30 Mayıs 2015 Cumartesi

DELİ PETRO VE YAZLIK SARAYI

KIZIL MEYDAN MOSKOVA

1978 Yılında Sovyet Sendikalarının daveti üzerine DİSK ve üye sendikalardan oluşan bir heyet olarak gittiğimiz Rusya'da (SSCB) incelemelerimize devam ediyoruz...
Her yıl, 1 Mayıs ve diğer büyük törenlerin yapıldığı Kızıl Meydan'da dolaştık. Dünyanın en büyük meydanlarından biri olan burada, 1917 Deviminin lideri Lenin'in mozolesi (anıt mezar) bulunuyor. Özel izinle mozolenin içine girdik. Yatağının içerisinde tahnit edilmiş (bozulmaması için ilaçlanmış) vaziyette, uyuyor gibiydi Lenin.

DELİ PETRO'NUN YAZLIK SARAYI

Osmanlıların deli, Rusların ise Büyük Petro dedikleri Rus Çarının Leningrad'da yaptırdığı yazlık sarayını gezdik.
1714-1725 yılları arasında 1. Peter (Petro)tarafından yazlık için yaptırılmış, deniz kenarına kurulan büyük bir yapı, muhteşem bir saray...

Şahane bir bahçe içinde altın renginde onlarca heykel bulunuyor. Bu heykellerin bulunduğu alanda çeşitli biçim ve şekillerde fıskiye oyunlarının sergilendiğini gözlemledik.
Oyunlarda, fıskiyelerden fışkıran sular, çok sayıda altın rengindeki 
heykellerin üzerinde ayrı ayrı, birer ışık demeti oluşturuyordu.

LENİNGRAD METROSU VE KREMLİN
O zamanki adıyla Leningrad’da, 1946 yılında yapımına başlanan ve 1955 yılında açılışının yapıldığı belirtilen Leningrad (Sn. Petersburg) metrosunu gördük. Metro yolculuğu yaptık, o tarihteki metro seyahatinin bedeli 1 kapik'ti yani bizim paramıza göre 5 kuruştu.

Rusça'da kale anlamına gelen Kremlin Sarayını gezdik. Moskova'da ki sarayın devrim öncesi Rus çarlarının ikametgâhları olduğunu bildirdiler.
Kremlin Sarayının içinde uzun bir yürüyüş yaparak Müze bölümüne girdik. Osmanlı padişahlarının, Rus Çarlarına gönderdikleri değer biçilemeyecek derecedeki muhteşem hediyeleri gördük..

Kremlin sarayı, devrim sonrası ve bu gün de, adeta Rusya'nın simgesi haline gelmiş çok önemli bir yapı durumunda...
Yüksek duvarlar içindeki saray bahçesinde, çok sayıda kilisenin varlığı bize enteresan gelmişti. Rus çarlarının mezarlarının bu kiliselerin içlerinde bulunduğu anlatıldı.
Kremlin Sarayı da, Topkapı Sarayı gibi, bir günde gezilemeyecek kadar büyük bir yapılar topluluğu...

OLEG BLOHIN

Sovyetler Birliğinin en başarılı 11 numaralı futbol forvet oyuncusu Blohin'in de yer aldığı, Dinamo Kiev ile Dinamo Moskova arasında oynanan ve Kievin galibiyeti ile sonlanan futbol maçını seyrettik.  Blohin 1972, 1973, 1974, 1975, 1977 yıllarında gol kralı olmuştu.
Ünlü oyuncu bu maçta da rakip takıma bir gol atmıştı.

ÇELİK FABRİKASINA ZİYARET

1975 Yılında Kemal Türkler'le birlikte Japonya'da yapılan, Uluslararası Metal İşçileri Federasyonu, Merkez Yönetim Kurulu toplantısına katılmış, toplantı sonrası, büyük bir çelik fabrikasında incelemelerde bulunmuştuk. Ayrıca, Toyota otomobil fabrikasını da ziyaret ederek üretim ve çalışma koşulları hakkında önemli bilgilere ulaşmıştık..

Japonya'da harika bir teknolojinin varlığı ile üretim yapıldığını, işçi sağlığı ve iş güvenliğine verilen önemi gördük, Bu yıllarda Japonların ABD'den hurda satın aldıklarını, hurdayı çelik haline dönüştürüp, ABD de üretilen çelikten daha ucuza sattıklarını dinlemiştik.

1976 Yılında ise üyesi bulunduğumuz ve merkezi İsviçre'de bulunan Uluslararası Metal İşçileri Federasyonunun, ABD'nin kuruluşunun ikiyüzüncü yıl dönümü nedeni ile Pittsburgh şehrinde yaptığı Merkez Yönetim Kurulu Toplantısına MADEN-İŞ Sendikası adına delege olarak ben  katılmıştım.

Toplantı sonrası, çelik fabrikası ve Detroitteki Ford otomobil fabrikasında incelemelerde bulundum. Çalışma koşulları, üretim, özellikle iş güvenliği ve  işçi sağlığı konularındaki çalışmaların çok ileri boyutlarda olduğunu gördüm.

Bursa'da kurulu Renault ve Tofaş Fabrikaları ile Ereğli Demir Çelik Fabrikasında sendikamız T.Maden-İş Sendikası yetkili olduğu için, toplu sözleşme dairesi başkanı olarak buraları görmüş ve çeşitli açılardan kıyaslamıştım.

Bu defa da SSCB'de çelik fabrikasını görmeyi düşünmüş ve yetkililerden metal veya çelik üreten bir fabrika görmeyi rica etmiştim. 
Kaliteli jırh çeliği (mavi çelik) üreten bir fabrikayı gezdik, üretim, işçi sağlığı ve iş güvenliği ve sair konularda bilgi aldık. Bir çok makine ve ekipmanların üzerinde DDR bizim söylemimizle "Doğu Almanya'' etiketi görmüştüm.


27 Mayıs 2015 Çarşamba

MOSKOVA NAZIM HİKMET VE HEKİMOĞLU

1978 RUSYA  "SSCB"

1978 Yılında, Sovyet Sendikalar Birliği'nin daveti üzerine, ayrı tarihlerde DİSK ve üye sendikaların yöneticileri olarak, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ne iki ayrı ziyarette bulunuldu.
Başta Moskova ve o zaman ki adıyla Leningrad (St. Petersburg) olmak üzere çeşitli şehir ve cumhuriyetlerde inceleme ve görüşmeler de bulunduk. Azerbaycan,  Lietonya ve Ukrayna Cumhuriyetlerinde insanlarla görüşmeleyapıldı.

Azerbaycan Cumhuriyeti'nin başkenti Bakü'de görüşmelerimizi sürdürdük. Hazar Denizi kıyısında
bulunan büyük bir petrol rafinerisi ve orada çalışanlarla ücret ve çalışma koşulları dahil bir çok konuyu görüştük.
Usta başı durumundaki şahısla görüşmemizde, arkadaşları Brejinev'le aynı miktarda maaş alıyor demişlerdi.

ANATOLIA'NIN HİKAYESİ

Bakü Üniversitesini ziyaret ettik, Profesör ve dekan ile görüşmelerde bulunduk. Anatolya ismindeki tarih profesörü bize isminin hikayesini şöyle anlatmıştı. "Babam Ankara'da Sovyet Büyük Elçiliğinde çalışırken doğmuşum. Bir vesile ile doğumumdan Atatürk'ün haber'i olmuş. Atatürk sizce de uygun olursa bu kızın adı Anadolu olsun demiş. Bizimkiler de Anadoluyu hatırlatsın diye adımı Anatolya koymuşlar" diye gururla anlatmıştı.

1978 Mayıs ayında yaptığımız Azerbaycan gezimizde, başta tarım kooperatifleri olmak üzere çeşitli üretim merkezlerini gezdik. Azerbaycan'da solhoz denilen kooperatiflerin devlet mülkiyetindeki üretim işletmeleri olduğunu, işçilerin buralarda ücretli çalıştıklarını gördük.

FİYATLARI ÇALIŞANLAR BELİRLİYOR

Baltık denizi kıyısında bulunan Letonya Cumhuriyetini ziyaret ettik. Başkenti Riga'yı gezdik. Letonya'da kooperatiflerin devlete ait olmadığını, kolhoz denilen üretim kooperatiflerinde, ortakların kendilerinin bizzat çalıştıklarını,  üretime ilişkin projeleri kendilerinin yaptıklarını, ürettiklerinin fiyatını kendilerinin belirlediklerini öğrendik.
Solhozlardaki uygulamaya göre kolhoz kooperatiflerinin daha karlı olduğunu ve daha çok  kazandıklarını anlattılar.

