19 Ocak 2019 Cumartesi

SENDİKAL UNUTULMAZLAR KAVEL DİRENİŞİ 56 YIL

Ülkemizde, 56 yıl önce sendikal hareketler tarihinde bir ilk yaşandı.

Kavel Kablo işçileri, İstanbul Boğaziçi'nde sendikal özgürlük için bayrak açmışlardı...

Orhan Veli, "İstanbulda Boğaziçin'de..." adlı şiirinin bir bölümünde şöyle diyor.

"İstanbul'un mermer taşları
Başıma da konuyor martı kuşları
Gözlerimden boşanır hicran yaşları
Edalım
Senin yüzünden bu halim."

İşte Boğaziçi, Boğaziçi'nde İstinye...
Büyük bir şehrin küçük parçası...
Burası İstinye...

1963 Yılında nüfus bilimi bakımından baktığımızda, İstinye'nin merkezi, özellikle Karadenizlilerin yerleşmeye başladıkları küçük bir köy görünümünde...

İstinye Tersanesi
Kavel işçileri toplu halde














İSTİNYE SANAYİ BÖLGESİ OLUYOR

Küçük bir köy görünümünde olan, bu küçük yerleşim bölgesi, 1950 li yılların  ikinci yarısıyla başlayan dönemde, fabrikalar semti haline getirilmeye başlanmıştı.
1960 ve 1970 li yıllarda, Koç Holding, sularını İstinye Koyu'na boşaltan, İstinye Deresinin  sağ ve soluna da irili, ufaklı fabrikalarını yerleştirmeye başlıyordu.
Türkay Kibrit, Beldesan, Standart Belde ve Bisiklet fabrikaları bunlardan bir kaçıydı.
Bunlar konumuzun içinde ama şimdi biraz eskiye gidelim...

İSTİNYE TERSANESİ

1912 Yılında eşi benzeri başka bir yerde olmayan, dünya incisi Boğaziçi'nin, en güzel, en büyük ve en seçkin koylarından biri olan İstinye Koyu'nun kenarında, dev gibi bir yapı oluşmaya başlıyordu...

Yüzer havuzlarını İngiltere'de yaptıran bir Fransız şirketi, daha sonraları zaman, zaman 1000 den fazla işçinin çalışacağı, büyük bir tersane inşa etti...

Tersane, 1912 Yılından 1991 Tarihine kadar faaliyetini sürdürdü. Tersanenin yiğit işçileri gece gündüz, yağmur çamur, kış soğuğu, yaz sıcağı demeden kendilerine verilen görevleri hakkıyla yerine getirerek, ülkemiz silahlı kuvvetleri ve ülke denizciliğine uzun yıllar hizmet ettiler...

İstinye Tersanesi, 1991 Tarihinde Turgut Özalın da katıldığı bir törenle, son yüzer havuzu da kaldırılıyordu...


 İLK ÖZEL SEKTÖR KİBRİT FABRİKASI TÜRKAY

Ülkemizde ilk kibrit fabrikasının, 1932 Yılında Büyükdere'de kurulduğunu ve 20 yıl devlet tekeli ile TEKEL isminde kibrit üretildiğini biliyoruz. Bilinen başka bir şey de, kibrit üretimindeki tekelin 1952 yılında kaldırıldığıdır.

KOÇ Topluluğu 1954 yılında İstinye'de, Türkay adıyla bir kibrit fabrikası kurdu. Böylece kibrit üretiminde tekelleşme son buluyor, rekabet başlıyordu.
Tekelle rekabet edecek olan kibritin adı da Türkay olarak tespit edilmişti.
Zamanın modern teknolojisi ile yapılmaya başlanan Türkay kibritleri, bir süre sonra piyasada üstünlüğü elde etmiş olacaktı.

İSTİNYEDE KAVEL, KAVELDE DİRENİŞ ( I )

Koç topluluğunun, İstinye'yi küçük bir sanayi bölgesi olarak tespit ettiğini görüyoruz. 
Vehbi Koç, kayınbiraderi Emin Aktar'la birlikte modern bir yapı oluşturdu.
Dönemin modern tezgahları ile üretim yapmak üzere, Kavel Kablo fabrikasını işletmeye açtı. Fabrika kaliteli (saf) bakırla yüksek iletişim sağlayan kablo üretimine başladı. Saf bakır elektrolitik yöntemle elde ediliyordu.
Elektroliz yoluyla üretilen saf bakır, İstanbul Kağıthane'de kurulu RABAK Fabrikasında yapılıyordu. 

Fabrika üç vardiya çalıştırılıyor, ikiyüz civarındaki işçi ile, siparişler yetiştirilemez durumdaydı. İşçilerin bir bölümüne sürekli fazla mesai yaptırılır hale gelmişti. 
Fabrika iyi kazanıyor, müşteriler sırada, ama iş yerinde yasal çalışma sürelerine riayet edilmiyor, fazla mesai ücretleri ve ikramiyelerin ödenmesinde sürekli problemler yaşanıyordu.

İşyerinde, Türkiye Maden-İş Sendikası yetkiliydi...
Sendika yöneticilerinin bu konuda görüşme ve uyarılarına rağmen, Genel Müdür Üzümcü, sorunları çözmeye yanaşmıyor, üstelik işçilerin sendikadan istifa etmelerini, ayrılmalarını istiyordu. Hatta açık, açık istifa için noter masraflarının muhasebe tarafından ödeneceği belirtilmekteydi...

İşçiler insan gibi çalışmak istediler...
İnsanca çalıştırılmak istediler...
Hakettiklerinin zamanında eksiksiz ödenmesini istediler...

İşveren  cevap olarak, başta sendika baştemsilcisi olmak üzere dört işçiyi işten çıkardı. Ardından on işçinin daha işine son verdi.

Kavel işçileri "kör kuyularda merdivensiz kalmak"gibi bir duruma son vermek istedi.
28 Ocak 1963  Tarihinde kar ve ayazı şiddetli bir kış günü, iş durdu...
Makineler sustu...
Üretim sonlandı...
Fabrika boşaldı...

Kavel direnişi hakkında çok şey anlatıldı, çok şeyler söylendi...
Gazetelerde haberler yapıldı.
Makaleler yazıldı, şiirler dizildi.
Yetmedi, kitaplar yazıldı, yayınlandı.

Kavel işçilerinin direnişi 36 gün devam etti...
İşçiler ve aileleri direniş günlerini birlikte yaşadılar.
Haklarını elde etmek için karşılarındaki zorlu güçlere, güçlüklere karşı birlikte direndiler.
Sendika elinden geleni yapıyordu.
Dışarıda çadır kuruldu.
Kazan kaynatıldı... 
Sıcak yemek verildi...
Uzak, yakın birçok fabrika işçisi, Kavel işçileri için  maddi manevi destek olmaya başladı.

Kavel direnişçilerine, benim de aralarında bulunduğum bir grup Rabak işçisi olarak biz de destek ziyaretinde bulunmuştuk...

Kavel olayı emniyet güçleri, ve valilik makamını aştı. 
Ankara'da , Büyük Millet Meclisinde konuşulur oldu. Başbakan Yardımcısı Turhan Feyzioğlu ve Çalışma Bakanı Bülent Ecevit, aracı oldu.
Protokol yapıldı anlaşma sağlandı.

36 gün devam eden bu direniş, sadece direniş, üretimi durdurma, iş bırakma veya birilerinin dillendirdikleri gibi "kanunsuz grev" de değil.

Dünya incisi Boğaziçi'nde paha biçilmez yalılar, konaklar, kâşaneler var. Buralarda yaşananları tahmin edebilirsiniz.
Yaşananlara şahit olabilir, duyabilirsiniz.

Ancak İstinye'de, Kavel'de yaşananlar bambaşkaydı. 
İşçi tarafında heyecan vardı. Korku vardı. Boş tencere vardı. Açlık vardı...
Heyecan vardı... 
Birlik vardı. İşçilik onuru vardı... 
Kazanmaya yönelik mücadele azmi vardı. Fabrika önünde nöbet vardı. İnanç vardı. Kazanma duygusu vardı... 

Kavel direnişinin işveren cephesinde ise, çok kâr düşüncesi vardı.
İntikam duygusu vardı. 
İhanet vardı. 
Sözünde durmamak vardı. 
Kalleşlik vardı...

Kavel olayları, işçi sınıfının demokratik sendikal mücadelesine ( I. ) Birinci Kavel Direnişi olarak yazıldı.

SÖZÜN ÖZÜ

Anayasa'da var olmasına rağmen, Sendika ve Toplu Sözleşme Yasaları zamanında çıkarılamadığından işveren bu durumu fırsata çevirdi. 
Sözünde durmadı. 
İmzaladığı protokole uymadı...
Toplu sözleşme yasası çıkar çıkmaz alelacele işçilerden habersiz, sarı bir sendika ile üç yıl süreli toplu sözleşme imzaladı. Bu durumu üç yıl daha devam ettirmek istiyordu.
Çeşitli yöntem, baskı ve kalleşlikle işçileri sendikadan istifa ettirdi...
Kavel işçileri, yılmadı, yıkılmadı, yaşadıklarını unutmadı sabırla bekledi...

1968 Yılında  tekrar yuvalarına, MADEN-İŞ'E döndüler.  
İşveren aynı.
Genel Müdür aynı.
Zihniyet aynı...
Genel Müdür derhal iki sendika temsilcisi ve ardından yirmi altı sendika üyesini işten çıkardı.
Kavel'de tarih tekerrür ediyordu...

Kavel işçisi, İkinci direnişi de yaşadı. 
Kazandı...
Genel müdür İbrahim Üzümcü gitti, yerine Altan Sağanak genel müdür olarak görev aldı. 
Kavel işçileri kazandıkları bu demokratik eylemi de, işçi sınıfı tarihine, ( II. ) İkinci Kavel Direnişi olarak yazdırdılar... 

YAZILAR     ; ( I. ) Birinci Kavel Direnişi 1963
                      ( II.) İkinci Kavel Direnişi 1968

KAVELDE ÖNE ÇIKANLAR

İşyeri sendika baştemsilcileri; İlyas Kabil - Tacettin Usta - Nazmi Kankurdan

İşyeri Genel Müdürleri           ; İbrahim Üzümcü - Altan Sağanak                                                                              
Kavel Kablo Fabrikasının yerinde AVM









   
                                               






15 Ocak 2019 Salı

SENDİKALI OLMAK YA DA OLMAMAK

Sendikalar, işçilerin ekonomik örgütleridir... 
İşçiler ve emekçiler farkında olsalar da olmasalar da, işçi sendikalarının varlığı kendileriyle özdeştir. Üye oldukları sendikalar ve onların yöneticilerinin dünya görüşleri çok önemlidir. Onların mensup oldukları, savundukları görüşlerin içinde gerçekçilik ilkesi yoksa, yapacakları işler, eylemler ve meydana getirilen sonuçlar eksiktir... 

Bu eksiklikler uzun vadede işçi aleyhine devam ediyorsa, bilerek ettiriliyorsa bunun da adı ihanettir. Yanlışların ihanet derecesinde devamı ise sendikal söylemle(terminoloji) sarılıktır, "SARI SENDİKACILIKTIR."

Gerçekçilik ilkesi uygulama sırasında, karanlıkları aydınlatan güçlü bir ışık demeti gibidir. 
Ne arıyorsan, neyi bulmak istiyorsan bu ışık demeti otomatik olarak o tarafa yönelir. Görünmeyenler görülür. Araştırmayı, öğrenmeyi, öğretilmeyi, tetikler, bilinmeyenler bilinir hale gelir...
Bilmeyenler ise öğrenir duruma gelir... 

SENDİKALAR İŞÇİLERİN SINIF VE KİTLE ÖRGÜTLERİDİR

Sendikaların, elbette ilk görevleri işçilerin ekonomik haklarını korumaktır. İşçilerin ekonomik haklarının korunmasında ilk şart ise bilgiye ulaşmaktır. Sendikal mücadele içinde iki taraf öne çıkmaktadır.  Bunlardan birisi sermaye sahibi patrondur. 
Patron; parasını, teknolojik bilgilerini ve genellikle sermaye sınıfı ve onun çıkarlarını savunan iktidarlardan aldığı desteği kullanır. Buna göre yatırımını yapar. Üretim ve hizmet aşamasına geldiğinde  emeğe ihtiyaç duyar. 

Sermayedarların emeğe ihtiyaçları bu aşamada kendini gösterir. 
Emek olmadan çarklar dönmez, üretim olmaz... 
Üretimin olmasını sağlayan emeğin oluşması, kendiliğinden ikinci tarafı oluşturur. 
Taraflar oluştu ama, patron tarafı, parası ile, bilgisi ile, teknik donanım ve destekleri ile her zaman daha güçlüdür. 

Bu gücü dengeleyebilmek, işveren karşısında savunma yapabilmek, istekte bulunabilmek için ihtiyacı olan şey birliktir. 
Birlik ise kendiliğinden oluşabilir mi? 
Güçlü olmak, birlik olmak şart diyebilmek için örgütlü olmak gerekir. 
Örgütlü olmanın tek yolu da sendikalı olmaktan geçer.

BEDRİ KORAMAN VE ÜNLÜ KARİKATÜRÜ

Karikatür ustası Bedri Koraman, Milliyet gazetesinin 09.03.1963 tarihli sayısında işçi ve işverenin dünü, bu günü ve yarınını Kavel Fabrika Direnişi sonrası şöyle çizmişti. "Tarihi Tekâmül"

Resim Bedri Koraman


İşçilerin sorunlarını işverenlere anlatabilmek, karikatürde olduğu duruma gelebilmeleri ancak bir sendikada örgütlenmeleri ile mümkündür



Sendikalar işçilerin güvenecekleri, sırtlarını dayayabilecekleri vazgeçilmez kuruluşlarıdır... 
Sendikasız bir işçinin  önemli bir uzvu, eksik demektir... 
Kısaca sendikalı olmak yere sağlam basmak anlamına gelir...

Çalışan bir işçi yaşamını iyileştirmek, kendisine daha iyi ekonomik koşullar yaratmak istiyorsa sendikalı olmak zorundadır. İşçiler, işinde uzun süre çalışabileceğini, çalışma koşullarının iyileştirilmesini, iş güvenliğinin sağlanmasını ancak sendikası ile sağlayabilir... 
Nasıl ki, çalışanla çalışmayan, bilenle bilmeyen, bir olmazsa, sendikalı olanla olmayan da bir  olamaz...

Adamın birini falakaya yatırmışlar. Adam suçsuzum diye feryat figan...
Kimsenin aldırdığı yok... 
Görünüşü ve duruşuyla korku salan iriyarı bir adam, elindeki sopayı havada sallayarak daireler çiziyor verilecek "başla" komutunu bekliyor... 
Nihayet çıplak ayaklara ilk sopa iniyor ve bir "of!" sesi duyuluyor. Sopa ikincisinde daha güçlü iniyor. Bu sefer duyulan ses "vay anam!" oluyor. Üçüncü , dördüncü ve her sopadan sonra adam, "vay arkam, vay arkam" diye bağırıyor. Sopayı vuran, "yahu ben senin arkana vurmuyorum ne diye arkam, arkam diye, bağırıyorsun?" 
 "Arkam yok ki benim." 
Arkam olsaydı sen beni dövebilir miydin?" demiş. 

Kıssadan hisse: SENDİKA İŞÇİNİN ARKASIDIR...

Öne Çıkan Yayın

16 HAZİRAN İŞÇİ EYLEM GÜNÜDÜR

  KUTSAL İŞÇİ YÜRÜYÜŞÜ 13 ŞUBAT 1967 Tarihinde DİSK kuruldu. Böylece devrimci ve gerçek sendikacılık dönemine girilmiş oldu. Kısa zamanda ...