştur.

ÜÇ KEMAL DÖNEMİ

Kemal Sülker DİSK 5. Genel Kuruluna kadar uzun süre genel sekreterliğini devam ettirmiştir. Genel Sekreterliği döneminde, Kemal Türkler ve Kemal Nebioğlu ile birlikte çalışmış bu döneme zaman, zaman toplantı ve konuşmalarda üç Kemal dönemi de denmiştir.

DİSK'İN 5. Genel Kurulunda, Kemal Sülker genel sekreterliğini, uzun süre Almanya'da çalışarak yurda dönen BASIN - İŞ Sendikasının eski genel başkanı İbrahim Güzelce'ye devretmiştir. Genel Sekreterlik görevinden sonra da çeşitli dergi ve sendikalarda, sendika, emek ve emekçiler konularında yazmaya devam etmiştir.

DİSK 5. Genel Kurul öncesi Yürütme Kurulu

Kemal Sülker, Abdullah Baştürk'ün Disk Genel Başkanlığı zamanında bir süre danışmanlık görevinde de bulunmuştur. 1978 Yılında Sovyet Sendikalar Birliğinin daveti üzerine (Rusya) giden, Disk Yürütme Kurulu Üyesi Tuncer Kocamanoğlu Başkanlığındaki heyette Kemal Sülker de yer aldı. 1 Mayıs kutlamalarından hemen sonra Sovyetler birliğine giden heyet çeşitli cumhuriyet ve şehirlerde görgü seyahatleri yapmış, özellikle üretim ve sosyal yaşam konularında incelemelerde bulunmuştu. Bir çelik fabrikasına yapacağımız seyahate "dizlerim ağrıyor sayın Ekinci sen metalcisin, benim gözlerimle de bak" demişti. 
 Soldan Hüseyin Ekinci, Tuncer Kocamanoğlu, Müşür Kaya, Kemal Sülker

Fabrika görgü gezisi dönüşünde tercümanımız; "Bolşoy Tiyatrosu'nda Nazım Hikmet'in Ferhat ile Şirin Balesine 7 biletimiz var, kimler gitmek ister" deyince bilet almaya ilk giden Sülker olmuştu. Nazım ismini duyunca, nazım konusunda kitaplar yazan, Nazım'ın yaşantısının her karesini bilen onun değerli eserini, "Ferhat ile Şirin" bu tarihi tiyatroda seyretmek isteyen 60 yaşındaki sevgili Sülker, koşarak ilk bileti alanlardandı.
DİSK EMEKTARI Kemal Sülker'i 1995 yılında kaybettik.  Cenazesi Şişli Cami'inden kaldırıldı. Cenazede bir kısım işçi, Doğu Perinçek ve İşçi Partililer vardı. Devrimci enteller(!),  DİSK ve üye sendika yöneticileri görünmüyorlardı...
O, işçi sınıfının sendikal mücadelesine, şişmiş ve şişirilmiş bir çok gölge sendikacıdan

29 Ağustos 2016 Pazartesi

HALİT NARİN VE GÜLME SIRASI

1980 ÖNCESİ SENDİKAL YAPI

1980 Yılı öncesi ülke nüfus sayımız 44 milyon iken sendikalı işçi sayısı 2.5 milyondu. Yaklaşık yirmi işçiden birisi sendika üyesi durumundaydı.
Bu durum, sendikalı işçi örgütlenmesi açısından iyice gibi görünüyor.

Yıl 2016 ülke nüfusumuz 78 milyon, sendikalı işçi sayısı ise 700.000. Sendikalı işçi sayısı, oran olarak yaklaşık yüzde bir. Düşündürücü bir durum...
1951 Yılında Halit Narin, babası Nurullah Narin'le birlikte İstanbul Bakırköy'de, Narin Tekstil İşletmeleri Anonim şirketini kurdu. İşler iyi, mensucat para kazandırıyor patron olarak Halit Narin işinden ve kardan memnun, neşesi yerinde, gülüyor...

1972 Yılından itibaren Halit Narin Tekstil İşverenleri Sendikası Genel Başkanı oluyor. Şimdi, diğer tekstil fabrika patronlarını bir çatı altında örgütlemek ve Tekstil işçi sendikalarına karşı çok güçlü duruma gelme ve çok kazanma zamanı, Halit Bey gülmeye devam ediyor...

TÜRK-İŞ üyesi TEKSİF Sendikası ile arası iyi, sorunsuz toplu sözleşmeler yapıyor, imzalıyorlar. Hükumetler ve özellikle Başbakan Demirel'le olan dostluğunu, tekstil sermaye örgütünün başkanı olarak daima muhafaza ediyor ve yine gülüyor...

1974 Yılına kadar Tekstil İşverenleri Sendikası Genel Başkanlığını yürüten Halit Narin'i, sermaye çevreleri, çok başarılı buluyorlar. Bu görevinin yanı sıra Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu(TİSK) Başkanlığı görevini de birlikte yürütmesine karar verdiler.

Bu kez, "Patronların patronu" koltuğuna oturdu. Büyük patron Koç'la birlikte gülüyor.
Gülüyor kazanıyor, kazandıkça gülüyorlar...

1970 li Yılların sonlarına doğru, Türkiye kaos yaşıyor. Emperyalizmin kışkırttığı uygulamaları, sağ, sol olaylar nedeni ile her gün yeni canlar kaybediliyor. 24 Ocak Kararları (vahşi) kapitalizm uygulaması yürürlüğe konuluyor...
Türkiye Büyük Millet Meclisi, uzun süren aylar boyunca başkanını seçemiyor. Birilerinin ifade ettikleri gibi "darbe koşullarının olgunlaşması" bekleniyor!..


12 EYLÜL 1980

Kenan Evren ve kuvvet komutanları emir komuta yöntemi içinde, darbe yapıyor, ülke yönetimine el koyuyorlar. "Darbe koşulları olgunlaştı" herhalde!
13 Eylül terör sonlandı!
Uzun gözaltılar, tutuklamalar, işkence ve işten çıkarma dönemleri başladı. Siyasi partilerin faaliyetleri durduruldu, yöneticileri gözlem altına alındı. Devrimci ve gerçek sendikaların (DİSK) faaliyetleri sonlandırıldı, yöneticileri tutuklandı. Bu sendikaların yönetimleri, darbe zihniyetli, kayyumlara teslim edildi.
Ülke için, emekçiler için, siyaset için zor günler dönemi, uzun zamanlara yayılacaktı. Baş darbeci "garson bile benim kadar maaş alıyor"diyerek gözünü işçi ücretlerine dikmişti.

                           Halit Narin ve Evren'in ilk başbakanı Bülent Ulusu 12 Eylül sonrası birlikte gülüyorlar.

İşte 12 Eylül sonrası, Halit Narin, Kenan Evren'e nispet niteliğinde "şimdiye kadar (onlar) işçiler güldü, artık gülme sırası bizde" deyiverdi. Bu sözün anlamı değişik şekillerde yorumlanabilir. İlk akla geleni "işçi hak ve ücretlerinin törpüleneceği idi...

GÜLMEKTEN ÇİÇEĞİ YARILDI

Anadolu'da bir deyim vardır, sık değil ama söylendiği zaman tam yerine oturan bir deyimdir.
O kadar gülüyor ki "gülmekten çiçeği yarıldı."
1951 Yılında kurulan, Narin Mensucat her gün büyüdü, gelişti. Yeni makineler, yeni teknoloji uygulaması firmayı büyüttü. Karları arttı. Yeni bölgelerde yeni işletmeler kurdular. Bakırköy'deki Fabrika, siparişleri karşılayamaz hale geldi, Çerkezköy'e açıldılar. Modern Fabrikalar gece gündüz çalışıyor, cirolar büyüyor, karlar şişiyor.

Bu dönemlerde sendikalar, özellikle DİSK güçleniyor, devrimci ve gerçek sendikacılığın ürünü olan toplu iş sözleşmelerini, başarılı şekilde imzalıyor. İşçiler DİSK'e kaymasın diye zorunlu olarak TÜRK-İŞ sözleşmeleri de ileri seviyelere çekiliyor. Halit Narin, işte 12 eylül öncesinde, karlarından bir kısmını istemeyerek de olsa zorunlu olarak, sendikalar vasıtası ile işçilere vermek durumunda kalıyor. Buna rağmen üretim iyi, karlar fazla yeni yatırımlar devam ediyor...

İşçi kesimi 12 Eylül öncesi Halit Narin'i hiç ağlarken görmedi. Solu, solcuyu sevmiyor "sol yanım hiç kımıldamaz"dermiş. Sola düşmanca, solcuya nefretle, sosyal demokrasiye ise yan bakıyor.
Fabrikalar kuruyor, büyütüyor, yetmiyor, yeni işletmeler kuruyor, zenginleşiyor, gülüyor, güldükçe zenginleşiyor.
Bu büyümelerde, bu zenginlikte, yeni fabrikaların kurulmasında, yeni holdingler oluşumunda sanki işçinin hiç payı yok...

Emeğin, emekçinin, işçinin olmadığı, işletmede, fabrikada üretim olur mu?
İşçi olmazsa işçi çalışmazsa zenginlik bu boyutlara ulaşır mı?
Sömürü düzenlerinde patronlar, zenginleşmede, işçi emeğini genellikle yok sayarlar!


  Evren'in Başbakanı olan "ben zengini severim diyen" Özal'la birlikte gülüyorlar.

Halit Narin 12 Eylül sonrası, "bundan sonra da biz güleceğiz" diyerek, Kenan Evren'e hak veriyor, destek çıkıyor.
12 Eylül 1980 öncesi işçiler, sanki fabrikalarda kar ortağıydı.
Evet 12 Eylül Darbesi yapıldı. Sadece Halit Narin değil patronların hepsi birden güldü. Galiba "patronların patronu" TİSK Başkanı o kadar çok güldü ki, " gülmekten çiçeği yarıldı."

İŞÇİLER ALACAKLI

Türkiye'de işçiler sizler gibi hiç gülmedi, gülemedi.
Ölen patronların varisleri, yaşayan patronlar şunu iyi bilin, işçiler sizlerden alacaklı. Ölen işçiler alacaklı öldüler.

PATRONLAR İŞÇİLERE BORÇLU

Çok sayıda patron, işçilere borçlu öldü. Cenaze namazları kılınırken, işçiler yine de imamın sorusuna,"hakkımızı helal ediyoruz" dediler.
Yaşayan patronlar, patronların değirmenine su taşıyan siyasiler, bürokratlar. sarı sendikacılar, işçilere borçlusunuz, hem de çok...

16 Ağustos 2016 Salı

UZUN SÜREN ELEKTROMETAL GREVİ

Sanayici Erenyol Ailesinin Silahatarağa, Haliç kıyısındaki Elektrometal Fabrikası, Genel Müdür *Hikmet Erenyol'un, 21 Haziran 1971 tarihinde meydana gelen kazadaki vefatından sonra işletmeyi bir süre Necdet Erenyol yönetmeye çalıştı. Daha sonra kendi branşında önemli imalatlar yapan bu fabrika el değiştirdi.

Kuruluşundan itibaren fabrika, döküm ve izabe konusunda her yıl ülkemizin önde gelen kuruluşları arasında gösteriliyordu.


Bir döküm anı
MADEN-İŞ Sendikası ile işveren arasında daha önce yapılan toplu sözleşmenin yürürlük süresi son bulduğu için, yeni dönem toplu sözleşme görüşmelerine başlandı. İşveren Necdet Erenyol'un, MESS'in etkisi ile müzakerelerde oldukça uzlaşmaz bir tavır sergilediği gözleniyordu..

MADEN-İŞ Sendikasının, üyeleri ile birlikte hazırladığı ve fabrikanın karşılayabileceği tekliflerin hemen hiç birisini kabul etmiyorlardı.
Ücret zamları ve diğer sosyal yardımlar konularındaki tekliflere hayır deniliyor, kıdem tazminatı, yıllık ücretli izin günlerinin artırılmasını ise kesinlikle reddediyorlardı. Görüşmeler uzun süre devam etti, her defasında olumsuzlukla sonuçlandı.

29 Temmuz 2016 Cuma

NOTERLE REFERANDUM YAPILDI

DEMİRDÖKÜM DİRENİŞİNİN ETKİLERİ

1950-1960 yıllarında Silahtarağa Bölgesi, döküm, izabe*, demir çekme(haddehane), kalorifer ve buhar kazanları, gibi metal işkolunda büyük fabrikaların, üretim yaptıkları önemli bir sanayi bölgesi durumuna getirildi. 
Koç topluluğu ve bazı önemli iş adamı sanayiciler, bu bölgenin avantajlarından yararlanır haldeydiler. 
Bölgede sağlanan avantajlarla yetinmediler, işçi ücretlerini düşük tutmak, üretim maliyetlerini alabildiğine aşağılara çekmek için, bölgede sarı sendikalar kurdurdular, kurulmuş olanları da kendi güdümlerine aldılar.

İşçileri, bu sarı sendikalar vasıtası ile uzun süreli toplu sözleşmelerle bağımlı hale getiriliyorlardı. Ücret, ikramiye, sosyal haklar, çalışma koşul ve sürelerini istedikleri biçimde oluşturur duruma getirip, böyle de devam ettirmek istiyorlardı...

1969 yılında Türk Demirdöküm Fabrikası işçileri, 1968 yılında Kavel işçilerinin yaptıkları gibi artık yeter diyerek sarı sendika işveren sarmalından kurtulma mücadelesine giriştiler.

DİSK üyesi Türkiye Maden - İş Sendikasında örgütlenmeye başladılar. Sendikaya, üyelik kayıtlarını yaptırarak çoğunluğu sağladılar. İşveren kuklası Çelik -İş Sendikasından istifa ettiler. Yasa gereklerini yerine getirerek, 274 sayılı sendikalar kanunu uyarınca çoğunluğun sağlandığı, MADEN - İŞ'in çoğunluk ve yetkili sendika durumuna geldiğine ait belgeler işyeri yetkililerine bildirildi.

MADEN - İŞ 6. Bölge Temsilcisi olarak, görüşme isteğimizi, işveren reddetti ve  
temsilcilerimizin de içinde olduğu bir grup işçiyi işten çıkardı. Tekrar Çelik - İş Sendikasına döndürmek üzere, işçilere akıl almaz baskılar yapmaya başladı. 
Bunun üzerine işçiler üretimi durdurdu. İşveren ve sarı sendika baskılarına bu defa kafa kaldırdılar. Fabrikayı işgal ettiler, kapılar kaynatıldı.
Giriş, çıkış engellendi...

Fabrika günlerce işgal altında kaldı. Asker müdahale etti, sonunda işveren, MADEN - İŞ Sendikasını, işçilerin yetkili sendikası olarak tanımak zorunda kaldı. Protokol yapıldı. İşten çıkarılanlar işe alındı.
Demirdöküm Direnişi ayrı bir yazı konusudur. Örgütlenme nasıl oldu, çoğunluk nasıl sağlandı, örgütlenme incelikleri nelerdi? Sendikal hareketlere etkisi nasıl olmuştur?...

ELEKTROMETAL VE HİKMET ERENYOL

Sanayici Erenyol ailesinin, sahibi bulunduğu Elektrometal Fabrikası, Demirdöküm Fabrikasının yakınında kurulmuştur. Çok önemli malzemeler üretilmektedir.. 

Elektrometal işçileri de sarı sendikadan istifa ederek MADEN - İŞ Sendikasına üye oldular. 500 civarında çalışanın bulunduğu fabrikada üye çoğunluğunun sağlanması sonucu, yasal gerekler yerine getirildi, işverene bildirildi.

İşveren çoğunluk sendikası olarak MADEN - İŞ'i tanımak istemedi.
MADEN-İŞ Sendikası olarak. hukuk sürecini  başlattık, mahkeme sonucunu bekliyoruz...

Birkaç gün sonra fabrika personel şefliğinden arandığı söylenen bir telefon aldım.

"İşçiler fabrika genel müdürü Hikmet Erenyol Beyi engellediler, fabrikadan çıkarmıyorlar, polise bildirecek, olay çıksın istemiyor, ne yapalım diye, size haber vermem istendi" dedi.

Ben o sırada bölge temsilciliğimize bağlı, Silahtarağa'da bulunan irtibat büromuzda bulunuyorum.
"Hikmet Beyle görüşmek, sesini duymak isterim"dedim.
Hikmet Erenyol telefonda, çok kibar bir tarzda, "sizden rica ediyorum üyelerinize söyleyin ya da buraya gelebilirseniz beni bıraktırın, onlardan şikayetçi olmayacağım" dedi.
"Beni dinlerler mi bilmem, ama geleceğim" dedim. İrtibat büromuz fabrikaya çok yakın olduğu için iki dakika sonra fabrikadaydım.
                                   
KAPILAR KAYNATILMIŞ

İşçilerin hemen tamamı ve bir kısım büro personeli fabrika bahçesinde toplanmışlardı. Araç çıkışındaki kapılar kapalı ve kaynatılmıştı. 
Orada bulunan temsilci ve üyelerimize kısa bir konuşma yaptım ve görüşme yapmak için idare binasına girdim. 

Hikmet Bey; " bu, olay büyümeden ve polis çağırmadan lütfen buna mani olun, kendi fabrikamdan çıkamıyorum" dedi. "Ben de, sizin davetiniz üzerine geldim, neden böyle bir durum olduğunu kendiniz sorsaydınız" dedim. "Sordum, sendikanızın tanınmasını istiyorlar" dedi. "Bu yasal bir durum, işçiler sendika değiştiriyorlar, MADEN-İŞ çoğunluk durumunda sizin de çoğunluk sendikası olarak sendikayı tanımanız gerekmez mi"dedim.

