14 Mart 2026 Cumartesi

Sarı Sendika Furyası: Emeğin Rengiyle Oynayanlar

Sarı gelin.  

Sarı altın.

Sarı çizmeli Mehmet ağa.

Sarı kurdelem sarı. 

Çingene sarısı. 

Sarı Kanarya.

Sarı Zeybek.

Sarı papatya.

Sarı öküz!

Sarı sendika!..

Yukarıda belirtilen kelimelerden meydana gelen cümlelerin bir kısmını veya buna benzerlerini, belirtme, deyim, bazılarını da şarkı veya türkü sözü olarak, bir kısmını ise başka bir çok nedenlerle her zaman kullanıyoruz..  

İçlerinde sevgili, sevgiliye özlem, yiğitlik gibi anlamlar da içeren sözcükler bulunuyor. Bu ve buna benzer sarı sözcüklerden oluşan cümleleri, hemen hergün edebiyat literatüründe dile getirerek okuyor, yazıyor veya karikatür olarak çiziyoruz... 

Konuşurken, yazarken veya okurken kimi zaman keyiflenir, kimi zaman hüzünlenir, kimi zaman da geçmişimizle bağlantı kuruyor gibi oluruz. 

Ancak bu kelimeler içinde sarı ile bütünleşen bir yapı var kiiçinizden düşman başına bile demek gelmez. Bu yapı emek kesiminin, emeği ile geçinen, dolayısı ile yaşam mücadelesi veren işçi sınıfının baş düşmanlarından birisidir. Bu nedenle başlığın adını sarı sendika furyası koydum. 

1963 yılında çıkarılan Sendikalar Kanunu ile birlikte yerden mantar gibi üreyen, yeni yeni sendikalar kurulmaya başlandı. Bunların büyük bir kısmı işyerlerinde işveren tarafından kurdurulan ve desteklenen işyeri sendikaları, bir kısmı ise İstanbul ve Türkiye çapında kurdurtulanlardı!!.

Sarı sendika yöneticileri, işverenlerle işbirliği yaptıkları için kendi menfaatlerini çeşitli şekillerde önde tutarlar. Zaten kuruluşlarından itibaren işverenler tarafından destek görürler, ancak böylece ayakta kalabilirler. Bu nedenlerle işçiden çok işverenlere hizmet ederler. Kısaca özetlersek bunlara ''işçi aleyhine, işçi hak ve menfaatlerine karşı kurdurulan'' oluşumlar demek daha doğru olur!..

Bu sarı oluşumlar bir ya da iki fabrika dışında örgütlenme zahmetine bile katlanmazlardı. Yöneticilerinin kimler olduğu pek bilinmez, bilinenlerde işçi işine çıkamaz durumda olurlardı.

Hatırlayabildiğim kadarıyla sadece İstanbul'da metal işkolunda, işçiler tarafından sarı sendika söylemiyle ifade ettikleri ''sözde'' sendikaların sayısı ondan fazlaydı. Metal-İş, Öz Metal-İş, Öz Maden-İş, Çelik-İş, Özçelik-İş, Cevher-İş, Tek Met-İş ve İstanbul Metal-İş gibi isimlendirilen kuruluşlardı. İstanbul adeta sarı sendika zenginiydi!!..

Buraya kadar özetlediğim durum, konumuzu ilgilendiriyor ama, asıl anlatmak istediğim başka. 

Lale Devrinde, üzerinde yanan renkli mumlu iri kaplumbağaların dolaştırıldığı, Sadâbad Şenliklerinin coşkuyla kutlandığı yerlerden biri olan Kağıthane halâ bir köydü ve 1967 Yıllarıında Kağıthane, Şişli İlçesine bağlıydı. 

Yeşillikler içindeki bu köyde, tarım aletleri imal eden sarı sendika tuzağına düşmüş bir izabe fabrikası kuruluydu. Seksen civarında işçinin çalıştığı bu işletme, hurda çelik ve metalleri geri dönüşüm yoluyla tekrar çeliğe dönüştürerek ekonomiye katkı sağlıyor, özellikle tarımda kullanılan çelik saban, pulluk, kotan ve traktör pullukları gibi motorlu araçlarla toprağı sürmek, havalandırmak işinde kullanılan ziraat aletleri imal ediliyordu.

Sultahmet Alemdar Karakolu
Bu işyerinde 1964 Yılında İstanbul Metal-İş Sendikası tarafından yapılan üç yıl süreli bir toplu sözleşme vardı. Zaten üç yıl süreli sözleşmeler hem sarı kuruluşların hemde patronların işine yarıyordu.Toplu sözleşmenin bitimine doğru  işçilerin büyük çoğunluğu sendikamız T.Maden-İş Sendikasına üye oldular. Noter kanalı ile işçiler İstanbul Metal-İş Sendikasından istifa ederek ayrıldılar. 

O tarihteki sendika yasası gereği istifa eden işçilerin ve sendikamız üyelerinin isimleri süresi içinde işverene bildirildi. Kısa bir süre sonra işyeri temsilcimiz patronun aidat kesmeye ve Metal iş sendikasına yatıracağına devam edeceğini belirtti. Üyelerle yaptığımız toplantıda sendikaya bizzat giderek istifa dilekçelerini elden verip, ikinci suretine de alındı kaydının koydurulması kararlaştırıldı. Kırk kadar üyemiz bir cumartesi günü Sendikanın Cağaloğlunda bulunan genel merkezine giderek istifa dilekçelerini bir de elden vermek istediler. Metal - İş başkanı polis çağırarak sendikamı bastılar diyerek şikayette bulunmuş. İşçiler Alemdar karakolu'na götürülmüşler. 

Bana haber geldiğinde acele ile karakola gitmek istedim. Karakolun bahçesine adım atmıştım ki, iki polis memuru koşarak yanıma geldi ayaklarım havada karakola götürüldüm. Başkomiser hemen sorguya başladı. ''Bu işçilere sendikayı bastırmışsın, seni çok fena yaparım'' dedi ve anlatmak istemediğim hakaretlerde bulunduktan sonra ''atın bunu dışarı'' diyerek polis memurlarına işaret etti. 

Ben bunların sendika başkanıyım onların hakkını savunmak için geldim diyecektim ki '' ben'' dedikten sonra kendimi karakolun bahçesinde buldum!. Karakolun içinde kırka yakın işçi ve sendika personeli ile sendika başkanı İrfan Karabıyık vardı. 

Sendika başkanı Karabıyık istifalarını verererek ayrılmak isteyen üyeleri sendikayı bastılar diye polis çağırıp şikayetçi olduklarında, tembihli olan işçiler de sendikada kimler varsa hepsinden şikayetçi olmuşlar. Bu nedenle karakolun içi hıncahınç insanlarla doluydu. Günlerden Cumartesi ve akşam olmak üzere. Çaresizlik içindeyim. 

Dışarıda dolanıyorum.. 

Birden bana ismimle seslenen bir ses duydum. Dönüp baktğımda Basın İş Sendikasının avukatı sevgili Necati Ertürk'ü gördüm. Durumu anlattım. Ben gidip bakarım dedi. Bir saat sonra işçiler de İrfan Karabıyık ve sendika personeli de şikayetlerinden vaz geçtikleri nedeni ve istifa dilekçelerinin bir suretlerinin alınmasından sonra dışarı çıktılar. Üyelerle kendi aramızda kısaca bir değerlendirme yaptık. Başkomiserin hakaretleri ile ilgili tutanagı tuttuktan sonra dağıldık.

Sendikamızın avukatlarından Alp Selek vasıtası ile hakaretler mahkemeye intikal ettirildi dava açıldı ve kazanıldı. Toplu sözleşme yetkisini sendikamız aldı. Toplu sözleşme yapıldı ve fabrikada törenle imzalandı.

Daha sonraları çeşitli sendikal olaylar nedeniyle, Maltepe Askeri Hapishanesi, Harbiye Askeri hapishanesi, Selimiye tutuklu koğuşları ile Sirkeci Birinci Şube zindanlarını, Gayrettepe İkinci şube karanlık hücrelerini görmüş ve nasibini almış biri olarak, ilk karakol maceram böyle olmuştu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder