Asgari Ücret Nedir? Kim, Nasıl Anlıyor?
En yalın tanımıyla asgari ücret; belli ölçülere göre saptanan ve bir işçiye çalışma günü karşılığı olarak ödenmesi zorunlu olan, insanca yaşamın en alt sınırını belirleyen ücrettir. Ancak bu kavramın tanımı, masanın hangi tarafında oturduğunuza göre taban tabana zıt anlamlar taşır:
İşçi için: Karın doyurmanın ötesinde; barınma, sağlık, eğitim ve insanca yaşama hakkının, yani hayatta kalmanın ve aile geçindirmenin adıdır.
İşveren için: Aşağı çekilmesi, kontrol altında tutulması gereken bir maliyet unsuru ve küresel rekabette kârlılığı etkileyen en önemli girdilerden biridir.
Devlet için: Bir yandan toplumsal barışı ve vergi gelirlerini dengede tutma aracı, diğer yandan makroekonomik dengeleri (enflasyon, istihdam) yönetme mekanizmasıdır.
Sendikalar için: İşçinin sömürülmesini engelleyen en temel kırmızı çizgi ve toplu pazarlık masasının başlangıç zeminidir.
Dünyada ve Türkiye'de Asgari Ücret: Nasıl Belirlenir?
Türkiye’de asgari ücret; işçi(Türk-İş), işveren ve devlet temsilcilerinden oluşan Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından belirlenir. Ancak masadaki bu pazarlık asla tek tip bir dünya gerçeği değildir:
Avrupa’da: Çoğu batı ülkesinde asgari ücret, çalışanın sadece biyolojik ihtiyaçlarını değil, sosyal ve kültürel yaşama katılımını da esas alan "insani geçim ücreti endeksine göre hesaplanır. Kimi ülkelerde ise ulusal bir asgari ücret yerine, güçlü sendikaların sektör bazlı toplu sözleşmeleriyle taban fiyatlar belirlenir.
Amerika’da: Federal bir taban fiyat olmakla birlikte, eyaletlerin kendi ekonomik gerçeklerine göre bu ücreti yukarı çekme yetkisi vardır. Sistem daha çok saatlik ücretlendirme üzerine kuruludur.
Küba gibi Sosyalist Ülkelerde: Asgari ücret kavramı kapitalist dünyadan farklı çalışır. Eğitim, sağlık, barınma ve temel gıda maddeleri devlet tarafından büyük oranda sübvanse edildiği veya ücretsiz sunulduğu için, nominal ücretin düşüklüğü doğrudan bir yoksulluk ölçütü değildir; toplumsal refahın dağıtımı esastır.
Bugün asgari ücret neredeyse "ortalama ücret" haline gelmişken, bir zamanlar sendikal mücadele bu tabanın çok üzerinde haklar inşa edebiliyordu. Örneğin; DİSK üyesi Türkiye Maden-İş Sendikası’nın, *Rabak Bakır Fabrikası işvereni ile 1975 yılında imzaladığı toplu iş sözleşmesi, sadece çıplak bir ücret zammını değil; yıllık ikramiyeleri, sosyal hakları ve emeğin payını bilimsel bir yaklaşımla güvenceye alıyordu.
İşte tam da bu yüzden, sendikaların bünyesindeki araştırma daireleri ve araştırma uzmanları hayati bir öneme sahipti. İşverenin karşısına sadece taleple değil; enflasyon verileriyle, verimlilik raporlarıyla, geçim endeksleriyle yani bilimsel ve akademik donelerle çıkılırdı. Başarı; kuru bir inatlaşmadan değil, birlik olmaktan, kararlılıktan ve bu bilimsel altyapıdan beslenirdi.
Asgari Ücret ile İş Güvencesi Arasındaki İlişki
Asgari ücretin makul ve yüksek bir seviyede tutulması, sanılanın aksine işçiyi işinden etmez; tam tersine çalışanlar için bir iş güvencesidir. Geçmişte Profilo, Uzel, Türk Demirdöküm ve Arçelik T. Maden-İş Sendikasına bağlı büyük fabrikalarda yaşanan yüksek işçi sirkülasyonu (işçinin sürekli girip çıkması), düşük ücretlerin ve güvencesizliğin bir sonucuydu.
Ücret ile iş güvencesi arasındaki ilişkiye tarafların bakışı şöyledir:
a) İşveren: Ücretler yükseldikçe maliyeti azaltmak için işçi çıkarmayı veya daha az işçiyle daha çok iş yaptırmayı düşünüyor olabiliyor.
b) İşçi: Ücreti insanca yaşamaya yettiğinde, işine bağlılığı artırır, yarın kaygısı taşımadan verimli çalışır ve iş güvencesini korumak için örgütlenir.
c) Sendika: Yüksek taban ücreti ve güçlü toplu sözleşmeleri, işverenin keyfi işçi çıkarmasının önüne geçen en büyük barikat olarak görür. Ücret yükseldikçe, emeğin niteliği ve iş güvencesi de sağlanmış olur.
"Simit Hesabı" ve Kalkınmanın Gerçek Ölçüsü
Tarih 1 Temmuz 2014’ü gösterdiğinde, yapılan yeni zamla asgari ücret brüt 1.134 TL (net 891 TL) olmuştu. Birileri bu miktarı büyük bir övünç konusu yapıyor, geçmiş yıllarla kıyaslıyordu. Neymiş? "Eskiden şu kadar simit alınıyordu, şimdi bu kadar simit alınıyor..."
Bu "simit hesabı" ile asgari ücretin küçümsenmemesi gerektiğini savunanlar, aslında büyük bir aldatmacayı perdeliyorlar. Gerçek öyle mi?
İsteyen her vatandaş çarşı pazardaki reel enflasyonla, kiralardaki artışla, eğitim ve sağlık masraflarıyla bu hesabı kolayca yapabilir. İnsanca yaşam sadece simit yemekten ibaret değildir.
İleri demokrasilerde ve çağdaş dünyada bir ülkenin kalkınmışlığı; beton yollarla, köprülerle ya da o ülkedeki milyarderlerin, zenginlerin sayısının çokluğuyla ölçülmez.
Bir ülkenin ne kadar ileri, ne kadar medeni olduğunun ilk ve en önemli belirtisi, en alttaki çalışanına verdiği değerdir. Asgari ücret yaşamın kalitesidir. Gerçek kalkınma, üretenlerin o zenginlikten ve refahtan ne kadar pay alabildiğiyle, ücret seviyelerinin insani düzeye ulaşıp ulaşmadığıyla ölçülür.Günümüz sendikal çalışmalarıyla geçmişin o şanlı kararlı duruşunu kıyaslayanlar, ekonomik hakların asla altın tepside sunulmadığını iyi bilmelidir. Hak arama mücadelesi; birliğin, bilincin ve bilimin ışığında, koltuk sevdası olmayan yöneticiler tarafından yürütüldüğü müddetçe başarıya ulaşacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder