15 Mart 2020 Pazar

EMEK TARİHİMİZDEN BİR KESİT


Eğitim, emek, emekçi, işçi, sendika konularındaki yazı ve haberleriyle başarılı çalışmalara imzalar atan, değerli gazeteci Şükran Soner, benimle yaptığı söyleşiyi 15 Şubat 2020 Tarihli Cumhuriyet Gazetesinde yayımladı.
     
Cumhuriyet Söyleşileri 3 kuşaktan tanıklar adıyla kaleme alınan söyleşi; "Emekle kazılan tarihten yapraklar" başlığı ile yayımlanmıştı.
Bilindiği gibi Şükran Soner, gazeteciliğin yanısıra, uzun yıllar Türkiye Gazeteciler Sendikasında (TGS) yöneticilik ve bir dönem de Genel Başkanlık yapmıştır.
Şükran Soner'in, Türkiye işçi sınıfının sendikal hareketler ve kazanımlarına büyük emekler verdiğini biliyoruz.
Cumhuriyet Gazetesinde devam eden köşe yazılarının yanı sıra işçi, sendika ve eğitim sayfaları hazırlayan Şükran Soner'in yaptığı söyleşiyi, burada aynen paylaşmak istedim...  

Emekle kazılan tarihten yapraklar

Hüseyin Ekinci, DİSK, Maden-İş, Kemal Türkler’in... işçi, sendikal haklar kazanımlarında efsane oldukları yıllarda, emek tarihimize kazılı eylemlerle, direniş, grevlerle hak kazanımlarının odağındaki işyerleri, merkezlerde, Maden-İş, DİSK’in, koşullar gereği her işten sorumlu yöneticisi, başkan yardımcısı..

15 Şubat 2020 Cumartesi, 02:00
Hani birileri ülkemiz emekçilerinin, en çok da sendikal haklarını kullanabilen işçilerin, dünya emek tarihinde bir örneği olmayan onlu yıllara sıkıştırılmış bir süreçte, dünya örneklerinde yüzlerce yıla yayılmış emek tarihindeki gelişmeleri, birikimleri yakalamayı başarmışlarının.. Sil baştan kazanımlarını geriye püskürtme adına, 12 Mart yetmez 12 Eylül darbe süreçlerini dayatmışlardı ya..
İşçilerin, yetmez tüm emeği ile geçinenlerin, üreticilerin, örgütlenmiş çatılarda, sol kulvarda 1961-80 sürecine kadar kazanımlarını geri alma operasyonlarında, öncülük yapmış tüm sol sendikal, siyasal, meslek örgütlenmelerini silindir gibi ezmek adına yola çıkmışlardı ya.. DİSK’in lokomotif olma işlevini üstlendiği yıllarda verilmiş savaşımlarla, elde edilebilmiş kazanımlara.. İstemeden de olsa günümüz dünya emekçileri için de yol gösterici, dersler çıkarılacak bir saygınlık kazandırmışlar..
DİSK’in bugün başlayan genel kuruluna destek, katılan uluslararası sendikal örgütlenmelerinin ilgisi, konuk konuşmalarının bir gün önceye alınması zorunluluğunu getirmişti. Ortadoğu haklarının en ağır ezilenleri işçi sınıflarının örgütlerinin öznel koşullarındaki isyanları, diktatörlüklerin her türünün ödettiği bedellere başkaldırıcı sendikal söylemler yanında, gelişmiş emperyal dünyadan, günümüz en etkin sokak eylemlerinin öncü, direnişçi sendikaların sözcülerinden, güncel düzene karşı haykırışları, evrensel emek dayanışması çağrılarını dinlemek düşündürücü, bir o kadar öğretici.. Hele de tümünün birden, DİSK’in ünlü savaşım yıllarından dersler çıkarımlarını dinlerken..
“İyi ki, DİSK’in genel kurul çağrısı programı ile uyandım. İyi ki, TGS’nin kooperatifinde komşumuz olmuş. Yıllardır çalışa çalışa bitiremediği, kıyıp da nokta koyamadığı anılarından haberdardım. Bir geceliğine uykusuz bırakıp, üç kuşak söyleşisinde birkaç özelini paylaşabilirim..” dedim. 
Hüseyin Ekinci önce Erzincan Refahiye’den bir çiftçi, sonra işçi bir babanın oğlu.1962’de İstanbul Kağıthane’deki Rabak Bakır Fabrikası’na işçi olarak girer, bir yıl sonra da Maden-İş’in işyeri temsilciliğine seçilir. Rabak’ta işçi olarak çalışırken İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi tarih bölümünü okur. 1964 yılında Maden-İş Silahtarağa Merkez Şubesi’ne, sonrasında başkanlığına seçilir. Metal işkolunun örgütlenmeleri, toplu sözleşmelerini yürütür.
1965 yılında TİP üyesi olur. 1967 Şişli ilçe yönetim kurulu üyesi, il ve merkez kongreleri delegeliğine seçilir. 13 Şubat 1967, DİSK Genel Kurulu’na, Maden-İş’in Silahtarağa Merkez Şubesi adına delege seçildiği yıl da olur. Tüzük değişikliği ile merkez şubeler kaldırılarak bölge temsilcilikleri getirilir. Hüseyin Ekinci artık Silahtarağa-Şişli Merkez şubelerinin oluşturduğu 6. Bölge temsilcisidir. Emek tarihimizi bilenler için, işçi sınıfımızın kazanımlarında patlama yaşanılan eylemler, direnişler, işyerleri kazanımları, grevlerin odağında, sorumluluğunda tanıklıklar anlamına da gelmektedir.
RABAK Fabrika yemekhanesi. Sağımda oturan MESS Genel Başkanı Bahri Ersöz. Solumda işyeri temsilcileri, işçilerin huzurunda yapılan toplu sözleşme imza töreninde... 
Ekinci’nin bu yazı için hazırladığı özel nota göz atarsak.. “1972 yılı haziran ayına kadar 6. Bölge görevini yürüttüm. Salihtarağa ve Şişli yakasında kurulu metal işkolundaki fabrikaların tamamını Maden-İş çatısı altında örgütledim. Türk sendikacılığının kilometre taşları olan Kavel, Demirdöküm, Elektrometal fabrikaları işçilerinin, Sungurlar Kazan Fabrikası direnişlerinin sonuçlanmasında bölge temsilcisi olarak katkı sağladım..” olarak özetlenivermiş.
Askerlik dönüşü 2. Bölge (Ankara, Konya, İç Anadolu) temsilciliği görevini yürütmüş, 1974 yılı genel kurulunda genel başkan vekili seçilmiş. Toplusözleşme, araştırma, ücret ve ekonomi politika daireleri başkanlığı görevlerini yürütmüş. 1978 yılından, 12 Eylül 1980 darbesine kadar DİSK genel sekreter yardımcısı olarak görevde bulunmuş..
“Hüseyin Ekinci olarak, sendikal demokrasiye inanmış ve bu ilkelerin hayata geçirilmesine, sendikal demokrasinin gelişmesi, yerleşmesi ve uygulaması çabalarına, çırak, kalfa ve usta olarak katkıda bulunduğum için çok mutlu ve gururluyum” diyerek özgeçmişine nokta koyuyor. Elbette söyleşimiz, “sendikalhareketler.com” başlığı altında özel sitesinden de paylaştığı kimi yazışmalara da göze atarak, yıllardır üzerinde çalışıp durduğu, nokta koymakta zorlandığı anılarından yerimiz elverdiği ölçekte paylaşımlardan, kimi fotoğraflarla da desteklenmiş, tadımlık özetin özetleri olabilecek..

1964 MADEN-İŞ İÇİN FELAKET YILI

1964 grev hakkının işlerlik kazanmasıyla, işverenler alelacele sarı sendikalarla sözleşme imzalama, işçiyi bağlama yollarını seçmişler. Rabak’ta, Maden-İş üyesi olarak bir yandan da üniversiteye devem edebilmek için gece vardiyasında çalıştığı yıllarda, 1965 yılında şube başkanı olarak seçildiğinde Maden-İş’in iki binden az üyesi varmış. Bölgede sarı sendikaların imzaladığı sözleşmeler üçer yıllıkmış. Üç yıl içinde sendikal örgütlenme planlarını geliştirmişler. Hemen her gece geç saatlere kadar Silahtar-Alibeyköy, Haliç’in iki yakasında teksir makineleri ile bildiriler hazırlayarak, teksir makineleriyle çoğaltmışlar. Kahve toplantılarında, fabrika önlerinde işçilere dağıtmışlar. Maden-İş üyelerini kaybetmiş olsa da işçilerini kaybetmemiş, hızla sözleşme yapar konuma geçmiş. Önce Türk DemirDöküm, Elektrometal, Çelik Endüstri çoğunluğu almışlar.
1963’te Kavel’in direnişi ile sendikacılığın yeni çağının açıldığını düşünüyor. Ancak işverenin üç yıllık sarı sendika sözleşmesi sonrası işçiler büyük baskı altında kalmışlar. Levent’teki temsilcilik merkezi çoğunluk eve gidemediği gecelerin mekânı olmuş. 9 Eylül 1968 2. Kavel direnişi böyle başlamış. Kavel işçileri fabrikayı işgal etmiş. 11 Eylül’de düğün salonunda evlilik için gün almış. Düğün bitince eşini evine bırakmış, İstinye’yi dolaşmış, gece ikiden sonra dönüp sabahın ilk ışıklarında yine direniş alanına gitmiş..
Bu çalışmaların koşullarında yorulmadığını, ömrünün uzadığını, sendikal başarılarla beslendiğini anlatıyor. Hasan Hüseyin’in Kavel direnişi, kazanımları için yazdığı şiiri, kitapları, belgeselleri unutmuyor. 2. Kavel direnişinin başarılarıyla kilometre taşı olduğuna inanıyor.
Sendikal örgütlenmelerin rüzgâr gibi olduğunun altını çiziyor. Polis-asker tutuklamalarına DemirDöküm işçileri “yeter” diyor. 1969 yılının ağustosunda üye çoğunluğu sağlanıyor. DemirDöküm bölge işyerleri için lokomotif oluyor.. Sarı sendika işveren birliktelikleri bir bir çözülüyor. 
Günümüzde sendikacılığın örgütlenme görevi yerine getirilemediği için sendikacılık değil sandukacılık yapar görünümünün ortaya çıktığını söylüyor. 

15-16 HAZİRAN GÜNLERİ

Demir eritenler, çeliğe su verenler, kurşunu harf dökenler çarkları durdurdu. Fabrika bacasından duman tütmüyor.. Sabah vardiyası işe geldi işbaşı yapmadı. Gece vardiyası paydos etti, ama evlerine gitmediler. Akıllarında geçmişte birlikte çalıştıkları sendika yöneticisi, bölge temsilcilerinin “ailelerimiz size emanet” sözleri takılı, hep birlikte dışarı çıktılar. Yürüyüşe başladılar. En yakınlarındaki fabrikalardaki arkadaşlarının kendilerini beklediklerini gördüler. Hep birlikte başka işçilerle buluştular. Yığınları oluşturdular. Birlik oldular.. 16-17-18-19 Haziran’da da yürüyeceklerdi...
16 Haziran’da sıkıyönetim ilan edildi. Genel Başkan, yürütme kurulu üyeleri, bazı sendika başkanları, temsilcileri tutuklandı. Durumu fırsat bilen bazı işverenler, sendikalardan istifa kampanyaları, işten atma uygulamalarına geçiş yaptı. Tabanda işçiler onurlu dik duruşlarını sürdürdüler..

SIKIYÖNETİMDE GRUNDİG GREVİ

Sıkıyönetim uygulamaları, yasakları, tehditlerini örneklemeye gerek yok. “grevi kaldırın” tehdidine yanıt, “yasal grev sözleşme imzalanmadan nasıl kalkar” yanıtı veriliyor. Kararlılığı pekiştirmek de gerekiyor. İşçilerin onayı ile direniliyor. Grev çadırının güncel yaşamı sürdürülüyor. Moral destek adına Başkan Kemal Türkler grev çadırına konuk oluyor. Grev çadırında grevin sürdürüleceğinin kararlılığının çok anlamlı mesajları veriliyor. 1971 yılı ocak ayında işçilerin başladıkları grev 65 günü dolduruyor. Mart ayında işveren yetkilileri görüşme talebinde bulunuyor. Sendika temsilcilerinin katılımlarında müzakereler sürdürülüyor. İşçilerin onayı alınarak sözleşme imzalanıyor.

HAK TIRMANDIRAN SÖZLEŞME

Örgütlenme, sözleşme ve grev sacayaklarında bölge işçileri için hakların geliştirilmesinin yollarının öğretisi gibi. İzsal’ın simge başarısının ardından, 30 bin işçili Arçelik fabrikasındaki aynı süreçler geçişinin ardından imzalanacak sözleşme, işkolunda Maden-İş’in büyük tırmanışının kapılarını açacak. 2 maaşa kadar tırmandırılmış ikramiye sayısı 3 maaş olarak sözleşmeye yansıyacak.. Arkasından 1976’da gelecek Rabak Sözleşmesi ile bölgede yeni bir yükseliş yaşanacak..

DGM’Yİ EZDİK SIRA MESS’DE !

Sloganlı direnişlerin ardından yeni tutuklanmalar. 16 Eylül 1976’da gelen Sağmacılar Cezaevi’nden çıkış sahnesi.

12 EYLÜL...

Ordu yönetime el koymuştu. 16 Haziran eyleminde kısa süreli gözaltılarından alışkanlık olsa da. Hüseyin Ekinci en çok 12 Eylül sonrası işsizlik sürecinden etkilendiğini anlatıyor. “Kör kuyuda merdivensiz kalmaktır işsizlik” diyor. Oğlunun ilkokula başlayacağı gün Davutpaşa Kışlası’nda gözaltındaymış. Ama en çok 30 aya yakın işsiz kalmaktan etkilenmiş. Ekonomi yönetiminin işveren yandaşlığına teslim edilmesi, MESS başkanlığından ekonomi danışmanlığına geçiş yapan Turgut Özal’ın simge olduğu icraatlarla, işçilerin güldüğü yıllar, kazanımlarına sünger çekme operasyonlarının yaşanmasının örneklerini veriyor. Amerika ayağına dönük olarak “darbeyi bizim çocuklar yaptı” ilanını anımsatıyor.
“12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden çok yıllar geçti. Geçti ama deldi de geçti... Kaybolan babalar../Babasız kalan çocuklar../Ağlayan analar../Dinmeyen gözyaşları..” 
DİSK yargılamaları hedef yapılarak, dönemin başkanı Abdullah Baştürk başta yönetim kadrolarına yaşatılan işkenceler, yargılama süreçleri daha yakın tarihlerden, belleklerden silinemeyecek acı anılarla dopdolu. Bilerek, isteyerek sürdürülen hukuksuz yargılamalar, insan hakları ağır ihlallerinin amaçlarını, üretilen sonuçları ile okumak hiç de zor değil. 
Örgütlü işçi sınıfının sendikal çalışmalarıyla kazanımlarının sonuçlarını katletme operasyonlarının adımları bir bir işletiliyor.. Darbeciler, bir kısım patron ve sarılar elbirliği yaparak DİSK’in sınıf bilinçli tabanını dağıtıyorlar. İleri demokrasi söylemleri ile.. 
Nasıl bir ileri demokrasi ise hâlâ çalışan büyük kesimin grevli toplusözleşmeli hakları yok. Hakkı olduğu iddia edilenlerin grev hakları yok. Sendikaya üye olma özgürlüğünün önünde büyük engeller duruyor. Sendika sandukaya dönüşmüş oluyor...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme