25 Ocak 2026 Pazar

KAVEL DİRENİŞİ: 63 YILLIK SÖNMEYEN MÜCADELE ATEŞİ

1961 Anayasası ve Grev Hakkındaki Yasal Boşluk

1961 Anayasası ülkemiz sendikacılığında çok önemli bir çığır açarak, çalışma hayatımızın bir bölümüne, özellikle emek kesimine yol göstericilik yapmıştır. Anayasa; işçi sınıfımızı sendikal hayatta grev hakkına kavuşturmuştur. Henüz işçilerin bu haklarını nasıl kullanacakları belli değildir. Bunun uygulanmasını sağlayacak yasalar daha çıkarılmamıştır. 

Kağıt Üzerinde Kalan Haklar

Çıkarılması da egemen çevreler tarafından savsaklanmaktadır. İşçi sınıfının böyle önemli bir hakkı, sadece kâğıt üzerinde bırakılmış gibidir. 
Yani Anayasa hükmü yasal bir boşluğa düşmüş durumdadır!.
 
İşçi sınıfı Anayasal bu hakkının kullanılmaması nedeni ile sanki düşülen bu boşlukta boğulmak istenmektedir. 
1963 Kavel Direnişi İstinye fabrika önünde bekleyen işçiler

İstinye Kavel Fabrikası: Direnişin Kıvılcımı

Baskıcı Yönetim ve Fazla Mesai Sorunu

İstanbul İstinye'de kaliteli kablo üreten bir fabrika var. İşçiler Kemal Türklerin Genel  Başkanlığını yaptığı T. Maden - İş Sendikasının üyeleridir. Fabrika Genel Müdürü Amerika'dan yeni gelmiş, despotik kurallarla çalıştırdığı işçilerin yaptığı üretimden memnun değil. Çok,

21 Ocak 2026 Çarşamba

SENDİKACILIK VE ASGARİ ÜCRET DEVRİMİ

1974 yılının Eylül ayı, Türkiye Maden-İş Sendikası için tarihi bir dönüm noktasıydı. Genel Kurul sonucunda efsanevi liderimiz Kemal Türkler tekrar Genel Başkanlığa, ben ise Genel Başkanvekilliğine seçilerek dinamik bir kadroyla göreve başladık.

Görev dağılımımızda; toplu sözleşme, araştırma, ekonomi-politika ve işçi sağlığı/iş güvenliği dairelerinin sorumluluğunu üstlendim. DİSK’e bağlı T. Maden-İş Sendikasının kurumsal gücünü artırmak amacıyla bu alanlarda hayata geçirdiğimiz yeni çalışma modeli, kısa sürede meyvelerini vermeye başladı. 

Araştırma ve ekonomi-politika dairelerimizin ürettiği bilimsel veriler, toplu sözleşme masasında elimizi güçlendiren kozlarımızdan birisi haline geldi.

Asgari Ücret Prangası  

O dönemde öncelikli hedefim, üyelerimizin ekonomik refahını artıracak, alın terinin karşılığını alabilecek ve bunun  mücadelesini verecek adımlar atabilmekti. Bunların başında, yasal asgari ücretin belirlenme şekline ve işyerlerinde

4 Ocak 2026 Pazar

RİYÂZİ VE NİZÂMÎ BEYLER

1965 Yılında profesyonel sendikacılığa, genel kurulda seçilerek ilk adımımı atmış ve çalışmalara başlamıştım. Bazı konularda oldukça ürkek davranıyordum. Bunun da sebeplerinden birinin sendikal konular hakkında bilgi eksikliğinden doğduğunu ve sendikal çalışmalarda işyeri temsilciliğinden daha fazla bilgimin olmadığı zannıydı. 

Henüz iki ayını yeni doldurmuş çiçeği burnunda bir başkan olarak, sendikamızın, Cağaloğlu'nda Alibabatürbe Sokakta bulunan genel merkezine gitmem gerekmişti. 

                                948 model, hurdalardan toplama Başkanlık aracı ve Başkan Hüseyin Ekinci

İşlerimi bitirip bir an önce Silahtarağa'da bulunan sendika şubesine dönmek için yola çıktım. Şişhane'ye kadar belediye otobüsü ile geldim ve Silahtarağa dolmuşlarından birisine  bindim.
Kasımpaşa, Halıcıoğlu istikameti ile Haliç'in sağ yanından giderken

30 Aralık 2025 Salı

Bir Elin Nesi Var? Sendikal Örgütlenmede Birlik ve Mücadele Ruhu

BİR ELİN NESİ VAR

Sendikaların ve sendikacıların ilk işi, üye tabanlarını oluşturmak ve sayısal olarak büyütmektir. Yönetici veya bu görevin gerektirdiği sorumluğu taşıyanlar her zaman bu durumu göz önünde bulundurmak zorundadırlar. Elbette bu sözler gerçek sendikaların omurgalı, özverili başkan veya yöneticiler için geçerlidir. Sendikal örgütlenme büyük ve önemli iştir. 

Arzulanan büyük işler her zaman istenildiği gibi yapılamıyabilir. O zaman başkası ya da başkalarıyla işbirliği yapmak zorunda kalınacaktır. Ama şunu unutmamak lâzım. Başka ya da başkaları dediğimiz insanlar genellikle örgütlenmek istediğin tabanın içinde mevcuttur.  Onlara ulaşabildiğin zaman işler kolaylaşabilir, engeller ancak o zaman daha kolay aşılır. 

Sendikal eylemler de örgütlenmeyi en iyi ifade eden ilk ve güzel cümle; "bir elin nesi var, iki elin sesi var" söylemidir. Bu söylemin bir yol gösterici olduğu unutulmamalıdır. 

İşveren sendikaları, bu işi oldukça kolay yaparlar. İki satırlık bir yazı ile hemen bir araya gelebilirler. Grevlere karşı koymak, işçi sendikalarının mücadele kararlılığını ve eylemlerini bastırmak için kullanacakları, lokavt fonlarını güçlendirerek kasalarını şişirirler. 

İşveren sendikaları hükûmetler nezdinde de genellikle saygındırlar. Medya ve yazılı basın, onların söylemlerine oldukça önem verir. Onlar da her zaman ve her yerde her şeyi konuşmazlar. Bu konuların nerede ne zaman konuşulacağını gayet iyi bilir uygular veya uygulatırlar.. 

Hukukçuları, ekonomistleri, her konuya özgü uzmanları ve her zaman bol paraları vardır. Geçtiğimiz yıllarda işverenlere ait sivil toplum (PATRON) örgütleri ile işbirliği yapmaları durumunda hükumetleri bile düşürdükleri görülmüştür! Halit Narin başkanlığındaki Türkiye İşverenleri Konfderasyonu ve ona bağlı işveren sendikalarının 1977 Ecevit Hükûmetinin düşürülmesindeki payı azımsanamaz

İşçi sendikaları ise iki türlü örgütlenir.
Birincisinin işi kolaydır. 
İşçilerin üye olmalarına işyeri yetkililerince göz yumulur. Hatta işverene yakın bir kısım adamlar devreye sokulur, işçilerin üye yazılmalarına yardımcı olunur. Genellikle bu sendikaların kurulmasına işverenlerce her türlü destek de verilir. 

Prosedür çarçabuk tamamlattırılır. Toplu sözleşme yetkisi aldırılır. Çoğu zaman işçilerin bile sonradan duyacakları iki ya da üç yıl süreli toplu sözleşmeler imzalarlar. İşte bu gibi sendikalara “ SARI SENDİKA”, yöneticilerine de “SARI SENDİKACI” deniyor. 
Bu sarı sendikalar altmışlı, yetmişli yıllarda çok sayıda vardı. Günümüzdeki sendikal hareket içinde de var oldukları elbette görülüyor, biliniyor!.
Bazı kamu sektöründe ise görünüş itibari ile gerçek gibi görünen, konuştukları zaman ''mangalda kül bırakmayan'' öyle sendikal bir kesim vardır ki sarılara rahmet okuturlar!..

GERÇEK İŞÇİ SENDİKALARIN işleri ise, oldukça zordur. Karşılarında her zaman patronlar vardır. Sarı sendikalar ve sarı sendikalardan nemalanan(yararlanan) az sayıda da olsa bu işleri bilen ve işverene çalışan bir kesim vardır. 

Sendikalar, sivil toplum örgütü olmanın ötesinde, aslında mücadele örgütleridirler. İşi için, aşı için, ailesinin daha iyi yaşamını sağlamak için mücadele ederler.

Gerçek sendikalar farkında olmasalar bile aynı zamanda devrimci örgütlerdir. Devrimci örgütler her zaman ana işlerini birinci planda tutarlar. Sendikaların birinci plandaki ana görevleri biraz önce belirtildiği gibi üye sayısını çoğaltarak örgütlenmektir. 

Sendika üye tabanlarının sayısal olarak güçlü olması, maddi güçlülüğü de yaratır. 
Gerçek sendikaların gücü, üye tabanının sayısal olarak çokluğunu, bu çokluğun da parasal olarak sendikanın mali yapısının gücünü oluşturur. Bir sendikanın üye sayısının durumu ve kasa varlığı, o sendikanın gücü ile doğru orantılıdır.
  
Güçlü ve gerçek sendikaların varlığı, doğal olarak işverenlerin menfaatlerine aykırıdır. Patronlar işçi sendikasının güçlü olmasını istemezler. 
  
Yıllarca gerçek sendikacı olarak tanıdığımız yöneticilerin varlığını biliyoruz. Sendikalarını geliştiremeyen, üye tabanını sayısal olarak güçlendiremeyen yöneticilerin, gerçek de olsa, solcu da olsa, devrimci de olsa varlıkları çok şey ifade etmez.

Sendikalar sınıf ve kitle örgütleridir. Demokratik kitle örgütü olmak, bu vasıflarıyla faaliyet göstermek durumundadırlar. Üyeleri aynı siyasi düşüncede ve aynı ideolojide olmayabilir. İnançları ayrı, milliyetleri, cinsiyetleri farklı olabilir. 

Onların bir olmaları, birlik olmaları ortak menfaatleri ile ilgilidir. Çalışma şart ve koşulları, işçi sağlığı, iş güvenliği, ücret durumları ve kısaca yaşam kalitelerinin yükseltilmesi gibi konular, ortak menfaatlerini oluşturan unsurlardır. Birlik olmak, birlikte mücadele etmek, mücadelede başarılı olmanın önemli şartlarından biridir.

Elbette sendikacıların da siyasi görüşleri vardır ve olacaktır.
Olmalıdır da.

Ancak sendikacılar, sendikal çalışma ve eylemlerini sadece kendi siyasi görüşlerine göre yapamazlar. 
Yapmamalılar!..

Geçmişte bazı sendika ve sendikacıların siyasi görüşlerini doğrudan yansıttıkları, sendikal çalışmalarda başarılı olamadıkları, hatta işçi sınıfının birliğine zarar verdikleri açıkça görülmüştür.


Çalışmalarını siyasi iktidarlara yaslamak onların tarafında olmak, çoğu zaman iktidarların ekonomi politikalarına uygun davranmak da, gerçek sendikal anlayış ve uygulamasıyla da asla bağdaşmaz.

2 Ekim 2025 Perşembe

UĞUR MUMCU VE ÖZAL TAHLİLİ

GAZETECİLİĞİN YÜZ AKI

Değerli gazeteci, yazar Uğur Mumcu, 18 Ocak 1980 tarihli CUMHURİYET Gazetesindeki yazısında önemli bir Özal değerlendirmesi yapıyor. 

Bu değerlendirmeyi sizlerle paylaşmak istedim. 

12 Eylül uğursuzluğu sonrası, büyük sermayenin babalarından birisi olan TİSK Başkanı Halit Narin,  gülerek ''şimdiye kadar onlar güldü (işçiler) bundan sonra da biz güleceğiz.'' demişti. 

12 Eylül Sonrası Sermaye ve İşçi Hakları

''Garson benim kadar maaş alıyor'' diyen 12 Eylül uğursuzluğunun başka bir lideri Kenan Evran ve ben ''zengini severim'' diyen Turgut Özal'ın birlikte aldıkları karar ve uygulamaları, işçi sınıfının omurgasını kaydırdı!!. 

Budanan Ekonomik Haklar ve Kıdem Tazminatı

Gerçek ve devrimci sendikacılığı ortadan kaldırmak için tutuklama ve işten çıkarmaları başlattılar. Bunlar yetmezmiş gibi işçilerin, sendikaları vasıtası ile yıllardır demokratik ve hukuksal biçimde yaptıkları toplu sözleşmelerle, elde ettikleri, kıdem tazminatları, ikramiyeler, asgari ücret, yıllık ücretli izinler gibi ekonomik haklarını budamaya başladılar. Özgür, bağımsız ve devrimci işçi sendikacılığına düşmanca saldırdılar. Büyük sermayenin kasalarını şişirmek için ellerinden gelen her çalışmayı severek, gülerek, isteyerek yapmaya devam ettiler.

MESS Başkanlığından Devlet Bürokrasisine

Madeni Eşya Sahipleri Sendikası kısa adıyla ''MESS'' başkanı Turgut Özal, Başbakanlık Müsteşarlığı ve

25 Eylül 2025 Perşembe

İLHAN SELÇUK YAZIYOR ''GEL DE ŞAŞMA''

Cumhuriyet Gazetesinin unutulmaz köşe yazarlarından, yazar İlhan Selçuk'un 27 Ekim 1998 günlü 'PENCERE' isimli köşesindeki  ölmez, yitmez kaybolmayacak yazısı.

Gel de Şaşma!..

Şaşıp kalıyorum...

Yıl 1920...

Arap, İngiliz’le birleşmiş, Türk’ü arkadan vurmuş; Ermeni Rus’la birleşmiş. Doğu Anadolu’yu kana boyamış; Rum Yunan’la, Yunan İngiliz’le birleşmiş, Batı Anadolu’yu ele geçirmiş...

Ülkenin mahvolmadık, yıkılmadık, yanmadık, kan dökülmedik, kül olmadık hiçbir yeri kalmamış...

Kalan ne?..

Elde avuçta İstanbul ile İzmir bile yok!.. Anadolu’nun altı yedi milyon nüfuslu en yoksul bölümüyle, yüzde 95’i okuma yazma bilmez, yorgun, yoksul, bitkin, ezik bir halk...

Nasıl kurtulmuşuz?..

Şaşıp kalıyorum...

*

Yunan’ı nasıl denize döküp hizaya getirmişiz, İngiliz’i İstanbul’dan nasıl çıkarmışız, dünyanın süper