Devrimci sendikalarda örgütlenmiş sendika üyeleri, iktidarın işçi aleyhine alelacele çıkarttıkları anti demokratik bir kanunu demokratik yollarla yaptıkları planlı ve başarılı eylemlerle engellediler.
Demirel İktidarının gece yarısı yangından mal kaçırır gibi alelacele çıkarttığı, Anayasaya da açıkça aykırı olan sendikalar kanunu, Anayasa Mahkemesi tarafından da iptal edildi.
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nun yaptığı demokratik eylemlerin başarıya ulaşması ve giderek üye sayısının yükselmesi Demirel iktidarının hoşuna gitmiyordu.
ANAYASAL DÜZEN
İktidar bu sefer de anayasal düzenin korunması gerektiği bahanesiyle DGM Yasasını gündeme getiriyordu. DGM Yasasının uygulanmasının altında elbette başta demokrasinin kısıtlanması yatıyordu. DİSK Yönetimi ise asıl amacın, iktidarın DİSK'i hedef seçtiğini bu bakımdan zayıflatmayı hatta kapatmayı deneyeceği anlayışındaydı.
Demirel ve ortaklarının oluşturduğu ''cephe iktidarı'' bir yıl içinde, DGM Yasalarını çıkaracağı düşüncesini açıklamaya başlamıştı. DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler iktidarla mücadele edilmesi konusunda bu defa UDC (Ulusal Demokratik Cephe) kurulması gerektiğini açıklıyordu.
ENDİŞELİ DURUM
Kemal Türkler, Milliyetçi Cephe İktidarının yapmak istediği anti demokratik siyasi uygulamalara karşı, ülke çapında DİSK'in iş bırakma konusunda ''Genel Yas Eyleminin'' başladığını kamu oyuna ilan etti.
UDC kuruldu ama Konfederasyonu oluşturan büyük sendikaların, MADEN-İŞ dışındakiler bu yapılandırmanın çok işlevsel olabileceği konusunda dışa yansımayan endişeleri vardı.
Genel-İş, Lastik-İş, Gıda-İş ve Tekstil sendikası gibi üye sayısı bakımından büyük sendikalar ile aynı görüşte olan diğer bazı sendikalar, DİSK'te oluşturulan TKP algısından hoşnut değillerdi. Bu durum Genel Yas Eyleminin uygulanması ve devamı aşamasında kendini açıkça gösteriyor olacaktı...
Genel yas eylemi 16 Eylül 1976 günü başladı. 19 ve 20 Eylül'e kadar başta İstanbul olmak üzere Ankara İzmir ve Diyarbakır gibi illerde etkisini gösterdi. TMMOB ve TÖB-DER gibi bazı kuruluşlar da bu eylemi desteklediler.
SIKI YÖNETİMSİZ SIKI YÖNETİM
DİSK, ''DGM yasalaştığı takdirde siyasi iktidar, ülkede sıkı yönetimsiz sıkı yönetim uygulayacak'' şeklindeki söylemlerini çok iyi kullandı. ''DGM'ye Hayır'' sloganı özellikle İstanbul varoşlarında, işyerleri ve fabrikalarda çok etkili oldu..
16 Eylül Günü başlayan eylemde T. Maden-İş Sendikasının örgütlü olduğu tüm fabrika ve işyerlerinin tamamında işçiler iş bıraktılar. DİSK'e bağlı diğer sendikalar ise mümkün olabildiği kadar dört gün eylemi sürdürmeye devam ettiler.
Çok etkili başlayan bu büyük eylemin, "Maden-İş yönetimi tarafından iyi yönetildiği söylenemez. DİSK Yönetimi, eylemin başlayacağı günü belirtmiş ve fakat sona ereceği tarih belirtilmemişti. Bu durum ''ucu açık bir eylem'' olarak uygulamaya konulmuş, sanki sorumsuz sorumluların ya da sorumlu sorumsuzların ekmeğine yağ sürülmüştü!...
DİSK ve üye sendikalar içerisinde çeşitli ideolojideki personel ve uzmanlık gibi görevlerde bulunan sorumsuz kadroların bu eylemde sorumlulardan çok daha fazla inisiyatif kullandıkları görülüyordu. "Özellikle Maden-İş yönetimini fikren yönlendiren bazı uzmanlar, bu tip kritik anlarda yönetim zafiyetine ve kaotik durumların ortaya çıkmasına neden olmuştu."
Ayrıca MADEN-İŞ yönetiminde demokratik sendikal anlayıştan daha çok ideolojik siyasi düşünceyi ön plana çıkaran yöneticilerin varlığı, bu konudaki davranış ve uygulamaları eylem sürecinin oldukça uzamasını sağlıyordu.
| Gelenek ve Gelecek (MESS) |
Bu durum ise işverenler ile MESS birlikteliğini daha da sağlamlaştırarak adeta perçinliyordu.
DGM Direnişi, MESS ve Kara Liste
Ayrıca, devam eden grevler ile oluşabilecek yeni grev dalgası bambaşka bir mecraya taşınacaktı. DGM direnişinin ve devam edenyasal grevlerin uzaması, MESS’in ekmeğine adeta yağ sürüyordu. İşçi aleyhine olduğu bilinen Grup toplu iş sözleşmelerinin imzalanması sırasında Kemal Türkler’in niçin asık suratlı, diğer yöneticilerin ise neden şaşkın bakışlı olduğu, sürecin sonunda net bir şekilde görülecekti.
Açıkça söylemek gerekirse, o tarihte sendika yönetiminde resmi bir görevi olmadığı halde kararları etkileyen ideolojik figürlerin yönlendirmeleri, DİSK ve Maden-İş içerisindeki görevli kadroların ise direniş sürecini uzatmaya yönelik karar ve uygulamaları, işyerlerinde çok sayıda işçi önderinin işten çıkarılmasına ve kara listelere alınmasına sebep oldu.
Bu durum hem mevcut grevlerin daha da uzamasına yol açtı hem de grevlerin devam ettiği fabrikalar ile yeni başlayacak toplu sözleşme görüşmelerinde "işe iade" maddesinin sürekli birincil gündem maddesi olarak masada kalmasına neden olacağı görülecekti..
Sonuç: Bigisayarın tuşları basmıyor!!!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder