15 Ocak 2019 Salı

SENDİKALI OLMAK YA DA OLMAMAK

Sendikalar, işçilerin ekonomik örgütleridir... 
İşçiler ve emekçiler farkında olsalar da olmasalar da, işçi sendikalarının varlığı kendileriyle özdeştir. Üye oldukları sendikalar ve onların yöneticilerinin dünya görüşleri çok önemlidir. Onların mensup oldukları, savundukları görüşlerin içinde gerçekçilik ilkesi yoksa, yapacakları işler, eylemler ve meydana getirilen sonuçlar eksiktir... 

Bu eksiklikler uzun vadede işçi aleyhine devam ediyorsa, bilerek ettiriliyorsa bunun da adı ihanettir. Yanlışların ihanet derecesinde devamı ise sendikal söylemle(terminoloji) sarılıktır, "SARI SENDİKACILIKTIR."

Gerçekçilik ilkesi uygulama sırasında, karanlıkları aydınlatan güçlü bir ışık demeti gibidir. 
Ne arıyorsan, neyi bulmak istiyorsan bu ışık demeti otomatik olarak o tarafa yönelir. Görünmeyenler görülür. Araştırmayı, öğrenmeyi, öğretilmeyi, tetikler, bilinmeyenler bilinir hale gelir...
Bilmeyenler ise öğrenir duruma gelir... 

SENDİKALAR İŞÇİLERİN SINIF VE KİTLE ÖRGÜTLERİDİR

Sendikaların, elbette ilk görevleri işçilerin ekonomik haklarını korumaktır. İşçilerin ekonomik haklarının korunmasında ilk şart ise bilgiye ulaşmaktır. Sendikal mücadele içinde iki taraf öne çıkmaktadır.  Bunlardan birisi sermaye sahibi patrondur. 
Patron; parasını, teknolojik bilgilerini ve genellikle sermaye sınıfı ve onun çıkarlarını savunan iktidarlardan aldığı desteği kullanır. Buna göre yatırımını yapar. Üretim ve hizmet aşamasına geldiğinde  emeğe ihtiyaç duyar. 

Sermayedarların emeğe ihtiyaçları bu aşamada kendini gösterir. 
Emek olmadan çarklar dönmez, üretim olmaz... 
Üretimin olmasını sağlayan emeğin oluşması, kendiliğinden ikinci tarafı oluşturur. 
Taraflar oluştu ama, patron tarafı, parası ile, bilgisi ile, teknik donanım ve destekleri ile her zaman daha güçlüdür. 

Bu gücü dengeleyebilmek, işveren karşısında savunma yapabilmek, istekte bulunabilmek için ihtiyacı olan şey birliktir. 
Birlik ise kendiliğinden oluşabilir mi? 
Güçlü olmak, birlik olmak şart diyebilmek için örgütlü olmak gerekir. 
Örgütlü olmanın tek yolu da sendikalı olmaktan geçer.

BEDRİ KORAMAN VE ÜNLÜ KARİKATÜRÜ

Karikatür ustası Bedri Koraman, Milliyet gazetesinin 09.03.1963 tarihli sayısında işçi ve işverenin dünü, bu günü ve yarınını Kavel Fabrika Direnişi sonrası şöyle çizmişti. "Tarihi Tekâmül"

Resim Bedri Koraman


İşçilerin sorunlarını işverenlere anlatabilmek, karikatürde olduğu duruma gelebilmeleri ancak bir sendikada örgütlenmeleri ile mümkündür



Sendikalar işçilerin güvenecekleri, sırtlarını dayayabilecekleri vazgeçilmez kuruluşlarıdır... 
Sendikasız bir işçinin  önemli bir uzvu, eksik demektir... 
Kısaca sendikalı olmak yere sağlam basmak anlamına gelir...

Çalışan bir işçi yaşamını iyileştirmek, kendisine daha iyi ekonomik koşullar yaratmak istiyorsa sendikalı olmak zorundadır. İşçiler, işinde uzun süre çalışabileceğini, çalışma koşullarının iyileştirilmesini, iş güvenliğinin sağlanmasını ancak sendikası ile sağlayabilir... 
Nasıl ki, çalışanla çalışmayan, bilenle bilmeyen, bir olmazsa, sendikalı olanla olmayan da bir  olamaz...

Adamın birini falakaya yatırmışlar. Adam suçsuzum diye feryat figan...
Kimsenin aldırdığı yok... 
Görünüşü ve duruşuyla korku salan iriyarı bir adam, elindeki sopayı havada sallayarak daireler çiziyor verilecek "başla" komutunu bekliyor... 
Nihayet çıplak ayaklara ilk sopa iniyor ve bir "of!" sesi duyuluyor. Sopa ikincisinde daha güçlü iniyor. Bu sefer duyulan ses "vay anam!" oluyor. Üçüncü , dördüncü ve her sopadan sonra adam, "vay arkam, vay arkam" diye bağırıyor. Sopayı vuran, "yahu ben senin arkana vurmuyorum ne diye arkam, arkam diye, bağırıyorsun?" 
 "Arkam yok ki benim." 
Arkam olsaydı sen beni dövebilir miydin?" demiş. 

Kıssadan hisse: SENDİKA İŞÇİNİN ARKASIDIR...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder