15-16 Haziran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15-16 Haziran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2026 Perşembe

15-16 HAZİRAN'IN 56. YILI ve BİR DİRENİŞİN EVRİMİ

KÖYDEN GELDİM ŞEHİRE: BİR DİRENİŞİN EVRİMİ 15-16 HAZİRAN 

Anadolu ekonomisinin kalbi olan köylerde, eli silah tutan tüm genç ve yetişkin erkeklerin cephelere; Arabistan ve Yemen çöllerine gönderilip heba edilmesi, tarlalarda çalışacak insan bırakmamıştı. Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlı’nın yenik sayılması, Anadolu halkı için sadece askeri bir kayıp değil, aynı zamanda derin bir toplumsal ve ekonomik yıkımdı. 

"Çöllerde heba edilen nesil", Türkiye'nin dinamik yapısında onlarca yıl kapanmayacak yaralar açmış; köylerde yoksulluk, hastalık ve perişanlık had safhaya ulaşmıştı.

Göçün ve Sanayileşmenin Ayak Sesleri

Atatürk dönemi sonrası 1950’li yıllar, Türkiye’nin sanayileşme sürecinin hız kazandığı bir dönem oldu. Büyük şehirlerde kurulan fabrikalar iş gücüne ihtiyaç duyarken, kırsal alanda tarımda makineleşmenin başlaması köylüyü de biraz işsiz bırakır gbiydi. 

Bu durum, şehirdeki iş imkânlarını daha cazip hale getirerek köyden kente büyük göç dalgasını başlattı. 1960 yılına gelindiğinde Menderes dönemi sona ermiş; ancak İkinci Dünya Savaşı yıllarında halkın büyük fedakârlıklarıyla doldurulan devlet hazinesinin de boşaldığı görülmüştü. 

1970’li yıllarda da kısmen devam eden bu göç hareketi, çarpık yapılaşma ve altyapı sorunlarını beraberinde getirse de Türkiye'nin toplumsal çehresini kökten değiştirdi.

Fabrika Işıkları ve Sınıf Bilinci

1961 Anayasası, işçiler için adeta yeni bir nefes oldu. Sendikalar Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte işçiler, işverenler karşısında dik durabilecekleri yasal bir zemine kavuştu. Bu ışık, beraberinde efsanevi direnişleri getirdi:

  • 1963 ve 1968 Kavel Kablo direnişleri,

  • 1968 Derbi ve Singer fabrika işgalleri,

  • 1969 Türk Demirdöküm fabrika işgali,

  • 1970 Sungurlar Kazan ve 1971 Gislaved Fabrika eylemleri...

Bu eylemler, emek mücadelesinin ancak birlik olmaktan geçtiğini kanıtladı. Kemal Türkler önderliğindeki Türkiye MADEN-İŞ ve DİSK Konfederasyonu, "işbirlikçi" sendikal anlayışa karşı çıkarak sınıf sendikacılığını savundu. DİSK’in çalışma koşullarını iyileştirme ve ücret artışı konusundaki başarıları her geçen gün güçlenmesine yol açtı.

15-16 Haziran: Kadim Direniş Şehirde

DİSK’in bu yükselişi, dönemin Demirel iktidarını rahatsız etti. Hükumetin, DİSK’in fiilen kapanmasına yol açacak bir yasa hazırlığına girişince, işçiler 14 Haziran 1970'te direnme kararı aldı. 15 ve 16 Haziran tarihlerinde yüzlerce fabrikada çarklar durdu; İşçiler marşlar söyleyerek sokaklara döküldü. Sıkıyönetim ilan edilip yöneticiler tutuklansa da geri adım atılmadı. Anayasaya aykırı olan bu yasa sonunda geri çekildi ve işçiler demokratik mücadelelerini kazandılar.

Yoksulluktan Onurlu Bir Geleceğe

Köyden kente göçen o yoksul köylü gençler, artık sanayi işçiliğinin vasıflarını öğrenmişlerdi. Orhan Veli’nin o meşhur dizelerindeki delikler;

Cep delik, cepken delik,  

Kol delik, mintan delik,

Yen delik, kaftan delik,

Kevgir misin be kardeşlik!

artık sadece bir yoksulluk tasviri değil, sistemin gediklerini de temsil ediyordu. Ancak köylerden şehre taşınan çok değerli bir şey daha vardı: Anadolu köylüsünün geçmişinde olan kadim ve sabırlı direnme gücü.

Yıllarca eşkiyalara, işgalci Fransız'a, İngiliz'e ve Yunan'a direnen o ruh, şimdi fabrikaların isli dumanı ve makine gürültüsüyle harmanlanıyordu...

İşçiler artık sadece üstlerindeki yırtıkları yamayan mahcup köylüler değil, aileleriyle birlikte Kavel'in grev nöbetinde, döküm fabrikasındaki potanın başında, ''Elektrometal Fabrikası uzun grevinde'' Genel müdür Turgut Özal'ın yakasına yapışan ve 15 - 16 Haziran barikatlarında ''Hak verilmez, alınır'' diyen, kendi kaderinin mimarı olmuş, kendi sınıfının birer neferiydi...


25 Mart 2025 Salı

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA VE YÜRÜYEN İŞÇİLER

1970 Yılı Haziran'ın 15 ve 16 ncı günlerinde işçi sınıfı, Türkiye sendikal hareketleri içinde asla akıllardan çıkmayacak çok önemli bir eylem geçekleştirdi. ''16 Haziran İşçi Eylem Günüdür'' başlığı ile marşlara konu olan bu büyük eylem, emek tarihimiz içinde büyük bir köşe taşı oldu.  

Dünya emek hareketlerine de sendikal planda yol göstericilikte bulundu. 

9 Haziran 2016 Perşembe

15-16 HAZİRAN RUHU VE SENDİKAL HAREKETLER

15-16 HAZİRAN 1970 BÜYÜK YÜRÜYÜŞÜ VE BİR DETAY 

Yıl 1970.
Aylardan Haziran.
Haziran 14
İstanbul Merter, DİSK Genel Merkezi hareketli...
Devam eden toplantıda bir Demirdöküm işçisi konuşmak için söz aldı.

"Ben uzun uzun konuşmalardan hazzetmem. Uzun konuşanlar siyasetçilerdir.
Çok uzun konuşurlar ki, dedikleri tam anlaşılmasın.
İşçiler, ürettikleri ve eylemleri ile konuşurlar.
Biz sarı sendika acılarını çok çektik. Sarı sendika işveren işbirliği, işçilere kazık atmak için yapılır. Demirdöküm işçileri olarak sarı sendika çemberinden yeni kurtulduk.
Direndik. Sarı sendikayı kovduk.
MADEN-İŞ Sendikasına geçtik...

Hükumet, DİSK'İ ve sendikamızı kapatmak istiyor. Benim anladığım budur.
Biz bu duruma kolay kolay razı olmayız.
Mademki biz üretiyoruz, öyleyse bizim de bir gücümüz var.
Biz bu gücümüzü yarın göstereceğiz.
Herkes ne yapacağımızı da görecek."

Toplantı devam ediyor.
Sendikacılar konuşuyor. Sendika temsilcileri konuşuyor.
Konuşanlar çeşitli eylem biçimleri öneriyorlar...

15 Haziran sabahı, gece vardiyası paydos etti, fabrika önünde bekliyorlar.
Sabah vardiyası işe geldi, işbaşı yapmadı.
Birlikte Silahtarağa Bölgesine doğru yürüdüler.
Fabrikalarının önününde beklemekte olan, Çelik Endüsrisi ve Elektrometal işçileri ile buluştular.

Alibeyköy tarafından gelerek ana yolda bekleyen Sungurlar, Yıldız Kazan ve Yeni Gayret Demir Çekme  işçileriyle kaynaştılar.
Hasköy, Halıcıoğlu, Sütlüce bölgesinden gelen işçilerle birleşip, Kağıthane istikametine doğru marşlar söyleyerek yürüdüler.

Lale Devri dönemi şenliklerinin yapıldığı Sadabat bölgesinde, Rabak işçilerinin kendilerini beklediklerini gördüler, onlarla birleştiler.
Birleşerek yürüyorlar.
Yürürken birleşiyorlar.
Cendere yolunda kurulu fabrikaların işçileri ile buluşup bir süre yürüyecekler sonra da geri dönecekler.
Planlarını böyle yaptılar...

Kağıthane sapağında beş altı kişilik küçük bir gurup çıktı önlerine.
Yürüyüşün, Çağlayan yolu ile Şişli'ye sonra da Taksim meydanına gidileceğini söylediler.
Yürüyüşü yönlendiren devrimci işçiler, bunların işçi olduklarından şüphe duydular.
Yürüyüş komitesi  kendi aralarında hızlı bir değerlendirme yaptı. Bir provokasyon durumu sezinlediler ve kendi planlarını uygulayarak Cendere tarafına yöneldiler.


Kavel işçileri, İstinye Bayırı yolu ile Sarıyer Levent asfaltına çıktı. Levent istikametine doğru yürüyorlar. Amaçları, Levent'te kurulu Tekfen, Metal Kapak, Philips işçileri ile buluşmak.


