29 Haziran 2016 Çarşamba

MADEN-İŞ 1971 GENEL KURULU ANKARA

20. GENEL KURUL ANKARA'DA TOPLANDI

Genel Merkezimizin  İstanbul'da olmasına rağmen, MADEN - İŞ Sendikamızın genel kurulu 10-12 Eylül 1971 de Ankara'da toplandı. Tüm delegenin katılımı ile toplanan Genel Kurul, DSİ (Devlet Su İşleri) salonunda yapıldı.12 Mart 1971 askeri müdahalesinden sonra toplanan 20. Genel Kurula çok sayıda yabancı ve yerli konuk katıldı.
Genel Başkan Kemal Türkler, kongreyi açtı ve açış konuşmasını yaptı.

Kongre divan başkanlığına oy birliği ile Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Nebioğlu seçildi.
Yabancı ve yerli konuklar konuştu. Yabancı konuklar, özellikle MADEN- İŞ'le dayanışma içerisinde olduklarını ve bu dayanışmanın giderek güçlenmesi gerektiğini vurguladılar. Genel kurul, ilan edilen gündem gereğince çalışmalarına devam etti. 12 Mart askeri müdahalesi şiddetle kınandı.

Bu genel kurul, bazı konular bakımından, bir dönüm noktası sayılabilir. Değişen dünyamızda işçi sınıfının ve onun sendikal kuruluşlarının da ileriye yönelik kararlı ve bilimsel çalışma içerisine girmesi gerektiği çokça dile getirildi..

İşveren kesimine, özellikle madeni eşya işkolundaki işveren sendikası MESS'e karşı yürütülecek mücadelede, başarılı olmak için, nasıl bir çalışma yapılması gerektiği üzerinde duruldu.

Maden-İş
Sendikal mücadelenin başarıya ulaşması için tabanın söz ve karar sahibi olma ilkesinin derhal hayata geçirilerek, sendikal çalışmaların her kademesinde uygulanması kararlaştırıldı.

Sendikal eğitimin önemi ve hemen uygulamaya geçirilmesi vurgulandı.

Sendikal mücadele de, örgütlenme, toplu sözleşme yapım ve uygulanmasında eğitimin önemi belirtildi. Fabrikaların ünitelerinde ünite temsilciliği esası, yani her 20 üyeye bir temsilci seçilmesi uygulaması şeklinde tüzük değişikliği yapıldı. Sendikanın çalışma sisteminin gözden geçirilerek, örgütlenme, araştırma, toplu sözleşme daireleri gibi çeşitli branşlarda ihtisas daireleri kurulması, yeterli sayıda ve liyakatlı elemanların çalıştırılması benimsendi.

Genel kurul sonunda yapılan organların seçimine geçildi. Genel Başkan Kemal Türkler beni de Genel Yürütme Kurulu üyeliğine (Genel Sekreterliğe) aday olarak gösterdi. Söz alarak "MADEN-İŞ Sendikasının bir çok organlarında görev aldım. Şube başkanlığım ve Bölge temsilciliklerim zamanında kendime göre önemli işler yaptım. İşçi sınıfının sendikal mücadele tarihi içinde kilometre taşlarından olan, Kavel, Türk Demirdöküm Sungurlar, Profilo dreniş ve grevlerinin başarıyla sonuçlanmasına çok fazla emek verdim, büyük katkı sağladım. Silahtarağa, Şişli Sarıyer, Kağıthane, Levent bölgelerinde madeni eşya (Metal) işkolundaki tüm işyerlerindeki işçileri sendikamız üyesi olarak örgütledim. Bölge temsilciliği ve şube başkanlığı yaptığım yerlerde iş kolumuzda sarı sendika bırakmadım. MADEN-İŞ Genel Sekreter adaylığı bana şeref verir. Ancak askere gitmem gerekiyor, bu nedenle aday değilim. Bana verilecek oyların diğer aday Ruhi Yümlü'ye verilmesini rica ederek konuşmamı sonlandırdım."

Yapılan seçimler sonucunda Genel Başkanlığa Kemal Türkler , Genel Sekreterliğe Ruhi Yümlü, Genel Başkan Vekilliklerine ise, Şinasi Kaya, Hilmi Güneri ve Cavit Şarman yeniden seçildiler.

19 Haziran 2016 Pazar

ÖZGÜR SENDİKACILIK YOK EDİLMİŞTİR






AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana ülkemizde temel hak ve özgürlükler, özellikle özgür sendikacılık ve işçilik haklarının yok edilme süreci yaşanmaktadır. AKP siyasal programını salam politikasına göre uygulamaktadır. Demokrasiyi dilim dilim doğramakta, kurbağanın kaynar suya atılarak kazanın dışına sıçramasını önlemek için suyu yavaş yavaş ısıtarak kurbağayı haşlamaya benzer bir yöntemle demokrasi ve temel haklar dilim dilim yok edilmektedir. Yargı, basın, üniversiteler özgün kimliklerinden arındırılıp tek kişiye bağlı kurumlara dönüştürülmüş, onun iradesi egemen kılınmıştır. Sıra siyasal iktidarlar önünde en önemli direnç gücünü oluşturabilecek sendikalara ve işçi haklarına gelmiştir.

ÖZGÜR SENDİKACILIK YOK EDİLMİŞTİR

Av. Engin ÜNSAL YAZIYOR
ILO’nun 87 sayılı sözleşmesinin temel ilkeleri arasına sendikaların yöneticilerini özgürce seçme, faaliyetlerini özgürce düzenleme ve işverenlere, siyasi partilere, hükümetler karşı bağımsız olma önemle not edilmiştir. Sendikalar ve işçiler için yaşamsal olan ve ILO’nun 98 sayılı sözleşmesi ile güvence altına alınmış olan toplusözleşme yapma özgürlüğü 6356 sayılı yasanın 43. maddesi ile siyasi iktidarın takdirine bırakılmıştır. Toplusözleşme yapma yetkisini belirleme Çalışma Bakanlığı’nın takdirinde olduğu sürece sözleşme ve sendika özgürlüğünden söz edilemez. AKP bu silahı çok iyi kullanarak bu takdir hakkını kendisini destekleyen sendikalar lehine kullanarak onları ödüllendirmiş, AKP muhaliflerini bu yoldan cezalandırmış ve böylece ülkemizde sendikaların siyasi iktidara biat etme dönemi ve yandaş sendikacılık başlatılmıştır. Bugün ülkemizde Türk-İş ve Hak-İş konfederayonları bu çağdışı sendikacılık anlayışını içlerine sindirerek varlıklarını sürdürmekte ve sendikacılığı yozlaştırmaktadırlar. Bu iki konfederasyon işçiyi sinek gibi ezen AKP iktidarına karşı kuzuların sessizliği içindedir ve AKP’nin işçilerin kıdem tazminatını, ihbar tazminatını, yıllık ücretli izinden, işsizlik sigortasından yararlanma hakkını yok eden özel istihdam bürolarına işçi kiralama hakkı veren yasaya karşı hiçbir direnç göstermemiş, bu hakların yok edilmesine seyirci kalmışlardır. Bu davranış işçi sınıfına ihanetin en somut örneğidir.

CHP İSTANBUL İL ÖRGÜTÜNÜN EMEK AÇILIMI
Sendikalar üyelerine ve genel olarak işçilere siyasal bilinç verme sürecini başlatmadıktan sonra siyasal iktidarların işçiye karşı zulmü devam edecektir. Çünkü bugün işçiler ve sendikalar siyaseten bilinçli değildir ve iki tel makarnaya, bir çuval kömüre geleceklerini satacak kadar zavallı konumuna indirgenmişlerdir. Zincirlerini kırmaya, aydınlanmaya, demokratik haklarına kavuşmaya hiç niyetleri yoktur. Sendikaların üstlenmediği işçiyi siyaseten aydınlatma işlevini siyasi partilerin yapması gerekmektedir. Bu konuda Vatan Partisi ilk adımı atmış ve bölgesel seminerler düzenlemeye başlamıştır. Umarız aksatmadan bu çalışmayı genişleterek sürdürürler. CHP’ye yıllardır yaptığımız uyarıların gereği yapılmamış ama nihayet CHP İstanbul İl Örgütü bu konuda somut bir adım atarak 37 ilçede Emek Büroları kurmak üzere ilçelerden yöneticileri görevlendirmiştir. Bu görevlilerle bu ay içinde bir araya gelip onlara nasıl çalışmaları, işçiler ve sendikalarla nasıl ilişki kurmaları gerektiğini anlatacağız. Istanbul İl Örgütü’nün bu açılımı maya tutarsa CHP’nin sıkıştığı yüzde 20-25 oy aralığından kurtulması ve iktidar umudunu yeşertmesi mümkün olacaktır.

CHP işçiye açılmaktan, sendikalar işçilere siyasal bilinç vermekten korkmadığı zaman AKP’nin işçilere reva gördüğü zulüm bir gün mutlaka bitecek ve çalışanlar, aydınlık günler getirecek bir siyasi partiyi mutlaka işbaşına getireceklerdir.

Sendikacı dostlara seslenmek istiyoruz: Ürkek tavşanlar gibi yaşamanın anlamı ve amacı yoktur. Başarı cesaretin ürünüdür. Üyelerinize hak ettikleri yaşamı verebilmek için cesur olmanız gerekmektedir. Aydınlık günlerde sendikacılık yapabilmek için bu sese kulak vereceğinizi umuyoruz.

Engin Ünsal
http://www.aydinlikgazete.com/akpnin-seyir-defteri-makale,64039.html

18 Haziran 2016 Cumartesi

15-16 HAZİRAN'IN GÜNCELLİĞİ

15-16 Haziran 1970 büyük işçi direnişinin üzerinden 46 yıl geçti. Ancak 15-16 Haziran sadece emek tarihi açısından değil, güncel emek siyaseti açısından da önemini koruyor. 15-16 Haziran pek çok yönüyle hâlâ güncel.

15-16 Haziran 1970’te başını Türkiye Maden-İş üyesi metal işçilerinin çektiği on binlerce işçi, DİSK’e ve sendikalarına sahip çıkmak için iki gün boyunca Kocaeli-İstanbul hattında iş bırakıp direnişe geçmişti. 15-16 Haziran, 1961 Saraçhane mitinginden sonra işçi sınıfının ikinci büyük kitlesel tepkisiydi. Saraçhane ile başlayan işçi hareketinin yükselişi on yıl içinde 15-16 Haziran ile tepe noktasına varmıştı. Ayırt edici niteliği, tıpkı Saraçhane mitingi gibi sendikal hakların eylemin merkezinde olmasıydı. 15-16 Haziran ekonomik temelli bir direniş değildi. 15-16 Haziran işçilerin sendikal haklara sahip çıkma bilincini göstermesi açısından emek tarihinde özgün bir yere sahip.

12 Haziran 2016 Pazar

DEMİRDÖKÜM DİRENİŞİ ve 15-16 HAZİRAN


BÜYÜK DEMİRDÖKÜM DİRENİŞİ 
GÜNGÖR URAS


İşçilerin iktidara yürümesi bilinçle gerçekleşir. İşçinin bilinçlenmesini sağlayacak olan işçi eylemleridir. Sol yönetimdeki işçi sendikası DİSK'in işçileri bilinçlendirmek için başlattığı grevler ve fabrika işgalleri 15-16 Haziran 1970'te doruğa ulaştı. Birçok fabrika işçiler tarafından işgal edildi. 

15-16 Haziran olaylarında solcu işçilerin en önemli eylemi "Büyük Demirdöküm Direnişi" idi. İşçiler, Silahtarağa'daki Demirdöküm fabrikasını işgal etti. İşçi eylemleri başladığında ofisinde olan fabrika genel müdürü Yüksel Pulat, fabrikayı terk etmedi. Jandarma ve polisin fabrikaya girmesini önlemek için işçiler demir kapıları kaynakladı.

Jandarma ve polis, kaynaklanan demir kapıları tanklarla kırarak içeriye girmek, öncelikle genel müdürü kurtarmak, sonra da işçileri fabrikadan çıkarmak istedi.

9 Haziran 2016 Perşembe

15-16 HAZİRAN RUHU VE SENDİKAL HAREKETLER

15-16 HAZİRAN 1970 BÜYÜK YÜRÜYÜŞÜ VE BİR DETAY 

Yıl 1970.
Aylardan Haziran.
Haziran 14
İstanbul Merter, DİSK Genel Merkezi hareketli...
Devam eden toplantıda bir Demirdöküm işçisi konuşmak için söz istedi.

"Ben uzun uzun konuşmalardan hazzetmem. Uzun konuşanlar siyasetçilerdir.
Çok uzun konuşurlar ki, dedikleri tam anlaşılmasın.
İşçiler, ürettikleri ve eylemleri ile konuşurlar.
Biz sarı sendika acılarını çok çektik. Sarı sendika işveren işbirliği, işçilere kazık atmak için yapılır. Demirdöküm işçileri olarak sarı sendika çemberinden yeni kurtulduk.
Direndik. Sarı sendikayı kovduk.
MADEN-İŞ Sendikasına geçtik...

Hükumet, DİSK'İ ve sendikamızı kapatmak istiyor. Benim anladığım budur.
Biz bu duruma kolay kolay razı olmayız.
Mademki biz üretiyoruz, öyleyse bizim de bir gücümüz var.
Biz bu gücümüzü yarın göstereceğiz.
Herkes ne yapacağımızı da görecek."

Toplantı devam ediyor.
Sendikacılar konuşuyor. Sendika temsilcileri konuşuyor.
Konuşanlar çeşitli eylem biçimleri öneriyorlar...

15 Haziran sabahı, gece vardiyası paydos etti, fabrika önünde bekliyorlar.
Sabah vardiyası işe geldi, işbaşı yapmadı.
Birlikte Silahtarağa Bölgesine doğru yürüdüler.
Fabrikalarının önününde beklemekte olan, Çelik Endüsrisi ve Elektrometal işçileri ile buluştular.

Alibeyköy tarafından gelerek ana yolda bekleyen Sungurlar, Yıldız Kazan ve Yeni Gayret Demir Çekme  işçileriyle kaynaştılar.
Hasköy, Halıcıoğlu, Sütlüce bölgesinden gelen işçilerle birleşip, Kağıthane istikametine doğru marşlar söyleyerek yürüdüler.

Lale Devri dönemi şenliklerinin yapıldığı Sadabat bölgesinde, Rabak işçilerinin kendilerini beklediklerini gördüler, onlarla birleştiler.
Birleşerek yürüyorlar.
Yürürken birleşiyorlar.
Cendere yolunda kurulu fabrikaların işçileri ile buluşup bir süre yürüyecekler sonra da geri dönecekler.
Planlarını böyle yaptılar...

Kağıthane sapağında beş altı kişilik küçük bir gurup çıktı önlerine.
Yürüyüşün, Çağlayan yolu ile Şişli'ye sonra da Taksim meydanına gidileceğini söylediler.
Yürüyüşü yönlendiren devrimci işçiler, bunların işçi olduklarından şüphe duydular.
Yürüyüş komitesi  kendi aralarında hızlı bir değerlendirme yaptı. Bir provokasyon durumu sezinlediler ve kendi planlarını uygulayarak Cendere tarafına yöneldiler.


Kavel işçileri, İstinye Bayırı yolu ile Sarıyer Levent asfaltına çıktı. Levent istikametine doğru yürüyorlar. Amaçları, Levent'te kurulu Tekfen, Metal Kapak, Philips işçileri ile buluşmak.


Maslak yolu üzerinde çoğunluğu kadın işçilerden oluşan Bufer Elektrik işçilerini gördüler.
Bufer işçileri önde, Kavel işçileri arkada, Levent'e doğru yürüyorlar.

Levent Bölgesi o yıllarda çok önemli bir sanayi bölgesi. Özellikle kimya ve ilaç fabrikaları bu bölgede yoğunlaşmış durumda.

1950 yıllarından itibaren kurulmaya başlanan ECZACIBAŞI, FAKO, DEVA, SQUİBB ilaç fabrikaları burada faaliyet gösteriyorlar. Marşlar söyleyerek yürümekte olan işçi konvoyu kendilerine katılanlarla birlikte ECZACIBAŞI Fabrikası önünde durakladılar.

Hep bir ağızdan "ECZACI DIŞARI" diyerek tempo tuttular. İki bin civarında işçinin çalıştığı bu fabrikada bağımsız bir işyeri sendikası var. Yürüyüşte bulunan işçiler inatlaştı. Israrla işçileri dışarıya çağırıyorlar.

Yarım saat kadar fabrika önünde bekleyen işçi gurubuna, çoğunluğu kadın olmak üzere bir kısım işçinin katıldığı görüldü. Gültepe, Çeliktepe gibi işçi semtlerinden katılanlarla, yürüyüş kolu, Büyükdere asfaltı üzerinde oldukça görkemli bir durum almıştı.


Yürüyen işçi gurubu son olarak, Levent'te kurulu Hollandalıların sahibi olduğu PHILIPS işçileri ile birleştikten sonra   dağılmayı planlamışlardı.,

SQUİBB Fabrikası hizasına geldikleri sırada çok sayıda toplum polisi ve bir kısım askeri araçlarla yolun kapatıldığını gördüler.
 Polis müdürü elindeki megafonla, "yürüyüşünüz kanunsuzdur, dağılın yoksa zorla dağıtacağız" anonsunu sürekli söylemeye başlamıştı.


Mecidiyeköy Ford (Anadol) Servisinden bir grup MADEN -İŞ üyesi, TATKO oto tamir Servisi işçileri ile buluştular, birlikte yürüyorlar.

LEVENT BARİKATI

Konvoy kalabalıklaşarak Levent'e doğru yürüyor. Bu yürüyüş konvoyunun önüne de kadın işçiler yerleşti.
Emniyet güçleri her iki konvoyun arasında, sürekli olarak "dağılın yoksa güç kullanacağız" anonsunu tekrarlıyor..
Maslak tarafından gelen ve en  önde bulunan BUFER fabrika işçisi Şerife Bacı, öne çıkarak güvenlik güçlerinin şefine "oğlum kötü bir niyetimiz yok, bırakın geçelim" derken, başka bir görevli amir ise topluluğa "dağılın, dağılın" dedi ve arkasından "dağıtın" anonsunu yaptı.

Görevli emniyet mensupları orantısız güç kullandı.
Cop ve silah kabzalarıyla yaralanan bir çok işçi yere düştü. Kısa süre bir panik yaşandı.
Ambulans sirenleri birbirine karıştı. Anında üç ambulans belirdi. Yaralanan işçilerin bir kısmı olay yerinden uzaklaştırıldı. Ambulansların hemen devreye girmesi polisin ne kadar kararlı olduğunun işaretiydi herhalde...
Bir çok yaralı taksilerle, bir kısmı da özel otomobillerle hastahanelere taşındılar.

SİZDEN BAŞKA KİMİMİZ VAR Kİ

Bölge temsilciliği organizatörü ile Şişli Etfal Hastahanesine gittik. Yaralılarımızın kimler olduğunu öğreneceğiz. Bize bilgi vermediler.

Hastahanede koğuşlara bakmak istedik polisler engel oldu. Organizatör Mustafa Demirci'ye yavaşça "sen konuşmaya başla, ben koğuşlara girerim" dedim. "Bu ülkede insan hakları var, bu memleketin elbette sahipleri var burası bir hastane, ama nasıl bir hastahane?" diye yüksek sesle konuşmaya başlayınca herkes o tarafa doğru yöneldi. Sessizce ana kapıdan çeriye girdim.

Koğuşların birinde, başı sargılar içinde Şerife Bacı'yı gördüm. Şerife Bacı yatağından doğruldu, yanında yatan hastaya "kız emine ben sana demedim mi onlar bizi arar bulur, bak işte geldi" dedi. Elli yaşlarında olan Şerife Bacı'ya  nasılsın diye sordum. "İyiyim sen başımın sargılı olduğuna bakma, iyiyim", yaşlar akan kızarmış gözlerle, "bizi arayıp bulacağınızı biliyordum, zaten sizlerden başka kimimiz var ki" demişti...