31 Ocak 2015 Cumartesi

PROF. MUAMMER AKSOY ve BÜYÜK İŞÇİ DİRENİŞİ

15-16 HAZİRAN 1970 SICAK GÜNLER

Başta T.Maden-İş Sendikası üyeleri olmak üzere DİSK üyesi işçiler, 15 Haziran 1970 sabahı işbaşı yapmadı. Sendikal özgürlüklerinin ellerinden alınmasını, devrimci ve gerçek sendikacılığın bitirilmesine yönelik, Demirel iktidarı tarafından çarçabuk çıkarılan yasayı protesto etmek için yürüdüler, yürüdüler...
Yürüyerek protesto ettiler.
Bu yürüyüşte yalnız kalmadılar. Türk-İş'e bağlı çok sayıda işçi de, yöneticilerinin engellemelerine rağmen Disk üyelerinin yanında oldular, birlikte yürüdüler.

Devrimci gençlik örgütleri, ilerici aydınlar, bir çok yazar, sanatçı bu eylemlerin yanında oldular ve eylemlere destek verdiler.

İstanbul ve Kocaeli'de "sıkı yönetim" ilan edildi. Disk ve Maden-İş yürütme kurulu üyeleri ve çok sayıda iş yeri temsilcisi tutuklandı. Haklarında sıkı yönetim mahkemesince davalar açıldı.
Davaların seyri ve savunma konularında görüş alışverişi için büyük insan, değerli hukukçu Profesör Muammer Aksoy'la görüşmemiz gerekti.
 
Süleyman Demirel iktidarında DİSK'i tasfiye etmeye yönelik yasal girişimlere karşı duran Aksoy, sendikal haklar ve demokratikleşme süreçlerinde işçi eylemlerine entelektüel destek sağlamış, olayların hukuki boyutunda aktif rol almıştır.

Kendisinden görüşme talebimiz olduğunda tereddüt etmeden randevu verdi. O zamanki  MADEN-İŞ 6. Bölge Temsilcisi olarak, Maden-İş Hukuk Dairesi Müdürü Av. Alp Selek'le birlikte belirtilen günde duruşmalar konusunda 2 saate yakın faydalı bir görüşmemiz oldu.

Emekçi dostu Mert insan, değerli hukuk profesörü, ne yazık ki namertler tarafından 31 Ocak 1990 yılında evinin önünde katledildi. Profesör Muammrt Aksoy'u
saygı ile anıyor, T.Maden-İş Sendikası ve üyeleri  üzerinde çok büyük emekleri bulunan, mücadele insanı işçi dostu Av. Alp Selek'i de sevgi ile selamlıyorum.

25 Ocak 2015 Pazar

SENDİKAL MÜCADELE VE BİRLİKTE OLMAK

PAS DEMİRİ YER Mİ?

Bir işletmeyi kurmak ve onu üretir duruma getirmek; elbette maddi araçların ve yapısal bileşenlerin bir araya gelmesiyle mümkün olur. Ancak bu cansız bileşenleri yan yana getirmek işin kolay kısmıdır ve tek başına büyük bir anlam ifade etmez.

İçinde işçi emeği barındırmayan her girişim; çuvallara doldurulup sıra sıra dizilmiş kum torbaları veya üst üste istiflenmiş çimento yığınları gibidir.

Emek olmadan kum çimentoyla buluşacağı, harç ise demiri kucaklayacağı günü çaresizce bekler. O bekleyiş içinde demir paslanır, zamanla işlevini yitirir. İstanbul Atatürk Erkek Lisesindeki edebiyat öğretmenim, sevgili Rauf Mutluay ne güzel söylemişti: "Pas demiri yiyor."

EMEK YAŞAMIN TA KENDİSİDİR

Görülüyor ki, üretimin tüm bileşenleri arasında en temel, en gerekli unsur işçi emeğidir. İşçi için emek; nefestir, koldur, eldir, bacaktır, adaledir. Kısacası emek, yaşamın ta kendisidir...

Bu husus çok önemlidir. Özellikle sanayide çalışanlar, daha doğrusu işçi sınıfı başta olmak üzere tüm emekçiler, emeklerinin değerlendirilmesi konusunda farkındalık yaratmalıdırlar. Farkındalık yaratmak zor olmasa gerek; ilk adım sendikalı olmayla başlar.


Kalkınmanın temeli, barışın tesisi ve insanlığın geleceği ancak emeğin varlığıyla mümkündür. Ne var ki iş dünyasında, bu yalın gerçeğin farkında olan kimi işverenlerin ya da yönetici vasıflı işveren vekillerinin, aşırı kâr hırsıyla emeği ötelediklerini, adeta unuttuklarını görüyoruz. Bu çağ dışı yaklaşım geçmişte de böyleydi, bugün de ne yazık ki devam ediyor. Dünya döndükçe, gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelerde muhtemelen böyle devam edecek gibi görünüyor.

Aslında işveren camiası emeğin değerinin elbette farkında. Emeği nasıl organize edeceğinin, onu daha fazla üretime ve dolayısıyla daha büyük kazançlara nasıl dönüştüreceğinin hesabını her an yapıyor. Bunun için Ar-Ge departmanları kuruyor, yeni projeler geliştiriyorlar. Emeği bir sermaye unsuru olarak her yönüyle hesaplıyorlar.

Ama işçi için durum günümüzde hiç böyle değil; onun hesabı kâr değil, hayatta kalma mücadelesidir. Hayatta kalma mücadelesi bireysel değil, birlikte yapılır. Bu da sendikal örgütlenme ile sağlanır