28 Haziran 2022 Salı

CÜNEYT ARKIN VE BABANIN OĞLU FİLMİ

 Türk Sinemasının "haksızlıklara baş kaldıran" efsanelerinden birini daha kaybettik.  

Sayamayacağım kadar sinema filmlerinde başrol oynayan Cüneyt Arkın, ülkemizde "insan" olan kişiliği ile hep saygınlığını koruyan bir sanatçıydı. 1975 Yılında, Kemal Türkler'in genel başkanlığını yaptığı Türkiye Maden-İş Sendikasının, ben de Toplu sözleşme ve ekonomi politika dairesinden sorumlu genel başkan vekili idim. 1975, 1976, 1977 MADEN-İŞ'in toplu sözleşme dönemlerinin en çetin geçtiği ve ekonomik bakımdan çok üstün ücret ve diğer sendikal hakların alındığı yıllardı. 

DİSK'in, "işçiler sendikalarında söz ve karar sahibidir"ilkesinin tam olarak uygulanması nedeniyle, bu yıllarda özellikle de "sanayi sendikacılığında" örgütlenme, çok başarılı bir duruma gelmişti...

Zannediyorum 1975 yılıydı, Cüneyt Arkın imzalı bir davetiye ulaşmıştı. İstanbul Site Sinemasında gösterime yeni giren bir filme davet edilmiştim. Çok yıllar geçtiği için tam olarak hatırlayamıyorum ama galiba "Babanın Oğluydu". Bilindiği gibi filmin ana teması bir fabrika işçisinin mafya patronluğuna soyunması ve buna ilişkin gelişmeler... 

Cüneyt Arkın'la film bitiminde beş dakika kadar ayak üstü konuştuk. Çok kısa olarak görüşlerimi bildirdim.  O da "evet bazı yerlerde eksiklerimiz oldu" demişti. Filmin galası olduğu için Arkın'a ilgi çok fazlaydı. "Keşke sizinle çekim öncesi konuşmuş olabilseydim" demişti. 

Cüneyt Arkın, kişiliği ile, Atatürkçülüğü, haksızlıklara karşı yaptığı fılmleri ve asla kaybolmayan memleket sevgisiyle dik duran önemli sanatçılarımızdan birisiydi.

O bir ulu çınardı...

15 Haziran 2022 Çarşamba

YIL 1970 AYLARDAN HAZİRAN

Bu gün Haziran ayının 15'i

14 Haziran 1970, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonunun (DİSK) İstanbul Merter Bölgesinde, çok önemli bir toplantısı yapıldı. Bu toplantıya DİSK ve üye sendikaların tüm yöneticileri ile  İstanbul ve Kocaeli'de işyeri sendika temsilcileri katıldı. 

Süleyman Demirel iktidarı, uzun zamandır 1967 Yılında kurulan, emek dünyası içinde gelişerek büyüyen ve gerçek sendikacılığın temsilcisi haline gelmeyi başaran DİSK'i zayıflatmayı hatta kapatmayı amaçlayan çalışmalar yapıyordu. Amacına ulaşmak için Sendikalar Kanununda alelacele bir  değişikliğe giderek anayasaya aykırı yeni bir kanun çıkardı.

Sendikal özgürlüğü ortadan kaldırmayı amaçlayan, Anayasaya da aykırı olan bu kanuna karşı işçiler her ilde bu duruma karşı ses verdiler. Kendilerine göre çeşitli şekillerde demokratik protesto haklarını kullandılar. 

İstanbul ve Kocaeli'de 15 Haziran sabahı işbaşı yapmadılar. Üretim durdu. İktidarın bu uygulamasını protesto etmek için en yakın fabrikadaki işçilerle buluşarak ve birleşerek yürüdüler. 15 ve 16 Haziran'da DİSK'e bağlı işçilerin yaptıkları bu büyük protesto eylemi, devrimci gençlik, sol kuruluşlar ve bazı siyasi parti mensupları tarafından da desteklendi. 

Planlı ve kararlı biçimde yapılan bu eylem şahane bir haykırış, yüzbinlerin katıldığı ve beyaz sayfalara yazılan bir unutulmaz oldu... 

15 ve 16 Haziran sendikal özgürlük direnişi "16 Haziran İşçi Eylem Günüdür" sloganı ile emek tarihi içindeki yerini aldı.

İşçi sınıfının devrimci sendikal kanadının öncülüğünde yapılan 15- 16 Haziran Direnişi ile işçiler,

kararlaştırdılar,
buluştular,
birleştiler,
birleşerek anlaştılar,
binler,
onbinler,
yüzbinler olarak yürüdüler, yürüdüler,
kazandılar...





 

29 Nisan 2022 Cuma

1 MAYIS TAKSİME ÇOK YAKIŞIYOR

TAKSİM MEYDANI MAHZUN

1 Mayısı yığınsal olarak, 1976 yılında DİSK öncülüğünde kutladık. Taksim Meydanında kutlanan 1 MAYIS, halkımızın büyük bir bölümü için mutluluk kaynağı oldu. Güzel bir organizasyon, başarılı ve özenli bir çalışma, semeresini vermiş Taksim katılımcılarla dolup taşmıştı. 

O gün TAKSİM MEYDANI 300 binleri aşan bir insan selini konuk ediyordu. "İğne atsan yere düşmez" örneği, bu günü de kapsıyordu. Katılımcılar günlerce emek vererek hazırladıkları pankartlarını özgürce havaya kaldırıyor, demokratik isteklerini dillendiriyor, büyük bir heyecan, güçlü duygular ve neşe içinde, söyledikleri marş ve şarkılarla bayramın tadını çıkarıyorlardı.

Amacına uygun kutlanan bu güzel günün güvenliği, tamamen DİSK üyesi işçiler tarafından sağlanmıştı. 1976 1 MAYIS kutlaması başlangıcından bitimine kadar hem katılım, hem de taleplerin dillendirilmesi bakımından herkesin 1 Mayısıydı.

Toplantı düzeninde saygı ve hoşgörü en üst düzeydeydi. Gençler, aydınlar, sanatçılar, devrimciler, sol örgüt ve sosyalist kuruluşlar, bu kutlamada işçi sınıfıyla beraber olduklarını tarihe not düşürüyorlardı. 

1 Mayıs 1976 ilk yığınsal kutlama, Taksim Meydanına çok yakışmıştı. Bu gün, baştan sona, katılım, dilek ve taleplerin dillendirilmesi, zaman zaman şölen tadına ulaşması bakımından "herkesin 1 Mayısıydı."

Gün boyu kutlamaların devam ettiği bu güzel gün, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler'in tarihi konuşmasıyla sonlandı. Bir  MAYIS'ın  yeni kutlamaları maalesef Taksim'de yapılamıyor. Bu bakımdan Taksim Meydanı, 2022 yılının 1 Mayısında çok mahzun...  




9 Şubat 2022 Çarşamba

KAVEL İŞÇİ DİRENİŞİ 59 YIL

1963 YILININ 28 OCAK TARİHLİ BİR ZEMHERİ GÜNÜNDE, İSTİNYE'DE KURULU KAVEL KABLO İŞÇİLERİ, SENDİKAL HAREKETLER TARİHİMİZE ONURLU BİR DİRENİŞ HEDİYE ETTİLER. 

59 yıl önce yapılan bu direniş, işçi sınıfının demokratik sendikal mücadelesinin yol göstericiliğine devam ediyor...1963 Yılında Kavel İşçileri sendikal özgürlük tarihine yeni ve kalıcı bir sayfa yazdırdılar. "Birlik olunca güçlü oluruz" şeklindeki ilkeyi, hayata geçirdiler. İşverenin baskılarına karşı koydular. Kavel Kablo Fabrikası’nda iş bıraktılar, direniş başlattılar. Kavel Direnişi ile ilgili çok şeyler yazıldı, çizildi.

Uzun yıllar, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Sendikası başkanlığını da yapan, değerli gazeteci Orhan Erinç'ten alıntıladığımız Kavel direnişi hakkındaki kısa değerlendirmesinde şöyle yazıyor...

"1961 Anayasa'nın getirdiği özgürlük ortamı gelişiyordu ama yeni Sendikalar Yasası ile Toplu İş Sözleşmesi Yasası henüz çıkmamıştı.
Yeni dönemin ilk işçi direnişi Kavel Kablo Fabrikası’nda başladı. Ben o dönem Yeni Sabah Gazetesi’ndeydim. Büyük küçük bütün patronlar, kötü örnek olmaması için direnişin bastırılmasını olmazsa başarısızlıkla sonuçlanmasını istiyor ve bu konuda ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlardı. Bu yaklaşımdaki patronlardan ve dolaysıyla patron temsilcilerinden biri de Yeni Sabah’ın patronu Safa Kılıçoğlu idi. İstihbarat Servisi ile Fotoğraf Servisi’ndeki bütün arkadaşlar sıra ile Farika’ya giderek işçilerle görüşüp haberler yaptı. İdare binasına yaklaşmak dolayısıyla patronla ya da temsilcileri ile görüşmek olanaksızdı. Sıra ile gitmemizin nedeni Patron’un hiç birimizin yazdığı haberi beğenmemesiydi. Sonunda Patron’un özel isteği ile olsa gerek iki ağabeyimiz (Adlarını yazmıyorum. Ruhları şad olsun.) Gittiler. Haberin çıktığı gün, yeniden haber yapmak için giden arkadaşlarımızı götüren araçtaki “Yeni Sabah” yazısını gören işçiler, aracı taşa tuttular. 28 Ocak 1963’de başlayan direniş, 4 Mart 1964’de Çalışma Bakanı Bülent Ecevit, İstanbul Valisi Niyazi Akı ve Bölge Çalışma Müdürü Sabih Türsan’ın da katıldığı törende işçilerle işveren arasında imzalanan protokolle sona erdi. Direniş kayıtlara, grevin sadece Anayasa’da yer aldığı bir süreçte “Kavel Kablo Grevi“ diye geçti ve yenilerine örnek oldu."

Orhan Erinç


 1961 Anayasa’nın getirdiği özgürlük ortamı gelişiyordu ama yeni Sendikalar Yasası ile Toplu İş Sözleşmesi Yasası henüz çıkmamışt

25 Ocak 2022 Salı

28 OCAK KAVEL GÜNÜ

 KAVEL

İşime karım dedim, karıma Kavel diyeceğim. 
Ve soluğum tükenmedikçe bu doyumsuz dünyada, 
Güneşe karışmadıkça etim 
Kavel Grevcilerinin türküsünü söyleyeceğim. 
Ve izin verirlerse Kavel Grevcileri, 
İzin verirlerse İstinyeli emekçi kardeşlerim, 
İzin verirlerse Kavel Grevcileri, 
Ve ben kendimi tutabilirsem eğer sesimi tutabilirsem 
O çoban ateşinin yandığı yerde Kavel'de, 
O erkekçe direnilen yerde, Kavel'de 
Karın altında nişanlanıp dostlarımın arasında 
Öpeceğim nişanlımı Kavel kapısında 
Ve izin verirlerse İstinyeli emekçi kardeşlerim 
İzin verirlerse Kavel Grevcileri 
İlk çocuğumun adını Kavel koyacağım.,

                                                                                                                 Hasan Hüseyin Korkmazgil
                                                                   
KAVEL DİRENİŞİ YAŞIYOR

Türkiye'de sendikal hareketler var olduğu müddetçe, Kavel Kablo Fabrikası işçilerinin, emek dünyasına, yol gösterici direnişleri, 28 Ocak Kavel Günü olarak hep hatırlanacak. 
Ekmekleri için emek veren, bu uğurda alınteri döken yiğit kablo işçileri, aynı zamanda işçilik onurlarının mücadelesini de veriyorlardı.

İstanbul İstinye'de kurulu Kavel Kablo Fabrikasının, teknik personel ve büro personeli ile birlikte  220 civarında çalışanı bulunuyordu...
KAVEL işçileri gece gündüz, sıcak, soğuk demeden, o yıllarda ülkenin çokça ihtiyacı olan,özellikle de iletişim alanında kullanılan kaliteli kablo üretiyorlardı.
Çalışanların büyük çoğunluğu fabrikanın kuruluşundan itibaren varolan elemanlardı.
Zamanına göre modern ve yüksek teknolojiyle kurulmuş olan bu fabrikaya, 1961 Yılında İbrahim Üzümcü adında Amerika'dan yeni dönmüş genç bir adam genel müdür tayin edilmişti.



İyi okullarda okuyan, Amerikada eğitim ve ihtisas yapan bu şahsın, kısa zamanda kendine göre bir yönetim şekli oluşturduğu görüldü. 

Yapılan üretimi yeterli bulmuyor çok, daha çok üretim istiyordu. Bu nedenlerle uzun süreli fazla mesailer yaptırıyor, işçiler üzerinde anlaşılmaz baskılar uyguluyordu.  
İşçiler bu durumlara uzun süre dayandılar. 
Genel müdürün sendikadan ayrılmaları konusunda ki dayatmaları ve zamanında ödenmeyen fazla mesai ücretleri ile ikramiyelerden kalan alacaklarının ödenmemesi nedeniyle işçilerin huzursuzlukları artarak devam etti. 
İşçilere söz geçiremeyen genel müdür işyerinde yetkili konumdaki MADEN-İŞ Sendikasının yasal temsilcilerini işten attı. 
Bununla yetinmeyen genel müdür 10 işçiyi daha işten attı. 
Bunun üzerine işçiler 28 Ocak 1963 tarihinde işi durdurdular ve direnişe başladılar. 
36 gün devam eden Kavel işçilerinin bu direnişi hükumetin aracılığı ile son buldu.

Sendikal hareketler tarihi içinde, Kavel işçilerinin sendikal alanda meydana getirdikleri, özgürlük ve hak aramaya yönelik uygulamaları fabrika kapanana kadar hiç kaybolmadı. 
İşverenler de, işçi sendikaları da bu konular hakkında tartışmalarını hep sürdürdüler. 

Kavel olaylarıyla ilgili çokça görüşler sergilendi.Toplantı ve paneller yapıldı, makaleler yayımlandı, kitaplar yazıldı, karikatürler çizildi.
09.03.1963 Milliyet(Tarihi Tekamül) Bedri

"I. KAVEL DİRENİŞİ 1963"ve "2. KAVEL DİRENİŞİ 1968" direnişleriyle ilgili olan yazılarıma, konu hakkında bilgi ve düşüncelerimi yeteri kadar anlattığımı zannediyorum. Bu yüzden aynı konulara bir kez daha değinmeyeceğim...

28 Ocak 1963 Tarihinde Ocak ayının karlı ve soğuk bir gününde, henüz sendikalar yasası çıkmadığı için "Anayasa içi" özgürlük hareketlerini başlattılar
Çalışma hayatında, sendikal alanda, edebiyatta, siyasette, Kavel olayları hep yer aldı, varoldu, varolmaya da devam edecek.
İşçi dostu büyük usta Hasan Hüseyin Korkmazgil'in yukarıda okuduğunuz ve emek dünyasına gümüş çivilerle çakılan altın plakete yazdığı, "İşime karım dedim karıma Kavel diyeceğim" dizesiyle başlayan şiiri gibi hep canlı kalacak...


8 Eylül 2021 Çarşamba

"12 EYLÜL DİPSİZ KÖR KUYU"

12 Eylül 1980 "Faşist Darbesi" bundan 41 sene önce yapılmıştı. Bu darbe, başta demokrasi olmak üzere bir çok değeri katletti. Emek kesimi açısından baktığımızda binlerce insan ümitsizliğe, işsizliğe, yoksulluğa, hapislere düştü. Sendikaları ile yaptıkları demokratik mücadelelerle elde ettikleri  ekonomik haklarının kaybettiler... 

İki yıl önceki yazımızın bir bölümünü yeniden yayınlıyoruz.

SENDİKAL ACILAR VE 39 YIL

1980 Yılı 12 Eylülünden bu yana tam 39 yıl geçti.
İşte bu tarih, "yeter artık biraz da biz gülelim" diyen sanayici, "ben zengini severim" diyen siyasetçi ve yardakçılarının oluşturdukları ortama, omuz veren "asmayalım da besleyelim mi" diyen anlayıştaki darbeci devlet adamlarının sevinçten çığlıklar atarak, kendilerini kendileri tarafından göreve getirdikleri kapkara bir gündür.

Türkiye'de sendikal hareketlerin, gerçek ve devrimci sendikal çalışmaların budanmaya başlandığı gündür 12 Eylül...
İşçi sınıfının devrimci sendikal kanadının koparıldığının, kara bir tarih sayfasına yazılmaya başlanmasının kararlaştırıldığı kirlenmiş bir gündür 12 Eylül...

İşçilerin ter temiz duygu ve alın terleriyle oluşturarak 1967 Tarihinde kurdukları Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, (DİSK) ve üye sendikaların çalışmalarının sonlandırıldığı tarihtir 12 Eylül.


Darbeci Kenan Evren ve onun sivil uzantısı olan Turgut Özal'ın hazırladığı zengin şerbetini (24 Ocak kararlarını), birlikte şevkle ve zevkle içmeye başladıkları gündür 12 Eylül. 
İşçi sınıfının yıllar boyunca demokratik mücadelelerle elde ettiği kazanılmış haklarının gasp edildiği bir tarihin başlangıcıdır 12 Eylül...

İşçi sınıfının ekonomik  ve demokratik haklarının tırpanlandığı, demokratik mücadelelerle büyüttükleri gerçek sendikal örgütleri DİSK'İN, faaliyetlerine son verildiği tarihtir 12 Eylül...

Suçsuzlukları mahkemelerce beraat kararları ile anlaşılan, yüzlerce sendikacının, gözaltına alındıkları, tutuklandıkları, işkencelerden geçirildikleri çok kötü, çok korkunç günler, aylar ve yılların başlangıç tarihidir 12 Eylül... 

Binlerce işçinin işten çıkarıldığı, ailece açlığa mahkum edildiği, çaresizliklere itildiği, dibi görünmez kör kuyuların sıra, sıra işçi ve emekçilerin yollarına kazındığı gündür 12 Eylül...

20 Temmuz 2021 Salı

BENİM ADIM KEMAL TÜRKLER

Türk Sendikacılık Tarihinin, devrimci lideri, sınıf ve kitle sendikacılığının öğretmeni, gerçek işçi lideri Kemal Türkler'in vahşice katledildiği 22 Temmuz günlerinden birisi bu gün. Aramızdan ayrılalı 41 yıl oldu. 
Bu gün işçi sınıfının "kara günü." 
 
1962 yılında büyük zorluklarla işbaşı yaptığım Rabak Bakır Fabrikasında çalışırken, 1965 Yılında MADEN-İŞ Sendikasının Silahtarağa Merkez Şube Başkanlığına seçilmiştim. Sendikacılık bilgimin profesyonel sendikal çalışmalar için yeterli olmadığının kısa zamanda farkına varmıştım.
 
Sendikacılık dışarıdan bakıldığında albenili ve kolay gibi görünse de, bence çoğunlukla içinde acılar barındırdığını, gerçek sendikacının sürekli fedakârlık yapmasının beklendiği gerçeğini çok çabuk anlamıştım. 
Attığım her adımda, yapacağım her görüşmede, imzalayacağım her sözleşmede, yüzlerce, binlerce işçinin, eşinin, çocuklarının ve bakmakta olduğu herkesin sorumluluğunun, omuzlarıma yüklendiğinin bilincindeydim.

Silahtarağa Bölgesi Adnan Menderes'in (1950) iktidarıyla birlikte tam bir sanayi bölgesi durumuna dönüşmüştü. Özellikle de bölge, metal işkolunun merkezi konumundaydı. Ülkemiz sendika tarihi içinde kendisine önemli sayfalar yazılan Türk Demirdöküm, Arçelik, Sungurlar Kazan, Elektrometal, Çelik Endüstrisi, Bahariye Demir Çekme Fabrikaları "Silahtarağa Çukuru" tabir edilen bu bölgede faaliyet göstermekteydi ve hepsi de sarı sendika Çelik-İş'e bağlıydı. 

Yine Haliç'in her iki yakası ile Kağıthane'nin Cendere Bölgesi, onlarca demir çekme,  pik döküm, çivi, fermuar, kalorifer kazanı, kablo imalatı ve soğutma sistemleri yapan metal işkolu atölyeleriyle doluydu, bunların bir kısmında da işveren desteği ile yine sarı Çelik- İş yetkili hale getirilmişti.

Bu bölgenin metal işkolu bakımından önemli olduğu, bir başka şekilde de hemen anlaşılmaktaydı. Madenî Eşya Sanayicileri Sendikasının (MESS) onbir kurucusundan beşi bu bölgede faaliyet göstermekteydi.
 Alberto Penhas (Nurmetal Çelik Eşya), Burhanettin Günergun (Türk Demirdöküm), Şevket Belgin (Zatel Aliminyum), Adnan Bensel (Arçelik), Seyfettin Atabek (Erel Çelik Eşya) fabrikalarının patronları durumundaki MESS kurucularıydı.

1963 Yılında çıkarılan Sendikalar Kanunu ile birlikte, T. MADEN-İŞ Sendikası ile Metal İşverenleri Sendikası (MESS) arasında sendikal alanda birçok kez mücadele yaşanmış ve maalesef 1964 yılında yukarıda belirttiğim fabrikalarda mücadeleyi işveren, sarı sendika ve MESS üçlüsü kazanmıştı.  Bunların bir kısmının daha sonra MADEN-İŞ bünyesine nasıl katıldıklarını ileride anlatmaya çalışacağım. Günün ehemmiyeti bakımından Kemal Türkler'le ilgili kısa bir anekdot anlatmak istiyorum.

Kemal Türkler üstün sendikacılık donanımına ilave olarak aynı zamanda gözü kara bir liderdi. 
Kendisiyle uzun süre birlikte çalıştığım, çok şey öğrendiğim, Türkler'den yeri geldiğinde gözü kara olmak gerektiğine de şahit olmuştum...

1969 Yılıydı. 
Sarı sendikalardan kurtulmak için birçok demokratik eylemler yapan işçiler MADEN-İŞ'e üye olmak istemekteydiler. İşverenler ve MESS ise başka, başka bahanelerle bu durumu çeşitli biçimlerde engellemeye çalışıyorlardı. Yaptığım çalışmalar sonunda Demirdöküm işçileri yaptıkları eşi görülmemiş şahane demokratik direnişleriyle tekrar MADEN-İŞ'E katıldı. Diğer bazı fabrika işçileri de Demirdöküm işçilerinin gittiği yoldan yürüyerek Maden-iş içinde yerlerini almaya başlıyorlardı. Bunların önemlilerinden birisi de Sebahattin Sunguroğlu'nun sahibi olduğu Sungurlar Kazan Fabrikasıydı. Sunguroğlu, işçilerin MADEN-İŞ'e üye olmalarını istemiyor, kuruluşuna yardım ettikleri sarı Çelik-İş Sendikası ile kendi tabiri olan "gül" gibi geçiniyordu."

Sunguroğlu'nun aşırı baskı yaptığı ve çoğunluğun üye olduğu MADEN-İŞ Sendikasını tanımaması ve tekrar sarı sendikaya döndürme baskılarına artık yeter diyen işçiler 1970 Mart ayında işi bırakarak, üretimi durdurdular. 
Direnişin ikinci veya üçüncü günüydü İstanbul Valisi Vefa Poyraz Vilayette bir toplantı tertip etmişti. Genel Başkan Kemal Türkler, tarafların çağrıldığı bu toplantıya benim katılmamı istemişti. Organizatörüm Mustafa Demirci'yle birlikte Vilayetteki toplantıya katıldık. Toplantıya işveren olarak Sebahattin Sunguroğlu katılmıştı, Eyüp Kaymakamı Kazım Pamuk ve *Alibeyköy Belediye Başkanı Fettah Kahraman da toplantıdaydı. 

Vali Vefa Poyraz tarafları anlaştırmak için çok çaba sarf etti. 
Toplantıda dile getirdiğim işçi tekliflerini, **Sungurlar Kazan Fabrikası işvereni Sebahattin Sunguroğlu anında reddediyor ve mevcut sendikamızla "gül gibi" geçiniyoruz diyordu. 

Direniş devam ediyorken bir gün Genel Başkan Kemal Türkler "seninle bir yere gideceğiz, oraya  geliyorum beni bekle" diye telefon etmişti. Zaten direniş başladığından bu yana 6. Bölge Temsilcisi olarak sendikamızın Silahtarağada'ki ofisindeydim, geceleri de burada kalıyordum. Genel Başkan geldi, onun kullandığı arabaya bindim, "İstihkâm Okuluna gidiyoruz" dedi. ***İstihkâm Okulu Kağıthane'deydi, istihkâm sınıfı yedek subay okuluydu. Komutanın yanına çıktık. Komutan bir generaldi. Rütbesini ve ismini tam olarak hatırlamıyorum. Asık suratlıydı ve doğru dürüst oturmak için yer bile göstermemişti bize.


Genel Başkan Türkler oradaki koltuklardan birine oturdu komutana doğru dönerek, "buyurun sizi dinliyorum" dedi. 
Komutan,"bakın bu işi çabuk bitirin, bizim acil kazan siparişlerimiz var, kazan fabrikasındaki grev kanunsuz, bu grevin bitirilmemesi halinde sonu çok kötü olacak" diye devam etti.

General olduğunu belirtti ve biraz yüksek sesli biçimde adını söyledi. Türkler, "ben buraya talimat almaya gelmedim. Sizin tehditleriniz beni korkutmaz, benim adım da Kemal Türkler" diyerek ayağa kalktı odadan çıktık, uzun koridorda ayakkabılarının topuklarını sertçe vurarak yürümeye başladı. Az sonra iki çift ayakkabı topuğunun yere değmesiyle çıkarttıkları sesler, bu uzun koridorda yankılanmaya başlamıştı... 


NOT: MADEN-İŞ 6. Bölge Temsilciliğim sırasında yukarıda saydığım fabrikaların sendikal örgütlenmelerini 1970 yılında tamamlamıştım. İşyerlerinin tamamı DİSK üyesi MADEN-İŞ bünyesine katılmış, sarı sendika Çelik-İş, bölgeden tamamen yok olmuştu.  
 
*O zamanlar Alibeyköy, Eyüp İlçesine bağlı belde belediyesiydi. Başkanı ise Bulgaristan göçmeni Fettah Kahraman'dı. Başbakan Süleyman Demirel'in kendisiyle direk görüştüğü rivayet edilirdi.
**Sungurlar Kazan Fabrikası işyerinde Sunguroğlu'nun tutumu nedeniyle işçiler üç ayrı tarihte üç ayrı direniş yaptılar ve sonunda sendikal özgürlüklerini elde ettiler.
***İstihkâm okul binası günümüzde, Kağıthane Belediye binası olarak hizmet vermektedir.