Konuşmalar müzakereye dönüşür gibi oldu, Çelik-İş sendikası ile toplu sözleşmesi olduğunu, sözleşme bitiminden önce bunu yapamayacağını, MADEN-İŞ sendikasının yasal çoğunluğunun olup olmadığını da bilmediğini, diğer sendika, çoğunluğun kendisinde olduğunu söylediğini belirtti.

Bu durumun çok kolay anlaşılacağını, sizin niyetinize bağlı olduğunu, fabrikaya bir noter çağırırsınız, onun nezaretinde, işçiler oylarını gizli olarak kullanırlar, çoğunluk sendikası belli olur, diğeri de çeker gider dedim. "Bu yasal olur mu" dedi. "Yasaya aykırı bir durum yok, sonuçta hangi sendikanın çoğunlukta olduğu anlaşılacak, neden yasaya aykırı olsun" dedim.

"Şimdi siz beni bıraktırın, diğer konuları sonra konuşuruz" dediğinde, şu anda burada büyük bir sorun yaşanıyor, beni de dinlemezler, benim değil sizin konuşmanız gerekiyor, çoğunluk sendikası tespitinin yaptırılacağını söylerseniz daha doğrusu söz verirseniz sorunun belki çözülebileceğini belirttim.




Hava iyice kararmış, etraf karanlığa bürünmüştü.
"Tamam konuşayım, ancak siz de yanımda bulunun lütfen " dedi. Birlikte işçilerin toplu olarak bekledikleri fabrika bahçesine çıktık. İşçilere kısa bir konuşma yaptım ve "Hikmet Bey'in size söyleyecekleri var" dedim.
Hikmet Erenyol, çoğunluk tespitinin yapılması için, işyerine noter getireceğini ve gizli oylama yaptıracağına dair söz verdiği konuşmasını bitirdi. Kaynaklar kesildi, kapılar açıldı, arabasına binip fabrikadan ayrıldı.

İki gün sonra, Gaziosmanpaşa noteri, fabrikada seçim sandıklarının başındaydı... 
Hazır bulunan İşçilerin ve büro personelinin tamamı, özgürce gizli olarak oylarını kullandılar.

Noter tarafından yapılan tespit seçimi sonunda, MADEN - İŞ Sendikasına, 450 civarında oy, Çelik İş sendikasına ise sadece beş yada altı oy çıkmıştı.

Hikmet Erenyol sözünde durdu, çoğunluğu kesinleşmiş sendika olarak, MADEN-İŞ Sendikasıile gerekli protokolü imzaladı.
TÜSİAD Yöneticileri toplantı sırasında 
.  
Hikmet Erenyol'u, kısa süre sonra, TÜSİAD* kurucularından biri olarak gördük. 


* İzabe: Maden ve hurda metalleri ergiterek, sıvı durumuna getirip, yabancı maddelerden ayırma işlemi.
*TÜSİAD: Türk Sanayicileri ve İş Adamları Derneği.

24 Temmuz 2016 Pazar

KENAN BUDAK GENÇ YAŞINDA ÖLDÜRÜLDÜ

                      DERİ İŞ BAŞKANI KENAN BUDAK

İlerici Deri - İş Sendikası Genel Başkanı Kenan Budak, Darbeci Kenan Evrenin başını çektiği despot yönetimin polislerince, arkadan vurularak öldürüldü.
Kenan Budak, sosyalist anlayışta olan ve emek çevrelerince çok sevilen genç bir sendika lideri idi.
İşçi sınıfının sendikal mücadelesinin başarılmasına omuz veren sendikacılardan birisiydi.  Çok zor koşullarda, bir çok yasal haklardan mahrum olarak çalıştırılan, deri işçilerinin sendikal örgütlenmesi için çalışıyordu. Bu çalışmalar sonucu önemli mesafeler de kaydettiği görülüyordu.

1977 DİSK Genel Kurulunda Abdullah Baştürk listesinden Genel Yönetim Kurulu üyeliğine seçilmişti.
Gelecekte, devrimci, sosyalist, büyük bir sendika lideri gözüyle bakılan, Kenan Budak'ın katledilişinin ölüm yıl dönümünde onu sevgiyle anıyoruz.


23 Temmuz 2016 Cumartesi

KEMAL TÜRKLER VE İŞÇİ SINIFI

22 TEMMUZ 1980 TARİHİNDE KEMAL TÜRKLER ÖLDÜRÜLDÜ

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu kurucusu, Kurucu Genel Başkanı, işçi sınıfı önderlerinden Kemal Türkler, evinden çıkarken kendisine pusu kuranlar tarafından kurşun yağmuruna tutuldu. Kemal Türkler, 1954 yılından itibaren Türkiye Maden İş Sendikası'nın Genel Başkanlığını yürütüyordu. 1967 Yılında Disk Kurucu Genel Başkanlığına seçildi ve uzun süre DİSK Genel Başkanlığını sürdürdü.
İşçi sınıfının ve onun sendikal örgütlerinin, işçiden yana, bağımsız karar alma, işçiler tarafından yönetilmeleri ilkesinin hayata geçirilmesi için çok büyük uğraşlar verdi.

Sendikaların kurumsallaşması ve özellikle mali yapılarının, (gelir gider) sağlıklı yapılaşmasının gerçekleşmesinin ve kontrol altında tutulmasının öncülüğünde bulundu.

İşverenlerin karşısında, özellikle toplu sözleşme müzakerelerinde, onların kadrolarında bulunanlar kadar eğitimli, konularında uzmanlaşmış ve işçi sınıfı mücadelesine gönül vermiş kişilerle (uzman) yapılanmalar oluşturdu.
Sendikal örgütlenmede, eğitimin önemini sendikal kadrolara benimsetti ve uygulamalarının devamlı takipçisi oldu.

Türk sendikacılık tarihinde bir çok ilklere imza attı, işçi sınıfı menfaatlerine karşı olan, düzen ve bu düzenden yana olanlarla mücadele etti. İşçi sınıfı sorunlarının sadece sendikal mücadele ile elde edilemeyeceğini  bunun siyasi bir yanının da olması gerektiğinin bilincinde oldu. Bu uğurda çok önemli ve başarılı girişimlerde bulundu.

Bu çalışmalar, büyük bir kesimde, özellikle emek ve emekten yana olan çevrelerde övgü ve sevgi oluştururken, emek ve emekçi karşıtı cephelerde de düşmanlıklar yaratılıyordu...

Kemal Türkler, yeri doldurulamayacak büyük bir işçi lideriydi. Yurt içindeki saygınlığının yanı sıra, yurt dışı sendikal çevrelerce de Türkiye adına değer verilen ve saygı duyulan biriydi. İşçi sınıfı mücadelesi için yaptıkları her zaman işçiler tarafından hatırlanacaktır.

İŞ BIRAKMA

İşçi sınıfının sınıfsal yapısına ve sınıfsal yapı çalışmalarına düşman bir kesimin eli kanlı tetikçilerince 22 Temmuz 1980 yılında öldürüldü.
 Abdullah Baştürk başkanlığında toplanan DİSK Genel Yürütme Kurulu. Kemal Türklerin öldürülmesini protesto etti ve ülke çapında uygulanmak üzere 23 Temmuz günü iş bırakma eylem kararını aldı.

Kemal Türkler ve onun gibi ülke için, ülke insanı için çalışanların öldürülmeleri, Türkiye'ye bir şey ama hiç bir şey kazandırmadı. Ancak çok şey kaybettirdi...

22 Temmuz 2016 Cuma

22 TEMMUZ 1980 İŞÇİLERİN KARA GÜNÜDÜR

DEVRİMCİ İŞÇİ SENDİKALARI KONFEDERASYONU Kurucu Genel Başkanı Kemal Türkler, 22 Temmuz 1980 Günü evinin önünde öldürüldü. Türkiye sendikal hareketine, devrimci sınıf ve kitle sendikacılığı ilkesini yerleştiren ve uygulanması için büyük uğraşlar veren Kemal Türkler'in ölümü, işçi sınıfının sendikal mücadelesine kara gün olarak oturdu. Ay tutuldu, yıldızlar görünmez oldu.

Kemal Türkler; uzlaşmacı, işbirlikçi ve işveren destekli sendikal anlayışa karşı mücadeleyi, prensip haline getiren sendikacıların başında gelenlerdendi. İşçi sendikalarında tabanın yani üyelerin, söz ve karar sahibi olma ilkesini sendikal yaşama uygulamak ve uygulattırmak için çok büyük uğraşlar verdi. İstanbul Bakırköy de faaliyet gösteren, Emayetaş Madeni Eşya Fabrikasında çalışmaya başlamış, Türkiye Maden-İş Sendikasına burada üye olmuştur. Sendikanın alt organlarında çeşitli görevlerde bulunduktan sonra 1954 yılında sendikanın başkanlığına seçilmiştir.

1954 Yılından itibaren ülke genelinde faaliyet gösteren MADEN - İŞ'i sağlıklı bir örgütlemeye kavuşturmak için çok çalışmıştır. Bu uğraşlar sonunda MADEN - İŞ, 1958 Yılından itibaren, maden ve madeni eşya iş kolunda hatırı sayılı sendikalar arasına katılmıştır.

10 Temmuz 2016 Pazar

İŞÇİ VE SENDİKA

İŞÇİ SENDİKA SÖYLEMİ

İşçi nedir?

Kimlere işçi denir?
Çalışan her insan işçi midir?
İşçinin, sözlük anlamı, kısaca "başkasının yararına, bedenini, kafa gücünü, el becerisini kullanarak belli bir ücretle çalışan kimsedir."
Çalışma, bir değer yaratma olarak düşünülebilir. Artık, günümüzde değer yaratma, çoğunlukla üretim anlamında kullanılıyor. Yani, üretim yapan ya da yapanlara yardım edenler başkalarının yararlarına çalışıyor.



İşçi, başkalarının yararı için çalışıyor ve bunun karşılığında belli bir ücret alıyorsa, bu ücreti kim neye göre belirliyor. Cevabını birlikte arayalım, ancak önce ücret nedir ücretin ne olduğuna bakalım.
Konumuzla ilgili olan ücretin karşılığı, sözlükte şöyle geçmektedir. "Bir emeğe, bir hizmete karşılık verilen ya da alınan para."

Emeğe karşılık olarak verilen ya da alınan para, emeğin tam karşılığı mıdır? İşçi gördüğü işin karşılığını alabiliyor mu?  Galiba ücret emeğin karşılığı olmuyor. Emeğin fiyatı olarak anlamaz mıyız onu.,

2 Temmuz 2016 Cumartesi

SENDİKALAR ARASI DAYANIŞMA

1961 ANAYASASI VE SENDİKAL HAREKETLER

1961 Anayasasının 46 ve 47.Maddeleri uyarınca, 274 sayılı Sendikalar Yasası ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasası 1963 Yılında yürürlüğe girdi. Sendikalar ve işçiler arasında ileriye yönelik bazı hakların alınabilmesi, sendika üyeliğinin engellenemeyeceğine yönelik iyimser bir havanın yerleşmesi ile çalışma hayatında büyük ve hızlı bir hareketlenme başladı. 

Hemen hemen her iş kolunda sendikalar, toplu sözleşme yapmak için yasal yetki prosedürlerini yerine getirmeye ve gerekli çalışmalara başladılar. İstanbul'da özellikle madeni eşya iş kolunun yoğun olarak bulunduğu Topkapı, Bayrampaşa, Güngören, Eyüp, Haliç'in her iki yakası, Silahtarağa ve Kağıthane bölgelerinde kurulu fabrikalarda hareketlilik had safhaya varmıştı.

Bazı işverenler, kendi güdümlerinde davranacak sarı sendikalar kurduruyor veya kurulmuş olan bu gibi sendikalarla flört etmeye başladılar. Toplu sözleşme konusunda ki prosedürleri yerine getirmeden, işçilerden habersiz üç yıllık sözleşmeler imzalamaya başlıyorlardı. Madeni Eşya iş kolunun en güçlü sendikası olan Türkiye Maden-İş Sendikası ise, çetin geçen toplu sözleşme müzakerelerinde işverenlerin katı tutumları ve anlaşmama tavırları nedeni ile bir çok fabrikada grev kararı almak zorunda kalıyordu.

TÜRK-İŞ VE YANLIŞLARI


MADEN-İŞ'in de üyesi bulunduğu TÜRK-İŞ, hatalı davranışlar sergilemeye başlamıştı. Haklı işçi grevlerini kanunsuzlukla suçlayıcı açıklamalar yapmaya başlıyor, grevlere sahip çıkmadığı gibi tam tersi biçimde  zararlı davranışlar sergiliyordu.

Ana Tüzüğünde yazılı ilkeleri ve kongre kararlarını hiçe saymaya başlamıştı. İşçilerin iş kollarında tek ve güçlü sendika oluşumlarına karşı çıkıyor, güçsüz sendikalar oluşturmaya çalışıyordu. İktidarda hangi parti bulunuyorsa ona paralel bir yol izliyordu. Kendi anlayışlarına göre bu duruma da  partiler üstü demeye başlamışlardı. Bu yıllar yabancı bir devletin yardımları ile ayakta durur halde görünür durumuna gelmişti.

TÜRK-İŞ yönetimi, tam bağımsız, kişiliği olan, onurlu bir politika izlenmesini isteyenlere karşı çıkmaya başlamıştı. 1964 yılında Sungurlar grevinin kaldırılmasını isteyecek kadar ileri gitmiş ve MADEN-İŞ Sendikasına grevi durdurmasını söylemiştir. Yine aynı yılda başlayan Arçelik, Türk Demirdöküm grevlerinde sendikaya hiç destek vermemiştir.

1965 Yılında TÜRK-İŞ Birinci Bölge Temsilcisi İsmail Topkar'ın (PETROL-İŞ Genel Sekreteri) da bulunduğu ve büyük bir coşkuyla başlatılan Kocaeli Sümerbank Mannesman grevini destekleme yerine tam tersi uygulama ile kösteklemeye çalıştıkları gözleniyordu.

İşçi sınıfı karşıtı bir sendikal anlayışını benimseyen TÜRK - İŞ yönetimi, KRİSTAL-İŞ Sendikasının başarılı grevini sonlandırmasını istemiş, hükumet tarafından verilen önerileri kabul etmeye zorlamıştır. Bu duruma rağmen, MADEN-İŞ ve LASTİK-İŞ gibi sendikalar bu greve maddi ve manevi destek verdiler. Bu uygulama üzerine TÜRK-İŞ yönetimi, MADEN-İŞ başta olmak üzere dört sendikayı geçici olarak ihraç etti.

İlkeli ve gerçek sendikal anlayıştaki çalışmalarını sürdüren MADEN- İŞ, uzun süredir TÜRK-İŞ yönetiminin bu yanlış tutumundan rahatsızlık duymaktaydı. 1966 Yılında İstanbul birinci Bölge Temsilciliği salonunda yapılan Genel Yönetim Kurulu, sendikanın iç işleyişi ve çalışma sistemleri üzerine çok önemli kararlar aldı.

Ayrıca, aşağıda belirtilen ve Türk Sendikacılık tarihinde kolay kolay görülemeyecek tarihi bir karar daha almıştı...

SENDİKAL MÜCADELE VE TARİHİ BİR KARAR

Karar tarihi 26 Ocak 1966

"Türk-iş statüsü, kuruluşu ve teşkilatlanması bakımından bozuk ve aksaktır. Yöneticileri, işçilerin sosyal iktisadı ve siyasi haklarını koruma çabasını vermemektedir. Memleket gerçekleri ile yakından ilgilenmesi gerekirken, tamamen tersi bir faaliyet göstermekte ve  Amerikan ABD yardımı alarak, Türkiye gibi az gelişmiş bir ülkenin işçilerini sömüren hükumetlerin uydusu bir politika izlemektedir.

Bu sebeple, T. Maden-iş sendikası ve onun gibi hakiki sendikacılık prensipleri ile çalışan bir kısım sendikaları parçalamak, yok etmek ve umumiyetle küçük sendikalar halinde  idameyi hayat eylemek anlayışı içinde bulunmaktadır.
Bu gerçekler açıkça tespit edilmiş ve bu hususular göz önünde  bulundurulmak şartıyla  7 Mart 1966 da yapılacak TÜRK-İŞ  Genel Kurulunda gerekli şekilde ve doğru yolda mücadele edilmesine,TÜRK-İŞ kongresindeki neticeye göre, gerekirse kongreden sonra hakiki işçi konfederasyonunun kuruluşunda MADEN-İŞ olarak, öncülük yapılmasına ve bu konuda genel Yürütme Kuruluna her türlü idari ve ödeme yetkisinin verilmesine, birikmiş olan TÜRK-İŞ aidatları konusunda, TÜRK-İŞ'e ödeme yapılmamasına, bu maddedeki kararın, Genel Yürütme Kurulunun karar ve talimatı  olmadan hiç bir suretle  açıklanmamasına ve mahrem tutulmasına oy birliği ile karar verildi."

Alınan bu karar sonunda bütün Yönetim Kurulu üyeleri ant içtiler.

Tarihi kararı alan ve yemin metnini imzalayan Yönetim Kurulu Üyeleri toplu halde. 26 Ocak 1966

 MADEN-İŞ


BÜYÜK ANT:

"Türkiye Maden-iş sendikasının Türk işçi ve emekçilerinin hak ve menfaatlerini her türlü kişisel  çıkarlarından üstün tutacaklarına,
Türkiye Maden-İş sendikası sorumlu organlarında görev alan ve verilen kararlara sadık kalan bütün üyelerin veya  kararı destekleyen, savunma ve başarmaya çalışanların ömrüm boyunca hiç birine karşı olmayacağıma,
Anayasada yer alan ekonomik ve siyasal ilkeleri ortak amacımız sayarak, bunların gerçekleşmesi için verilecek kararlara uygun hareket edeceğime,
Bu kutsal davanın karşısına çıkanların hiç bir tahrikine ve aldatıcı oyunlarına kapılmayacağıma ve bir tek kalp gibi düşüneceğime,
İşçi hak ve hürriyetlerinin Anayasa çerçevesi içinde mutlaka elde edilmesi için elimden gelen her hizmeti ve her işi çekinmeden yapacağıma,
Bize cephe alanlara, bu davaya karşı çıkanlara derhal bütün gücümle mücadele edeceğimi namusum ve haysiyetim üzerine ant içerim."



Andı yönetim kurulu üyelerinin tümü imzaladı.

İmza listesinin başında  şu Genel Yürütme kurulu üyeleri vardı.
Genel Başkan Kemal Türkler, Genel sekreter Ruhi Yümlü, Genel Başkan Vekili, Şinasi Kaya, Genel Başkan Vekili  Cavit Şarman, Genel Başkan Vekili Hilmi Güner,

Tarihi karara taban adına imza koyan şube başkanları;
Mudanya Merkez Şube Başkanı; Karaca Eroğulları, Topkapı Şube Başkanı Ergün Erdem, Şişli Şube Başkanı İlyas  Kabil,  Silahtarağa Şube Başkanı Hüseyin Ekinci, Pendik Şube Başkanı Nurettin Çavdargil, İzmit Şube Başkanı Cafer Ulusoy,  Eskişehir Şube Başkanı Mustafa Atik, İzmir Şube Başkanı İsmet Demiruluç, Basmane Şube  Başkanı Bahtiyar Erkul, Ereğli Şube Başkanı Fikri Yıldız, Ankara Şube Başkanı İsmet Ercan, Adapazarı Şube Başkanı Enver konuk, Adana Şube Başkanı İbrahim Ege, Antalya Şube Başkanı Recep Koç, Karabük Şube  Başkanı Nuri Kara, Kırıkkale Şube Başkanı Şevki Altındağ, Kayseri Şube Başkanı Ramazan Yıldız.
Tezgah başından gelen ve kararı imzalayan beş Genel Yönetim Kurulu üyeleri:
 Halil Ceylan, Adil Öztümer, S. Ziya Polat, Mehmet Karakulak, Hakkı Öztürk.

SENDİKALAR ARASI DAYANIŞMA KURULUYOR,
DİSK'E BİR ADIM KALDI...

29 Haziran 2016 Çarşamba

MADEN-İŞ 1971 GENEL KURULU ANKARA

20. GENEL KURUL ANKARA'DA TOPLANDI

Genel Merkezimizin  İstanbul'da olmasına rağmen, MADEN - İŞ Sendikamızın genel kurulu 10-12 Eylül 1971 de Ankara'da toplandı. Tüm delegenin katılımı ile toplanan Genel Kurul, DSİ (Devlet Su İşleri) salonunda yapıldı.12 Mart 1971 askeri müdahalesinden sonra toplanan 20. Genel Kurula çok sayıda yabancı ve yerli konuk katıldı.
Genel Başkan Kemal Türkler, kongreyi açtı ve açış konuşmasını yaptı.

Kongre divan başkanlığına oy birliği ile Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Nebioğlu seçildi.
Yabancı ve yerli konuklar konuştu. Yabancı konuklar, özellikle MADEN- İŞ'le dayanışma içerisinde olduklarını ve bu dayanışmanın giderek güçlenmesi gerektiğini vurguladılar. Genel kurul, ilan edilen gündem gereğince çalışmalarına devam etti. 12 Mart askeri müdahalesi şiddetle kınandı.

Bu genel kurul, bazı konular bakımından, bir dönüm noktası sayılabilir. Değişen dünyamızda işçi sınıfının ve onun sendikal kuruluşlarının da ileriye yönelik kararlı ve bilimsel çalışma içerisine girmesi gerektiği çokça dile getirildi..

İşveren kesimine, özellikle madeni eşya işkolundaki işveren sendikası MESS'e karşı yürütülecek mücadelede, başarılı olmak için, nasıl bir çalışma yapılması gerektiği üzerinde duruldu.

Maden-İş
Sendikal mücadelenin başarıya ulaşması için tabanın söz ve karar sahibi olma ilkesinin derhal hayata geçirilerek, sendikal çalışmaların her kademesinde uygulanması kararlaştırıldı.

Sendikal eğitimin önemi ve hemen uygulamaya geçirilmesi vurgulandı.

Sendikal mücadele de, örgütlenme, toplu sözleşme yapım ve uygulanmasında eğitimin önemi belirtildi. Fabrikaların ünitelerinde ünite temsilciliği esası, yani her 20 üyeye bir temsilci seçilmesi uygulaması şeklinde tüzük değişikliği yapıldı. Sendikanın çalışma sisteminin gözden geçirilerek, örgütlenme, araştırma, toplu sözleşme daireleri gibi çeşitli branşlarda ihtisas daireleri kurulması, yeterli sayıda ve liyakatlı elemanların çalıştırılması benimsendi.

Genel kurul sonunda yapılan organların seçimine geçildi. Genel Başkan Kemal Türkler beni de Genel Yürütme Kurulu üyeliğine (Genel Sekreterliğe) aday olarak gösterdi. Söz alarak "MADEN-İŞ Sendikasının bir çok organlarında görev aldım. Şube başkanlığım ve Bölge temsilciliklerim zamanında kendime göre önemli işler yaptım. İşçi sınıfının sendikal mücadele tarihi içinde kilometre taşlarından olan, Kavel, Türk Demirdöküm Sungurlar, Profilo dreniş ve grevlerinin başarıyla sonuçlanmasına çok fazla emek verdim, büyük katkı sağladım. Silahtarağa, Şişli Sarıyer, Kağıthane, Levent bölgelerinde madeni eşya (Metal) işkolundaki tüm işyerlerindeki işçileri sendikamız üyesi olarak örgütledim. Bölge temsilciliği ve şube başkanlığı yaptığım yerlerde iş kolumuzda sarı sendika bırakmadım. MADEN-İŞ Genel Sekreter adaylığı bana şeref verir. Ancak askere gitmem gerekiyor, bu nedenle aday değilim. Bana verilecek oyların diğer aday Ruhi Yümlü'ye verilmesini rica ederek konuşmamı sonlandırdım."

Yapılan seçimler sonucunda Genel Başkanlığa Kemal Türkler , Genel Sekreterliğe Ruhi Yümlü, Genel Başkan Vekilliklerine ise, Şinasi Kaya, Hilmi Güneri ve Cavit Şarman yeniden seçildiler.

19 Haziran 2016 Pazar

ÖZGÜR SENDİKACILIK YOK EDİLMİŞTİR






AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana ülkemizde temel hak ve özgürlükler, özellikle özgür sendikacılık ve işçilik haklarının yok edilme süreci yaşanmaktadır. AKP siyasal programını salam politikasına göre uygulamaktadır. Demokrasiyi dilim dilim doğramakta, kurbağanın kaynar suya atılarak kazanın dışına sıçramasını önlemek için suyu yavaş yavaş ısıtarak kurbağayı haşlamaya benzer bir yöntemle demokrasi ve temel haklar dilim dilim yok edilmektedir. Yargı, basın, üniversiteler özgün kimliklerinden arındırılıp tek kişiye bağlı kurumlara dönüştürülmüş, onun iradesi egemen kılınmıştır. Sıra siyasal iktidarlar önünde en önemli direnç gücünü oluşturabilecek sendikalara ve işçi haklarına gelmiştir.

ÖZGÜR SENDİKACILIK YOK EDİLMİŞTİR

Av. Engin ÜNSAL YAZIYOR
ILO’nun 87 sayılı sözleşmesinin temel ilkeleri arasına sendikaların yöneticilerini özgürce seçme, faaliyetlerini özgürce düzenleme ve işverenlere, siyasi partilere, hükümetler karşı bağımsız olma önemle not edilmiştir. Sendikalar ve işçiler için yaşamsal olan ve ILO’nun 98 sayılı sözleşmesi ile güvence altına alınmış olan toplusözleşme yapma özgürlüğü 6356 sayılı yasanın 43. maddesi ile siyasi iktidarın takdirine bırakılmıştır. Toplusözleşme yapma yetkisini belirleme Çalışma Bakanlığı’nın takdirinde olduğu sürece sözleşme ve sendika özgürlüğünden söz edilemez. AKP bu silahı çok iyi kullanarak bu takdir hakkını kendisini destekleyen sendikalar lehine kullanarak onları ödüllendirmiş, AKP muhaliflerini bu yoldan cezalandırmış ve böylece ülkemizde sendikaların siyasi iktidara biat etme dönemi ve yandaş sendikacılık başlatılmıştır. Bugün ülkemizde Türk-İş ve Hak-İş konfederayonları bu çağdışı sendikacılık anlayışını içlerine sindirerek varlıklarını sürdürmekte ve sendikacılığı yozlaştırmaktadırlar. Bu iki konfederasyon işçiyi sinek gibi ezen AKP iktidarına karşı kuzuların sessizliği içindedir ve AKP’nin işçilerin kıdem tazminatını, ihbar tazminatını, yıllık ücretli izinden, işsizlik sigortasından yararlanma hakkını yok eden özel istihdam bürolarına işçi kiralama hakkı veren yasaya karşı hiçbir direnç göstermemiş, bu hakların yok edilmesine seyirci kalmışlardır. Bu davranış işçi sınıfına ihanetin en somut örneğidir.

CHP İSTANBUL İL ÖRGÜTÜNÜN EMEK AÇILIMI
Sendikalar üyelerine ve genel olarak işçilere siyasal bilinç verme sürecini başlatmadıktan sonra siyasal iktidarların işçiye karşı zulmü devam edecektir. Çünkü bugün işçiler ve sendikalar siyaseten bilinçli değildir ve iki tel makarnaya, bir çuval kömüre geleceklerini satacak kadar zavallı konumuna indirgenmişlerdir. Zincirlerini kırmaya, aydınlanmaya, demokratik haklarına kavuşmaya hiç niyetleri yoktur. Sendikaların üstlenmediği işçiyi siyaseten aydınlatma işlevini siyasi partilerin yapması gerekmektedir. Bu konuda Vatan Partisi ilk adımı atmış ve bölgesel seminerler düzenlemeye başlamıştır. Umarız aksatmadan bu çalışmayı genişleterek sürdürürler. CHP’ye yıllardır yaptığımız uyarıların gereği yapılmamış ama nihayet CHP İstanbul İl Örgütü bu konuda somut bir adım atarak 37 ilçede Emek Büroları kurmak üzere ilçelerden yöneticileri görevlendirmiştir. Bu görevlilerle bu ay içinde bir araya gelip onlara nasıl çalışmaları, işçiler ve sendikalarla nasıl ilişki kurmaları gerektiğini anlatacağız. Istanbul İl Örgütü’nün bu açılımı maya tutarsa CHP’nin sıkıştığı yüzde 20-25 oy aralığından kurtulması ve iktidar umudunu yeşertmesi mümkün olacaktır.

CHP işçiye açılmaktan, sendikalar işçilere siyasal bilinç vermekten korkmadığı zaman AKP’nin işçilere reva gördüğü zulüm bir gün mutlaka bitecek ve çalışanlar, aydınlık günler getirecek bir siyasi partiyi mutlaka işbaşına getireceklerdir.

Sendikacı dostlara seslenmek istiyoruz: Ürkek tavşanlar gibi yaşamanın anlamı ve amacı yoktur. Başarı cesaretin ürünüdür. Üyelerinize hak ettikleri yaşamı verebilmek için cesur olmanız gerekmektedir. Aydınlık günlerde sendikacılık yapabilmek için bu sese kulak vereceğinizi umuyoruz.

Engin Ünsal
http://www.aydinlikgazete.com/akpnin-seyir-defteri-makale,64039.html