2 Ocak 2018 Salı

İŞÇİLERİN SOSYAL GÜVENLİĞİ LÜTUF DEĞİL HAKTIR


SOSYAL GÜVENLİK LÜTUF DEĞİL, ÖNEMLİ BİR HAKTIR

İnsan hayatında sosyal güvenlik elbette hayati bir öneme sahiptir. Söz konusu çalışanlar, özellikle de ağır şartlar altındaki sanayi işçileri olduğunda bu önem daha da katlanır. Çünkü işçiler; bedensel, sosyo-ekonomik ve psikolojik açılardan her an çeşitli tehlikelerle karşı karşıyadır.

SSK Hastaneleri Yaralara Merhem Oldu

1945 yılında kurulan Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK), bir zamanlar işçilerin en temel, en hayati dayanağı konumundaydı. O dönemlerde kurum; işçi sağlığı, iş güvenliği, iş güvencesi, emeklilik ve barınma gibi alanlarda çok büyük hizmetler sunuyordu. İşçilerin ve ailelerinin tedavileri; tertemiz klinik, poliklinik ve hastanelerde, mesleğine idealizmle bağlı doktorlar tarafından yürütülüyordu. SSK, ayrıca barınma sorununu çözmek adına işçi kooperatiflerine de yol gösteriyordu.

Kuruluşundan itibaren sağlık altyapısını hızla geliştiren SSK, Çalışma Bakanlığı bünyesinde Türkiye’nin en önemli sağlık gücü haline geldi. Birçok şehir, bölge ve semtte dispanserler, poliklinikler ve hastaneler açıldı. Hatta İstanbul Şişli’ye bağlı Bomonti semtinde büyük bir ilaç fabrikasının kurulup faaliyete geçirildiğini dün gibi hatırlıyorum.

Bu sağlık hamlelerinin en görkemli adımlarından biri de bugün SBÜ İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi adıyla bilinen, Samatya’daki SSK İstanbul Hastanesi’ydi. 1960 yılında hizmete giren bu kurum; büyüklüğü, altyapısı ve donanımıyla SSK’nın ilk gurur kaynağı dev hastanesiydi.

Marmara Denizi kıyısında, şahane bir manzaraya sahip olan Samatya Hastanesi; İstanbul’a, çevre bölgelere ve Trakya’dan gelen tüm SSK’lı hastalara kucak açıyordu. Burası aynı zamanda adeta bir okuldu; asistan olarak göreve başlayan yüzlerce hekim, alanında uzman birer cerrah olarak burada yetişti.

Bu değerli hekimlerden biri de 1955 yılında İstanbul Tıp Fakültesinden mezun olan Dr. Mücahit Atmanoğlu’ydu. Genel cerrahi uzmanlığının ardından klinik şefliği yapan Atmanoğlu, 1974 yılında ise hastaneye başhekim olarak atandı.

Hastane Ziyaretleri ve Unutulmaz Bir Anı

1965 yılında Türkiye Maden-İş Sendikasının Silahtarağa Merkez Şube Başkanlığına seçilmiştim. Yoğun sendikal faaliyetlerimin arasına, fırsat buldukça hastane ziyaretlerini de eklerdim. Bölgemizde uzun yıllar hizmet veren Eyüp Dispanseri, 1952’den itibaren SSK Eyüp Hastanesi olarak çalışanlara kucak açmıştı.

Şube başkanlığım döneminde, özellikle iş kazası geçiren üyelerimizi sık sık ziyaret eder, sağlık durumlarını yakından takip ederdim. Eyüp Hastanesi Başhekimliği, daha ileri tedavi veya ameliyat gerektiren hastaları tam teşekküllü büyük hastanelere sevk ederdi. Bu sevklerin adresi de çoğunlukla Samatya Hastanesi olurdu.

1967 yılında İstanbul ve Trakya Bölge Temsilciliğine atandığımda, göz bebeğimiz gibi gördüğümüz bu pırıl pırıl hastaneye gidiş gelişlerim daha da arttı. Hasta üyelerimizi ziyaret ettikten sonra mutlaka doktorlarla görüşür, bilgi alırdım. Sayın Prof. Dr. Mücahit Atmanoğlu’nu da bu yıllarda tanıdım; hastalarına gösterdiği o büyük titizliğe ve ihtimama bizzat şahit oldum.

1974 yılına geldiğimizde, Kemal Türkler’in DİSK Genel Başkanlığı döneminde Türkiye Maden-İş Sendikası Genel Başkan Vekilliğine seçilmiştim. Aynı zamanda Toplu Sözleşme Dairesi Başkanlığını yürütüyordum. Gündemimiz olağanüstü yoğundu; her gün üç dört farklı iş yeri için müzakereye oturuyor, MESS ile oldukça çetin görüşmeler yürütüyorduk.

İşte bu yoğun günler sırasında Sayın Atmanoğlu’nun Samatya Hastanesine Başhekim olarak atandığını öğrendim. Kendisine başarı dileklerimizi iletmek ve yeni görevini kutlamak amacıyla sınırlı sayıda bir heyetle hastaneye gittik.

Sohbetimiz sırasında bir ara laf arasında, "Üç yıl önce özel bir hastanedeki doktor akut apandisit teşhisi koymuştu ama bak, hâlâ ayaktayım ve turp gibiyim," diye takıldım.

Mücahit Bey tebessüm ederek, "Kendine o kadar güvenme, gel seni bir muayene edeyim," dedi. Muayene etti, birkaç soru sordu ve net bir tavırla ekledi: "Seni ameliyat edeceğim."

Ben şaşkınlıkla, "Tamam, uygun bir zamanda hazırlanıp gelirim," dediysem de kabul etmedi:

"Hayır, hayır, hemen şimdi! Başhekim olarak ilk ameliyatımı sana yapacağım. Zaten topu topu 10-15 dakika sürecek."

Hemen görevliye ameliyathanenin durumunu sordu. Aradan çok geçmeden kendimi ameliyat masasında, onun hünerli ellerine teslim olmuş halde buldum...

Sohbetimiz sırasında bir ara laf arasında, "Üç yıl önce özel bir hastanedeki doktor akut apandisit teşhisi koymuştu ama bak, hâlâ ayaktayım ve turp gibiyim," diye takıldım.

Mücahit Bey tebessüm ederek, "Kendine o kadar güvenme, gel seni bir muayene edeyim," dedi. Muayene etti, birkaç soru sordu ve net bir tavırla ekledi: "Seni ameliyat edeceğim."

Ben şaşkınlıkla, "Tamam, uygun bir zamanda hazırlanıp gelirim," dediysem de kabul etmedi:

"Hayır, hayır, hemen şimdi! Başhekim olarak ilk ameliyatımı sana yapacağım. Zaten topu topu 10-15 dakika sürecek."

Hemen görevliye ameliyathanenin durumunu sordu. Aradan çok geçmeden kendimi ameliyat masasında, onun hünerli ellerine teslim olmuş halde buldum...








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder