27 Mayıs 2015 Çarşamba

MOSKOVA, NAZIM HİKMET VE HEKİMOĞLU

1978 RUSYA"SSCB"

1978 Yılında Sovyet Sendikalar Birliği'nin daveti üzerine, ayrı tarihlerde, DİSK ve üye sendikaların yöneticileri olarak Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ne iki ayrı ziyarette bulunuldu.
Başta Moskova ve o zaman ki adıyla Leningrad (St. Petersburg) olmak üzere çeşitli şehir ve cumhuriyetlerde inceleme ve görüşmeler de bulunduk.

Azerbaycan Cumhuriyeti'nin başkenti Bakü'de görüşmelerimizi sürdürdük. Hazar Denizi kıyısında
bulunan büyük bir petrol rafinerisi ve orada çalışanlarla ücret ve çalışma koşulları dahil bir çok konuyu görüştük. Usta başı durumundaki şahısla görüşmemizde arkadaşları, Brejinev'le aynı miktarda maaş alıyor dediler.

ANATOLIA'NIN HİKAYESİ

Bakü Üniversitesini ziyaret ettik, Profesör ve dekan ile görüşmelerde
bulunduk. Anatolya ismindeki tarih profesörü bize isminin hikayesini şöyle anlatmıştı. "Babam Ankara' da Sovyet Büyük Elçiliğinde çalışırken doğmuşum. Bir vesile ile doğumumdan Atatürk'ün haber'i olmuş. Atatürk sizce de uygun olursa bu kızın adı Anadolu olsun demiş. Bizimkiler de Anadoluyu hatırlatsın diye adımı Anatolya koymuşlar"diye gururla anlatmıştı.


1978 Mayıs ayındaki Azerbaycan gezimizde, başta tarım kooperatifleri olmak üzere çeşitli üretim merkezlerini gezdik. Solhoz denilen kooperatiflerin devlet mülkiyetindeki üretim işletmeleri olduğunu, işçilerin buralarda ücretli çalıştıklarını anlattılar...

FİYATLARI ÇALIŞANLAR BELİRLİYOR

Baltık denizi yakınlarında ki Letonya Cumhuriyetini ziyaret ettik. Başkenti Riga'yı gezdik. Letonya'daki kooperatiflerin devlete ait olmadığını, kolhoz denilen üretim kooperatiflerinde, ortakların kendilerinin çalıştıklarını, ürettiklerinin fiyatını kendilerinin belirlediklerini öğrendik.

Bir etlik hayvan üretim kolhozunu görmeye gittiğimizde, büyük baş hayvanların ahırlarına hijyen nedeni ile girmedik, kameralar vasıtası ile ekrandan izledik.
Cumhuriyet yönetim merkezini ziyaret ettik. Yerel yöneticilerle görüşmeler yaptık. Letonya folklor ekibinin şahane gösterisini izledik. Yerel yöneticilerden biri "kızlarımız ilk defa Türk erkeklerini görüyorlar" şeklinde ki konuşması çoğumuzun yüzünde tebessümler oluşturdu.

BEYAZ GECELER

Leningrad' da beyaz geceleri yaşadık...
Dostoyevski'yi andık.
Lena nehri kenarındaki müzede demirlemiş olan Avrora kruvazörünü (zırhlısını) gördük...
Sanki, 1917 devriminin provası niteliğinde olan, 1905 devriminde inanılmaz işler yapan katkılarını
dinledik.

DELİ PETRO'NUN YAZLIK SARAYI

Osmanlı'nın deli, Rusların ise Büyük Petro dedikleri çarın yazlık sarayını gezdik. 1714-1725 yılları arasında 1. Peter tarafından yazlık için yaptırılmış, deniz kenarına kurulan büyük bir yapı....
Muhteşem bir saray...

Hüseyin Ekinci Nazım'a saygı Moskova
Şahane bir bahçe içinde altın renginde onlarca heykel bulunuyor. Özellikle yazın çeşitli fıskiye oyunları sergileniyor.
Leningrad metrosunu gördük ve bindik. Metro ile seyahatin bedeli beş kapik. Bizim paramızla beş kuruş.

NAZIM HİKMET MEŞHURLAR"NOVODEVİÇİ" MEZARLIĞINDA YATIYOR

Moskova'ya gelip de Nazım'ın mezarını ziyaret etmemek, saygı duruşunda bulunmamak olur mu?
toplu halde, meşhurlar mezarlığındaki kabri önünde, büyük şairimize saygıda bulunduk.
Büyük şair Nazım'a ayrıca saygıda bulunmayı da kendime görev saydım.

KIZIL MEYDAN

Her yıl, 1 Mayıs ve diğer büyük törenlerin yapıldığı, Kızıl Meydan da dolaştık. Dünyanın en büyük meydanlarından biri olan bu meydan da, 1917 deviminin lideri Lenin'in mozolesi (anıt mezar) bulunuyor.Özel izinle mozelenin içine girdik. Burada tahnit edilmiş vaziyette, yatağında uyuyor gibiydi Lenin.

KREMLİN SARAYI

Rusça'da kale anlamına gelen Kremlin Sarayı, devrim öncesi Rus çarlarının ikametgâhlarıymış. Kremlin Sarayı'nın içinde uzun bir yürüyüşte bulunduk. Müze bölümünü gördük, gezerken doya, doya seyrettik. Osmanlı padişahlarının, Rus çarlarına gönderdikleri değerli hediyeleri gördük..
Kremlin sarayı, devrim sonrası ve bu gün de, adeta Rusya'nın simgesi haline gelmiş çok önemli bir yapı durumunda...

Hüseyin Ekinci 
Çok yüksek duvarlar içindeki  Saray bahçesinde, çok sayıda kilisenin varlığı bize enteresan gelmişti. Rus çarlarının mezarlarının bu kiliselerin içlerinde bulunduğu anlatıldı.

Kremlin Sarayı da, Topkapı Sarayı gibi, bir günde gezilemeyecek kadar büyük yapılar topluluğu.

ÇELİK FABRİKASINA ZİYARET

1975 Yılında Kemal Türkler'le birlikte Japonya'da yapılan,  Uluslararası Metal İşçileri Federasyonu, Merkez Yönetim Kurulu toplantısına katılmış, toplantı sonrası, büyük bir çelik fabrikasında incelemelerde bulunmuştuk. Ayrıca Toyota otomobil fabrikasını da ziyaret ederek üretim ve çalışma koşulları hakkında önemli bilgilere ulaşmıştık..

Japonya'da harika bir teknolojinin varlığı ile üretim yapıldığını, işçi sağlığı ve iş güvenliğine verilen önemi gördük, Bu yıllarda Japonların ABD'den hurda satın aldıklarını, hurdayı çelik haline dönüştürüp, ABD de üretilen çelikten daha ucuza sattıklarını dinlemiştik.

1976 Yılında ise üyesi bulunduğumuz Uluslararası Metal İşçileri Federasyonu, ABD'nin kuruluşunun iki yüzüncü yıl dönümü nedeni ile Yönetim Kurulu Toplantısını Pittsburgh şehrinde yapmış, bu toplantıya ben de katılmıştım.

Toplantı sonrası, çelik fabrikası ve Detroitteki Ford otomobil fabrikasında incelemelerde bulundum. Çalışma koşulları, üretim, özellikle iş güvenliği ve  işçi sağlığı konularındaki çalışmaların çok ileri boyutlarda olduğunu gördüm.

Bursa'da kurulu Renault ve Tofaş Fabrikaları ile Ereğli Demir Çelik Fabrikasında sendikamız T.Maden-İş yetkili olduğu için, toplu sözleşme dairesi başkanı olarak buraları görmüş ve çeşitli açılardan kıyaslamıştım.

Bu defa da SSCB'de bir çelik fabrikasını görmeyi düşünmüş ve yetkililerden rica etmiştim. Kaliteli (mavi çelik) üreten bir fabrikayı gezdik. Üretim ve sair konularda bilgi aldık. Bir çok makine ve ekipmanların üzerinde DDR ''Doğu Almanya'' etiketi görmüştük. Makine ve ekipmanların ise diğer iki ülke (ABD-JAPONYA ) teknolojisinden daha geride olduğunu gözlemledik.

SSCB-ABD ortak çalışma uzay üssü Hüseyin Ekinci , Selahattin Sayın

KADİR İNANIR ve HEKİMOĞLU

Uzun sayılabilecek bir inceleme ve görgü seyahatinden sonra dönüş için, SSCB Hava Yolları Aeroflot'a ait bir uçağa bindik. Uçakta,  1 Mayıs ve işçi marşları şarkı ve türküler söylenmeye başlandı. 
Kadir İnanır'da uçakta imiş, söylediğimiz marşlara iştirak ettiğini gördük. 
Söylediğimiz bir çok türküye iştirak ediyordu. Hekimoğlu Türküsünü de çok güzel seslendirmişti. 

Sohbet sırasında, Türkan Şoray'la birlikte, "Moskova film festivali" için gelmişler. Önemli bir iş nedeniyle erken dönmek zorunda olduğunu, Türkan Şoray'ın daha sonra döneceğini belirtmişti.

18 Mayıs 2015 Pazartesi

YILMAYAN DEVRİMCİ

CELAL ALÇINKAYA

18 Mayıs 2014 Tarihinde Celal Alçınkaya'yı kaybettik. O'nu, çok sevdiği, Bolu Yeniçağa ilçesindeki, eşinin köyünde toprağa verilmek üzere İstanbul'dan uğurladık.

1962 Yılında tanıdım Alçınkaya'yı.

Kağıthane'de kurulu Rabak Elektrolitik Bakır Fabrikasında birlikte çalıştık. Ben, (göztaşı ) bakır sülfat imalathanesinde çalışıyordum. Celal Alçınkaya ise fabrikanın en önemli maddesi olan sülfirik asit taşıyan tanker şoförü olarak görev yapıyordu. Birlikte Maden İş üyeliği, işyeri sendika temsilciliği yaptık.

1964 yılında ben şube gençlik kolları başkanlığına seçilmiştim. Sevgili Alçınkaya işyeri sendika baştemsilciliği görevine seçildi.

1965 yılında yapılan Silahtarağa Merkez Şubesi Genel kurulunda, şube başkanlığına seçildim. Aynı genel kurulda, Alçınkaya ise şube yönetim kurulu  üyeliğine seçilmişti.

1967 yılına kadar, ben profesyonel şube başkanı olarak , Alçınkaya ise amatör yönetim kurulu üyesi olarak, sendikal görevleri yapmaya birlikte devam ettik.

1967 Yılında Türkiye Maden-İş Sendikası genel kurulunda, tüzük değişikliği yapıldı. Bölge Temsilcilikleri kuruldu, Silahtarağa Şubesi ile Şişli Şubeleri, 6. Bölge Temsilciliği adı altında birleştirildi.
Yapılan Bölge Temsilciliği seçimini, diğer aday İlyas Kabil'e karşı açık farkla ben kazanmıştım.

Altıncı  Bölge Temsilciliği zamanımda, 1968 Yılında Kavel Kablo Fabrikası işçileri, yaptıkları başarılı direnişleri ile ÇELİK - İŞ sendikasını kovarak Maden-İş bünyesine katıldılar.

Sarı Sendikaların karargah kurdukları Silahtarağada, Türk Demir Döküm Fabrikasında çalışan 2500 işçi, 1969 yılında yaptıkları şanlı direnişleri ile sarı sendikayı kovarak MADEN-İŞ Sendikasında örgütlendiler.

Aynı bölgede kurulu 600 işçinin çalıştığı Elektrometal Fabrikası işçileri de, MADEN-İŞ çatısı altında sınıf ve kitle sendikacılığı mücadelesini yürütmek üzere, sınıfdaşları ile bütünleşerek MADEN-İŞ içerisinde yerlerini aldılar.

Sungurlar Kazan Fabrikası işçileri ise MADEN - İŞ'E geçmek ve sarı sendikayı kovmak için, çalıştıkları her iki fabrikada da direniş başlattılar ve  başardılar,

Tüm bu örgütlenmeler sırasında,  yapılan direniş ve işgallerde, Alçınkaya kimi zaman, Rabak işyeri baştemsilcisi, kimi zaman yönetim kurulu üyesi olarak görevler üslendi. Sendikal mücadele hamuru ile yoğruldu. Üstlendiği görevleri amatörce hakkıyla yerine getirdi.

1962 yılında tanıdığım Celal Alçınkaya'nın, önce, çok iyi bir insan olduğunu belirtmem gerekir.
Halk tabiri olarak söylersem "adam gibi adamdı, eline beline diline sahip" olarak yaşadı.

Yedi yıl şube başkanı ve 6. Bölge Temsilcisi (Bölge Başkanı) olarak görev yaptığım dönemi geride bırakarak, 1972 yılında askere gitmem gerekiyordu. Genel Başkan Kemal Türkler'in önerisi ile Altıncı Bölgeyi ikiye ayırdık. İki bölge olarak düzenledik.

Eyüp, Silahtarağa, Alibeyköy ve Haliç'in her iki yakasındaki fabrikaları kapsayan bölgeyi  14. Bölge olarak kurduk. Bölge Temsilcisi olarak, Rabak Fabrikası işyeri baştemsilcisi Celal Alçınkaya görevlendirildi.

1977 EYLÜL Ayında yapılan 22. Genel Kurula kadar bölge temsilciliği devam eden Alçınkaya, işbaşına gelen yeni yönetim tarafından işten çıkarıldı. Sendikal mücadelenin ve çok sevdiği MADEN-İŞ Sendikasının dışına itildi.

Celal Alçınkaya devrimci idi, sosyalist değildi, ancak sol anlayışlara kapalı da değildi. Devrimci sendikal hareket içinde olan sendikal yapının bildiği gibi, T. Maden İş Sendikasında görev alan yeni yönetimin, benimsedikleri siyasi ideoloji ve (siyasi anlayışları), devrimci sendikal yönetim anlayışının önüne geçti. 

Bu düşünce ile uyguladıkları sendikal faaliyet, DİSK bünyesinde de büyük hasarlara neden oldu. MADEN - İŞ ve DİSK içindeki devrimci ve sol düşüncede olan hemen herkesin bu gidişten rahatsızlık duyduğu bir gerçekti. O zamanlarda, Türk Ceza Kanununda *141 ve 142 maddeler bulunuyordu. 141 ve 142. maddeler nedeni ile "illegal" kuruluş mensubu yöneticiler açıkça eleştirilemedi. Bu durum ise sendikal alt yapıları yetersiz, siyasi çalışmalarda bağımlı olan kadroların işine geldi! Yanlışlıklar, genel kurul ve toplantılarda devrimci sendikal kamuoyu ve devrimci sendikal kadrolarına tam olarak anlatılamadı.

Sadece kendi aralarında yanlışlarını dile getirdiler!..

Sendikal kadrolarda bulunan "uzmanların" ideoloji, düşünce ve uygulamaları zaten sendikal birikim ve deneyimleri sınırlı olan yöneticilerin anlayışlarının önüne geçti. "DGM, UDC, 1 MAYIS 1977, MESS grevlerinde yapılan hataları, bildikleri halde görmezden geldiler. Sessiz kaldılar, hataları anlayamadılar. Tüm bu durumları örgüte ve örgütün yapısına zarar vermeye devam ettirdiler.

Asla bir özeleştiri yapmadılar.

Kendi aralarında birbirlerini suçladılar. 
Suçlamalar, temel direk(!) olarak gördükleri, bir zamanlar toz kondurmadıkları birinin baskılar nedeni ile Yürütme Kurulundaki görevinden istifası ile sonuçlanıyordu.

Sendikal "çalışmada, siyaset, sendikal anlayışın önüne geçmemelidir.

Yanlış bir yoldur bu durum.
Türkiye sendikal hareketi içinde kilometre taşı olarak duran, devrimci bir büyük sendikanın genleriyle oynadılar.
Nitekim genel kurul sonrası çözülmeler başladı. MADEN-İŞ Sendikasının en önemli kalelerinden Türk Demirdöküm, Ereğli Demir Çelik ve Kavel işçileri MADEN - İŞ'ten koptu.

Yeni yönetim, Celal Alçınkay'ayı da sırf kendileri gibi düşünmediğinden işten çıkardı. MADEN -İŞ dışına itti.

Ne var ki Abdullah BAŞTÜRK Başkanlığındaki DİSK Yürütme Kurulu, Alçınkaya'yı sahiplendi. O'na Topkapı, Gaziosmanpaşa, Eyüp, Bayrampaşa ve Silahtarağa bölgelerinden sorumlu DİSK Bölge Temsilcisi olarak görev verdi.
DİSK Bölge Temsilcisi olarak  görev almasında benim de küçük bir katkım oldu, ama önemli olan bu değil. 
İşçi sınıfının mücadele şerbetini içen Celal Alçınkaya, sevdiği işte ve çok sevildiği bölgelerde tekrar çalışmaya başlamasıydı.   
Alçınkaya, Kenan Evren ve aynı zihniyetteki takımı tarafından yapılan 1980 faşist darbesine kadar DİSK'TE bu görevini sürdürdü.

Maden-İş yönetimine gelen malum zihniyet, sendikaya omuz veren, gece gündüz, sıcak soğuk yağmur çamur demeden başarılı örgütlenmeler, toplu sözleşmeler yapan bir kısım yönetici, uzman, avukat, temsilci ve organizatörleri de Alçınkaya gibi haksızlık ve yanlışlık yaparak işten çıkardılar, tasfiye ettiler.

DİSK Genel Başkanlığını  kaybeden ve MADEN-İŞ Genel Başkanlığını sürdüren, Kemal Türkler'in başkanlığında ki Yürütme Kurulunun, Alçınkaya'nın işine son vermesi oldukça düşündürücüdür...

Celal Alçınkaya çok uzun yıllar maddi bir beklentisi olmadan amatörce sendikaya hizmet etmiş, sendikanın, yeni işyeri örgütlenmelerine emekler vermiştir.
Alçınkaya ve onun sendikal ahlakı ve çalışmasını çok yakından tanıyor, biliyorum. Çok iyi bir sendikacı olup olmadığı, sendikacılık bilgi ve birikimi tartışılabilir. Ancak onun insanlığına, sendikal inanışına, namus ve erdemine kimse ama hiç kimse laf söyleyemez.

Sırf kendi ideolojilerinden olmadığı, kendileri gibi düşünmediği için görevine son verilen ve zor günler yaşayan Alçınkaya, buna rağmen yaşamı boyunca tasfiye edilen birçoğumuz gibi, MADEN-İŞ aleyhinde tek bir kelime etmedi. Genel Başkan Kemal Türkler hakkında bir kez olsun kötü söz söylemedi.
Alçınkaya'nın sendikal mücadele vefası ve onun adamlığı her zaman on numaraydı.

Şube başkanlığını, sonra 6. Bölge Temsilciliğini daha sonra da Genel Başkan Vekilliğini yaptığım Alçınkaya,15-16 Haziran Büyük Direnişinin Eyüp, Alibeyköy, Silahtarağa, Kağıthane, Cendere yürüyüş kolu yöneticisiydi. Celal Alçınkaya'nın, ışıklar içinde ve rahat uyuduğunu düşünüyor, onu çok uzun yıllardır tanıyan biri olarak buna inanıyorum. 
Celal Alçınkaya'yı işten çıkararak onu çok sevdiği sendikasından ayrı koyan, işsizliğe hatta açlığa iten bir eski yöneticinin, Alçınkaya hakkında bazı yerlerde olumlu anlatımlar yapmaya kalkışması hiçte inandırıcı gelmiyor. "Bazı şeylerin dönüşü olmaz." 

* (kısaca) 141 ve 142. maddeler, sınıf esaslı örgütlenmeyi ve propagandayı yasaklayarak örgütlenme ve ifade özgürlüğünü ihlal ettikleri gerekçesiyle verilecek cezaları içermektedir.