29 Nisan 2022 Cuma

1 MAYIS TAKSİME ÇOK YAKIŞIYOR

TAKSİM MEYDANI MAHZUN

1 Mayısı yığınsal olarak, 1976 yılında DİSK öncülüğünde kutladık. Taksim Meydanında kutlanan 1 MAYIS, halkımızın büyük bir bölümü için mutluluk kaynağı oldu. Güzel bir organizasyon, başarılı ve özenli bir çalışma, semeresini vermiş Taksim katılımcılarla dolup taşmıştı. 

O gün TAKSİM MEYDANI 300 binleri aşan bir insan selini konuk ediyordu. "İğne atsan yere düşmez" örneği, bu günü de kapsıyordu. Katılımcılar günlerce emek vererek hazırladıkları pankartlarını özgürce havaya kaldırıyor, demokratik isteklerini dillendiriyor, büyük bir heyecan, güçlü duygular ve neşe içinde, söyledikleri marş ve şarkılarla bayramın tadını çıkarıyorlardı.

Amacına uygun kutlanan bu güzel günün güvenliği, tamamen DİSK üyesi işçiler tarafından sağlanmıştı. 1976 1 MAYIS kutlaması başlangıcından bitimine kadar hem katılım, hem de taleplerin dillendirilmesi bakımından herkesin 1 Mayısıydı.

Toplantı düzeninde saygı ve hoşgörü en üst düzeydeydi. Gençler, aydınlar, sanatçılar, devrimciler, sol örgüt ve sosyalist kuruluşlar, bu kutlamada işçi sınıfıyla beraber olduklarını tarihe not düşürüyorlardı. 

1 Mayıs 1976 ilk yığınsal kutlama, Taksim Meydanına çok yakışmıştı. Bu gün, baştan sona, katılım, dilek ve taleplerin dillendirilmesi, zaman zaman şölen tadına ulaşması bakımından "herkesin 1 Mayısıydı."

Gün boyu kutlamaların devam ettiği bu güzel gün, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler'in tarihi konuşmasıyla sonlandı. Bir  MAYIS'ın  yeni kutlamaları maalesef Taksim'de yapılamıyor. Bu bakımdan Taksim Meydanı, 2022 yılının 1 Mayısında çok mahzun...  




9 Şubat 2022 Çarşamba

KAVEL İŞÇİ DİRENİŞİ 59 YIL

1963 YILININ 28 OCAK TARİHLİ BİR ZEMHERİ GÜNÜNDE, İSTİNYE'DE KURULU KAVEL KABLO İŞÇİLERİ, SENDİKAL HAREKETLER TARİHİMİZE ONURLU BİR DİRENİŞ HEDİYE ETTİLER. 

59 yıl önce yapılan bu direniş, işçi sınıfının demokratik sendikal mücadelesinin yol göstericiliğine devam ediyor...1963 Yılında Kavel İşçileri sendikal özgürlük tarihine yeni ve kalıcı bir sayfa yazdırdılar. "Birlik olunca güçlü oluruz" şeklindeki ilkeyi, hayata geçirdiler. İşverenin baskılarına karşı koydular. Kavel Kablo Fabrikası’nda iş bıraktılar, direniş başlattılar. Kavel Direnişi ile ilgili çok şeyler yazıldı, çizildi.

Uzun yıllar, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Sendikası başkanlığını da yapan, değerli gazeteci Orhan Erinç'ten alıntıladığımız Kavel direnişi hakkındaki kısa değerlendirmesinde şöyle yazıyor...

"1961 Anayasa'nın getirdiği özgürlük ortamı gelişiyordu ama yeni Sendikalar Yasası ile Toplu İş Sözleşmesi Yasası henüz çıkmamıştı.
Yeni dönemin ilk işçi direnişi Kavel Kablo Fabrikası’nda başladı. Ben o dönem Yeni Sabah Gazetesi’ndeydim. Büyük küçük bütün patronlar, kötü örnek olmaması için direnişin bastırılmasını olmazsa başarısızlıkla sonuçlanmasını istiyor ve bu konuda ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlardı. Bu yaklaşımdaki patronlardan ve dolaysıyla patron temsilcilerinden biri de Yeni Sabah’ın patronu Safa Kılıçoğlu idi. İstihbarat Servisi ile Fotoğraf Servisi’ndeki bütün arkadaşlar sıra ile Farika’ya giderek işçilerle görüşüp haberler yaptı. İdare binasına yaklaşmak dolayısıyla patronla ya da temsilcileri ile görüşmek olanaksızdı. Sıra ile gitmemizin nedeni Patron’un hiç birimizin yazdığı haberi beğenmemesiydi. Sonunda Patron’un özel isteği ile olsa gerek iki ağabeyimiz (Adlarını yazmıyorum. Ruhları şad olsun.) Gittiler. Haberin çıktığı gün, yeniden haber yapmak için giden arkadaşlarımızı götüren araçtaki “Yeni Sabah” yazısını gören işçiler, aracı taşa tuttular. 28 Ocak 1963’de başlayan direniş, 4 Mart 1964’de Çalışma Bakanı Bülent Ecevit, İstanbul Valisi Niyazi Akı ve Bölge Çalışma Müdürü Sabih Türsan’ın da katıldığı törende işçilerle işveren arasında imzalanan protokolle sona erdi. Direniş kayıtlara, grevin sadece Anayasa’da yer aldığı bir süreçte “Kavel Kablo Grevi“ diye geçti ve yenilerine örnek oldu."

Orhan Erinç


 1961 Anayasa’nın getirdiği özgürlük ortamı gelişiyordu ama yeni Sendikalar Yasası ile Toplu İş Sözleşmesi Yasası henüz çıkmamışt

25 Ocak 2022 Salı

28 OCAK KAVEL GÜNÜ

 KAVEL

İşime karım dedim, karıma Kavel diyeceğim. 
Ve soluğum tükenmedikçe bu doyumsuz dünyada, 
Güneşe karışmadıkça etim 
Kavel Grevcilerinin türküsünü söyleyeceğim. 
Ve izin verirlerse Kavel Grevcileri, 
İzin verirlerse İstinyeli emekçi kardeşlerim, 
İzin verirlerse Kavel Grevcileri, 
Ve ben kendimi tutabilirsem eğer sesimi tutabilirsem 
O çoban ateşinin yandığı yerde Kavel'de, 
O erkekçe direnilen yerde, Kavel'de 
Karın altında nişanlanıp dostlarımın arasında 
Öpeceğim nişanlımı Kavel kapısında 
Ve izin verirlerse İstinyeli emekçi kardeşlerim 
İzin verirlerse Kavel Grevcileri 
İlk çocuğumun adını Kavel koyacağım.,

                                                                                                                 Hasan Hüseyin Korkmazgil
                                                                   
KAVEL DİRENİŞİ YAŞIYOR

Türkiye'de sendikal hareketler var olduğu müddetçe, Kavel Kablo Fabrikası işçilerinin, emek dünyasına, yol gösterici direnişleri, 28 Ocak Kavel Günü olarak hep hatırlanacak. 
Ekmekleri için emek veren, bu uğurda alınteri döken yiğit kablo işçileri, aynı zamanda işçilik onurlarının mücadelesini de veriyorlardı.

İstanbul İstinye'de kurulu Kavel Kablo Fabrikasının, teknik personel ve büro personeli ile birlikte  220 civarında çalışanı bulunuyordu...
KAVEL işçileri gece gündüz, sıcak, soğuk demeden, o yıllarda ülkenin çokça ihtiyacı olan,özellikle de iletişim alanında kullanılan kaliteli kablo üretiyorlardı.
Çalışanların büyük çoğunluğu fabrikanın kuruluşundan itibaren varolan elemanlardı.
Zamanına göre modern ve yüksek teknolojiyle kurulmuş olan bu fabrikaya, 1961 Yılında İbrahim Üzümcü adında Amerika'dan yeni dönmüş genç bir adam genel müdür tayin edilmişti.



İyi okullarda okuyan, Amerikada eğitim ve ihtisas yapan bu şahsın, kısa zamanda kendine göre bir yönetim şekli oluşturduğu görüldü. 

Yapılan üretimi yeterli bulmuyor çok, daha çok üretim istiyordu. Bu nedenlerle uzun süreli fazla mesailer yaptırıyor, işçiler üzerinde anlaşılmaz baskılar uyguluyordu.  
İşçiler bu durumlara uzun süre dayandılar. 
Genel müdürün sendikadan ayrılmaları konusunda ki dayatmaları ve zamanında ödenmeyen fazla mesai ücretleri ile ikramiyelerden kalan alacaklarının ödenmemesi nedeniyle işçilerin huzursuzlukları artarak devam etti. 
İşçilere söz geçiremeyen genel müdür işyerinde yetkili konumdaki MADEN-İŞ Sendikasının yasal temsilcilerini işten attı. 
Bununla yetinmeyen genel müdür 10 işçiyi daha işten attı. 
Bunun üzerine işçiler 28 Ocak 1963 tarihinde işi durdurdular ve direnişe başladılar. 
36 gün devam eden Kavel işçilerinin bu direnişi hükumetin aracılığı ile son buldu.

Sendikal hareketler tarihi içinde, Kavel işçilerinin sendikal alanda meydana getirdikleri, özgürlük ve hak aramaya yönelik uygulamaları fabrika kapanana kadar hiç kaybolmadı. 
İşverenler de, işçi sendikaları da bu konular hakkında tartışmalarını hep sürdürdüler. 

Kavel olaylarıyla ilgili çokça görüşler sergilendi.Toplantı ve paneller yapıldı, makaleler yayımlandı, kitaplar yazıldı, karikatürler çizildi.
09.03.1963 Milliyet(Tarihi Tekamül) Bedri

"I. KAVEL DİRENİŞİ 1963"ve "2. KAVEL DİRENİŞİ 1968" direnişleriyle ilgili olan yazılarıma, konu hakkında bilgi ve düşüncelerimi yeteri kadar anlattığımı zannediyorum. Bu yüzden aynı konulara bir kez daha değinmeyeceğim...

28 Ocak 1963 Tarihinde Ocak ayının karlı ve soğuk bir gününde, henüz sendikalar yasası çıkmadığı için "Anayasa içi" özgürlük hareketlerini başlattılar
Çalışma hayatında, sendikal alanda, edebiyatta, siyasette, Kavel olayları hep yer aldı, varoldu, varolmaya da devam edecek.
İşçi dostu büyük usta Hasan Hüseyin Korkmazgil'in yukarıda okuduğunuz ve emek dünyasına gümüş çivilerle çakılan altın plakete yazdığı, "İşime karım dedim karıma Kavel diyeceğim" dizesiyle başlayan şiiri gibi hep canlı kalacak...


8 Eylül 2021 Çarşamba

"12 EYLÜL DİPSİZ KÖR KUYU"

12 Eylül 1980 "Faşist Darbesi" bundan 41 sene önce yapılmıştı. Bu darbe, başta demokrasi olmak üzere bir çok değeri katletti. Emek kesimi açısından baktığımızda binlerce insan ümitsizliğe, işsizliğe, yoksulluğa, hapislere düştü. Sendikaları ile yaptıkları demokratik mücadelelerle elde ettikleri  ekonomik haklarının kaybettiler... 

İki yıl önceki yazımızın bir bölümünü yeniden yayınlıyoruz.

SENDİKAL ACILAR VE 39 YIL

1980 Yılı 12 Eylülünden bu yana tam 39 yıl geçti.
İşte bu tarih, "yeter artık biraz da biz gülelim" diyen sanayici, "ben zengini severim" diyen siyasetçi ve yardakçılarının oluşturdukları ortama, omuz veren "asmayalım da besleyelim mi" diyen anlayıştaki darbeci devlet adamlarının sevinçten çığlıklar atarak, kendilerini kendileri tarafından göreve getirdikleri kapkara bir gündür.

Türkiye'de sendikal hareketlerin, gerçek ve devrimci sendikal çalışmaların budanmaya başlandığı gündür 12 Eylül...
İşçi sınıfının devrimci sendikal kanadının koparıldığının, kara bir tarih sayfasına yazılmaya başlanmasının kararlaştırıldığı kirlenmiş bir gündür 12 Eylül...

İşçilerin ter temiz duygu ve alın terleriyle oluşturarak 1967 Tarihinde kurdukları Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, (DİSK) ve üye sendikaların çalışmalarının sonlandırıldığı tarihtir 12 Eylül.


Darbeci Kenan Evren ve onun sivil uzantısı olan Turgut Özal'ın hazırladığı zengin şerbetini (24 Ocak kararlarını), birlikte şevkle ve zevkle içmeye başladıkları gündür 12 Eylül. 
İşçi sınıfının yıllar boyunca demokratik mücadelelerle elde ettiği kazanılmış haklarının gasp edildiği bir tarihin başlangıcıdır 12 Eylül...

İşçi sınıfının ekonomik  ve demokratik haklarının tırpanlandığı, demokratik mücadelelerle büyüttükleri gerçek sendikal örgütleri DİSK'İN, faaliyetlerine son verildiği tarihtir 12 Eylül...

Suçsuzlukları mahkemelerce beraat kararları ile anlaşılan, yüzlerce sendikacının, gözaltına alındıkları, tutuklandıkları, işkencelerden geçirildikleri çok kötü, çok korkunç günler, aylar ve yılların başlangıç tarihidir 12 Eylül... 

Binlerce işçinin işten çıkarıldığı, ailece açlığa mahkum edildiği, çaresizliklere itildiği, dibi görünmez kör kuyuların sıra, sıra işçi ve emekçilerin yollarına kazındığı gündür 12 Eylül...

20 Temmuz 2021 Salı

BENİM ADIM KEMAL TÜRKLER

Türk Sendikacılık Tarihinin, devrimci lideri, sınıf ve kitle sendikacılığının öğretmeni, gerçek işçi lideri Kemal Türkler'in vahşice katledildiği 22 Temmuz günlerinden birisi bu gün. Aramızdan ayrılalı 41 yıl oldu. 
Bu gün işçi sınıfının "kara günü." 
 
1962 yılında büyük zorluklarla işbaşı yaptığım Rabak Bakır Fabrikasında çalışırken, 1965 Yılında MADEN-İŞ Sendikasının Silahtarağa Merkez Şube Başkanlığına seçilmiştim. Sendikacılık bilgimin profesyonel sendikal çalışmalar için yeterli olmadığının kısa zamanda farkına varmıştım.
 
Sendikacılık dışarıdan bakıldığında albenili ve kolay gibi görünse de, bence çoğunlukla içinde acılar barındırdığını, gerçek sendikacının sürekli fedakârlık yapmasının beklendiği gerçeğini çok çabuk anlamıştım. 
Attığım her adımda, yapacağım her görüşmede, imzalayacağım her sözleşmede, yüzlerce, binlerce işçinin, eşinin, çocuklarının ve bakmakta olduğu herkesin sorumluluğunun, omuzlarıma yüklendiğinin bilincindeydim.

Silahtarağa Bölgesi Adnan Menderes'in (1950) iktidarıyla birlikte tam bir sanayi bölgesi durumuna dönüşmüştü. Özellikle de bölge, metal işkolunun merkezi konumundaydı. Ülkemiz sendika tarihi içinde kendisine önemli sayfalar yazılan Türk Demirdöküm, Arçelik, Sungurlar Kazan, Elektrometal, Çelik Endüstrisi, Bahariye Demir Çekme Fabrikaları "Silahtarağa Çukuru" tabir edilen bu bölgede faaliyet göstermekteydi ve hepsi de sarı sendika Çelik-İş'e bağlıydı. 

Yine Haliç'in her iki yakası ile Kağıthane'nin Cendere Bölgesi, onlarca demir çekme,  pik döküm, çivi, fermuar, kalorifer kazanı, kablo imalatı ve soğutma sistemleri yapan metal işkolu atölyeleriyle doluydu, bunların bir kısmında da işveren desteği ile yine sarı Çelik- İş yetkili hale getirilmişti.

Bu bölgenin metal işkolu bakımından önemli olduğu, bir başka şekilde de hemen anlaşılmaktaydı. Madenî Eşya Sanayicileri Sendikasının (MESS) onbir kurucusundan beşi bu bölgede faaliyet göstermekteydi.
 Alberto Penhas (Nurmetal Çelik Eşya), Burhanettin Günergun (Türk Demirdöküm), Şevket Belgin (Zatel Aliminyum), Adnan Bensel (Arçelik), Seyfettin Atabek (Erel Çelik Eşya) fabrikalarının patronları durumundaki MESS kurucularıydı.

1963 Yılında çıkarılan Sendikalar Kanunu ile birlikte, T. MADEN-İŞ Sendikası ile Metal İşverenleri Sendikası (MESS) arasında sendikal alanda birçok kez mücadele yaşanmış ve maalesef 1964 yılında yukarıda belirttiğim fabrikalarda mücadeleyi işveren, sarı sendika ve MESS üçlüsü kazanmıştı.  Bunların bir kısmının daha sonra MADEN-İŞ bünyesine nasıl katıldıklarını ileride anlatmaya çalışacağım. Günün ehemmiyeti bakımından Kemal Türkler'le ilgili kısa bir anekdot anlatmak istiyorum.

Kemal Türkler üstün sendikacılık donanımına ilave olarak aynı zamanda gözü kara bir liderdi. 
Kendisiyle uzun süre birlikte çalıştığım, çok şey öğrendiğim, Türkler'den yeri geldiğinde gözü kara olmak gerektiğine de şahit olmuştum...

1969 Yılıydı. 
Sarı sendikalardan kurtulmak için birçok demokratik eylemler yapan işçiler MADEN-İŞ'e üye olmak istemekteydiler. İşverenler ve MESS ise başka, başka bahanelerle bu durumu çeşitli biçimlerde engellemeye çalışıyorlardı. Yaptığım çalışmalar sonunda Demirdöküm işçileri yaptıkları eşi görülmemiş şahane demokratik direnişleriyle tekrar MADEN-İŞ'E katıldı. Diğer bazı fabrika işçileri de Demirdöküm işçilerinin gittiği yoldan yürüyerek Maden-iş içinde yerlerini almaya başlıyorlardı. Bunların önemlilerinden birisi de Sebahattin Sunguroğlu'nun sahibi olduğu Sungurlar Kazan Fabrikasıydı. Sunguroğlu, işçilerin MADEN-İŞ'e üye olmalarını istemiyor, kuruluşuna yardım ettikleri sarı Çelik-İş Sendikası ile kendi tabiri olan "gül" gibi geçiniyordu."

Sunguroğlu'nun aşırı baskı yaptığı ve çoğunluğun üye olduğu MADEN-İŞ Sendikasını tanımaması ve tekrar sarı sendikaya döndürme baskılarına artık yeter diyen işçiler 1970 Mart ayında işi bırakarak, üretimi durdurdular. 
Direnişin ikinci veya üçüncü günüydü İstanbul Valisi Vefa Poyraz Vilayette bir toplantı tertip etmişti. Genel Başkan Kemal Türkler, tarafların çağrıldığı bu toplantıya benim katılmamı istemişti. Organizatörüm Mustafa Demirci'yle birlikte Vilayetteki toplantıya katıldık. Toplantıya işveren olarak Sebahattin Sunguroğlu katılmıştı, Eyüp Kaymakamı Kazım Pamuk ve *Alibeyköy Belediye Başkanı Fettah Kahraman da toplantıdaydı. 

Vali Vefa Poyraz tarafları anlaştırmak için çok çaba sarf etti. 
Toplantıda dile getirdiğim işçi tekliflerini, **Sungurlar Kazan Fabrikası işvereni Sebahattin Sunguroğlu anında reddediyor ve mevcut sendikamızla "gül gibi" geçiniyoruz diyordu. 

Direniş devam ediyorken bir gün Genel Başkan Kemal Türkler "seninle bir yere gideceğiz, oraya  geliyorum beni bekle" diye telefon etmişti. Zaten direniş başladığından bu yana 6. Bölge Temsilcisi olarak sendikamızın Silahtarağada'ki ofisindeydim, geceleri de burada kalıyordum. Genel Başkan geldi, onun kullandığı arabaya bindim, "İstihkâm Okuluna gidiyoruz" dedi. ***İstihkâm Okulu Kağıthane'deydi, istihkâm sınıfı yedek subay okuluydu. Komutanın yanına çıktık. Komutan bir generaldi. Rütbesini ve ismini tam olarak hatırlamıyorum. Asık suratlıydı ve doğru dürüst oturmak için yer bile göstermemişti bize.


Genel Başkan Türkler oradaki koltuklardan birine oturdu komutana doğru dönerek, "buyurun sizi dinliyorum" dedi. 
Komutan,"bakın bu işi çabuk bitirin, bizim acil kazan siparişlerimiz var, kazan fabrikasındaki grev kanunsuz, bu grevin bitirilmemesi halinde sonu çok kötü olacak" diye devam etti.

General olduğunu belirtti ve biraz yüksek sesli biçimde adını söyledi. Türkler, "ben buraya talimat almaya gelmedim. Sizin tehditleriniz beni korkutmaz, benim adım da Kemal Türkler" diyerek ayağa kalktı odadan çıktık, uzun koridorda ayakkabılarının topuklarını sertçe vurarak yürümeye başladı. Az sonra iki çift ayakkabı topuğunun yere değmesiyle çıkarttıkları sesler, bu uzun koridorda yankılanmaya başlamıştı... 


NOT: MADEN-İŞ 6. Bölge Temsilciliğim sırasında yukarıda saydığım fabrikaların sendikal örgütlenmelerini 1970 yılında tamamlamıştım. İşyerlerinin tamamı DİSK üyesi MADEN-İŞ bünyesine katılmış, sarı sendika Çelik-İş, bölgeden tamamen yok olmuştu.  
 
*O zamanlar Alibeyköy, Eyüp İlçesine bağlı belde belediyesiydi. Başkanı ise Bulgaristan göçmeni Fettah Kahraman'dı. Başbakan Süleyman Demirel'in kendisiyle direk görüştüğü rivayet edilirdi.
**Sungurlar Kazan Fabrikası işyerinde Sunguroğlu'nun tutumu nedeniyle işçiler üç ayrı tarihte üç ayrı direniş yaptılar ve sonunda sendikal özgürlüklerini elde ettiler.
***İstihkâm okul binası günümüzde, Kağıthane Belediye binası olarak hizmet vermektedir.
 

7 Haziran 2021 Pazartesi

İSTANBULA KÖYLÜ GÖÇÜ VE 15-16 HAZİRAN 1970

Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte zaman geçirmeden sanayileşmeye başlandı. 1. Dünya Savaşının ardından, zaferle kazanılan Kurtuluş Savaşı nedeniyle, ülke insanımız ekonomik bakımdan nefes alamaz duruma gelmişti.

Atatürk, derhal sanayileşmeye karar vermiş, bu kararını da Anadolu'dan başlatmıştır. 
Bu uygulama İsmet İnönü zamanında da devam ettirilmiş, sanayi kuruluşlarının özellikle Anadolu'ya yayılmasını sağlamışlardır.

Kurtuluş savaşını zaferle sonuçlandıranlar, ekonomi alanında da adeta nefessiz kalan insanımıza can suyu verir gibi çok önemli bir uygulama inşa etmeye başlıyorlardı.

600 yıllık koca imparatorluk, bu uzun yaşamı boyunca kendi ekonomisini kuramamış, ya da çeşitli sebeplerle bu durum ihmal edilmiş veya engellenmiştir. İmparatorluk kendi ekonomisini yaratma yerine, anahtarı Rum ve Ermeni tüccarların elinde bulunduğu, güdük bir İstanbul ekonomisiyle yetinmiştir. 
Oysa İngiltere ve batı ülkelerinin büyük bir kısmı, daha 18. ve 19. yüzyıllarda sanayilerini çoktan geliştirip tamamlamışlardı.

Anadolu'da başlatılan sanayi hamleleri kısa zamanda semeresini vermiş, kendi savaş silahlarını hatta kendi uçağını yapacak kadar çıtayı yükseltmiştir.
Öyle ki o koşullarda bile Yunanistan'a bomba, bir kısım Avrupa ülkelerine de uçak satışı gerçekleşiyordu.

Çok partili demokrasiye geçilip ülke idaresini 1950 yılında devralan Adnan Menderes,"her mahallede bir milyoner yaratacağız" sloganıyla birlikte sanayi yapılanmasını İstanbul'a kaydırdı.
Devlet tarafından sağlanan ucuz hatta bedava verilen arsa ve diğer imkanlar nedeniyle kısa zamanda İstanbul'un merkezi ve merkeze yakın yerleri, binlerce atölye ve fabrikalarla dolmaya başladı.
Bu durumların ileride yeni ve olumsuz sonuçlar doğuracağına neden olduğu görülecekti...

KÖYDEN KENTE İŞÇİ GÖÇÜ

Kurulmaya başlayan atölye ve fabrikalar yeterli sayıda işçi bulamıyorlardı. Fabrikalar tam kapasite çalışamıyor, usta işçiye ihtiyaç duyan atölyelerin üretimleri yeterli olamıyordu. Özetlemek gerekirse yeni oluşturulan sanayi sektöründe, hem nitelikli hem de vasıfsız işgücüne ihtiyaç doğmuştu. 

1. Dünya Savaşından sonra devam edilen ve zaferle sonlanan Kurtuluş Savaşı, insanlarımızı yormuş ve fakirleştirmişti. Bu yoksulluktan köylümüz daha çok etkilenmişti.
Kurtuluş Savaşı yıllarında çocuk olanlar, şimdi köylerinde işsiz birer gençlerdi.
1950 li yıllardan itibaren İstanbul'a göç başladı. Sırtına yorganını, eline tahta bavulunu alan bu işsiz gençler beşer onar İstanbul yoluna çıkıyorlardı.

93 Harbinde doğu illerimizden göçenlere yakılan ağıt, bazı yörelerde tekrar söyleniyordu. 

"GÖÇ GÖÇ OLDU GÖÇLER YOLA DÜZÜLDÜ"

Göç etmek kolay iş değil. Göç zor demek, zorluk demek. 
Göç kelimesi; Gurbeti, ayrılığı, hasreti çağrıştırıyor, henüz evcek yapılmıyor ama, yine de acı veriyor. 

  

1950 yılının ikinci yarısından itibaren başlayan, 1960 yıllarında ise doruğa çıkan bu durum, kısa bir süre sanayicilerin işine yaradı. Köylü olarak yola çıkan, şimdi ise kendisine amele, işçi gibi tabir edilen insanlar, kendilerine göre bu gurbette zorluğun her türlüsünü yaşıyorlardı.
Bir çoğunun tanıdığı, akrabası, kalacak yeri yatacak yatağı bile yoktu.
Köylü olarak yola çıkan bu insanlar şimdi işçiliğe geçiyordu. 


Köyde fakirdi üst başta yoktu ama zor olan şartların altından kalkabiliyordu. Şimdiyse yeni gördüğü bu yerde ağır koşullar altında çalışmaya başlıyordu, daha doğrusu çalışmaya zorlanıyordu

"Cep delik cepken delik
kol delik mintan delik 
yen delik kaftan delik
kevgir misin be kardeşlik"

Orhan Veli, şiirini sanki bu günler için yazmıştı.

1960 Menderes hükumetinin sona ediği yıl oldu. Menderes idaresi son buldu ama İsmet İnönü'nün İkinci Dünya Savaşı yıllarında millete yıllarca fedakarlık yaptırarak doldurduğu devlet hazinesinin de boşaldığı görüldü. 

1961 Anayasası birçok konuda olduğu gibi işçilere de sanki yeni bir nefes olmuştu. İşçi lehine olan bazı hakların varlığından ayrı olarak, sendikalar kanunu yürürlüğe giriyordu. Yeni Anayasa ve sendikalar kanunu, emek mücadelesinde işçilere, işverenler karşısında dik durabilmelerine ışık yakmıştı. 

1963 Kavel Kablo direnişi, 1968 Derbi Fabrika işgali, 1968 Singer Fabrika işgali, 1969 Türk Demirdöküm işgalleri, emek mücadelesinin birlik olmaktan geçtiğini ispatlayan eylemler oldu.

Kemal Türklerin başında bulunduğu Türkiye MADEN-İŞ, ve konfederasyon DİSK, işbirlikçi sendikal anlayışa karşı çıkıyor, sınıf sendikacılığı anlayışının savunuculuğunu yapıyordu. Emeği savunan, işçi haklarını en iyi biçimde sağlayan, işçiden yana gerçek ve devrimci konfederasyon DİSK, üyesi işçilere kucak açmıştı...

DİSK üyesi sendikalar, başta MADEN-İŞ olmak üzere, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve emek mücadelesinin göstergelerinden biri olan ücretlerin, artırılması konusunda, işverenlere karşı demokratik mücadele veriyor ve başarılı oluyorlardı.

DİSK'in her geçen gün güçlenmesi, TÜRK-İŞ Konfederasyonunu endişelendiriyor, iktidarda bulunan Demirel'i rahatsız ediyordu. İktidar rahatsızlığını eyleme koydu, acele olarak  DİSK'in kapanmasına yol açacak bir yasa çıkardı. 
DİSK Yönetimi İstanbul'da, 14 Haziran 1970 günü işçi temsilcileriyle toplandı. Toplantıda direnme kararı alındı. İşçiler öfkeli ve sendikalarını ezdirmemeye kararlıydılar.

15 ve 16 Haziran günleri yüzlerce fabrikada üretim durdu. Fabrikalara girilmedi. Toplu biçimde uyguladıkları yürüyüşlerle protestolar yapıldı. Fabrikalar sessiz sokaklar canlı işçiler marşlar söyleyerek gruplar halinde yürüdüler. Hükumet sıkıyönetim ilan etti. DİSK yönetici ve bazı işyeri temsilcileri tutuklandı.

Özet olarak belirtirsek, iktidarın acele çıkardığı yasanın  anayasaya aykırılığı nedeniyle geri çekildi.Tutuklananlar bir süre sonra serbest kaldı, mahkemeler sonunda tamamı beraat etti. İşçiler Devrimci demokratik anlayışla yaptıkları mücadeleyi kazandılar, sendikalarına sahip çıktılar...

İşte bu yıl, 15-16 Haziran 1970 Direnişi 51. Yılında... 
































27 Nisan 2021 Salı

1 MAYIS BU YIL GÖNÜLLERDE KUTLANACAK

Bir Mayıs, dünyada işçi ve emekçiler tarafından birlik, dayanışma ve mücadele günü   olarak kutlanıyor. 

Dünyayı saran ve sarsan  (Corona) virüs salgını, nedeniyle bu yılda meydanlarda yığınsal olarak kutlanamıyor. 

Ülkemizde, 1 MAYIS ilk defa yığınsal olarak, İstanbul “1 MAYIS MEYDANI” Taksim’de kutlandı. 1976 ve 1977 yıllarında, Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu  (DİSK) öncülüğünde, Taksim Meydanında yapılan kutlamalar çok yüksek katılımlı, hem de çok görkemli oldu.

1 Mayıs 1976 Taksim Meydanı; 
Sağ başta Kemal Türkler-Sol başta ben 
DİSK üyesi Sendikalar ve sivil toplum örgütleri, bazı siyasi parti temsilcileri ve bir çok ideolojik grupların taraftarları ile katılımları, Taksim Meydanında bu güne kadar görülmemiş yığınsal bir durum oluşturuyor, eşine ender rastlanan bir güzellik sergileniyordu. Gençlik örgütleri ve sanatçıların katılımı ve çok sayıda vatandaşın oluşturduğu topluluk görülmeye değerdi...

İstanbul'un, meydan, cadde ve sokakları, 1 Mayıs afişleri ile donatılmış, "haydi Taksim'e" diyordu.
Başta işçiler olmak üzere, halkın büyük bir kesimi gruplar halinde, meydana yürümeye başlıyordu.
İnsanlar, dilek ve isteklerinin yazılı olduğu pankartları havaya kaldırıp, şarkı ve marşlar söyleyerek, heyecanlı ama gülümseyen suratlarla Taksim Meydanını tıklım, tıklım doldurmuştu... 

1976 1 Mayıs Günü Taksim, meydanı dolduran yüzbinlerce insanı konuk ediyordu.
1976 kutlaması başlangıcından sonuna kadar hem katılım, hem dilek ve isteklerin dillendirilmesi, hem de şenlik olarak "herkesin 1 MAYIS  BAYRAMI" olarak tamamlandı.

DİSK öncülüğünde yapılan 1 Mayıs 1976 kutlamaları, halkımızın büyük bir bölümü için mutluluk kaynağı oldu. 
Güzel bir organizasyon, başarılı ve özenli bir çalışma, semeresini vermiş,Taksim meydanı katılımcılarla 
dolup taşmıştı. Katılan örgütler demokratik isteklerini dillendirmiş, büyük bir heyecan, coşku ve sevinç içinde, söyledikleri marş ve şarkılarla bayramın tadını çıkarmıştı.

Güvenliğinin tamamı DİSK üyesi işçiler tarafından sağlanmış olan bu güzel gün, Türkiye işçi sınıfı ve onun ekonomik kitle örgütlerinin, sendikacılık tarihine başarılarla dolu, birlik ve dayanışma duygularıyla kayıt düşüyordu. Herhangi tatsız bir olayın yaşanmadığı bu büyük kutlama, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler tarafından yapılan harika bir konuşmayla sonlanmıştı,

1976 1 Mayıs kutlaması beklenenden daha yığınsal olmuştu. Düzen, saygı, hoşgörü en üst düzeydeydi. İşçi sınıfı kendi içinde, birliğini ve dayanışmasını en güzel şekilde gösterdi.
Gençler, aydınlar, sanatçılar, sol örgütler, sosyalist kuruluşlar işçi 
sınıfıyla yan yana olduklarını perçinlediler. 
Taksim her yönden ihtişamlıydı. 

Taksim her yönden ihtişamlı, kutlama ise muhteşemdi...

Elbette 1 MAYIS 1977 kutlaması daha yığınsal ve daha görkemli olmalıydı. Bu nedenle  kutlama hazırlıklarına oldukça erken başlandı. DİSK başta olmak üzere üye sendikalar ve diğer örgütler de kutlamaya en iyi biçimde katılmak istiyorlardı. Örgütlerin amacı, Taksim Meydanına daha kalabalık, daha organize ve daha ihtişamlı girmek, gruplarıyla daha iyi bir yer tutmaktı. 

Nitekim bu düşünce ve uygulama, meydanın çok erken dolmasına neden oldu. Beşiktaş ve Dolmabahçe tarafından gelmekte olan konvoy ile Tarlabaşı yönünden gelen konvoyların bir kısmı kalabalık nedeniyle meydana ulaşamadı. Tarlabaşı tarafından gelen siyasi gruplar arasında zaman, zaman meydana girişte gerginlikler yaşanıyordu. 

1 MAYIS 1977 kutlamaları, katılım, meydana giriş ve toplumsal heyecan  bakımından doruk noktasına ulaşmıştı...

Ne yazık ki bu güzel gün, istenilen güzellikte sonlanmadı. 
DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler konuşmasını bitirmek üzereyken, bazı provokatörler ve karanlık eller devreye girdi. 

Silahlar ateşlendi.
Büyük bir panik yaratıldı.
Korkunç olaylar yaşandı.
37 vatandaşımız hayatını kaybetti.

1977 1 MAYIS gösterilerine kan karıştırıldı, acılar oluştu.
Olaylar hakkında pekçok yayın yapıldı. 
Makaleler yazıldı. 
Kitaplar yayımlandı. 
Yetkili yetkisiz ağızlar konuştu. 
Televizyon programları yapıldı.
İlgili ve yetkililerce yüzlerce rapor yazıldı. 
Sorumluları bulunmadı, bulunmak istenmedi...  

Yıl 2021 Yığınsal kutlama yapılamıyor ama milyonlarca işçi, emekçi, emek dostu üzgün, meydanlar ise mahzun.

Pandemi (Salgın) nedeni ile bu yıl 1 Mayıs günü sokağa çıkma yasağı konuldu. DİSK Yönetimi elbette, kaybedilenleri anmak için Taksimde olacaktır. 

Bir kısım insan ise kutlama yapmak için Taksime gelmenin mücadelesini verecektir. 1 Mayısı kutlamak için Meydana gelemeyenler gönüllerinde kutlayacak. Gönüllerinde kutlama yapan milyonların kalpleri ise Taksim 1 MAYIS  Meydanında atacak...