Direnişin ve İnadın Fotoğrafı: 486 Günlük Elektrometal Grevi
Sanayici Erenyol ailesinin Silahatarağa’da, Haliç kıyısında bulunan Elektrometal Fabrikası, kendi branşında ülkenin önde gelen döküm ve izabe kuruluşlarından biriydi. Ancak Büyük hissedar ve Genel Müdür *Hikmet Erenyol’un 21 Haziran 1971 tarihinde, İstinye yokuşunda taş yüklü bir kamyona arkadan çarpması sonucu hayatını kaybetmesiyle fabrika için zorlu bir dönem başladı.
Kazadan sonra işletmeyi bir süre kardeşi Necdet Erenyol yönetmeye çalıştı. Bu dönemde, Türkiye Maden-İş Sendikası ile işveren arasındaki toplu iş sözleşmesinin süresi dolmuş ve yeni dönem müzakerelerine başlanmıştı. Ancak Necdet Erenyol, Metal Sanayicileri Sendikası’nın (MESS) etkisiyle görüşmelerde oldukça uzlaşmaz bir tavır sergiliyordu.
Uzlaşmaz Tutum ve Grev Kararı
T. Maden-İş Sendikası’nın üyeleriyle birlikte hazırladığı ve fabrikanın mali yapısının rahatlıkla karşılayabileceği tekliflerin hemen hiçbiri kabul edilmedi. Ücret zamları ve sosyal yardımlara "hayır" deniliyor; kıdem tazminatı ile yıllık ücretli izin günlerinin artırılması talepleri kesinlikle reddediliyordu. Müzakereler defalarca olumsuzlukla sonuçlanınca sendikanın yasal haklarını kullanmaktan başka çaresi kalmadı.
Tüm hukuki prosedürler tamamlandıktan sonra, 5 Nisan 1974 tarihinde yasal grev başladı. İşyerinde çalışan Türkiye Maden-İş üyelerinin tamamı greve katıldı. Elektrometal işçileri 1974 yılını grevde uğurlarken, 1975 yılına da yine grev çadırında girdi.
Fabrikanın El Değiştirmesi ve Turgut Özal Dönemi
Grev uzadıkça; işçilerin, fabrikanın, sendikanın ve dolayısıyla ülke ekonomisinin kayıpları büyüyordu. MESS ise diğer metal işverenlerinden ve özellikle büyük kamu işletmelerinden topladığı aidatlarla, direnen işverenin zararının bir bölümünü karşılıyordu.
Bu baskı ortamında Necdet Erenyol daha fazla dayanamayarak fabrikayı sattı (belki de arkadaki muhtelif baskılar nedeniyle sattırıldı). Çelik Endüstri Fabrikası'nın da sahibi olan Zeki Aytaç, büyük hissedar olarak Elektrometal’i satın aldı. Fabrikanın Genel Müdürlüğüne ise 1980 darbesinden sonra "Ben zengini severim" sözüyle hafızalara kazınacak olan Turgut Özal getirildi. Özal, artık fabrikanın tek yetkilisi konumundaydı.
Ankara'da Bakan ile Görüşme ve Bir Bakanın Gözyaşları
Grevin uzaması kamuoyunun ve TBMM'nin de gündemine oturdu. CHP İstanbul Senatörü Solmaz Belül, grevin ekonomiye etkilerini ve MESS’e üye olan devlete ait fabrikaların ödediği aidat miktarlarını sorgulayan detaylı bir soru önergesi hazırlayarak Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına sundu.
1975 yılının Mart ayı başlarında, Din İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı (ve Tabii Senatör) Mehmet Özgüneş’ten bir görüşme daveti aldık. Süreci taraflarla bir de kendi başkanlığında değerlendirmek istiyordu. Genel Başkan Vekili ve Toplu Sözleşme Dairesi Başkanı olmam hasebiyle gerekli hazırlıkları yaptım. Diğer yürütme kurulu üyemiz Şinasi Kaya ile birlikte Ankara’da Sayın Bakanın huzuruna çıktık.
Bakan Özgüneş, "İnşallah sizce de bir mahzuru yoktur, görüşmeyi ayrı ayrı yapmak istiyorum. Önce sizi ve tekliflerinizi dinleyeceğim, bilahare yan odada bekleyen işveren yetkilileriyle görüşeceğim" dedi.
Yöntemi kabul ettik ve hazırladığım dosya özetini kendisine sundum. Tekliflerimizi şifahi olarak özetlerken, dinibayramlar öncesi işçilere verilecek "bayram harçlığı" maddesine geldiğimde Bakan sözümü kesti:"Bir dakika durun, bu maddeyi dosyadan çıkarın, bunu görüşmeye gerek yok."
Şaşırmıştım. "Sayın Bakanım, bu madde bizim için çok önemlidir, işverene de büyük bir yük getirmez. İki dini bayramımız var, işçinin bu harçlığı alması gerekir" dedim. Bakan gülümseyerek, "Yanlış anladınız, bu maddeyi çıkarın derken ben kabul ettiririm anlamında söylüyorum. Artık bayram harçlığını da vermeyi reddetmeyecekler ya?" dedi. Dini bayramlardaki bu ısrarımız Bakanın hoşuna gitmişti!.
Biz odada çaylarımızı içip beklerken, Bakan Özgüneş işveren tarafıyla görüşmek üzere yan odaya geçti. Yaklaşık bir saat sonra yanımıza döndüğünde yüzü asıktı. Bir süre düşündükten sonra aynen şöyle dedi:
"Ne diyeceğimi, nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Biz sizi yanlış tanıyormuşuz, asıl yanlışlar öbür taraftaymış. İşveren kesimi tam bir anlaşmazlık içinde, yapacak bir şey yok. Grev daha da uzayacağa benziyor, çok üzgünüm."
Ben de kendisine, "Sayın Bakanım, biz o kesimin zihniyetini gayet iyi biliyoruz. Zannediyorum Ramazan ve Kurban Bayramı harçlıklarını da kabul etmediler. Yağmur, çamur, soğuk demeden ekmek parası için çalışan işçiye bayram harçlığını çok gören bu zihniyete karşı elbette grev sürecektir" dediğim sırada, koskoca Devlet Bakanının hıçkıra hıçkıra ağladığına şahit olduk.
Grevde 340.Gün |
Grev birinci yılını doldurduğunda bile işveren Zeki Aytaç ve Genel Müdür Turgut Özal’dan hala ses çıkmıyordu. 5 Nisan 1975'te 550’den fazla Maden-İş üyesi işçi, çevre fabrikalardan gelen dostları ve CHP milletvekillerinin desteğiyle grevin 1. yılını fabrika önünde kutladı.
Nihayet, MESS ve işverenin sırf inatları yüzünden uzayan bu büyük direniş, grevin 500. gününe sayılı günler kala, 6 Ağustos 1975 tarihinde tarafların anlaşmasıyla son buldu.
Bu tarihi süreçten geriye, işçilerin kendi elleriyle tuttukları o muazzam günlüğün istatistikleri kaldı. 486 gün süren Elektrometal grevi boyunca:
196 çocuk dünyaya geldi (120 erkek, 76 kız bebek).
10 grevci işçi evlendi, düğünleri yapıldı.
8 grevci işçi çalışmak üzere Avrupa ülkelerine gitti.
2 grevci işçi askere uğurlandı.
Elektrometal işçileri, sadece haklarını aramakla kalmamış; hayatın tüm zorluklarına, baskılara ve sermayenin inadına karşı yaşamı ve dayanışmayı örgütlemişlerdi.
*Hikmet Erenyol, 21 Haziran 1971 yılında, İstinye yokuşunda taş yüklü bir kamyonun arkadan altına girmiş, damperdeki tüm büyük temel taşları arabanın üzerine dökülmüş bu kazada hayatını kaybetmiştir!!!.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder