30 Nisan 2018 Pazartesi

1 MAYIS İŞÇİNİN EMEKÇİNİN BAYRAMI

BİRLİK VE DAYANIŞMA

1 MAYIS,  dünya işçilerinin ve emekçilerinin birlik ve dayanışma günüdür.
Dünya emekçilerinin ortak bayramıdır.
1 MAYIS günü, çeşitli ulusların, işçi ve emekçilerinin, aynı anda aynı şeyleri düşündükleri, aynı şekilde davrandıkları gündür.

MEYDANLAR ÇİÇEK AÇMIŞ GİBİ

Her Yılın 1 MAYIS Günü, dünya işçi ve emekçileri meydanları doldurur.
Sermaye sahiplerinin ortak çıkarlarına karşı, emeğin ortak mücadelesini birlikte, ve her ülkede haykırdıkları çok önemli bir bayram günüdür.

KAPİTALİST TEKELLER VE ABD

1886 Yılına kadar Amerika Birleşik Devletlerinin kapitalistleri, uzun iş günü ve çok ucuza çalıştırdıkları işçilerden önemli bir mücadele davranışı ile karşılaştı. 1 MAYIS Günü onbinlerce işçi, çalıştıkları işyerlerinde üretimi durdurdular. 8 saatlik iş günü sloganı ile genel grev kararı aldılar. Genel grev başarılı bir şekilde devam ederken, 3 Mayıs Günü kışkırtıcıların(bozguncu) davranışlarına karşı hazır durumda bekleyen silahlı polisler, sermayenin emrini uygulamak için işçilere saldırdılar. Grev kırıcıları, sarı sendikacılar, gangasterler de polisin yanında yer aldı. İşçilerden ve polislerden ölenler oldu. Çok sayıda işçi ve polis yaralandı. 

ABD işçi ve emekçileri sonunda 8 saatlik iş günü mücadelesini kazandılar.1889 Yılında 1 MAYIS, Dünya işçilerinin uluslararası birlik ve dayanışma günü olarak ilan edildi.

TÜRKİYE'DE 1 MAYIS


Ülkemizde 1 MAYIS uzun yıllar "Bahar ve Çiçek Bayramı" olarak kutlandı. Zaman zaman yasaklandı. O günlerde 1 Mayısların farkındalığını bilen, onu özümseyen işçiler ve emek dostları küçük gruplar halinde kırlarda kutladılar. Bazıları yine küçük toplantılar halinde evlerinde bir araya gelerek kutlamaya çalıştılar. Yığınsal olarak 1 MAYIS ilk defa 1976 yılında İstanbul TAKSİM Meydanında kutlandı.

BİR MAYIS YIĞINSAL EYLEMLERİNE GİDİLEN YOL

13 ŞUBAT 1967 İstanbul Çemberlitaş, Şafak Sineması önü, BAYRAM YERİ GİBİ. 
Genç, yaşlı, kadın, erkek...
Salonun içini dolduran delegeler, coşku içinde marşlar söylüyor. Salon içindeki delegelerin  ve dışarıdaki insanların da suratlarında hem heyecan hem mutluluk var. Bu heyecan ve mutluluk, tarihi bir güne tanıklık ediyor sanki. Şafak Sinemasının salonunda delegeler ayakta, dakikalarca bir kararı alkışlıyorlar...
DİSK adıyla yeni bir işçi sendikaları konfederasyonu kuruldu. Otuz bin işçi ile kurulan konfederasyonun üye sayısının, çok kısa zamanda beş yüz binlere ulaştığı görüldü.
Gerek kuruluş sırasında gerekse kuruluş sonrası DİSK'in lokomotif kuruluşu daima MADEN İŞ Sendikası oldu.

MADEN İŞ SENDİKASI, yöneticileriyle, üyeleriyle, DİSK içinde bağımsız ve özgür sendikacılığın örneklerini sergiledi. Örgütlenmeye önem verdi, üye sayısını çok kısa zamanda seksen binlere taşıdı. Eğitim, araştırma, toplu sözleşme müzakere ve yapımında ilkeler belirledi. MADEN İŞ ve dolayısı ile DİSK'in yürüdüğü yol, daima üye tabanının çıkarları doğrultusunda oldu. Elbette bu çıkarların hayata geçirilmesinde işçi sınıfının sınıfsal bilimi de katkı sağlıyordu..

DİSK kuruldu...
Güçlendi...
Güçlendikçe Türkiye sendikal mücadelesine, bir çok ilkler kazandırdı. Onları güçlü birer kilometre taşı olarak günümüze taşıdı. Bunlardan önemli birisi de 1 MAYIS'IN yığınsal olarak kutlanmasıdır.


İstanbul TAKSİM Meydanında 1976 ve 1977 Yıllarında ilk defa 1 MAYISI yığınsal olarak kutladı.
Ne yazık ki, katılımın TAKSİM Meydanına sığmayacak kadar çok olduğu 1977 Yılında yapılan  kutlamalara hain güçlerin provakatörleri sızdırıldı. İstenmeyen olaylar oldu. Maalesef kutlamaya gelen 34 kişi hayatını kaybetti. Karanlık güçler 300 bini aşkın bir kutlamayı gerçekleştiren DISK'İN 1976 kutlamalarını hazmedemedi. 1977 kutlamalarına kan bulaştırdılar.


Yandaki resim sağdan sola Fehmi Işıklar, Hüseyin Ekinci, Kemal Nebioğlu, Kemal Türkler, 1976 Taksim 1 Mayıs alanına girerken.

1 MAYIS TAKSİM KUTLAMALARI

1976 1 MAYIS Taksim Meydanında kutlandı. 300.000 den fazla katılım oldu. İstanbul'un hemen her bölgesinden başta işçiler olmak üzere konvoylar halinde yürüyüşlerle TAKSİM doldu taştı...







28 Nisan 2018 Cumartesi

SENDİKAL ÖZGÜRLÜK YOLU ( I )

Otuz beş, kırk yaşlarında, orta boylu, etrafına, şaşkın, şaşkın bakan bir adam, 
yalpalayarak içeri girdi. Hızlı,hızlı nefeslenen, kızgın bir surat. Göz bebeklerinin etrafı kıpkırmızı. 
Bir sağa, bir sola bakıyor. 
"Nâhak yere işten çıkarıldım. Başkan yok mu? Başkanla görüşeceğim" dedi.

Mırıldanma tonundaki bir sesle konuşmuş, yarı anlaşılır şekilde sormuştu soruyu.
Hani bazen umutsuzluğun, tüm yüze yansıdığı zamanlar olur ya, işte durum öyle.
Suratında derinleşen çizgiler, bir yılı iki, üç yıl yaşamış gibi... 
Daha doğrusu yaşamadan yaşlanmış gibi...
Sanki çözümsüzlüğün, daha sorarken anlaşıldığının dışa vurumu... 
Karşımda öylece duruyor...

"Buyur şöyle otur, bir nefeslen dedim."
"Ben başkanla görüşmek istiyorum, dedim ya, o yok mu?" diyerek oturdu.
Oturdu demek çok doğru olmaz adeta yığıldı...

Odada üç kişiyiz. 
Üçümüzü de başkanlık makamına uygun görmedi besbelli. Hakkı da yok değil, şube başkanı, yirmi beş yaşında zayıf cüsseli  bir genç adam. Şakir Zümre Fabrikasından tornacı Cabir Usta, altmış yaşını aşmış kır saçlı, iş tulumuyla sol tarafta oturuyor. 

Oto Yay Fabrikasından Dursun Koçakoğlu, yine iş elbisesi ve iri cüssesi ile sağda oturuyordu. Her ikisi de, üyeler tarafından seçilen işyeri sendika baş temsilcilerimiz.
Çalıştıkları fabrikalardaki sorunları görüşüyoruz...

Cabir Usta, yaşlılığının verdiği kıdemli sendika üyesi sıfatıyla, hemen söze girdi, "na hak yere diyorsun ama, mutlaka bir sebebi vardır, durup dururken seni niye çıkarsınlar?" Dedi.

Kırıkkale Makine Kimya Fabrikalarında uzun yıllar çalıştığını anlatırdı hep Cabir Usta. Konuşmalarına "ben Makine Kimyada iken" şeklinde başlar, anlatacağı konuları da oldukça uzatırdı. Asıl mesleği tornacılıktı ama, daha çok, pik döküm işlerinde uzmanlaşmıştı.

Şakir Zümre, Cumhuriyetimizin ilk sanayicilerinden birisidir. Atatürk'ün, Bulgaristan'da görev yaptığı (askeri) ataşelik yıllarında tanışmışlar. 
Cumhuriyetin ilk yıllarında, kurduğu, Sütlüce'de ki fabrikasında devlete, uzun yıllar askeri cephane üretmiştir.

Bomba üreten ve yurt dışına, Türkiye'den silah ihracatı yapan ilk Türk sanayicisi olduğu bilinir. 
Savaş sonrası ise ürettiği döküm, emaye kömür sobaları, zengin fakir bir çok evin, belli başlı ısınma aracı olmuştu... 

ANTİKA SOBA

Çeşitli renk, şekil ve büyüklükte üretilen, emaye sobaların bir kısmı, bu gün bile birer antika olarak, lüks konak ve yalıların  en değerli yerlerini süslüyorlar.

Şakir Zümre o yıllara ait devlet tarafından verilen, teşekkür ve takdirnameleri renk, renk döktürdüğü Atatürk büstleri ile birlikte yazıhanesinin duvarlarında teşhir eder, müşteri ve misafirlerine göstermekten büyük haz duyarmış. 1966 Yılında vefat ettikten donra fabrikayı eşi yönetmeye başlamış. O da Şakir Zümrenin iftihar vesilesi saydığı bu teşekkür ve takdir belgelerini aynen muhafaza etmiştir.

Cabir Usta uzunca bir süre, sessiz durduktan sonra tekrar "nerede çalışıyordun dedi ve devam etti, "sebepsiz yere işten çıkarıldım dedin, anlat bakalım sence neden çıkardılar?" diyerek "na hak" sözcüğünün anlamını da kendince açıklamış oluyordu.

"Ekmek" dedi. "Ekmek, öğlen yemeğinde doymadım, ekmek sepetinden, çeyrek ekmek daha aldım. Kurallara uymuyorum diye şikayet ettiler şerefsizler, işten attırdılar beni."

Üçümüz de dikkat kesildik. Bir süre birbirimizin yüzüne öylece baka kaldık...
Konuşamadık, konuşmak, soru sormak gelmedi içimizden...
"Çeyrek ekmek, şerefsizler" ne demek, ne anlama geliyordu bütün bunlar?...
"Şerefsizler dediğin kimler" dedim. "Kim olacak, sarı sendikanın adamları, döküm fabrikanın  patronlarıyla birlikteler. Adı sendika, ama sanırsın işveren kuruluşu bunlar, olmaz olsunlar" dedi.
Bir an göz göze geldik.
"Bak kardeşim ben, T.Maden - İş Sendikası Silahtarağa merkez şube başkanıyım,  o fabrikada başka bir sendika yetkili.Toplu sözleşmeyi Çelik İş Sendikası yapmış, sözleşme bitimine de, uzun zaman var" dedim. "Bizden istediğin nedir" diye sordum? 

OLMAZ OLSUNLAR

"Toplu sözleşmeyi sendika yapmadı, işveren yazdı onlar da imzaladılar, onun için olmaz olsunlar dedim ya" dedi. 
İsmini sordum, "Hidayet, Hidayet Yılmaz" dedi.
" Hidayet Usta ben bu fabrikadaki işçileri, Maden İş Sendikasına üye kaydetmek isterim, ama bu güne kadar bu fabrikadan hiç kimse bizimle temas kurmadı. 
Besbelli işverenden korkuyorlar."dedim.
"İstersen bu akşam üç arkadaşımı getiririm başkan" dedi. 

 YAPRAK YAY 

Otoyay Fabrikasının baş temsilcisi Dursun Koçakoğlu'da, söze karıştı," başkan döküm fabrikasında benim de mahalleden arkadaşlarım çalışıyor, orada çalışan işçiler sendikadan memnun değiller, istersen ben de onlarla konuşayım" dedi.


Oto Yay Fabrikası, Silahtarağa Eyüp güzargâhında 1950 li yıllarda kurulan fayton, kamyon ve otomobillere yaprak yaylar üreten 150 civarında işçinin çalıştığı bir fabrika.
Sahibi Hasan Hami Çon isimli, Bulgaristan'dan göçen bir sanayici.


Bu fabrika daha sonra, Uzel Fabrikası tarafından satın alındı. Uzun yıllar, Uzel Fabrikası tarafından üretilen, Massey Ferguson marka traktörlerin (makas) yaprak yaylarını üretti...

SENDİKAL ÖZGÜRLÜĞE İLK ADIM

İşler kızışmaya başlamış gibi gözüküyor. Aylarca beklediğim bu fabrikadaki sendikal örgütlenme hareketine, ilk adımların atılacağı belirmeye başlamıştı...

Akşam uzunca bir süre bekledim. Gelen olmadı. Hidayet Usta ve arkadaşlarının geleceğinden artık umudu kesmiştim. 
Akşam karanlığı basmıştı. Sendika şubesinin, kapısını kapatıp çıkmak üzere iken, Hidayet Usta yanındaki üç kişiyle geldi. 
"Hidayet Usta, ikinci vardiya paydos edeli saatler oldu çok geciktiniz" dedim.

"Başkan arkadaşlar gündüz gitmeyelim, bir gören olur, bizim de başımız belaya girmesin dediler. Biz de karanlık olana kadar kahvede oturduk, hem konuştuk hem de pişpirik oynadık" dedi. 
Hidayet Usta ve getirdiği arkadaşları ile, bir saat kadar fabrikadaki sorunlar hakkında konuştuk. Hidayet Usta ya "yarın öğleden sonra gel, seninle işim var" dedim.


Sendikal özgürlük yolu (II) Devam edecek...

Öne Çıkan Yayın

16 HAZİRAN İŞÇİ EYLEM GÜNÜDÜR

  KUTSAL İŞÇİ YÜRÜYÜŞÜ 13 ŞUBAT 1967 Tarihinde DİSK kuruldu. Böylece devrimci ve gerçek sendikacılık dönemine girilmiş oldu. Kısa zamanda ...