BİR ELİN NESİ VAR
Sendikaların ve sendikacıların ilk işi, üye tabanlarını oluşturmak ve sayısal olarak büyütmektir. Yönetici veya bu görevin gerektirdiği sorumluğu taşıyanlar her zaman bu durumu göz önünde bulundurmak zorundadırlar. Elbette bu sözler gerçek sendikaların omurgalı, özverili başkan veya yöneticiler için geçerlidir. Sendikal örgütlenme büyük ve önemli iştir.
Arzulanan büyük işler her zaman istenildiği gibi yapılamıyabilir. O zaman başkası ya da başkalarıyla işbirliği yapmak zorunda kalınacaktır. Ama şunu unutmamak lâzım. Başka ya da başkaları dediğimiz insanlar genellikle örgütlenmek istediğin tabanın içinde mevcuttur. Onlara ulaşabildiğin zaman işler kolaylaşabilir, engeller ancak o zaman daha kolay aşılır.
Sendikal eylemler de örgütlenmeyi en iyi ifade eden ilk ve güzel cümle; "bir elin nesi var, iki elin sesi var" söylemidir. Bu söylemin bir yol gösterici olduğu unutulmamalıdır.
İşveren sendikaları, bu işi oldukça kolay yaparlar. İki satırlık bir yazı ile hemen bir araya gelebilirler. Grevlere karşı koymak, işçi sendikalarının mücadele kararlılığını ve eylemlerini bastırmak için kullanacakları, lokavt fonlarını güçlendirerek kasalarını şişirirler.
İşveren sendikaları hükûmetler nezdinde de genellikle saygındırlar. Medya ve yazılı basın, onların söylemlerine oldukça önem verir. Onlar da her zaman ve her yerde her şeyi konuşmazlar. Bu konuların nerede ne zaman konuşulacağını gayet iyi bilir uygular veya uygulatırlar..
Hukukçuları, ekonomistleri, her konuya özgü uzmanları ve her zaman bol paraları vardır. Geçtiğimiz yıllarda işverenlere ait sivil toplum (PATRON) örgütleri ile işbirliği yapmaları durumunda hükumetleri bile düşürdükleri görülmüştür! Halit Narin başkanlığındaki Türkiye İşverenleri Konfderasyonu ve ona bağlı işveren sendikalarının 1977 Ecevit Hükûmetinin düşürülmesindeki payı azımsanamaz
İşçi sendikaları ise iki türlü örgütlenir.
Birincisinin işi kolaydır.
İşçilerin üye olmalarına işyeri yetkililerince göz yumulur. Hatta işverene yakın bir kısım adamlar devreye sokulur, işçilerin üye yazılmalarına yardımcı olunur. Genellikle bu sendikaların kurulmasına işverenlerce her türlü destek de verilir.
Prosedür çarçabuk tamamlattırılır. Toplu sözleşme yetkisi aldırılır. Çoğu zaman işçilerin bile sonradan duyacakları iki ya da üç yıl süreli toplu sözleşmeler imzalarlar. İşte bu gibi sendikalara “ SARI SENDİKA”, yöneticilerine de “SARI SENDİKACI” deniyor.
Bu sarı sendikalar altmışlı, yetmişli yıllarda çok sayıda vardı. Günümüzdeki sendikal hareket içinde de var oldukları elbette görülüyor, biliniyor!.
Bazı kamu sektöründe ise görünüş itibari ile gerçek gibi görünen, konuştukları zaman ''mangalda kül bırakmayan'' öyle sendikal bir kesim vardır ki sarılara rahmet okuturlar!..
GERÇEK İŞÇİ SENDİKALARIN işleri ise, oldukça zordur. Karşılarında her zaman patronlar vardır. Sarı sendikalar ve sarı sendikalardan nemalanan(yararlanan) az sayıda da olsa bu işleri bilen ve işverene çalışan bir kesim vardır.
Sendikalar, sivil toplum örgütü olmanın ötesinde, aslında mücadele örgütleridirler. İşi için, aşı için, ailesinin daha iyi yaşamını sağlamak için mücadele ederler.
Gerçek sendikalar farkında olmasalar bile aynı zamanda devrimci örgütlerdir. Devrimci örgütler her zaman ana işlerini birinci planda tutarlar. Sendikaların birinci plandaki ana görevleri biraz önce belirtildiği gibi üye sayısını çoğaltarak örgütlenmektir.
Sendika üye tabanlarının sayısal olarak güçlü olması, maddi güçlülüğü de yaratır. Gerçek sendikaların gücü, üye tabanının sayısal olarak çokluğunu, bu çokluğun da parasal olarak sendikanın mali yapısının gücünü oluşturur. Bir sendikanın üye sayısının durumu ve kasa varlığı, o sendikanın gücü ile doğru orantılıdır.
Güçlü ve gerçek sendikaların varlığı, doğal olarak işverenlerin menfaatlerine aykırıdır. Patronlar işçi sendikasının güçlü olmasını istemezler.
Yıllarca gerçek sendikacı olarak tanıdığımız yöneticilerin varlığını biliyoruz. Sendikalarını geliştiremeyen, üye tabanını sayısal olarak güçlendiremeyen yöneticilerin, gerçek de olsa, solcu da olsa, devrimci de olsa varlıkları çok şey ifade etmez.
Sendikalar sınıf ve kitle örgütleridir. Demokratik kitle örgütü olmak, bu vasıflarıyla faaliyet göstermek durumundadırlar. Üyeleri aynı siyasi düşüncede ve aynı ideolojide olmayabilir. İnançları ayrı, milliyetleri, cinsiyetleri farklı olabilir.
Onların bir olmaları, birlik olmaları ortak menfaatleri ile ilgilidir. Çalışma şart ve koşulları, işçi sağlığı, iş güvenliği, ücret durumları ve kısaca yaşam kalitelerinin yükseltilmesi gibi konular, ortak menfaatlerini oluşturan unsurlardır. Birlik olmak, birlikte mücadele etmek, mücadelede başarılı olmanın önemli şartlarından biridir.
Elbette sendikacıların da siyasi görüşleri vardır ve olacaktır.
Olmalıdır da.
Ancak sendikacılar, sendikal çalışma ve eylemlerini sadece kendi siyasi görüşlerine göre yapamazlar.
Yapmamalılar!..
Geçmişte bazı sendika ve sendikacıların siyasi görüşlerini doğrudan yansıttıkları, sendikal çalışmalarda başarılı olamadıkları, hatta işçi sınıfının birliğine zarar verdikleri açıkça görülmüştür.
Çalışmalarını siyasi iktidarlara yaslamak onların tarafında olmak, çoğu zaman iktidarların ekonomi politikalarına uygun davranmak da, gerçek sendikal anlayış ve uygulamasıyla da asla bağdaşmaz.