19 Mayıs 2018 Cumartesi

ÇALIŞANLARIN SENDİKASIZLIĞI

SENDİKASIZLIK YALNIZLIKTIR

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 31 Ocak 2018 Tarihinde, işçi sendikalarının üye sayılarıyla ilgili bir istatistik yayınladı. Bu duruma göre sendikalı işçi sayısı 1.714.397 dir.
Bilindiği gibi Türkiye'de; 
Ülkemizde, şu anda etkili üç işçi sendikaları konfederasyonu vardır.

Bu istatistiğe göre, TÜRK-İŞ Konfederasyonunun 34 üye sendikası vardır. Bunların toplam üye sayıları ise 925.039 dur.  Konfederasyon 1952 yılında kurulmuştur.
Kuruluş yılları biraz çalkantılı geçmiştir. Seyfi DEMİRSOY başkanlığı döneminde örgütlenmesini tamamlayabilmiştir. "PARTİLER ÜSTÜ POLİTİKA" ve "ANKARA'DA TÜRK-İŞ" var sözcükleri, Seyfi DEMİRSOY ve daha sonra gelen başkanların çok sık kullandıkları sloganları olmuştur. Genellikle iktidar olan parti ve hükûmetlerle iyi ilişkiler oluşturmaya dikkat eder bir politika izlemektedir.

Bu günkü iktidar tarafından uzun zamandır desteklenen, HAK-İŞ Konfederasyonunun ise 22 üye sendikası bulunmaktadır. Toplam üye sayısı 615.301 olarak belirtilmektedir. HAK-İŞ konfederasyonu 22 EKİM 1976
Yılında Ankara'da kurulmuştur

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK ise, üye sayısı bakımından üçüncü sırada yer almaktadır. DİSK 13 ŞUBAT 1967 Yılında İstanbul'da kurulmuştur. DİSK'in 22 üye sendikası vardır. Bu sendikaların üye sayıları toplamı 149.187 dir. Türkiye'de ilk defa bir sendikal örgüt, adının başına "DEVRİMCİ" unvanı yazılarak kurulmuştur. Genel Başkanlığını uzun süre Kemal TÜRKLER yürütmüştür.
Örgütlenmesini kısa zamanda tamamlayan DİSK, sendikal hayata önemli ilkler yaşatmıştır. Demokratik kitle ve sınıf sendikacılığının olmazsa olmazlarını denemiş, uygulamış, işçiler lehine bir çok kazanımlar sağlamıştır. Bu nedenlerle işçilerin takdirlerini kazanarak üye sayısını kısa zamanda BEŞYÜZBİNLERE taşımıştır.
1 MAYIS, (işçi bayramı) ilk defa 1976 Yılında DİSK öncülüğünde TAKSİM'de kutlanmıştır.
TÜM-İŞ, BİRLİK-İŞ Konfederasyonları ile bağımsız sendikaların üye sayıları toplamı ise 24.870 dir.

BU TABLO TÜRKİYE SENDİKAL HAREKETİNE YAKIŞMIYOR

2018 Yılı itibari ile Türkiye'de zorunlu SSK(sosyal sigorta)lı çalışan sayısının yaklaşık 20 milyon  olduğu ifade edilmektedir. Bunların büyük bir bölümü sanayi sektöründe, kalan kesim ise hizmet sektöründe çalışır durumdadır.
Sözün getirilmek istendiği yer;  Bu gün sendikalı işçi sayısı %10 dan daha düşüktür. Yani çalışan on işçiden biri sendika üyesi durumundadır. 1980 öncesinde sendikalı işçi sayısının, % 50-60 olduğu ifade edilebilmekteydi.
Bu durum, 1980 darbesinin, işçi sınıfının sendikal hareketlerini, işçi aleyhine nasıl etkilediğinin çok açık bir göstergesidir..

Şurası bir gerçektir ki 1980 Yılından itibaren işçi sendikaları devamlı kan kaybetmektedir. Bu durum ise sonuç olarak işçi sınıfının ekonomik ve demokratik sendikal haklarının geriletilmesine, zayıflatılmasına neden olmuştur.

12 EYLÜL DARBESİ, gerçek sendikal çalışmaların ortadan kaldırılmasını planlamıştır. Sendikal hareketlerin zayıflatılmasının, geriletilmesinin asıl ve önemli sebeplerinden birisidir. Düzenle uzlaşmış görünümündeki, TÜRK-İŞ ve HAK-İŞ yöneticileri ise, sürekli geriletilen sendikal hareketlere ses çıkarmaz olmuşlardır.

BEN ZENGİNİ SEVERİM

12 EYLÜL Yöneticileri, başta Turgut Özal olmak üzere sendikal çalışmalarla elde edilen bir çok  işçi haklarını, özellikle de toplu sözleşmelerle elde edilen sosyal yardım, ikramiye gibi ekonomik hakları sürekli törpülemiştir.
Darbeci Evren, "garson benimle aynı maaşı alıyor" diyerek işçi ücretlerinin yüksekliğinden olan rahatsızlığını dile getirmiş, darbecinin başbakanı Özal ise "ben zengini severim" demiş ve her ikisi de işçi hakları karşıtlığını açıkça belirtmişlerdir.
Ne yazık ki düzenden yana, işçi emeğinin değerini bilmeyen, gerçek ve devrimci bir ruh taşımayan, sendikacılar birçok şeyin farkında değil...
Gerçek sendikacılığın gereğini hâla yapmayanlar, âla yaşantılarına devam ederek işçi emeğine ihanet ediyorlar.
Sendikacının ilk görevi, işçileri sendikalı yapmaktır. Sendikaları sayısal bakımdan çoğaltmak ve güçlendirmektir.
İşçinin ilk görevi ise sendikalı olmaktır...


SENDİKASIZLIK YALNIZLIKTIR...
SENDİKA, İŞÇİNİN ŞEMSİYESİDİR...
SENDİKA, İŞÇİNİN AVUKATIDIR...
SENDİKA, İŞÇİNİN EVİNDEN SONRAKİ YUVASIDIR...
SENDİKA, İŞÇİNİN VE GELECEĞİNİN YAŞAM GÜVENCESİDİR...






13 Mayıs 2018 Pazar

SOMA 301 KADER Mİ


13 MAYIS 2014 Yılında, Manisa'nın SOMA ilçesinde, özel sektöre ait büyük bir kömür ocağında 301 işçi hayatını kaybetti.
Olay günü kömür ocağının çalışma vardiyasında, 787 işçinin bulunduğu bildirilmişti. SOMA kömür ocağında meydana gelen 301 işçinin ölümü, gazetelerde, televizyon haberlerinde, "MADEN KAZASI' olarak yayınlanıyordu. Bazı yorumcular, bu olayı "İŞ KAZASI" olarak belirtiyor, bazı yetkililer ise bu ölümleri "KADER" olarak değerlendiriyorlardı.

İkisi de değil...

İŞ KAZASI MI KADER Mİ

Gazetelerde zaman, zaman cami avlusuna yeni doğmuş çocukların bırakıldığı haberlerini okuyoruz. Bu zâlimce olayda, elbette çocuğu doğuran annenin kendine göre bir nedeni olabilir. Nedeni ne olursa olsun, hiç bir neden, bu hareketin bu olayın yanlışlığını hafifletmez.
Bırakılan bir canlıdır, bir bebektir, bir insan yavrusudur.
Çoğu zaman bu bebeklere "KADER" ismi verilir. Sosyal devlet elbette bu bebeği sahiplenir, bakımını üstlenir, sağlıklı büyümesini, eğitimini sağlar, ülkeye faydalı bir birey olarak topluma kazandırır.


SOMA kömür ocağında meydana gelen bu elim olayda, 301 işçi toprağa verildi.
Olay sonrası, bir çok bilim adamı, bir çok uzman, bir çok iş bilir insan, ocakta iş güvenliğinin tam olarak sağlanmadığını belirttiler.

İŞ GÜVENLİĞİ YOK

İş güvenliğinin can kurtarmaya yönelik olmadığı, yetkililer tarafından da tam denetim yapılmadığı, yapıldıysa da göstermelikten öteye geçmediğini, yazılı basında çıkan değerlendirme, haber ve yorumlardan öğreniyoruz. Zaten sonuç da bu durumu doğruluyor, 301 can kayıp...

MADEN OCAKLARINDA YAŞAM ODALARI


Maden ocaklarında iş güvenliğinin ana ve ilk oluşumu, yaşam odaları yapmaktır. Bunlar yapılmış olsaydı elbette bu kadar insan kaybedilmezdi.
İş güvenliğinin tam olarak sağlanmadığı, inşaatlarda, fabrikalarda, maden ocaklarında, kısaca iş yerlerinde oluşan kazalar İŞ KAZASI olmaz, olamaz...
Bu olayda işveren ve işyeri yetkilileri, işçi eğitimleri de dahil olmak üzere, tüm bilimsel önlemleri almışlar mıdır?
Elbette hayır...

Öyleyse bu iş kazası sayılmaz... Olsa olsa bunun adı FACİADIR.
İşyerlerine "önce iş güvenliği" levhaları asmak sadece görüntüyü kurtarır.
Facialar sonrası meydana gelen kaza ve ölümlere KADER demek, olayın şiddetini ve sorumluluğunu hafifletmez.
Üzerinden 4 yıl geçmesine rağmen, hayatlarını kaybeden 301 maden işçisinin mahkemeleri  hala sonuçlanmadı...