Maslak yolu üzerinde çoğunluğu kadın işçilerden oluşan Bufer Elektrik işçilerini gördüler.
Bufer işçileri önde, Kavel işçileri arkada, Levent'e doğru yürüyorlar.

Levent Bölgesi o yıllarda çok önemli bir sanayi bölgesi. Özellikle kimya ve ilaç fabrikaları bu bölgede yoğunlaşmış durumda.

1950 yıllarından itibaren kurulmaya başlanan ECZACIBAŞI, FAKO, DEVA, SQUİBB ilaç fabrikaları burada faaliyet gösteriyorlar. Marşlar söyleyerek yürümekte olan işçi konvoyu kendilerine katılanlarla birlikte ECZACIBAŞI Fabrikası önünde durakladılar.

Hep bir ağızdan "ECZACI DIŞARI" diyerek tempo tuttular. İki bin civarında işçinin çalıştığı bu fabrikada bağımsız bir işyeri sendikası var. Yürüyüşte bulunan işçiler inatlaştı. Israrla işçileri dışarıya çağırıyorlar.

Yarım saat kadar fabrika önünde bekleyen işçi gurubuna, çoğunluğu kadın olmak üzere bir kısım işçinin katıldığı görüldü. Gültepe, Çeliktepe gibi işçi semtlerinden katılanlarla, yürüyüş kolu, Büyükdere asfaltı üzerinde oldukça görkemli bir durum almıştı.


Yürüyen işçi gurubu son olarak, Levent'te kurulu Hollandalıların sahibi olduğu PHILIPS işçileri ile birleştikten sonra   dağılmayı planlamışlardı.,

SQUİBB Fabrikası hizasına geldikleri sırada çok sayıda toplum polisi ve bir kısım askeri araçlarla yolun kapatıldığını gördüler.
 Polis müdürü elindeki megafonla, "yürüyüşünüz kanunsuzdur, dağılın yoksa zorla dağıtacağız" anonsunu sürekli söylemeye başlamıştı.


Mecidiyeköy Ford (Anadol) Servisinden bir grup MADEN -İŞ üyesi, TATKO oto tamir Servisi işçileri ile buluştular, birlikte yürüyorlar.

LEVENT BARİKATI

Konvoy kalabalıklaşarak Levent'e doğru yürüyor. Bu yürüyüş konvoyunun önüne de kadın işçiler yerleşti.
Emniyet güçleri her iki konvoyun arasında, sürekli olarak "dağılın yoksa güç kullanacağız" anonsunu tekrarlıyor..
Maslak tarafından gelen ve en  önde bulunan BUFER fabrika işçisi Şerife Bacı, öne çıkarak güvenlik güçlerinin şefine "oğlum kötü bir niyetimiz yok, bırakın geçelim" derken, başka bir görevli amir ise topluluğa "dağılın, dağılın" dedi ve arkasından "dağıtın" anonsunu yaptı.

Görevli emniyet mensupları orantısız güç kullandı.
Cop ve silah kabzalarıyla yaralanan bir çok işçi yere düştü. Kısa süre bir panik yaşandı.
Ambulans sirenleri birbirine karıştı. Anında üç ambulans belirdi. Yaralanan işçilerin bir kısmı olay yerinden uzaklaştırıldı. Ambulansların hemen devreye girmesi polisin ne kadar kararlı olduğunun işaretiydi herhalde...
Bir çok yaralı taksilerle, bir kısmı da özel otomobillerle hastahanelere taşındılar.

SİZDEN BAŞKA KİMİMİZ VAR Kİ

Bölge temsilciliği organizatörü ile Şişli Etfal Hastahanesine gittik. Yaralılarımızın kimler olduğunu öğreneceğiz. Bize bilgi vermediler.

Hastahanede koğuşlara bakmak istedik polisler engel oldu. Organizatör Mustafa Demirci'ye yavaşça "sen konuşmaya başla, ben koğuşlara girerim" dedim. "Bu ülkede insan hakları var, bu memleketin elbette sahipleri var burası bir hastane, ama nasıl bir hastahane?" diye yüksek sesle konuşmaya başlayınca herkes o tarafa doğru yöneldi. Sessizce ana kapıdan çeriye girdim.

Koğuşların birinde, başı sargılar içinde Şerife Bacı'yı gördüm. Şerife Bacı yatağından doğruldu, yanında yatan hastaya "kız emine ben sana demedim mi onlar bizi arar bulur, bak işte geldi" dedi. Elli yaşlarında olan Şerife Bacı'ya  nasılsın diye sordum. "İyiyim sen başımın sargılı olduğuna bakma, iyiyim", yaşlar akan kızarmış gözlerle, "bizi arayıp bulacağınızı biliyordum, zaten sizlerden başka kimimiz var ki" demişti...

31 Ocak 2015 Cumartesi

PROF. MUAMMER AKSOY ve BÜYÜK İŞÇİ DİRENİŞİ

15-16 HAZİRAN 1970 SICAK GÜNLER

Başta T.Maden-İş Sendikası üyeleri olmak üzere DİSK üyesi işçiler, 15 Haziran 1970 sabahı işbaşı yapmadı. Sendikal özgürlüklerinin ellerinden alınmasını, devrimci ve gerçek sendikacılığın bitirilmesine yönelik, Demirel iktidarı tarafından çarçabuk çıkarılan yasayı protesto etmek için yürüdüler, yürüdüler...
Yürüyerek protesto ettiler.
Bu yürüyüşte yalnız kalmadılar. Türk-İş'e bağlı çok sayıda işçi de, yöneticilerinin engellemelerine rağmen Disk üyelerinin yanında oldular, birlikte yürüdüler.

Devrimci gençlik örgütleri, ilerici aydınlar, bir çok yazar, sanatçı bu eylemlerin yanında oldular ve eylemlere destek verdiler.

İstanbul ve Kocaeli'de "sıkı yönetim" ilan edildi. Disk ve Maden-İş yürütme kurulu üyeleri ve çok sayıda iş yeri temsilcisi tutuklandı. Haklarında sıkı yönetim mahkemesince davalar açıldı.
Davaların seyri ve savunma konularında görüş alışverişi için büyük insan, değerli hukukçu Profesör Muammer Aksoy'la görüşmemiz gerekti.
 
Süleyman Demirel iktidarında DİSK'i tasfiye etmeye yönelik yasal girişimlere karşı duran Aksoy, sendikal haklar ve demokratikleşme süreçlerinde işçi eylemlerine entelektüel destek sağlamış, olayların hukuki boyutunda aktif rol almıştır.

Kendisinden görüşme talebimiz olduğunda tereddüt etmeden randevu verdi. O zamanki  MADEN-İŞ 6. Bölge Temsilcisi olarak, Maden-İş Hukuk Dairesi Müdürü Av. Alp Selek'le birlikte belirtilen günde duruşmalar konusunda 2 saate yakın faydalı bir görüşmemiz oldu.

Emekçi dostu Mert insan, değerli hukuk profesörü, ne yazık ki namertler tarafından 31 Ocak 1990 yılında evinin önünde katledildi. Profesör Muammrt Aksoy'u
saygı ile anıyor, T.Maden-İş Sendikası ve üyeleri  üzerinde çok büyük emekleri bulunan, mücadele insanı işçi dostu Av. Alp Selek'i de sevgi ile selamlıyorum.

3 Temmuz 2014 Perşembe

15-16 Haziran Direnişi ve Bir İşçi Dostu: Yaşar Kemal

15-16 Haziran Direnişi: İşçi Sınıfının Büyük Yürüyüşü

Fabrika Bacalarından Yükselen Sessizlik

Demiri eritenler, çeliğe su verenler, kurşunu harf dökenler çarkları durdurdu. Fabrika bacalarından duman tütmüyor. Tezgah başındaki herkes birbirinin yüzüne bakıyor. 
İçlerinden birbirleri ile konuşmak gelmiyor... 
Bir kısım düşünceli, bir kısmı ise çok kızgın, suratlar asık.

Sabah vardiyası işe geldi ama işbaşı yapmadı. 
Gece vardiyası paydos etti ama evlerine yönelmedi.
Karşılıklı bakıştılar. 
Akıllarına bir cümle yerleşti. Kendileri değil ama, beyinleri sürekli o cümleyi tekrarlıyor sanki. ''ailelerimiz sizlere emanet', ''ailelerimiz sizlere...''

Bir gün önce, bir zamanlar birlikte çalıştıkları eski iş arkadaşları, genel başkan vekili Şinasi Kaya ve 6. Bölge Temsilcisi Hüseyin Ekinci ile birlikte Türk Demirdöküm Fabrikasına yaptıkları ziyarette birer konuşma yapmışlar ve her ikisi de konuşmalarının son cümlesini böyle bitirmişlerdi, ''ailelerimiz sizlere emanet.''

İktidar, gün geçtikçe güçlenen gerçek sendikacılığı bitirmek, DİSK'İ kapatmak istiyordu. 
Gün önemliydi. 
Gelecek günlerin ne getireceği belli olmazdı. 
İş, ekmek, özgürlük, özgür sendikacılık...  

Fabrikada, bu kelimelerin gerçek anlamını bilen bir hayli bilinçli işçi vardı. 
Sıcak bir 15 Haziran sabahı, bacasından artık duman tütmeyen fabrikanın işçileri, hep birlikte dışarı çıktılar. Yürüyüşe başladılar, kendilerini en yakın fabrikadaki işçi arkadaşlarının, beklediklerini gördüler. birleştiler hep birlikte başka işçilerle buluştular. 
Yığınlar oluşturdular. 
 
Bütünleştiler birlikte yürüyüşe geçtiler.

Kızgındılar, ama disiplinliydiler. Heyecanlı ama sabırlıydılar. 
Yorgun ve uykusuzdular fakat başaracaklarından kesinlikle emindiler. 

Yürüyüş güvenliğini kendileri sağladı. Eyüp - Silahtarağa, Kağıthane, Cendere güzergahı ile Çağlayan'a, Eyüp - Demirkapı, Bayrampaşa,Topkapı, Bakırköy, bölgelerinden Aksaray’a yürüyen irili ufaklı onlarca fabrika işçisinin oluşturduğu yürüyüş kolları,16 Haziran'da da vardı...
17-18-19 Haziran’da da yürüyeceklerdi.... 

Sıkıyönetim İlanı ve İşçi Sınıfına Yönelik Baskılar

Yaşar-Kemal-Sıkıyönetim-Fotoğrafı

16 Haziran'da, Demirel İktidarı İstanbul ve Kocaeli de 60 gün süreli sıkıyönetim (örfi idare) ilan etti. Sanayi bölgeleri ve fabrika önlerine, askeri araçlar ve tanklar yerleşti. DİSK ve T.Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Türkler ve MADEN-İŞ yürütme kurulu üyeleri, bazı yönetici ve sendika işyeri baş temsilcileri sıkıyönetim idaresince tutuklandı.

Bu durumu fırsat bilen bazı işverenler, bir kısım sendika temsilcilerini ve bazı öncü işçileri işten çıkarma tehdidinde bulundular. Yine bazı işveren ve sendika düşmanı zihniyet, provokatörlerini devreye soktu. Sendikayı ve yöneticilerini zora sokmak istediler. 

Fabrikalarda istifa kampanyası başlattılar, tutmadı. 
Bölge temsilciliklerine ve Sendika Merkezine, sanki işçi imişler gibi, beyaz yakalı, yalaka memurlarını gönderdiler, olmadı. 
Baskı yaratmaya çalıştılar, işten çıkarılmışlar gibi genel merkez önünde para yardımı almak için kuyruk oluşturmaya çalıştılar. 
Sendika üyeleri kaya gibi durdular.


DİSK T. Maden-İş Genel Başkan Vekili Hüseyin Ekinci
Sendikalarını ve sendikacıları daha bir sahiplendiler. Direnişi ve bu kutsal yürüyüşü, iş için, ekmek için, gelecekleri için, özgür ve bağımsız gerçek sendika için yapmışlardı. Bunun bilincinde ve farkındaydılar elbet. 


"Rüzgar kayadan ne koparabilir ki?"


15-16 Haziran 1970  direnişi ve yürüyüş başarıldı. Devrimci öğrenci birlikleri, ilerici aydınlar ve avukatlar, birçok yazar, destek verdi bu yürüyüşe. 

Bir Aydın Dayanışması: Yaşar Kemal Maden-İş Genel Merkezinde

İşte bunlardan biri de, büyük usta, işçi ve emekçi dostu, yazar Yaşar Kemal’di. 

Kemal Türkler'in Koltuğunda Bir Dev: Bana düşen bir görev var mı? Sahte aydın ve görüntü devrimcisi bir çok ünlü, ortalıkta görünmezken, 17 Haziran 1970 sabahı, bu büyük insan, T. Maden-İş Sendikası Genel Merkezine geldi; ‘'İşçi sınıfının bu büyük eyleminde bana düşen bir görev var mı?'' diye soruyordu...


Sıkıyönetim uygulanınca sus pus olan, ortalıkta görünmeyen bazı sahte aydınların kaybolduğu bir dönem ve ortamda bu büyük adam, sendika genel merkezine gelerek görev istiyordu... 
Kendisine teşekkür ettim ve Kemal Türkler'in koltuğuna oturmasını rica ettim.
Israr üzerine oturdu ve öğleden sonra o koltukta oturarak bir basın toplantısı yaptı.

                                                      Büyüksün Yaşar Kemal.