11 Haziran 2026 Perşembe

15-16 HAZİRAN'IN 56. YILI ve BİR DİRENİŞİN EVRİMİ

KÖYDEN GELDİM ŞEHİRE: BİR DİRENİŞİN EVRİMİ 15-16 HAZİRAN 

Anadolu ekonomisinin kalbi olan köylerde, eli silah tutan tüm genç ve yetişkin erkeklerin cephelere; Arabistan ve Yemen çöllerine gönderilip heba edilmesi, tarlalarda çalışacak insan bırakmamıştı. Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlı’nın yenik sayılması, Anadolu halkı için sadece askeri bir kayıp değil, aynı zamanda derin bir toplumsal ve ekonomik yıkımdı. 

"Çöllerde heba edilen nesil", Türkiye'nin dinamik yapısında onlarca yıl kapanmayacak yaralar açmış; köylerde yoksulluk, hastalık ve perişanlık had safhaya ulaşmıştı.

Göçün ve Sanayileşmenin Ayak Sesleri

Atatürk dönemi sonrası 1950’li yıllar, Türkiye’nin sanayileşme sürecinin hız kazandığı bir dönem oldu. Büyük şehirlerde kurulan fabrikalar iş gücüne ihtiyaç duyarken, kırsal alanda tarımda makineleşmenin başlaması köylüyü de biraz işsiz bırakır gbiydi. 

Bu durum, şehirdeki iş imkânlarını daha cazip hale getirerek köyden kente büyük göç dalgasını başlattı. 1960 yılına gelindiğinde Menderes dönemi sona ermiş; ancak İkinci Dünya Savaşı yıllarında halkın büyük fedakârlıklarıyla doldurulan devlet hazinesinin de boşaldığı görülmüştü. 

1970’li yıllarda da kısmen devam eden bu göç hareketi, çarpık yapılaşma ve altyapı sorunlarını beraberinde getirse de Türkiye'nin toplumsal çehresini kökten değiştirdi.

Fabrika Işıkları ve Sınıf Bilinci

1961 Anayasası, işçiler için adeta yeni bir nefes oldu. Sendikalar Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte işçiler, işverenler karşısında dik durabilecekleri yasal bir zemine kavuştu. Bu ışık, beraberinde efsanevi direnişleri getirdi:

  • 1963 ve 1968 Kavel Kablo direnişleri,

  • 1968 Derbi ve Singer fabrika işgalleri,

  • 1969 Türk Demirdöküm fabrika işgali,

  • 1970 Sungurlar Kazan ve 1971 Gislaved Fabrika eylemleri...

Bu eylemler, emek mücadelesinin ancak birlik olmaktan geçtiğini kanıtladı. Kemal Türkler önderliğindeki Türkiye MADEN-İŞ ve DİSK Konfederasyonu, "işbirlikçi" sendikal anlayışa karşı çıkarak sınıf sendikacılığını savundu. DİSK’in çalışma koşullarını iyileştirme ve ücret artışı konusundaki başarıları her geçen gün güçlenmesine yol açtı.

15-16 Haziran: Kadim Direniş Şehirde

DİSK’in bu yükselişi, dönemin Demirel iktidarını rahatsız etti. Hükumetin, DİSK’in fiilen kapanmasına yol açacak bir yasa hazırlığına girişince, işçiler 14 Haziran 1970'te direnme kararı aldı. 15 ve 16 Haziran tarihlerinde yüzlerce fabrikada çarklar durdu; İşçiler marşlar söyleyerek sokaklara döküldü. Sıkıyönetim ilan edilip yöneticiler tutuklansa da geri adım atılmadı. Anayasaya aykırı olan bu yasa sonunda geri çekildi ve işçiler demokratik mücadelelerini kazandılar.

Yoksulluktan Onurlu Bir Geleceğe

Köyden kente göçen o yoksul köylü gençler, artık sanayi işçiliğinin vasıflarını öğrenmişlerdi. Orhan Veli’nin o meşhur dizelerindeki delikler;

Cep delik, cepken delik,  

Kol delik, mintan delik,

Yen delik, kaftan delik,

Kevgir misin be kardeşlik!

artık sadece bir yoksulluk tasviri değil, sistemin gediklerini de temsil ediyordu. Ancak köylerden şehre taşınan çok değerli bir şey daha vardı: Anadolu köylüsünün geçmişinde olan kadim ve sabırlı direnme gücü.

Yıllarca eşkiyalara, işgalci Fransız'a, İngiliz'e ve Yunan'a direnen o ruh, şimdi fabrikaların isli dumanı ve makine gürültüsüyle harmanlanıyordu...

İşçiler artık sadece üstlerindeki yırtıkları yamayan mahcup köylüler değil, aileleriyle birlikte Kavel'in grev nöbetinde, döküm fabrikasındaki potanın başında, ''Elektrometal Fabrikası uzun grevinde'' Genel müdür Turgut Özal'ın yakasına yapışan ve 15 - 16 Haziran barikatlarında ''Hak verilmez, alınır'' diyen, kendi kaderinin mimarı olmuş, kendi sınıfının birer neferiydi...


16 Mayıs 2026 Cumartesi

Yalnız Yürüyen İşçi Yorulur, Birlikte Yürüyenler Dönüştürür

 İşçi Kimdir ve Her Çalışan İşçi midir?

İşçi kendi üretim araçlarına sahip olmayan ve geçimini sağlamak için emek gücünü bir başkasına satan çalışandır. Daha doğrusu bir işverene bağlı, onun verdiği emir ve talimatları altında, belirli bir ücret karşılığı çalışan kişidir. Daha da kısaltırsak değer üretendir. Kendi dükkânında çalışan esnaf, ya da serbest çalışan bir akademisyen veya bir uzman da değer üretebilir ama gerçek anlamda işçi sayılmaz.

Ücret Emeğin Tam Karşılığı mıdır?

İşçi çeşitli kurallara, ya da yasalara göre konulan şartlarda, gün boyu çalışıp bir değer üretir. Bu değerin bir kısmı yaşamını sürdürmek, evini geçindirebilmek için ücret olarak işçiye geri verilir. Üretilen değerlerin geri kalan büyük kısmı ise işyerinin sahibi tarafından kâr ''artı değer'' olarak alınır.. 

Peki ya "ücreti kim, neye göre belirliyor?" Bu konuda düşünce oluşturduğumuz zaman, görülecektir ki cevap güç dengesinde ''gizlidir.'' Tek bir işçi, devasa bir sermaye karşısında pazarlık gücüne sahip değildir; o, sistem için, sadece maliyet kalemlerinden biridir.
İşte, gerçek işçi sendikaları, bu eşit olmayan, güç ilişkisini dengeleyebilecek tek yapıdır.

Maliyetten İnsana Dönüş

Maden-İş sendikası pankartı arkasında kol kola yürüyen Türk Demirdöküm fabrikası işçilerinin tarihi grev ve direniş yürüyüşü fotoğrafı.
Gerçek sendika, işçiyi patronun gözünde "sayısal bir veri" olmaktan çıkarıp, masada pazarlık yapan bir "taraf" haline getirir. Maliyet unsurlarından biri olarak görünen işçi, artık maliyetten insanlığa dönüş olarak sayılacaktır. Mülk sahibinin daha doğrusu çalıştıranın tek taraflı ücret belirlemesine engel olabilecek güç sendikal mücadele gücüdür. Bu güç iyi örgütlenirse patronu müzakere masasına çeker, toplu iş sözleşmeleri müzakeresini başlatır.

Ücretin Düşüklüğü ve Sosyal Sonuçlar

Düşük ücret almaya devam eden işçi, yaşama araçlarına gerektiği kadar sahip olamaz. Başta yeterli beslenme yapamaz.  Bu durum da, çoğu zaman işçide psikolojik sorunlar oluşturabilir. Moral değerler aşağılara doğru geriler. Çoğu zaman bu durum üretime de yansır. İşçinin kendisi, ailesi ve yakın çevresinde tehlikeli durumlar oluşabilir. 
Büyük acılara sebep olabilecek iş kazalarına yol açabilir.
İşçi için düşük ücret yetersiz beslenmeye de sebep olur. Moral bozukluğu ve odaklanma kaybı yaratır. 

Ücret aynı zamanda işçiler için rakam olmaktan çıkar. Ev kirası, fatura, çocuğun okul masrafı olur. Bu kaynak kısıtlandığında, işçinin sadece fiziksel değil, zihinsel varlığı da erozyona uğrar.

 Birlikte Üretmek, Birlikte Hak Almak

İşçi varlığını sürdürmek için çalışmak zorundadır, evet; ancak kölece çalışmak zorunda değildir. Sermayedarın "maliyetleri düşürme" hırsı ile işçinin "insanca yaşama" gayesi arasındaki o ince çizgide, sendikaların devreye girmesi gerekir..

Son tahlilde, işçinin emeğiniğinin karşılığı sadece bir ücret değil, hayatın ta kendisidir. Bu hayatı korumanın yolu, bireysel feryatlar değil, sendikal çatısı altında birleşmektir. Üretimden gelen güç, örgütlü bir sesle birleştiğinde; ücret bir "maliyet" unsuru olmaktan çıkar, emeğin onuruna yakışan adil bir paya dönüşür. 

Üretimden gelen gücün etkili olabilmesi. birlik olmayla doğru orantılıdır. Unutulmaz sözdür; Bir elin nesi var iki elin sesi var. 

Yalnız yürüyen işçi yorulur, birlikte yürüyen işçiler ise hayatı dönüştürür.

14 Haziran 2025 Cumartesi

ELLİBEŞ YIL SONRA 15-16 HAZİRAN

15-16 Haziran 1970 Büyük işçi direnişinin üzerinden Ellibeş yıl geçti. Başka bir deyişle Onbeş, Onaltı Haziran 1970 şanlı direnişinin 55. Yılını hatırlıyacağız, konuşacağız belki de kutlayacağız. Bu tarih asla unutulmayacak. İşçi sınıfı işi için, aşı için, emeğini, ekmeğini, sendikal özgürlüğünü ve dolayısı ile ailesini korumak için demokratik bir eylem başlatıyordu!!!

İşte bu haklı demokratik eylemde, kendi aleyhlerine çıkarılan kanunu protesto etmek için yüzbinlerce işçi iş buraktı. Gece çalışanlar fabrika, makine ve tezgah güvenliklerini aldılar. İş paydosundan sonra evlerine gitmediler. 

Sabah işe gelenler işbaşı yapmadı. 14 Haziran toplantısında kararlaştırdıkları gibi kendilerine en yakın fabrika işçileriyle buluştular. Birlikte çoğalarak yürüdüler. Türkiye işçi sınıfı tarihine adeta 15-16 Haziran adında bir anıt diktiler. Bu konular çok konuşuldu. Şiirler yazıldı, kitaplar basıldı, yayınlar yapıldı. Belki de o günleri ve o günlerdeki sendikacılığı günümüz sendikacılığı ile kıyaslamak gerekiyor!..

O günlerin yaşandığı sendikal anlayışla, günümüz sendikacılığının benzerlikleri ya da ayrıştıkları hususlar hakkında elbette söylenecek fazlaca söz var. Şimdilik konuyla örtüşen eski bir değerlendirmemizle yetineceğiz..

BU GÜN 15 HAZİRAN 1970

14 Haziran 1970, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonunun (DİSK) İstanbul Merter Bölgesinde, çok önemli bir toplantısı yapıldı. Bu toplantıya DİSK ve üye sendikaların tüm yöneticileri ile  İstanbul ve Kocaeli'deki işyeri sendika temsilcileri katıldı. 

Süleyman Demirel iktidarı, uzun zamandır 1967 Yılında kurulan, emek dünyası içinde gelişerek büyüyen ve gerçek sendikacılığın temsilcisi haline gelmeyi başaran DİSK'İ zayıflatmayı hatta kapatmayı amaçlayan çalışmalar yapıyordu. Amacına ulaşmak için Sendikalar Kanununda alelacele bir  değişikliğe giderek Anayasaya aykırı yeni bir kanun çıkardı.

Sendikal özgürlüğü ortadan kaldırmayı amaçlayan, Anayasaya da aykırı olan bu kanuna karşı işçiler her ilde bu duruma karşı ses verdiler. Kendilerine göre çeşitli şekillerde demokratik protesto haklarını kullandılar. 

İstanbul ve Kocaeli'de 15 Haziran sabahı işbaşı yapmadılar. Üretim durdu. İktidarın bu uygulamasını protesto etmek için en yakın fabrikadaki işçilerle buluşarak ve birleşerek yürüdüler. 15 ve 16 Haziran'da DİSK'e bağlı işçilerin yaptıkları bu büyük protesto eylemi, devrimci gençlik, sol kuruluşlar ve bazı siyasi parti mensupları tarafından da desteklendi. 

Planlı ve kararlı biçimde yapılan bu eylem şahane bir haykırış, yüzbinlerin katıldığı ve beyaz sayfalara yazılan bir unutulmaz oldu... 

15 ve 16 Haziran sendikal özgürlük direnişi "16 Haziran İşçi Eylem Günüdür" sloganı ile emek tarihi içindeki yerini aldı.

İşçi sınıfının devrimci sendikal kanadının öncülüğünde yapılan 15- 16 Haziran Direnişi ile işçiler,kararlaştırdılar,

buluştular, birleştiler.

Birleşerek anlaştılar,
binler,
onbinler,
yüzbinler olarak yürüdüler, 
kazandılar...

15-16 Haziran büyük direnişle işçler, bir kere daha sınıfsal varlıklarını ispatladılar.

21 Aralık 2023 Perşembe

GENEL YAS EYLEMİ VE SORUMSUZ SORUMLULAR

1970 Yılının 15-16 Haziran günlerinde yapılan ''Büyük İşçi Direnişi'' Türkiye Sendikacılık tarihinin çok önemli dönüm noktalarından biridir. Aynı zamanda Türk sendikal hareketleri içindeki 15-16 Haziran yürüyüşü, işçi sınıfının haklı davasının eşsiz bir mücaddele ile kabul edilebilirliğinin tescili oldu.

Devrimci sendikalarda örgütlenmiş sendika üyeleri, iktidarın kendileri aleyhine alelacele çıkarttıkları anti demokratik bir kanunu demokratik yollarla yaptıkları planlı ve başarılı eylemlerle engellediler. 

Demirel İktidarının gece yarısı yangından mal kaçırır gibi alelacele çıkarttığı, Anayasaya da aykırı olan sendikalar kanunu, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nun yaptığı demokratik eylemlerin başarıya ulaşması ve giderek üye sayısının yükselmesi Demirel iktidarının hoşuna gitmiyordu. 

ANAYASAL DÜZEN

İktidar bu sefer de anayasal düzenin korunması gerektiği bahanesiyle DGM Yasasını gündeme getiriyordu. DGM Yasasının uygulanmasının altında elbette başta demokrasinin kısıtlanması yatıyordu. DİSK Yönetimi ise asıl amacın, iktidarın DİSK'i hedef seçtiğini bu bakımdan zayıflatmayı hatta kapatmayı deneyeceği anlayışındaydı.

Demirel ve ortaklarının oluşturduğu ''cephe iktidarı'' bir yıl içinde, DGM Yasalarını tekrar çıkaracağı düşüncesini açıklamaya başlamıştı. DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler iktidarla mücadele edilmesi konusunda bu defa UDC (Ulusal Demokratik Cephe) kurulması gerektiğini açıklıyordu.

ENDİŞELİ DURUM

Kemal Türkler, Milliyetçi Cephe İktidarının yapmak istediği anti demokratik siyasi uygulamalara karşı, ülke çapında DİSK'in iş bırakma konusunda ''Genel Yas Eyleminin'' başladığını kamu oyuna ilan etti. UDC kuruldu ama Konfederasyonu oluşturan büyük sendikaların, MADEN-İŞ dışındakiler bu yapılandırmanın çok işlevsel olabileceği konusunda dışa yansımayan endişeleri vardı. 

GENEL-İŞ, LASTİK-İŞ, GIDA-İŞ ve TEKSTİL gibi üye sayısı bakımından büyük sendikalar ile aynı görüşte olan diğer bazı sendikalar, DİSK'te oluşturulan TKP algısından hoşnut değillerdi. Bu durum Genel Yas Eyleminin uygulanması ve devamı aşamasında kendini açıkça gösteriyor olacaktı...Genel yas eylemi 16 Eylül 1976 günü başladı. 19 ve 20 Eylül'e kadar eylem, başta İstanbul olmak üzere Ankara İzmir ve Diyarbakır gibi illerde etkisini gösterdi. TMMOB ve TÖB-DER gibi bazı kuruluşlar da bu eylemi desteklediler.   

SIKI YÖNETİMSİZ SIKI YÖNETİM

DİSK, ''DGM yasalaştığı takdirde siyasi iktidar, ülkede sıkı yönetimsiz sıkı yönetim uygulayacak'' şeklindeki söylemlerini çok iyi kullandı. ''DGM'ye Hayır'' sloganı özellikle İstanbul varoşlarında ve işyerleri ile fabrikalarda çok etkili oldu..  

16 EYLÜL Günü başlayan eylemde T. MADEN-İŞ Sendikasının örgütlü olduğu tüm fabrika ve işyerlerinin tamamında işçiler iş bıraktılar. DİSK'e bağlı diğer sendikalar ise mümkün olabildiği kadar dört gün eylemi başarıyla sürdürdüler. 

Maden iş yönetimi olarak çok etkili başlayan bu eylemi iyi yönettiğimiz söylenemez.  DİSK Yönetimi, eylemin başlayacağı günü belirtmiş ve fakat sona ereceği tarih belirtilmemişti. 

Bu durum ucu açık bir eylem olarak uygulamaya konulmuş, sanki sorumsuz sorumluların ya da sorumlu sorumsuzların ekmeğine yağ sürülmüştü!..

DİSK ve üye sendikalar içerisinde çeşitli ideolojideki personel ve uzmanlık gibi görevlerde bulunan sorumsuz kadroların bu eylemde daha sorumlulardan çok daha fazla inisiyatif kullandıkları görülüyordu. Elbette böyle durumlarda yönetim zafiyetinin oluşacağı ve genelde ise kaotik durumlar oluşabilecektir. 

Özellikte MADEN-İŞ yönetiminde demokratik sendikal anlayıştan daha çok ideolojik siyasi düşünceyi ön plana çıkaran yöneticilerin varlığı, bu konudaki davranış ve uygulamaları eylem süresinin oldukça uzamasını sağlıyordu. Bu durum ise işverenler ile MESS birlikteliğini daha da sağlamlaştırarak adeta perçinliyordu. 

Ayrıca devam eden grevler ile oluşabilecek yeni grevleri bambaşka bir mecraya taşıyacaktı. Bu durum adeta MESS'in ekmeğine yağ sürer oluy gibi oluyordu. Nitekim baştan beri işçilerin alyhine olduğu için Grup Sözleşmelerine hayır diyen Maden İş Sendikasının işini zorlaştıracaktı.

KARA LİSTE

Açıkça söylemek gerekirse o tarihteki TKP'li uzman ve yöneticilerin etkisi ve yönlendirmeleri ile, DİSK ve MADEN-İŞ içerisindeki görevli kadroların, direniş sürecinin uzatılmasına yönelik karar ve uygulamaları, işyerlerinde çok sayıda işçi önderinin işten çıkarılması ve kara listelere alınmasına sebep oldu. 
Bu durum ise grevlerin uzamasına ve grevlerin devam ettiği fabrikalar ile yeni başlayacak toplu sözleşme görüşmelerinde işe iade maddesi olarak sürekli gündemde kalacaktı!!!..

15 Haziran 2022 Çarşamba

YIL 1970 AYLARDAN HAZİRAN VE SICAK BİR GÜN

Bu gün Haziran 15

14 Haziran 1970, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonunun (DİSK) İstanbul Merter Bölgesinde, çok önemli bir toplantısı yapıldı. Bu toplantıya DİSK ve üye sendikaların tüm yöneticileri ile  İstanbul ve Kocaeli'de işyeri sendika temsilcileri katıldı. 

Süleyman Demirel iktidarı, uzun zamandır 1967 Yılında kurulan, emek dünyası içinde gelişerek büyüyen ve gerçek sendikacılığın temsilcisi haline gelmeyi başaran DİSK'İ zayıflatmayı hatta kapatmayı amaçlayan çalışmalar yapıyordu. Amacına ulaşmak için Sendikalar Kanununda alelacele bir  değişikliğe giderek Anayasaya aykırı yeni bir kanun çıkardı.

Sendikal özgürlüğü ortadan kaldırmayı amaçlayan, Anayasaya da aykırı olan bu kanuna karşı işçiler her ilde bu duruma karşı ses verdiler. Kendilerine göre çeşitli şekillerde demokratik protesto haklarını kullandılar. 

İstanbul ve Kocaeli'de 15 Haziran sabahı işbaşı yapmadılar. Üretim durdu. İktidarın bu uygulamasını protesto etmek için en yakın fabrikadaki işçilerle buluşarak ve birleşerek yürüdüler. 15 ve 16 Haziran'da DİSK'e bağlı işçilerin yaptıkları bu büyük protesto eylemi, devrimci gençlik, sol kuruluşlar ve bazı siyasi parti mensupları tarafından da desteklendi. 

Planlı ve kararlı biçimde yapılan bu eylem şahane bir haykırış, yüzbinlerin katıldığı ve beyaz sayfalara yazılan bir unutulmaz oldu... 

15 ve 16 Haziran sendikal özgürlük direnişi "16 Haziran İşçi Eylem Günüdür" sloganı ile emek tarihi içindeki yerini aldı.

İşçi sınıfının devrimci sendikal kanadının öncülüğünde yapılan 15- 16 Haziran Direnişi ile işçiler,

kararlaştırdılar,
buluştular,
birleştiler,
birleşerek anlaştılar,
binler,
onbinler,
yüzbinler olarak yürüdüler, yürüdüler,
kazandılar...

7 Haziran 2021 Pazartesi

İSTANBULA KÖYLÜ GÖÇÜ VE 15-16 HAZİRAN 1970

Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte zaman geçirmeden sanayileşmeye başlandığı görüldüı. Birinci Dünya Savaşının ardından, zaferle kazanılan Kurtuluş Savaşı nedeniyle, ülke insanımız ekonomik bakımdan nefes alamaz duruma gelmişti.

Atatürk, derhal sanayileşmeye karar vermiş, bu kararını da Anadolu'dan başlatmıştır. 
Bu uygulama İsmet İnönü zamanında da devam ettirilmiş, sanayi kuruluşlarının özellikle Anadolu'ya yayılmasını sağlamışlardır.

Kurtuluş savaşını zaferle sonuçlandıranlar, ekonomi alanında da adeta nefessiz kalan insanımıza can suyu verir gibi çok önemli bir uygulama inşa etmeye başlıyorlardı.

600 yıllık koca imparatorluk, bu uzun yaşamı boyunca kendi ekonomisini kuramamış, ya da çeşitli sebeplerle bu durum ihmal edilmiş veya engellenmiştir. İmparatorluk kendi ekonomisini yaratma yerine, anahtarı Rum ve Ermeni tüccarların elinde bulunduğu, güdük bir İstanbul ekonomisiyle yetinmiştir. 
Oysa İngiltere ve batı ülkelerinin büyük bir kısmı, daha 18. ve 19. yüzyıllarda sanayilerini çoktan geliştirip tamamlamışlardı.

Anadolu'da başlatılan sanayi hamleleri kısa zamanda semeresini vermiş, kendi savaş silahlarını hatta kendi uçağını yapacak kadar çıtayı yükseltmiştir.
Öyle ki o koşullarda bile Yunanistan'a bomba, bir kısım Avrupa ülkelerine de uçak satışı gerçekleşiyordu.

Çok partili demokrasiye geçilip ülke idaresini 1950 yılında devralan Adnan Menderes,"her mahallede bir milyoner yaratacağız" sloganıyla birlikte sanayi yapılanmasını İstanbul'a kaydırdı.

Devlet tarafından sağlanan ucuz hatta bedava verilen arsa ve diğer imkanlar nedeniyle kısa zamanda İstanbul'un merkezi ve merkeze yakın yerleri, binlerce atölye ve fabrikalarla dolmaya başladı.
Bu durumların yeni ve olumsuz sonuçlar doğuracağı elbette daha sonra görülecekti...

KÖYDEN KENTE İŞÇİ GÖÇÜ

Kurulmaya başlayan atölye ve fabrikalar yeterli sayıda işçi bulamıyorlardı. Fabrikalar tam kapasite çalışamıyor, usta işçiye ihtiyaç duyan atölyelerin üretimleri yeterli olamıyordu. Özetlemek gerekirse yeni oluşturulan sanayi sektöründe, hem nitelikli hem de vasıfsız işgücüne ihtiyaç doğmuştu. 

Birinci Dünya Savaşından sonra devam edilen ve zaferle sonlanan Kurtuluş Savaşı, insanlarımızı yormuş ve fakirleştirmişti. Bu yoksulluktan elbette köylümüz daha çok etkilenmişti.
Kurtuluş Savaşı yıllarında çocuk olanlar, şimdi köylerinde işsiz birer gençlerdi.
1950 li yıllardan itibaren İstanbul'a göç başladı. Sırtına yorganını, eline tahta bavulunu alan bu işsiz gençler beşer onar İstanbul yoluna çıkıyorlardı.  

93 Harbinde doğu illerimizden göçenlere yakılan ağıt, bazı yörelerde tekrar söyleniyordu. 

"GÖÇ GÖÇ OLDU GÖÇLER YOLA DÜZÜLDÜ"

Göç etmek kolay değil. Göç zor, zorluk, yokluk demek. 
Göç kelimesi; Gurbeti, ayrılığı, hasreti çağrıştırıyor, henüz evcek yapılmıyor ama, yine de acı veriyor. 

  

1950 yılının ikinci yarısından itibaren başlayan, 1960 yıllarında ise doruğa çıkan bu durum, kısa bir süre sanayicilerin işine yaradı. Köylü olarak yola çıkan, şimdi ise kendisine amele, işçi gibi tabir edilen insanlar, kendilerine göre bu gurbette zorluğun her türlüsünü yaşıyorlardı.
Bir çoğunun tanıdığı, akrabası, kalacak yeri, yatacak yatağı bile yoktu.
Köylü olarak yola çıkan bu insanlar şimdi işçiliğe geçiyordu. 

Köyde fakirdi üst başta yoktu ama zor olan şartların altından kalkabiliyordu. Şimdiyse yeni gördüğü bu yerde ağır koşullar altında çalışmaya başlıyordu, daha doğrusu çalışmaya zorlanıyordu..

Devam edecek.