Sinemanın Çirkin Kralı ve Silahtarağa’da Umut
"Çirkin Kral", büyük adam, Yılmaz Güney aramızdan ayrılalı yıllar oldu... 9 Eylül 1984 yılında yurt dışındayken; vatanına hasret, sevdiklerinden ayrı, sevenlerinden uzak, ellerin memleketinde gözlerini hayata kapattı.
Yönetmen Yılmaz Güney, ülkemiz sinemacılarının birçoğunun sinema anlayışını derinden etkiledi. Sinema yönetmeni, aktör, senarist ve yazar olan Yılmaz Güney, aynı zamanda bir düşün adamıydı. Yazar olarak kaleme aldığı öyküleri dikkatle okundu; aktör olarak ise yaptığı her işin hakkını tam anlamıyla verdi.
Ülkemiz, belli dönemlerde büyük siyasal çalkantılar yaşadı, askeri darbeler gördü. Bu darbelerden elbette yararlananlar da oldu ancak çok sayıda insan maddi ve manevi olarak büyük zararlara uğradı. Yıllarca hapislerde yatırıldılar, dünyaları karartılmak istendi. Aileleri, çocukları açlık, soğuk ve yokluklarla karşı karşıya bırakıldı.
Yılmaz Güney de pek çok aydın ve emekçi gibi birçok soruşturmadan geçti, hapishanelerde yattı... Sinema mesleğini hapisteyken bile çok başarılı bir şekilde sürdürdüğünü biliyoruz. Yılmaz Güney'in sinema anlayışı ve çalışmaları hakkındaki detaylı görüşleri, elbette bu konuda söz sahibi olan sinema otoritelerine bırakmamız gerekiyor.
Silahtarağa'da Sendikal Örgütlenmenin Yükselişi
1970 yılında İstanbul’da, Türkiye MADEN-İŞ 6. Bölge Temsilcisi olarak sendikal çalışmaları yürütüyor; özellikle sendikal örgütlenmeye ve eğitime büyük önem veriyordum. Bu nedenle sayısal birikimi elde etme ve eğitim çalışmalarımızı büyük bir inatla, yoğun biçimde devam ettiriyordum.
Özellikle metal iş kolunda çalışan işçiler, bu bölgede karargâh kurmuş olan sarı sendikalardan ayrılabilmek ve kendi istedikleri sendikalara üye olabilmek için direniş ve fabrika işgalleri gibi eylemlere başvuruyorlardı. Bu yıllar, sarı sendika ve işverenlerin baskılarından kurtulmak isteyen farklı sektörlerdeki işçilerin, yığınlar halinde DİSK üyesi sendikalara katıldıkları dönemlerdi.
Demirdöküm İşçileri ve Fabrika İşgalleri
Gece gündüz, sabah akşam, yağmur çamur, kar kış demeden yaptığımız çalışmalarla; sarı sendika bünyesinde bulunan Türk Demirdöküm, Sungurlar Kazan, Çelik Endüstrisi, Elektrometal ve Bahariye Demir Çekme fabrikalarında çalışan işçilerin o sarı sendika zincirlerini kırmalarını sağladık ve onları sendikamız bünyesinde örgütledik.
Yaklaşık 4500 metal işçisi, bu zorlu sendikal özgürlük mücadelesinin sonunda T. MADEN-İŞ çatısı altındaki onurlu yerlerini aldılar. Ayrıca henüz sendikasız olan birçok fabrikada da örgütlenme çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyorduk.
Silahtarağa'da Sendikal Eğitim Seferberliği
Türkiye Maden-İş Sendikasının 6. Bölge Temsilcisi olarak bölgede yoğun bir eğitim seferberliği başlattım. Yeni üye eğitimlerimiz; bölge irtibat ofisinde ve bölgedeki düğün salonlarında devam ediyor; anayasa, iş kanunu, sendika ve toplu sözleşme kanunları ile genel işçi hakları konusunda seminerler düzenliyorduk. İrili ufaklı yaptığımız birçok toplantı sonucunda, yeni üyelerimiz kısa sürede hakları konusunda bilinçlenmeye başlanmıştı.
Sendikal eğitimlerin yanı sıra; cumartesi, pazar ve tatil günlerinde işçiler ve aileleri için emekçi dostu sanatçıların katıldığı konserler organize ediyordum. Ruhi Su, Aşık İhsani ve Aşık Nesimi Çimen kendilerine özgü, devrimci deyiş ve türküleriyle katılanlara duygulu, coşkulu ve hoş anlar yaşatıyorlardı...
Yılmaz Güney ile Buluşma ve Umut Filmi
Bölgemizdeki yeni ve eski üyelerimizin bir araya gelmelerini, birbirlerini daha iyi tanıyıp kaynaşmalarını sağlamak amacıyla bir sinema gösterimi düzenlemeye karar verdim. Program için Yılmaz Güney'in efsanevi UMUT filmini seçmiştim ancak filmi çeşitli bürokratik ya da teknik nedenlerden ötürü bir türlü temin edemedim.
Bunun üzerine değerli sanatçı, emek ve işçi dostu sevgili Yılmaz Güney'i telefonla arayarak konu hakkında görüşmek istediğimi belirttim. Sözümü ikiletmedi, bir an bile düşünmeden, "Buyurun gelin abem" dedi.
Levent’teki Evinde Randevu
Bana Levent'teki evinde randevu vermişti. Önünde iki iri cins köpeğin bulunduğu kapıdan geçerek içeri girdim. Güzel insan, değerli eşi Fatoş Hanım ve Yılmaz Güney'in annesi de oradaydı.
Konuşmalarımızın önemli bir bölümü, Demirdöküm Fabrikası işçilerinin başarıyla sonuçlandırdıkları sendikal mücadele ve fabrika işgali üzerine geçti. Anlattıklarımdan o kadar etkilenmişti ki, sözümü heyecanla keserek, "Ben bu olayı filme çekmeliyim!" dedi.
Bir süre sonra geniş bir zamanda bu konuyu enine boyuna tekrar konuşmamız gerekeceğini, işgal sırasında fabrika içinde olan işçilerle de bizzat görüşmek isteyeceğini belirtti ve bu konuda yardımcı olmamı rica etti. Ben de "Senaryo aşamasında size seve seve yardımcı olabilirim" demiştim. Konuşmamızın o anında, "Ben senaryoyu, çekim yaparken yazarım abem" dediğini hiç ama hiç unutamıyorum...
Eşinin getirdiği kalem ve kağıdı aldı, hemen oracıkta kısa bir not yazdı ve zarfa koyarak kapattı. Zarfı bana uzatırken, "Beyoğlu'nda Akün Film var. Oraya gidin, selamımı söyleyin, filmi size verecekler" dedi. Teşekkür ederek yanından ayrıldım.
Zarfı götürdüğümde filmi hemen teslim ettiler. Böylece "Umut", Silahtarağa Mehtap Sinemasında günler boyunca gösterimde kaldı. Bölgedeki işçiler; eşleri ve çocuklarıyla birlikte kendi "umutlarını" tazeleyerek büyük bir gururla filmi seyrettiler...
Emekçi ve işçi dostu, büyük sanatçı Yılmaz Güney’i saygı, sevgi ve özlemle anıyorum. Anısı, Silahtarağa işçilerinin mücadelesinde ve sinemamızın dik duruşunda yaşamaya devam edecek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder