25 Ocak 2015 Pazar

SENDİKAL MÜCADELE VE TOPLU SÖZLEŞME

Bir işletme kurmak, işletmeyi üretir duruma getirmek, elbette emeğin yanında bir çok araç ve bileşenin bir araya gelmesi ile mümkün oluyor. Bu bileşenlerin bir araya gelmesi (getirilmesi) çoğu zaman kolay olabilir.

Bu durum fazla bir önem arz etmez.
Eğer içinde işçi emeği yoksa, bu bileşenler çuvallara doldurulmuş sıra, sıra dizilmiş kum torbaları, veya üst üste istiflenmiş çimento yığınları gibidirler. 

Eğer inşaat yapacaksanız, emek olmadan kum, çimento ile buluşacağı, harç demiri  kucaklayacağı günü bekler, demir paslanır zamanla işe yaramaz duruma gelir. 
Atatürk Erkek Lisesi edebiyat öğretmenim, sevgili Rauf Mutluay yazdığı kitapta "pas demiri yiyor" demişti. 

EMEK YAŞAMIN KENDİSİDİR 

Daha işin başında görülüyor ki  bileşenlerin içinde gerekli olan, işçi emeğidir.
İşçi için emek; Nefestir. 
Koldur.
Eldir. 
Bacaktır.
Adaledir.
Kısacası emek yaşamın ta kendisidir...

Kalkınmanın temeli, barışın tesisi, insanlığın geleceğinde emek hep var olacaktır...

İş dünyasında, bu işin farkında olan İşveren (patron), müdür, gibi bir kısım işveren vekili, çoğu zaman, aşırı kâr hırsı ile emeği ötelediklerini, unutmuş gibi yaptıklarını biliyor ve görüyoruz. 

Bu çağ dışı düşünce geçmişte böyleydi, şimdi de böyle devam ediyor. 
Dünya var olukça, gelişmekte veya az gelişmiş ülkelerde herhalde böyle de devam edecektir...   
Oysa kalkınmanın temeli, barışın tesisi, insanlığın geleceği yine emektedir.   

İşveren camiası elbette emeğin farkındadır. Bunda kuşkum yok. 

Emeği nasıl kullanacağını, daha çok üretime, dolayısı ile daha çok kazanmaya dönüştüreceğinin hesabını her zaman yapmaktadır, yapmaya da devam edecektir. 
Bunun için yeni projeler, araştırma, geliştirme çalışmaları yaparak (AR-GE) bölümleri kurarlar. 
Ama işçi öyle değil.
Çalış, çalış.





Bir işletmeyi kurmak ve onu üretir duruma getirmek; elbette maddi araçların ve yapısal bileşenlerin bir araya gelmesiyle mümkün olur. Ancak bu cansız bileşenleri yan yana getirmek işin kolay kısmıdır ve tek başına büyük bir anlam ifade etmez.

İçinde işçi emeği barındırmayan her girişim; çuvallara doldurulup sıra sıra dizilmiş kum torbaları veya üst üste istiflenmiş çimento yığınları gibidir.

Emek olmadan kum çimentoyla buluşacağı, harç ise demiri kucaklayacağı günü çaresizce bekler. O bekleyiş içinde demir paslanır, zamanla işlevini yitirir. İstanbul Atatürk Erkek Lisesindeki edebiyat öğretmenim, sevgili Rauf Mutluay bir kitabında ne güzel söylemişti: "Pas demiri yiyor."

EMEK YAŞAMIN TA KENDİSİDİR

Görülüyor ki, üretimin tüm bileşenleri arasında en temel, en gerekli unsur işçi emeğidir. İşçi için emek; nefestir, koldur, eldir, bacaktır, adaledir. Kısacası emek, yaşamın ta kendisidir... Kalkınmanın temeli, barışın tesisi ve insanlığın geleceği ancak emeğin varlığıyla mümkündür.

         Ne var ki iş dünyasında, bu yalın gerçeğin farkıda olan kimi işverenlerin ya da yönetici yönetici             vasıflı işveren vekillerinin, aşırı kâr hırsıyla emeği ötelediklerini,adeta unuttuklarını görüyoruz.               Bu çağ dışı yaklaşom geçmişte de böyleydi, bu gün de ne yazık devam ediyor. Dünya döndükçe,             gelişmekte olan veya az geklişmiş muhtemelen böyle devam edecek gibi görünüyor. 

Aslında işveren camiası emeğin değerinin elbette farkında. Emeği nasıl organize edeceğinin, onu daha fazla üretime ve dolayısıyla daha büyük kazançlara nasıl dönüştüreceğinin hesabını her an yapıyorlar. Bunun için Ar-Ge departmanları kuruyor, yeni projeler geliştiriyorlar. Emeği bir sermaye unsuru olarak her yönüyle hesaplıyorlar.

Ama işçi için durum hiç böyle değil; onun hesabı kâr değil, hayatta kalma mücadelesidir...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder