27 Mayıs 2020 Çarşamba

ÇAY SİMİT VE AÇLIK

TÜRK-İŞ (Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu) Mayıs 2020 Ayına ait açlık sınırını açıkladı. 
İnternet Sitelerinde yayınlanan yazıya göre 2020 Mayıs açlık sınırı 2.438,24 TL. 
Bu duruma göre dört nüfuslu bir aile, bir ayda 2.438,24 TL. ile (açlık sınırında) yaşayabilecek!!!

 Açıklamada dört kişilik bir ailenin dengeli ve yeterli beslenebilmesinin, toplam tutarının 2.438,24 TL. ile geçiştirileceği gibi bir durum anlaşılıyor. 
Sizce de öyle değil mi? 
Bu duruma bir yorum yapılmaz mı? 
Yapılır...

Yorum yapılırsa ne demek gerekir?.. 
"Yahu bu ortamda dört kişilik bir aile, açlık sınırında da olsa bu miktarla nasıl geçinir" denmez mi?
Kaldı ki; açıklamanın bir başka yerinde, sadece bir çalışanın aylık maliyetinin 2.961 TL. olduğu  belirtmektedir.
Yine Türk-İş sayfasında, yoksulluk sınırı 7.942 TL. olarak gösterilmektedir...

Bu rakamları devletin ilgili organları zaten yazıyor ve kamu oyuna açıklıyor. Anlayan var, benim gibi anlamayan da var! 

Siz; İşçiden, fakirden, yoksuldan, açtan yanasınız biliyorum! 
Bu açıklamaları yaparken, duygularınızı dışa vuramıyor, açıkça ifade etmek istemiyorsunuz. 

"Bu rakamlar ülkemize yakışmıyor, bu miktarlar ülkemizin ayıbıdır" diyemiyorsunuz... 

Sizler Türk - İş yöneticileri olarak  yukarıda belirtilen rakamları sitenize yazarak kime nasıl bir mesaj vermek istemektesiniz?  

Bu durumun, işçiler ve işçi kamuoyu tarafından yorumlanmasına elbette  ihtiyaç yok...
Türk- İ ş yöneticileri olarak her zamanki gibi yorum ve düşüncelerinizi ifade etmeyi(etmemeyi) başarmış görünüyorsunuz!

Bu konuda açlık, yoksulluk, sağlıklı ve dengeli beslenmek nedir ne değildir?  
Konuya ilişkin aylık rakamlar sizce ne miktar olmalıdır?
Bekleriz... 


2 Mayıs 2020 Cumartesi

1 MAYISLAR BİTMEZ

2020 1 MAYIS KUTLAMASI

Bir Mayıs, dünyanın işçi ve emekçileri tarafından, yine dünya çapında kutlanan birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak kabul edilmiştir. 
1 Mayıs dünyada çeşitli biçimlerde, birlik ve dayanışma günü olarak kutlanmaktadır. Ülkemizde ise yasa ile kabul edilerek, resmî tatil ve "işçi bayramı" olarak kutlanıyor. 

Dünyayı saran ve sarsan Corona virüs salgını, nedeniyle kitlesel yapılan toplantılar zorunlu olarak yapılamadığından, bu yıl 1 MAYIS kutlamaları yığınsal olarak yapılamadı... 

Bu nedenlerle 1 MAYIS 2020 Tarihinde MEYDANLAR MAHZUN..

1976 ve 1977 yıllarında, DİSK öncülüğünde Taksim Meydanında yapılan kutlamalar hem çok yüksek katılımlı, hem de çok görkemliydi.


1 MAYIS 1976 Taksim Meydanı, saygı duruşu 
sol başta Hüseyin Ekinci, sağ başta K.Türkler
Sendikalar ve sivil toplum örgütleri üyeleriyle, bazı siyasi parti temsilcileri ve bir çok ideolojik grupların taraftarları ile katılımı, Taksim Meydanında bu güne kadar görülmemiş yığınsal bir durum oluşturuyor, eşine ender rastlanan bir güzellik sağlıyordu. 
Gençlik örgütleri ve sanatçıların katılımı ve çok sayıda vatandaşın oluşturduğu topluluk görülmeye değerdi.

İstanbul'un, meydan, cadde ve sokakları 1 Mayıs afişleri ile donatılmış, "haydi Taksim'e" diyordu...
Başta işçiler olmak üzere, halkın büyük bir kesimi gruplar halinde, meydana yürümeye başlıyorlardı.
İnsanlar, dilek ve isteklerinin yazılı olduğu pankartları havaya kaldırıp, şarkı ve marşlar söyleyerek, heyecanlı ama mutlu suratlarla Taksim Meydanını tıklım, tıklım doldurmuştu... 

1976 kutlaması başlangıcından sonuna kadar hem katılım, hem dilek ve taleplerin dillendirilmesi, hem de şenlik olarak "herkesin bayramı" olarak tamamlandı.
Evet başarılı bir şekilde yapılan ve olaysız sonlandırılan 1976 1 MAYIS kutlaması, katılan herkesin bayramıydı...

1976
 1976 1 Mayıs Günü Taksim, 300 binleri aşan bir insan selini konuk ediyordu.

DİSK öncülüğünde yapılan 1 Mayıs 1976 kutlamaları, halkımızın büyük bir bölümü için mutluluk kaynağı oldu. 
Güzel bir organizasyon başarılı ve özenli bir çalışma, semeresini vermiş (Taksim) meydan katılımcılarla dolup taşmıştı. Katılan örgütler demokratik isteklerini dillendirmiş, büyük bir heyecan, coşku, sevinç içinde, söyledikleri marş ve şarkılarla bayramın tadını çıkarmıştı.

Güvenliği tamamen DİSK üyesi işçiler tarafından sağlanmış olan bu güzel günün önemi, Türkiye işçi sınıfı ve onun ekonomik kitle örgütleri olan sendikacılık tarihine, birlik ve dayanışma duygularıyla kayıt  düşüyordu.

Herhangi tatsız bir olayın yaşanmadığı bu büyük kutlama, DİSK Genel Başkanı Kemal TÜRKLER'in yaptığı harika konuşmayla sonlanmıştı.

ACILI KUTLAMA TAKSİM 


1976 1 Mayıs kutlaması beklenenden daha yığınsal olmuştu. 
Düzen, saygı, hoşgörü en üst düzeydeydi.
İşçi sınıfı kendi içinde, birliğini, dayanışmasını gösterdi.
Gençler, aydınlar, sanatçılar, sol örgütler, sosyalist kuruluşlar işçi sınıfıyla yan yana olduklarını perçinledi.
Taksim her yönden ihtişamlı görünüyordu.

Kısaca tekrar edersek, 1976  herkesin 1 Mayısıydı ve 1 MAYIS Taksim Meydanına çok yakışıyordu. 

DİSK 1 MAYIS 1977 HAZIRLIKLARINA ERKEN BAŞLADI

Elbette 1977 1 MAYIS Kutlamaları daha yığınsal ve daha görkemli olmalıydı...
İşçi sınıfı, devrimci kesim ve sol, sosyalist kamuoyuna umut olmalıydı.


1977 1 Mayıs afişi
DİSK başta olmak üzere üye sendikalar ve diğer katılmak isteyen örgütler de kutlamaya en iyi biçimde katılmak istiyorlardı..Tüm örgütlerin amacı, Taksim Meydanına daha kalabalık, daha organize ve daha ihtişamlı girmek, gruplarıyla daha iyi bir yer tutmaktı. 

Nitekim bu düşünce ve uygulama, meydanın çok erken dolmasına neden oldu. Beşiktaş ve Dolmabahçe tarafından gelmekte olan konvoy ile Tarlabaşı yönünden gelen konvoyların bir kısmı kalabalık nedeniyle meydana ulaşamadı. Buralarda zaman zaman bazı siyasi gruplar arasında gerginlikler olduğu da görüldü. 

DİSK içerisinde, özellikle uzmanların yapılandırdığı siyasi zihniyetin "1 MAYIS sadece bizimdir" düşüncesi ve alanda görünür şekilde uygulanmaya çalışılması, diğer siyasi düşünce gruplarının rahatsızlığına yol açmaktaydı... 

1977 Yılında yapılan 1 MAYIS kutlamaları, katılım, meydana giriş güzellikleri, ve toplumsal heyecan  bakımından doruk noktasına ulaşmıştı.

Ne yazık ki bu güzel gün, istenilen güzellikte sonlanmadı. 
DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler konuşmasını bitirmek üzereyken, bazı provokatörler ve karanlık eller devreye girdi. 

Silahlar ateşlendi.
Büyük bir panik yaratıldı.
Korkunç olaylar yaşandı.
37 vatandaşımız hayatını kaybetti.

1977 1 MAYIS gösterilerine kan karıştırıldı, acılar oluştu.
Olaylar hakkında pekçok yayın yapıldı. 
Makaleler yazıldı. 
Kitaplar yayımlandı. 
Yetkili yetkisiz ağızlar konuştu. 
Televizyon programları yapıldı.
İlgili ve yetkililerce yüzlerce rapor yazıldı. 
Sonuç(!)... 

43 Yıl oldu sorumluları bulunmadı... 

12 Nisan 2020 Pazar

15-16 HAZİRAN DURUŞMASI VE KEMAL TÜRKLER

Hanifi Öztürk
    Yazıyor

15-16 HAZİRAN DURUŞMASI SELİMİYE KIŞLASI

"Biz işçi sendikaları olarak, üyelerimizi ve yalnız işyerlerinin birer ünitesindeki, basit günlük, işçi ve işveren münasebetiyle, uğraşır durumda bırakmak isteyenlerden değiliz.  Bu, hayatı  tümüyle ele alan ve hayatı severek yaşanır bir güzelliğe getirilmesine çalışan, sendikacılığa dair kalplerin cenderesinde bulunan bir anlayışın mensuplarıyız. Çalışma ve yaşama koşularının bir bütün olarak ele alınması, sendikal mücadelede, öncü rolünü üstlenmesi gerekiyorsa MADEN-İŞ bu görevi üstlenmeye hazırdır,”  diyordu Kemal TÜRKLER        

DİSK’in 25 sanıklı 15-16 Haziran olaylarına ilişkin davası,  21.8.1970 günü sabahı başlamış ancak; mahkeme  heyeti ile sanık avukatları arasında çıkan  sert tartışmalar yüzünden  kimlik tespitleri daha sonraya bırakılmıştı.

28 AĞUSTOS 1970 günü  duruşma salonunda yer bulabilen şanslı izleyicilerden biri de bendim.Mahkeme heyeti; Tümgeneral Mehmet HARPUT, Hakim Yüzbaşı Muzaffer BAŞKAYNAK, Hakim Yüzbaşı Hamdi ÖNCÜLOĞLU’dan oluşmuştu.Kemal TÜRKLER sorgusu sırasında savcılık tutanağındaki bir noktada, düzeltme yapmak istediğini belirterek şunları söyledi. "Savcıya verdiğim ifadede ben, Orgeneral Kemal Atalay’la görüştükten sonra, vasıta ile sendika genel merkezine gelirken, yolda gördüğümüz fecaattan dolayı Çarşamba günü yapılacak mitingi Cumartesine erteledik cümlesini kullanmadım." 

"Ayrıca bazı kişilerin tutum ve davranışlarından bu kanun tasarılarına taraftar olmadıkları gibi bizi de tasvip etmeyenlerin, daha doğrusu bu düzene karşı ve aynı zamanda bize de karşı olanların tahrik etmiş olması, muhtemeldir, kanaatindeyim de demedim. 

"Sadece on yıldan beri işçilerin, anayasal özgürlüklerini, grev ve toplu sözleşme özgürlüklerini öğrenmiş bulunduklarını, keza bugünkü iktidarın,(DEMİREL) Çalışma Bakanının, onun hükumetlerinin, onun parti ve parlamento grubunun, ekonomik ve sosyal bakımdan ve bu güne kadar, yürütmüş olduğu yanlış ve ters tutumu, işçilerden oy almalarına rağmen, işçilere karşı ters politika izlediklerinden, işçiler bu protestoları yapmışlardır tarzında söylemiştim, savcı hazretleri bu noktayı kasten zapta geçirmiştir."

Hakim öfkeyle seslendi; “Savcılık makamı diye bir makam var, cumhuriyet savcısına hazret diyemezsiniz" dedi. TÜRKLER geri adım atmadı ve şu karşılığı verdi.  "Tarafsızlığını ihlal eden bir savcıya yakışır  bir sıfatı lütfen siz tayın edin!" Hakim daha da öfkelendi ve "burada yargılamayı ben yapıyorum" dedi. Türkler bir anda sanıklık durumunun üstüne çıkıp, yargılayan duruma gelmeyi başarmıştı. Son sözü de o söyledi; "Eğer mahkeme tarafsız bir yargı yapmıyorsa, kimin kimi yargılayacağını tarih bir gün elbet gösterecektir!"

Kemal Türkler, işçi ailesinden gelmişti. Kemal Türkler'in, liderliği, öngörüsü, kararlı ve onurlu duruşu, yeteneği ve mücadele azmi hem Türkiye sendikal hareketine, hem de mesai arkadaşlarına pek çok deneyim kazandırmıştır.
Işıklar içinde yatsın.                    

15 Mart 2020 Pazar

EMEK TARİHİMİZDEN BİR KESİT


Eğitim, emek, emekçi, işçi, sendika konularındaki yazı ve haberleriyle başarılı çalışmalara imzalar atan, değerli gazeteci Şükran Soner, benimle yaptığı söyleşiyi 15 Şubat 2020 Tarihli Cumhuriyet Gazetesinde yayımladı.
     
Cumhuriyet Söyleşileri 3 kuşaktan tanıklar adıyla kaleme alınan söyleşi; "Emekle kazılan tarihten yapraklar" başlığı ile yayımlanmıştı.
Bilindiği gibi Şükran Soner, gazeteciliğin yanısıra, uzun yıllar Türkiye Gazeteciler Sendikasında (TGS) yöneticilik ve bir dönem de Genel Başkanlık yapmıştır.
Şükran Soner'in, Türkiye işçi sınıfının sendikal hareketler ve kazanımlarına büyük emekler verdiğini biliyoruz.
Cumhuriyet Gazetesinde devam eden köşe yazılarının yanı sıra işçi, sendika ve eğitim sayfaları hazırlayan Şükran Soner'in yaptığı söyleşiyi, burada aynen paylaşmak istedim...  

Emekle kazılan tarihten yapraklar

Hüseyin Ekinci, DİSK, Maden-İş, Kemal Türkler’in... işçi, sendikal haklar kazanımlarında efsane oldukları yıllarda, emek tarihimize kazılı eylemlerle, direniş, grevlerle hak kazanımlarının odağındaki işyerleri, merkezlerde, Maden-İş, DİSK’in, koşullar gereği her işten sorumlu yöneticisi, başkan yardımcısı..

15 Şubat 2020 Cumartesi, 02:00
Hani birileri ülkemiz emekçilerinin, en çok da sendikal haklarını kullanabilen işçilerin, dünya emek tarihinde bir örneği olmayan onlu yıllara sıkıştırılmış bir süreçte, dünya örneklerinde yüzlerce yıla yayılmış emek tarihindeki gelişmeleri, birikimleri yakalamayı başarmışlarının.. Sil baştan kazanımlarını geriye püskürtme adına, 12 Mart yetmez 12 Eylül darbe süreçlerini dayatmışlardı ya..
İşçilerin, yetmez tüm emeği ile geçinenlerin, üreticilerin, örgütlenmiş çatılarda, sol kulvarda 1961-80 sürecine kadar kazanımlarını geri alma operasyonlarında, öncülük yapmış tüm sol sendikal, siyasal, meslek örgütlenmelerini silindir gibi ezmek adına yola çıkmışlardı ya.. DİSK’in lokomotif olma işlevini üstlendiği yıllarda verilmiş savaşımlarla, elde edilebilmiş kazanımlara.. İstemeden de olsa günümüz dünya emekçileri için de yol gösterici, dersler çıkarılacak bir saygınlık kazandırmışlar..
DİSK’in bugün başlayan genel kuruluna destek, katılan uluslararası sendikal örgütlenmelerinin ilgisi, konuk konuşmalarının bir gün önceye alınması zorunluluğunu getirmişti. Ortadoğu haklarının en ağır ezilenleri işçi sınıflarının örgütlerinin öznel koşullarındaki isyanları, diktatörlüklerin her türünün ödettiği bedellere başkaldırıcı sendikal söylemler yanında, gelişmiş emperyal dünyadan, günümüz en etkin sokak eylemlerinin öncü, direnişçi sendikaların sözcülerinden, güncel düzene karşı haykırışları, evrensel emek dayanışması çağrılarını dinlemek düşündürücü, bir o kadar öğretici.. Hele de tümünün birden, DİSK’in ünlü savaşım yıllarından dersler çıkarımlarını dinlerken..
“İyi ki, DİSK’in genel kurul çağrısı programı ile uyandım. İyi ki, TGS’nin kooperatifinde komşumuz olmuş. Yıllardır çalışa çalışa bitiremediği, kıyıp da nokta koyamadığı anılarından haberdardım. Bir geceliğine uykusuz bırakıp, üç kuşak söyleşisinde birkaç özelini paylaşabilirim..” dedim. 
Hüseyin Ekinci önce Erzincan Refahiye’den bir çiftçi, sonra işçi bir babanın oğlu.1962’de İstanbul Kağıthane’deki Rabak Bakır Fabrikası’na işçi olarak girer, bir yıl sonra da Maden-İş’in işyeri temsilciliğine seçilir. Rabak’ta işçi olarak çalışırken İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi tarih bölümünü okur. 1964 yılında Maden-İş Silahtarağa Merkez Şubesi’ne, sonrasında başkanlığına seçilir. Metal işkolunun örgütlenmeleri, toplu sözleşmelerini yürütür.
1965 yılında TİP üyesi olur. 1967 Şişli ilçe yönetim kurulu üyesi, il ve merkez kongreleri delegeliğine seçilir. 13 Şubat 1967, DİSK Genel Kurulu’na, Maden-İş’in Silahtarağa Merkez Şubesi adına delege seçildiği yıl da olur. Tüzük değişikliği ile merkez şubeler kaldırılarak bölge temsilcilikleri getirilir. Hüseyin Ekinci artık Silahtarağa-Şişli Merkez şubelerinin oluşturduğu 6. Bölge temsilcisidir. Emek tarihimizi bilenler için, işçi sınıfımızın kazanımlarında patlama yaşanılan eylemler, direnişler, işyerleri kazanımları, grevlerin odağında, sorumluluğunda tanıklıklar anlamına da gelmektedir.
Ekinci’nin bu yazı için hazırladığı özel nota göz atarsak.. “1972 yılı haziran ayına kadar 6. Bölge görevini yürüttüm. Salihtarağa ve Şişli yakasında kurulu metal işkolundaki fabrikaların tamamını Maden-İş çatısı altında örgütledim. Türk sendikacılığının kilometre taşları olan Kavel, Demirdöküm, Elektrometal fabrikaları işçilerinin, Sungurlar Kazan Fabrikası direnişlerinin sonuçlanmasında bölge temsilcisi olarak katkı sağladım..” olarak özetlenivermiş.
Askerlik dönüşü 2. Bölge (Ankara, Konya, İç Anadolu) temsilciliği görevini yürütmüş, 1974 yılı genel kurulunda genel başkan vekili seçilmiş. Toplusözleşme, araştırma, ücret ve ekonomi politika daireleri başkanlığı görevlerini yürütmüş. 1978 yılından, 12 Eylül 1980 darbesine kadar DİSK genel sekreter yardımcısı olarak görevde bulunmuş..
“Hüseyin Ekinci olarak, sendikal demokrasiye inanmış ve bu ilkelerin hayata geçirilmesine, sendikal demokrasinin gelişmesi, yerleşmesi ve uygulaması çabalarına, çırak, kalfa ve usta olarak katkıda bulunduğum için çok mutlu ve gururluyum” diyerek özgeçmişine nokta koyuyor. Elbette söyleşimiz, “sendikalhareketler.com” başlığı altında özel sitesinden de paylaştığı kimi yazışmalara da göze atarak, yıllardır üzerinde çalışıp durduğu, nokta koymakta zorlandığı anılarından yerimiz elverdiği ölçekte paylaşımlardan, kimi fotoğraflarla da desteklenmiş, tadımlık özetin özetleri olabilecek..

1964 MADEN-İŞ İÇİN FELAKET YILI

1964 grev hakkının işlerlik kazanmasıyla, işverenler alelacele sarı sendikalarla sözleşme imzalama, işçiyi bağlama yollarını seçmişler. Rabak’ta, Maden-İş üyesi olarak bir yandan da üniversiteye devem edebilmek için gece vardiyasında çalıştığı yıllarda, 1965 yılında şube başkanı olarak seçildiğinde Maden-İş’in iki binden az üyesi varmış. Bölgede sarı sendikaların imzaladığı sözleşmeler üçer yıllıkmış. Üç yıl içinde sendikal örgütlenme planlarını geliştirmişler. Hemen her gece geç saatlere kadar Silahtar-Alibeyköy, Haliç’in iki yakasında teksir makineleri ile bildiriler hazırlayarak, teksir makineleriyle çoğaltmışlar. Kahve toplantılarında, fabrika önlerinde işçilere dağıtmışlar. Maden-İş üyelerini kaybetmiş olsa da işçilerini kaybetmemiş, hızla sözleşme yapar konuma geçmiş. Önce Türk DemirDöküm, Elektrometal, Çelik Endüstri çoğunluğu almışlar.
1963’te Kavel’in direnişi ile sendikacılığın yeni çağının açıldığını düşünüyor. Ancak işverenin üç yıllık sarı sendika sözleşmesi sonrası işçiler büyük baskı altında kalmışlar. Levent’teki temsilcilik merkezi çoğunluk eve gidemediği gecelerin mekânı olmuş. 9 Eylül 1968 2. Kavel direnişi böyle başlamış. Kavel işçileri fabrikayı işgal etmiş. 11 Eylül’de düğün salonunda evlilik için gün almış. Düğün bitince eşini evine bırakmış, İstinye’yi dolaşmış, gece ikiden sonra dönüp sabahın ilk ışıklarında yine direniş alanına gitmiş..
Bu çalışmaların koşullarında yorulmadığını, ömrünün uzadığını, sendikal başarılarla beslendiğini anlatıyor. Hasan Hüseyin’in Kavel direnişi, kazanımları için yazdığı şiiri, kitapları, belgeselleri unutmuyor. 2. Kavel direnişinin başarılarıyla kilometre taşı olduğuna inanıyor.
Sendikal örgütlenmelerin rüzgâr gibi olduğunun altını çiziyor. Polis-asker tutuklamalarına DemirDöküm işçileri “yeter” diyor. 1969 yılının ağustosunda üye çoğunluğu sağlanıyor. DemirDöküm bölge işyerleri için lokomotif oluyor.. Sarı sendika işveren birliktelikleri bir bir çözülüyor. 
Günümüzde sendikacılığın örgütlenme görevi yerine getirilemediği için sendikacılık değil sandukacılık yapar görünümünün ortaya çıktığını söylüyor. 

15-16 HAZİRAN GÜNLERİ

Demir eritenler, çeliğe su verenler, kurşunu harf dökenler çarkları durdurdu. Fabrika bacasından duman tütmüyor.. Sabah vardiyası işe geldi işbaşı yapmadı. Gece vardiyası paydos etti, ama evlerine gitmediler. Akıllarında geçmişte birlikte çalıştıkları sendika yöneticisi, bölge temsilcilerinin “ailelerimiz size emanet” sözleri takılı, hep birlikte dışarı çıktılar. Yürüyüşe başladılar. En yakınlarındaki fabrikalardaki arkadaşlarının kendilerini beklediklerini gördüler. Hep birlikte başka işçilerle buluştular. Yığınları oluşturdular. Birlik oldular.. 16-17-18-19 Haziran’da da yürüyeceklerdi...
16 Haziran’da sıkıyönetim ilan edildi. Genel Başkan, yürütme kurulu üyeleri, bazı sendika başkanları, temsilcileri tutuklandı. Durumu fırsat bilen bazı işverenler, sendikalardan istifa kampanyaları, işten atma uygulamalarına geçiş yaptı. Tabanda işçiler onurlu dik duruşlarını sürdürdüler..

SIKIYÖNETİMDE GRUNDİG GREVİ

Sıkıyönetim uygulamaları, yasakları, tehditlerini örneklemeye gerek yok. “grevi kaldırın” tehdidine yanıt, “yasal grev sözleşme imzalanmadan nasıl kalkar” yanıtı veriliyor. Kararlılığı pekiştirmek de gerekiyor. İşçilerin onayı ile direniliyor. Grev çadırının güncel yaşamı sürdürülüyor. Moral destek adına Başkan Kemal Türkler grev çadırına konuk oluyor. Grev çadırında grevin sürdürüleceğinin kararlılığının çok anlamlı mesajları veriliyor. 1971 yılı ocak ayında işçilerin başladıkları grev 65 günü dolduruyor. Mart ayında işveren yetkilileri görüşme talebinde bulunuyor. Sendika temsilcilerinin katılımlarında müzakereler sürdürülüyor. İşçilerin onayı alınarak sözleşme imzalanıyor.

HAK TIRMANDIRAN SÖZLEŞME

Örgütlenme, sözleşme ve grev sacayaklarında bölge işçileri için hakların geliştirilmesinin yollarının öğretisi gibi. İzsal’ın simge başarısının ardından, 30 bin işçili Arçelik fabrikasındaki aynı süreçler geçişinin ardından imzalanacak sözleşme, işkolunda Maden-İş’in büyük tırmanışının kapılarını açacak. 2 maaşa kadar tırmandırılmış ikramiye sayısı 3 maaş olarak sözleşmeye yansıyacak.. Arkasından 1976’da gelecek Rabak Sözleşmesi ile bölgede yeni bir yükseliş yaşanacak..

DGM’Yİ EZDİK SIRA MESS’DE

Sloganlı direnişlerin ardından yeni tutuklanmalar. 16 Eylül 1976’da gelen Sağmacılar Cezaevi’nden çıkış sahnesi.

12 EYLÜL...

Ordu yönetime el koymuştu. 16 Haziran eyleminde kısa süreli gözaltılarından alışkanlık olsa da. Hüseyin Ekinci en çok 12 Eylül sonrası işsizlik sürecinden etkilendiğini anlatıyor. “Kör kuyuda merdivensiz kalmaktır işsizlik” diyor. Oğlunun ilkokula başlayacağı gün Davutpaşa Kışlası’nda gözaltındaymış. Ama en çok 30 aya yakın işsiz kalmaktan etkilenmiş. Ekonomi yönetiminin işveren yandaşlığına teslim edilmesi, MESS başkanlığından ekonomi danışmanlığına geçiş yapan Turgut Özal’ın simge olduğu icraatlarla, işçilerin güldüğü yıllar, kazanımlarına sünger çekme operasyonlarının yaşanmasının örneklerini veriyor. Amerika ayağına dönük olarak “darbeyi bizim çocuklar yaptı” ilanını anımsatıyor.
“12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden çok yıllar geçti. Geçti ama deldi de geçti... Kaybolan babalar../Babasız kalan çocuklar../Ağlayan analar../Dinmeyen gözyaşları..” 
DİSK yargılamaları hedef yapılarak, dönemin başkanı Abdullah Baştürk başta yönetim kadrolarına yaşatılan işkenceler, yargılama süreçleri daha yakın tarihlerden, belleklerden silinemeyecek acı anılarla dopdolu. Bilerek, isteyerek sürdürülen hukuksuz yargılamalar, insan hakları ağır ihlallerinin amaçlarını, üretilen sonuçları ile okumak hiç de zor değil. 
Örgütlü işçi sınıfının sendikal çalışmalarıyla kazanımlarının sonuçlarını katletme operasyonlarının adımları bir bir işletiliyor.. Darbeciler, bir kısım patron ve sarılar elbirliği yaparak DİSK’in sınıf bilinçli tabanını dağıtıyorlar. İleri demokrasi söylemleri ile.. 
Nasıl bir ileri demokrasi ise hâlâ çalışan büyük kesimin grevli toplusözleşmeli hakları yok. Hakkı olduğu iddia edilenlerin grev hakları yok. Sendikaya üye olma özgürlüğünün önünde büyük engeller duruyor. Sendika sandukaya dönüşmüş oluyor...

10 Mart 2020 Salı

İŞSİZLİĞİN DURUMU

Aralık 2019 tarihi itibariyle ülkemizde ki işsizlik rakamları açıklandı...

TÜİK(Türkiye İstatistik Kurumu) 2019 yılı sonuna göre, Türkiye'de oluşan işsizliği açıklamıştır. Bu duruma göre işsizlik bir önceki yıla göre biraz daha artarak % 13,7 olmuş durumda.

Bir önceki yıla göre işsizlik, sayı olarak 92 bin daha artarak toplam 4 milyon 394 bin sayısına ulaşmış görülmektedir.
Tarım dışı işsizlik ise % 15,8 olarak tahmin edilmektedir.

15-24 yaş arası gruptaki işsizlik oranı ise % 25 e yükselmiştir. İşsizliğin, dünyada düşerken, ülkemizde yükselmesi oldukça düşündürücüdür. Basit bir söylemle işsizliğin düşmanı tarım ve sanayide iş alanları yaratmaktır. Bunlar da ancak yatırımlarla olur...

DİSK Araştırma Dairesinin(DİSK-AR) Mart 2020 araştırmasına göre;
Geniş Tanımlı İşsiz Sayısı: 7,5 Milyon
Geniş Tanımlı İşsizlik: Yüzde 21,8
Ümitsiz İşsiz Sayısı Rekor Düzeyde: 838 Bin
Krizde İstihdam 1 Milyon 660 Bin Azaldığı belirtilmektedir.

1 Mart 2020 Pazar

AKIL TUTULMASI GİBİ BİR ŞEY

Hanifi Öztürk
    Yazıyor
MADEN-İŞ Sendikamızın Genel Yönetim Kurulu, 1977 Yılının Mart Ayında Balıkesir Gönen'de bulunan Maden-İş İşçi Tatil ve Eğitim Tesislerinde (MİTES) toplanarak gündemindeki konuları görüşüp karara bağlamak üzere toplandı. 
1,2,3,4 Mart günlerinde devam etmesi kararlaştırılan toplantıda, Genel Denetim Kurulu, Genel Onur Kurulu ve Yürütme Kurulu Üyelerine bağlı daire başkanlıklarının raporları görüşülecek. Gündem çok yoğun...
16 EYLÜL 1976 DGM Direnişi bahane edilerek işten çıkarılan ve yeniden iş bulamamaları için haklarında "kara liste" hazırlanan, yüzlerce işyeri temsilcimizin durumları, sendika yönetici ve işyeri temsilcileri hakkında açılmış ceza davaları, uzun zamandır devam etmekte olan grevler, MESS'in grup sözleşmelerinin kabul ettirilmesi yönünde dayatmaya zorladığı yeni grev ve lokavtlar, sendikanın sahibi bulunduğu Politika Gazetesinin aşırı mâli yükü gibi hususlar gündemin ağırlıklı bölümünü oluşturuyordu.  

İlk gün, Genel Başkan Kemal Türkler toplantıya katılamadı. Toplantıyı Şinasi Kaya yönetmeye başladı, her yönetim kurulu toplantısında olduğu gibi bu toplantıda da çeşitli komisyonlar kuruldu. Ben Kararlar Komisyonu üyeliğine seçildim.

NOTLARIM

Prensip olarak her toplantı için not tutmayı alışkanlık edinmiştim. İşte 43 yıl evvel yapılan bu toplantı hakkında tutmuş olduğum notların bazılarını sizlerle paylaşmak istedim.

Hukuk , Basın Yayın, Eğitim ve Koordinasyondan sorumlu daire başkanı Mehmet Ertürk (Genel Sekreter)
"Yazılı rapor getirmedi, sözlü olarak, eğitim ve hukuk daireleri hakkında bilgi sundu. Bölge çaalışma müdürlüklerinin Toplu sözleşme yetkisi alma konusundaki engelleyici rolüne dikkat çekti.
Bağımsız bir günlük gazete olmaktan daha çok "parti!" gazetesine dönüşen ve bu yüzden sürekli zarar ederek sendikaya ağır maddi yük getiren Politika Gazetesi konusuna hiç değinmedi.
Avukatlarımızın DGM direnişi nedeniyle, sendikamızın yöneticileri dahil, işyeri temsilcileri ve sınıf bilinciyle donanmış olan toplam 200 civarında üyesi hakkında 274 sayılı yasanın 55. Maddesi kapsamında alınacak cezanın yanı sıra yönetim hakkının da kaybedilebileceğinin belirtildiği raporu okudu. 

Örgütlenme Dairesinden sorumlu Cengiz Turhan (Genel Başkan Vekili)
"İşyerlerindeki temsilci ve üyelerimiz hakkında ceza davası var. Bu konuda ceza alındığı takdirde temsil hakkını yitirme durumu vardır. Hukukçularımızdan aldığım bilgiye göre, bu konuda ortak bir savunma hazırlanmıştır. Yönetim kurulu dahil bu durumda olan diğer işyeri temsilcilerimiz için büyük bir önem taşıyan bu davada kanun maddesinin Anayasa'ya aykırılığı savunulmalıdır." dedi.

Toplu-İş Sözleşmesi, Araştırma ve Ekonomi Politika Dairesi başkanı Hüseyin Ekinci (Genel Başkan Vekili)
"Oniki işyerinde grev uygulandığını, on işyerinde uyuşmazlık tutanağının tutulduğunu, yirmisekiz işyerinde müzakerelerin devam ettiğini, sekiz işyerinde grev kararı alındığını, on işyerinde yetki beklendiğini, onüç  işyerinin yeni örgütlendiğini ve çağrı yapılacağını, iki işyerinde lokavt olduğunu ve otuzyedi işyerinde ise toplu iş sözleşmelerinin imzalandığını belirten daire raporunu okudu."

 BIÇAK KEMİKTEYDİ 
Grev ve lokavt sayıları elbette önümüzdeki günlerde daha da çoğalacaktı. Çünkü MESS, MADEN-İŞ Sendikamızı, toplu grev ve lokavtlarla ekonomik olarak güçsüzleştirmek, mümkünse yok etmek için çeşitli kararlar almış, stratejiler geliştirmiş, ekonomik olarak da büyük bir para fonu oluşturmuştu.

Bütün bunların yanı sıra sermaye basını ve işçi sınıfına ters akımların saldırıları da devam ediyordu, doğrusu bıçak kemikteydi. 

Sendikanın bu saldırılara karşı yeni mevziler tahkim etmesi gerekiyordu. Grevlerin güvenliği ve disiplini için alınması gereken önlemler konusunda kurul üyeleri hem fikirdi. Grevin finansmanı konusunda ise fikir ayrılığımız vardı. 

Kendilerini ilerlemeci olarak tanımlayan bazı arkadaşlarımız, ideolojik bir yaklaşımla grev  ödeneğinin pek de önem taşımadığını ısrarla söylüyor, uyarılarımıza karşıt, "üyelerimiz aç da mücadele ederler" diyorlardı. "Bu sınıf mücadelesidir, iktidar bir sis perdesinin arkasındadır, bu sis açılınca güneşli günler var" diyenler de vardı. 
O zamanlar sendikamızda örgüt içi demokrasi, henüz rafa kaldırılmamıştı, herkes  düşüncesini özgürce ifade edebiliyordu. Uzun, uzun tartıştık, sonunda aklıselim ağır bastı. Ve grev ödeneği konusunda da önemli kararlar alındı. 
Çok da iyi oldu...

Türkiye işçi sınıfı tarihinin, hem işyeri sayısı hem de grevdeki işçi sayısı bakımından bu en büyük grevi sekiz ay gibi uzun bir zaman, bazı küçük aksaklıklara rağmen finanse edilebildi.   

AKIL TUTULMASI GİBİ BİR ŞEY


Yönetim Kurulumuzun bu toplantısında zaman, zaman seslerin fazlaca yükseldiği tartışmalar oluyordu. En çetin tartışma T. Maden-iş sendikasının gelişip güçlenmesinde emeği olan arkadaşlarımız ile, o gücü daha sonra tıpkı bir mirasyedi gibi eriterek, sendikamızı yalnızlaştırmaya sebep olan ilerlemeciler (TKP üyeleri ve sempatizanları) arasında oldu. 


Karşılıklı kırıcı tartışmalar yaptık. Ben kararlar komisyonunda görevliydim. Akşam komisyonumuz toplantı halinde iken, oy hakkı olmayan atamalı bir bölge temsilcisi, el yazısıyla yazılmış olan bir karar taslağını, ukala bir tavırla masaya atarak, “bunu da yazın" dedi. Gündüz oturumunda kendisiyle tartışmıştık. Yine de saygılı olmaya davet ettim. Sonra da  aldım okudum yazıyı.

Yazı "Genel Yönetim Kurulumuz TKP’yi  desteklediğini kamuoyuna açıklamayı tarihi bir görev sayar" diyordu...

Sendikamızın yöneticileri, işyeri temsilcileri ve militan üyeleri hakkında açılmış olan iki bini aşkın dava varken, böyle bir kararın önerilmesi akıl tutulması gibi bir şeydi, ya da açık bir provokasyon!


Başka nasıl ifade edilebilir ki?


1977 Yılında, ceza yasalarında 141 ve 142 maddelerin varlığında "illegal bir partinin desteklenmesi kararı, sendikamızı sorumluluk altına sokar" gerekçesiyle reddettik. Öfkelendi, "devrim geliyor, devrim, korkaklar, isteseniz de, istemeseniz de bu karar yönetim kurulunun yarınki  toplantısında çıkacaktır" dedi ve çekip gitti. 
Ertesi sabah aynı taslağı çoğaltarak kurul üyelerine dağıttılar.

O gün Genel Başkan Kemal Türkler gelmişti, toplantıyı kendisi yönetiyordu. Taslak üzerinde söz alan bazı üyeler görüşlerini açıkladıktan sonra, Genel Başkan Türkler, "ben 23 yıldır bu sendikanın Genel Başkanıyım. Bu güne kadar sendikamı hiç bir sorumluluğun altına sokmadım. Bundan sonra da buna izin vermem. Şayet böyle bir karar çıkarsa, muhalefet şerhini yazarım. Sonra da buna, taban karar verir." diyerek kararlılığını açıkça belli etti. 
Oylamaya geçildi. 
Oylama sonucunda taslak reddedildi. 
Böylece kendi ayağımıza kurşun sıkmak gibi bir tehlikeyi atlatmış olduk...
                                           

27 Şubat 2020 Perşembe

DİSK YÖNETİM KURULU GÖREV DAĞILIMI

16 ŞUBAT 2020 Tarihinde yapılan 16. Genel Kurulu'nda, yönetim kurulu ve diğer organlarını da seçerek tamamlayan DİSK, 27.02.2020 Tarihinde Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu Başkanlığında yaptığı toplantıda görev dağılımlarını tamamlamıştır.

Buna göre;
Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu,  (DİSK Kadın Dairesi)
Genel Sekreter Adnan Serdaroğlu,(araştırma, Çevre Sorunları, Eşgüdüm, İletişim ve Uluslararası İlişkiler Dairesi)
Genel Başkan Yardımcısı Remzi Çalışkan,(Örgütlenme Dairesi)
Genel Başkan Yardımcısı Alaaddinin Sarı,(Mali İşler Dairesi)
Yönetim Kurulu Üyesi Kazım Doğan,(Hukuk Dairesi)
Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Aguş,(Eğitim Dairesi)
Yönetim Kurulu Üyesi  Seyit Aslan,(Genç İşçiler, Göçmen İşçiler, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Dairesi)