Bir etlik hayvan üretim kolhozunu görmeye gittiğimizde, büyük baş hayvanların ahırlarına hijyen nedeni ile girmedik, kameralar vasıtası ile ekrandan izledik.
Cumhuriyet yönetim merkezini ziyaret ettik. Yerel yöneticilerle görüşmeler yaptık. Letonya çocuk folklor ekibinin şahane gösterisini zevkle seyrettik. Yerel yöneticilerden biri "kızlarımız ilk defa Türk erkeği görüyor" şeklindeki konuşması, çoğumuzun yüzünde tebessümler oluşturmuştu.

BEYAZ GECELER

Leningrad' da beyaz geceleri yaşadık...
Dostoyevski'yi andık...
Neva nehri kenarında Auora zırhlısının demirlemiş olduğunu, onunda müzeye dönüştürüldüğünü gördük ve içinde dolaştık..
Müze yetkililerinden 1917 devrimi hakkındaki bilgileri ve bu devrimin ilk ateşlemesini yapan Aurora kruvazörünün gösterdiği kahramanlıkları ve Sovyet devriminin oluşmasına katkılarını dinledik.

NAZIM HİKMET MEŞHURLAR

Nazım'a saygı Moskova
"NOVODEVİÇİ" MEZARLIĞINDA YATIYOR

Moskova'ya gelip de Nazım'ın mezarını ziyaret etmemek, saygı duruşunda bulunmamak olur mu?
Kemal Sülker'in organizatörlüğünde topluca büyük Şairin yattığı "Meşhurlar Mezarlığına" gittik.
Yanında çınar ağacı, başucunda granit bir taşa kendi slüetinin oyularak dikildiği mezarını ziyaret ettik saygıda bulunduk.

Hüseyin Ekinci olarak ayrıca, büyük şair Nazım'a saygıda bulunmayı da kendime görev saydım.





KADİR İNANIR ve HEKİMOĞLU


Uzun sayılabilecek bir inceleme ve görgü seyahatinden sonra dönüş için, SSCB Hava Yollarına ait bir uçağa bindik. Uçakta, 1 Mayıs ve işçi marşları, şarkı ve türküler söylenmeye başlandı.

Kadir İnanır'da uçaktaymış, söylediğimiz marşlara iştirak ettiğini gördük. Söylediğimiz bir çok şarkı ve türküye iştirak ediyordu. Hekimoğlu Türküsünü de çok güzel seslendirmişti.
Sohbet sırasında, Türkan Şoray'la birlikte, "Moskova film festivali" için gelmişler. Önemli bir iş nedeniyle erken dönmek zorunda olduğunu, Türkan Şoray'ın daha sonra geleceğini belirtmişti.

 Sonraki yazı; DELİ PETRO VE YAZLIK SARAYI


18 Mayıs 2015 Pazartesi

YILMAYAN DEVRİMCİ Celal Alçınkaya

CELAL ALÇINKAYA

18 Mayıs 2014 tarihinde Celal Alçınkaya'yı kaybettik. Onu, çok sevdiği Bolu Yeniçağa ilçesindeki eşinin köyünde toprağa verilmek üzere İstanbul'dan uğurladık.

Alçınkaya'yı 1962 yılında tanıdım. Kağıthane'de kurulu Rabak Elektrolitik Bakır Fabrikasında birlikte çalıştık. Ben göztaşı (bakır sülfat) imalathanesinde çalışıyordum; Celal Alçınkaya ise fabrikanın en önemli maddesi olan sülfürik asidi taşıyan tankerin şoförü olarak görev yapıyordu. 1964 yılında ben şube gençlik kolları başkanlığına seçilmiştim, sevgili Alçınkaya da işyeri sendika baştemsilciliği görevine seçildi.

1965 yılında yapılan Silahtarağa Merkez Şubesi Genel Kurulunda şube başkanlığına seçildim. Aynı genel kurulda Alçınkaya ise şube yönetim kurulu üyeliğine seçilmişti. 1967 yılına kadar ben profesyonel şube başkanı, Alçınkaya ise amatör yönetim kurulu üyesi olarak sendikal görevleri birlikte yürütmeye devam ettik.

1967 yılında Türkiye Maden-İş Sendikası Genel Kurulunda tüzük değişikliği yapıldı. Bölge temsilcilikleri kuruldu; Silahtarağa Şubesi ile Şişli Şubesi, 6. Bölge Temsilciliği adı altında birleştirildi. Yapılan Bölge Temsilciliği Genel Kurulundaki seçimi, diğer aday İlyas Kabil'e karşı açık farkla ben kazanmıştım.

Sarı Sendikalar Kovuluyor

Altıncı Bölge Temsilciliği dönemimde, Kavel Kablo Fabrikasını Maden-İş çatısı altında tekrar örgütledim. İstinye'de kurulu Kavel Kablo Fabrikası işçileri, 1968 yılında yaptıkları başarılı ikinci direnişleri ile sarı sendika Çelik-İş'i kovarak Maden-İş bünyesine yeniden katıldılar.

Sarı sendikaların karargâh kurdukları Silahtarağa'da, Türk Demir Döküm Fabrikasında çalışan 2500 işçi, gece gündüz yaptığımız çalışmalar sonucunda 1969 yılındaki şanlı direnişleri ile sarı sendikayı kovarak Maden-İş Sendikasında örgütlendiler.

Aynı bölgede kurulu ve yaklaşık 600 işçinin çalıştığı Elektrometal Fabrikası işçileri de Maden-İş çatısı altında sınıf ve kitle sendikacılığı mücadelesini yürütmek üzere sınıfdaşları ile bütünleşti; sarı sendikayı kovarak Maden-İş içerisindeki yerlerini aldı. Sungurlar Kazan Fabrikası işçileri ise Maden-İş'e geçmek ve sarı sendikayı kovmak için çalıştıkları her iki fabrikada da direniş başlattılar ve başardılar.

Tüm bu örgütlenmeler sırasında yapılan direniş ve işgallerde Alçınkaya; kimi zaman Rabak işyeri baştemsilcisi, kimi zaman yönetim kurulu üyesi olarak görevler üstlendi. Sendikal mücadele hamuru ile yoğruldu. Üstlendiği görevleri amatörce ve hakkıyla yerine getirdi.

1962 yılında tanıdığım Celal Alçınkaya'nın, her şeyden önce çok iyi bir insan olduğunu belirtmem gerekir. Halk tabiriyle söyleyecek olursam "adam gibi adamdı"; eline, beline, diline sahip olarak yaşadı.

Yedi yıl şube başkanı ve 6. Bölge Temsilcisi (Bölge Başkanı) olarak görev yaptığım dönemi geride bırakarak 1972 yılında askere gitmem gerekiyordu. Genel Başkan Kemal Türkler'in önerisi ile Altıncı Bölgeyi ikiye ayırdık, iki ayrı bölge olarak düzenledik. Eyüp, Silahtarağa, Alibeyköy ve Haliç'in her iki yakasındaki fabrikaları kapsayan bölgeyi 14. Bölge olarak kurduk. Bölge Temsilcisi olarak da Rabak Fabrikası işyeri baştemsilcisi Celal Alçınkaya görevlendirildi.

1977 Eylül ayında yapılan 22. Genel Kurula kadar bölge temsilciliği devam eden Alçınkaya, işbaşına gelen sözde "ilerici" yeni yönetim tarafından işten çıkarıldı. Sendikal mücadeleninin ve çok sevdiği Maden-İş Sendikasının dışına itildi.

Celal Alçınkaya devrimciydi, sosyalist değildi ancak sol anlayışlara kapalı da değildi. Devrimci sendikal hareket içinde olanların bildiği gibi, T. Maden-İş Sendikasında görev alan yeni yönetimin benimsediği siyasi ideoloji ve anlayışlar, devrimci sendikal yönetim anlayışının önüne geçti.

Bu düşünceyle uyguladıkları sendikal faaliyetler, DİSK bünyesinde de büyük hasarlara neden oldu. Maden-İş ve DİSK içindeki devrimci ve sol düşüncede olan hemen herkesin bu gidişten rahatsızlık duyduğu bir gerçekti. O dönemlerde Türk Ceza Kanunu'nda 141 ve 142. maddeler bulunuyordu. Bu maddeler nedeniyle "illegal" kuruluş mensubu yöneticiler açıkça eleştirilemedi. Bu durum ise sendikal altyapıları yetersiz, siyasi çalışmalarda bağımlı olan kadroların işine geldi!

Yanlışlıklar, genel kurul ve toplantılarda devrimci sendikal kamuoyuna ve kadrolarına tam olarak anlatılamadı. Sadece kendi aralarında yanlışlarını dile getirdiler! Sendikal kadrolarda bulunan "uzmanların" ideolojisi, düşüncesi ve uygulamaları; zaten sendikal birikim ve deneyimleri sınırlı olan yöneticilerin anlayışlarının önüne geçti. DGM, UDC, 1 Mayıs 1977 ve MESS grevlerinde yapılan hataları bildikleri hâlde görmezden geldiler. Sessiz kaldılar, hataları anlayamadılar ve tüm bu olumsuz durumların örgüte zarar vermesine göz yumdular.

Asla bir özeleştiri de yapmadılar; kendi aralarında birbirlerini suçladılar. Bu suçlamalar, bir zamanlar toz kondurmadıkları ve temel direk olarak gördükleri birinin, baskılar nedeniyle Yürütme Kurulundaki görevinden istifa etmesiyle sonuçlanıyordu.

Sendikal çalışmada siyaset, sendikal anlayışın önüne geçmemelidir. Türkiye sendikal hareketi içinde bir kilometre taşı olarak duran devrimci bir büyük sendikanın genleriyle oynadılar. Nitekim genel kurul sonrası çözülmeler başladı. Maden-İş Sendikasının en önemli kalelerinden Türk Demirdöküm karıştı. Ereğli Demir Çelik ve Kavel Fabrikaları işçileri Maden-İş'ten koptu.

Ne var ki Abdullah Baştürk başkanlığındaki DİSK Yürütme Kurulu Alçınkaya'ya sahip çıktı. Ona; Topkapı, Gaziosmanpaşa, Eyüp, Bayrampaşa ve Silahtarağa bölgelerinden sorumlu DİSK Bölge Temsilcisi olarak görev verdi. İşçi sınıfının mücadele şerbetini içen Celal Alçınkaya, sevdiği işte ve çok sevildiği bölgelerde tekrar çalışmaya başladı.

Alçınkaya, Kenan Evren ve aynı zihniyetteki takımı tarafından yapılan 1980 faşist darbesine kadar DİSK'te bu görevini sürdürdü. Maden-İş yönetimine gelen malum zihniyet; sendikaya omuz veren, gece gündüz, sıcak soğuk, yağmur çamur demeden başarılı örgütlenmeler ve toplu sözleşmeler yapan bir kısım yönetici, uzman, avukat, temsilci ve organizatörü de sırf kendi ideolojilerini benimsemedikleri gerekçesiyle haksızlık yaparak işten çıkardı, tasfiye etti.

DİSK Genel Başkanlığını kaybeden ve Maden-İş Genel Başkanlığını sürdüren Kemal Türkler başkanlığındaki Yürütme Kurulunun, Alçınkaya'nın işine son vermesi oldukça düşündürücüdür.

Celal Alçınkaya, çok uzun yıllar maddi bir beklentisi olmadan amatörce sendikaya hizmet etmiş, sendikanın yeni işyeri örgütlenmelerine emek vermiştir. Alçınkaya'yı, onun sendikal ahlakını ve çalışma disiplinini çok yakından tanıyor, biliyorum. Çok uzun yıllar onun şube başkanlığını ve bölge temsilciliğini yaptım. Çok iyi bir sendikacı olup olmadığı, sendikacılık bilgi ve birikimi tartışılabilir; ancak onun insanlığına, sendikal inanışına, namus ve erdemine kimse ama hiç kimse laf söyleyemez.

Sırf kendi ideolojilerinden olmadığı, kendileri gibi düşünmediği için görevine son verilen ve zor günler yaşayan Alçınkaya, buna rağmen yaşamı boyunca (tasfiye edilen birçoğumuz gibi) Maden-İş aleyhinde tek bir kelime etmedi. Genel Başkan Kemal Türkler hakkında bir kez olsun kötü söz söylemedi. Alçınkaya'nın sendikal mücadele içerisinde gösterdiği vefa ve adamlığı her zaman on numaraydı. Alçınkaya Rabak Fabrikasında işyeri baştemsilcisi iken onun Silahtarağa Şube başkanlığını, sonra 6. Bölge Temsilciliğini, daha sonra da Genel Başkan Vekilliğini yaptı.

Alçınkaya, 15-16 Haziran Büyük Direnişi'nin Eyüp, Alibeyköy, Silahtarağa, Kağıthane, Cendere yürüyüş kolu yöneticisiydi. Celal Alçınkaya'nın ışıklar içinde ve rahat uyuduğunu düşünüyor, onu çok uzun yıllardır tanıyan biri olarak buna tüm kalbimle inanıyorum.

Celal Alçınkaya'yı Maden-İş'ten çıkaran sözde ''ilerlemeci'' yeni yönetim affedilir gibi değil. Bazı şeylerin dönüşü olmaz...

* TCK'nin (kısaca) 141 ve 142. maddeleri; sınıf esaslı örgütlenmeyi ve propagandayı yasaklayarak örgütlenme ile ifade özgürlüğünü ihlal eden ceza hükümlerini içermekteydi.