18 Mayıs 2015 Pazartesi

YILMAYAN DEVRİMCİ Celal Alçınkaya

CELAL ALÇINKAYA

18 Mayıs 2014 tarihinde Celal Alçınkaya'yı kaybettik. Onu, çok sevdiği Bolu Yeniçağa ilçesindeki eşinin köyünde toprağa verilmek üzere İstanbul'dan uğurladık.

Alçınkaya'yı 1962 yılında tanıdım. Kağıthane'de kurulu Rabak Elektrolitik Bakır Fabrikasında birlikte çalıştık. Ben göztaşı (bakır sülfat) imalathanesinde çalışıyordum; Celal Alçınkaya ise fabrikanın en önemli maddesi olan sülfürik asidi taşıyan tankerin şoförü olarak görev yapıyordu. 1964 yılında ben şube gençlik kolları başkanlığına seçilmiştim, sevgili Alçınkaya da işyeri sendika baştemsilciliği görevine seçildi.

1965 yılında yapılan Silahtarağa Merkez Şubesi Genel Kurulunda şube başkanlığına seçildim. Aynı genel kurulda Alçınkaya ise şube yönetim kurulu üyeliğine seçilmişti. 1967 yılına kadar ben profesyonel şube başkanı, Alçınkaya ise amatör yönetim kurulu üyesi olarak sendikal görevleri birlikte yürütmeye devam ettik.

1967 yılında Türkiye Maden-İş Sendikası Genel Kurulunda tüzük değişikliği yapıldı. Bölge temsilcilikleri kuruldu; Silahtarağa Şubesi ile Şişli Şubesi, 6. Bölge Temsilciliği adı altında birleştirildi. Yapılan Bölge Temsilciliği Genel Kurulundaki seçimi, diğer aday İlyas Kabil'e karşı açık farkla ben kazanmıştım.

Sarı Sendikalar Kovuluyor

Altıncı Bölge Temsilciliği dönemimde, Kavel Kablo Fabrikasını Maden-İş çatısı altında tekrar örgütledim. İstinye'de kurulu Kavel Kablo Fabrikası işçileri, 1968 yılında yaptıkları başarılı ikinci direnişleri ile sarı sendika Çelik-İş'i kovarak Maden-İş bünyesine yeniden katıldılar.

Sarı sendikaların karargâh kurdukları Silahtarağa'da, Türk Demir Döküm Fabrikasında çalışan 2500 işçi, gece gündüz yaptığımız çalışmalar sonucunda 1969 yılındaki şanlı direnişleri ile sarı sendikayı kovarak Maden-İş Sendikasında örgütlendiler.

Aynı bölgede kurulu ve yaklaşık 600 işçinin çalıştığı Elektrometal Fabrikası işçileri de Maden-İş çatısı altında sınıf ve kitle sendikacılığı mücadelesini yürütmek üzere sınıfdaşları ile bütünleşti; sarı sendikayı kovarak Maden-İş içerisindeki yerlerini aldı. Sungurlar Kazan Fabrikası işçileri ise Maden-İş'e geçmek ve sarı sendikayı kovmak için çalıştıkları her iki fabrikada da direniş başlattılar ve başardılar.

Tüm bu örgütlenmeler sırasında yapılan direniş ve işgallerde Alçınkaya; kimi zaman Rabak işyeri baştemsilcisi, kimi zaman yönetim kurulu üyesi olarak görevler üstlendi. Sendikal mücadele hamuru ile yoğruldu. Üstlendiği görevleri amatörce ve hakkıyla yerine getirdi.

1962 yılında tanıdığım Celal Alçınkaya'nın, her şeyden önce çok iyi bir insan olduğunu belirtmem gerekir. Halk tabiriyle söyleyecek olursam "adam gibi adamdı"; eline, beline, diline sahip olarak yaşadı.

Yedi yıl şube başkanı ve 6. Bölge Temsilcisi (Bölge Başkanı) olarak görev yaptığım dönemi geride bırakarak 1972 yılında askere gitmem gerekiyordu. Genel Başkan Kemal Türkler'in önerisi ile Altıncı Bölgeyi ikiye ayırdık, iki ayrı bölge olarak düzenledik. Eyüp, Silahtarağa, Alibeyköy ve Haliç'in her iki yakasındaki fabrikaları kapsayan bölgeyi 14. Bölge olarak kurduk. Bölge Temsilcisi olarak da Rabak Fabrikası işyeri baştemsilcisi Celal Alçınkaya görevlendirildi.

1977 Eylül ayında yapılan 22. Genel Kurula kadar bölge temsilciliği devam eden Alçınkaya, işbaşına gelen sözde "ilerici" yeni yönetim tarafından işten çıkarıldı. Sendikal mücadeleninin ve çok sevdiği Maden-İş Sendikasının dışına itildi.

Celal Alçınkaya devrimciydi, sosyalist değildi ancak sol anlayışlara kapalı da değildi. Devrimci sendikal hareket içinde olanların bildiği gibi, T. Maden-İş Sendikasında görev alan yeni yönetimin benimsediği siyasi ideoloji ve anlayışlar, devrimci sendikal yönetim anlayışının önüne geçti.

Bu düşünceyle uyguladıkları sendikal faaliyetler, DİSK bünyesinde de büyük hasarlara neden oldu. Maden-İş ve DİSK içindeki devrimci ve sol düşüncede olan hemen herkesin bu gidişten rahatsızlık duyduğu bir gerçekti. O dönemlerde Türk Ceza Kanunu'nda 141 ve 142. maddeler bulunuyordu. Bu maddeler nedeniyle "illegal" kuruluş mensubu yöneticiler açıkça eleştirilemedi. Bu durum ise sendikal altyapıları yetersiz, siyasi çalışmalarda bağımlı olan kadroların işine geldi!

Yanlışlıklar, genel kurul ve toplantılarda devrimci sendikal kamuoyuna ve kadrolarına tam olarak anlatılamadı. Sadece kendi aralarında yanlışlarını dile getirdiler! Sendikal kadrolarda bulunan "uzmanların" ideolojisi, düşüncesi ve uygulamaları; zaten sendikal birikim ve deneyimleri sınırlı olan yöneticilerin anlayışlarının önüne geçti. DGM, UDC, 1 Mayıs 1977 ve MESS grevlerinde yapılan hataları bildikleri hâlde görmezden geldiler. Sessiz kaldılar, hataları anlayamadılar ve tüm bu olumsuz durumların örgüte zarar vermesine göz yumdular.

Asla bir özeleştiri de yapmadılar; kendi aralarında birbirlerini suçladılar. Bu suçlamalar, bir zamanlar toz kondurmadıkları ve temel direk olarak gördükleri birinin, baskılar nedeniyle Yürütme Kurulundaki görevinden istifa etmesiyle sonuçlanıyordu.

Sendikal çalışmada siyaset, sendikal anlayışın önüne geçmemelidir. Türkiye sendikal hareketi içinde bir kilometre taşı olarak duran devrimci bir büyük sendikanın genleriyle oynadılar. Nitekim genel kurul sonrası çözülmeler başladı. Maden-İş Sendikasının en önemli kalelerinden Türk Demirdöküm karıştı. Ereğli Demir Çelik ve Kavel Fabrikaları işçileri Maden-İş'ten koptu.

Ne var ki Abdullah Baştürk başkanlığındaki DİSK Yürütme Kurulu Alçınkaya'ya sahip çıktı. Ona; Topkapı, Gaziosmanpaşa, Eyüp, Bayrampaşa ve Silahtarağa bölgelerinden sorumlu DİSK Bölge Temsilcisi olarak görev verdi. İşçi sınıfının mücadele şerbetini içen Celal Alçınkaya, sevdiği işte ve çok sevildiği bölgelerde tekrar çalışmaya başladı.

Alçınkaya, Kenan Evren ve aynı zihniyetteki takımı tarafından yapılan 1980 faşist darbesine kadar DİSK'te bu görevini sürdürdü. Maden-İş yönetimine gelen malum zihniyet; sendikaya omuz veren, gece gündüz, sıcak soğuk, yağmur çamur demeden başarılı örgütlenmeler ve toplu sözleşmeler yapan bir kısım yönetici, uzman, avukat, temsilci ve organizatörü de sırf kendi ideolojilerini benimsemedikleri gerekçesiyle haksızlık yaparak işten çıkardı, tasfiye etti.

DİSK Genel Başkanlığını kaybeden ve Maden-İş Genel Başkanlığını sürdüren Kemal Türkler başkanlığındaki Yürütme Kurulunun, Alçınkaya'nın işine son vermesi oldukça düşündürücüdür.

Celal Alçınkaya, çok uzun yıllar maddi bir beklentisi olmadan amatörce sendikaya hizmet etmiş, sendikanın yeni işyeri örgütlenmelerine emek vermiştir. Alçınkaya'yı, onun sendikal ahlakını ve çalışma disiplinini çok yakından tanıyor, biliyorum. Çok uzun yıllar onun şube başkanlığını ve bölge temsilciliğini yaptım. Çok iyi bir sendikacı olup olmadığı, sendikacılık bilgi ve birikimi tartışılabilir; ancak onun insanlığına, sendikal inanışına, namus ve erdemine kimse ama hiç kimse laf söyleyemez.

Sırf kendi ideolojilerinden olmadığı, kendileri gibi düşünmediği için görevine son verilen ve zor günler yaşayan Alçınkaya, buna rağmen yaşamı boyunca (tasfiye edilen birçoğumuz gibi) Maden-İş aleyhinde tek bir kelime etmedi. Genel Başkan Kemal Türkler hakkında bir kez olsun kötü söz söylemedi. Alçınkaya'nın sendikal mücadele içerisinde gösterdiği vefa ve adamlığı her zaman on numaraydı. Alçınkaya Rabak Fabrikasında işyeri baştemsilcisi iken onun Silahtarağa Şube başkanlığını, sonra 6. Bölge Temsilciliğini, daha sonra da Genel Başkan Vekilliğini yaptı.

Alçınkaya, 15-16 Haziran Büyük Direnişi'nin Eyüp, Alibeyköy, Silahtarağa, Kağıthane, Cendere yürüyüş kolu yöneticisiydi. Celal Alçınkaya'nın ışıklar içinde ve rahat uyuduğunu düşünüyor, onu çok uzun yıllardır tanıyan biri olarak buna tüm kalbimle inanıyorum.

Celal Alçınkaya'yı Maden-İş'ten çıkaran sözde ''ilerlemeci'' yeni yönetim affedilir gibi değil. Bazı şeylerin dönüşü olmaz...

* TCK'nin (kısaca) 141 ve 142. maddeleri; sınıf esaslı örgütlenmeyi ve propagandayı yasaklayarak örgütlenme ile ifade özgürlüğünü ihlal eden ceza hükümlerini içermekteydi.













Hiç yorum yok:

Yorum Gönder