Osmanlı İmparatorluğu, III. Ahmet döneminin bir bölümüne Lale Devri dendiğini biliyoruz. Bu devirde Kağıthane Bölgesi, İstanbul seçkinlerinin en önemli ve en çok sevilen mesire (gezinti) yerlerinden birisiydi.
Kağıthane deresinin iki yanına, kasır, saray, köşk ve hamamlar yapılmış, giderek buralarda uzun süreli şenliklerin yapılması günümüz deyimiyle moda haline gelmişti.
Geceleri kaplumbağaların, üzerlerinde yanan mumlarla dolaştığı bu şenliklere daha sonraları "Sadabad Şenlikleri" denilmeye başlanmıştır.
Devrin ünlü şairi Nedim, bakalım bu şiiri ile şenlikleri nasıl anlatıyor.
BİR SAFA BAHŞEDELİM
Bir safâ bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâda
Gidelim serv-i revânım yürü Sa‘dâbâd’a
İşte üç çifte kayık iskelede âmâde
Gidelim serv-i revânım yürü Sa‘dâbâd’a
Gülelim oynayalım kâm alalım dünyâdan
Mâ-i tesnîm içelim çeşme-i nev-peydâdan
Görelim âb-ı hayât akdığın ejderhâdan
Gidelim serv-i revânım yürü Sa‘dâbâd’a
Gidelim serv-i revânım yürü Sa‘dâbâd’a
İşte üç çifte kayık iskelede âmâde
Gidelim serv-i revânım yürü Sa‘dâbâd’a
Gülelim oynayalım kâm alalım dünyâdan
Mâ-i tesnîm içelim çeşme-i nev-peydâdan
Görelim âb-ı hayât akdığın ejderhâdan
Gidelim serv-i revânım yürü Sa‘dâbâd’a
O zamanlar, içinde onlarca çeşit balığın oynaştığı bir akvaryum gibi olan, masmavi Haliç'in her iki yakası da çok beğenilen seçkin(güzide) bir yerleşim bölgesiydi...
Yüzlerce sene, şenliklerin çılgınca yaşandığı, Kağıthane deresinin denizle buluştuğu yer Silahtarağa Bölgesidir.
Silahtarağa veya mahallî bazı insanların söylemi ile Ziliftarağa, Marmara Denizi'nden ayrılarak kara içine doğru uzanan dünya incisi Haliç'in de son bulduğu noktadır.
Osmanlı zamanında, Haliç kenarına temeli Fatih Sultan Mehmet tarafından atılan tersane ve daha sonra ordu (asker) için elzem olan Feshane Fabrikası kurulmuştur. Tersane ve Feshane işletmelerinin yanlarına Cumhuriyet dönemiyle birlikte yeni, yeni büyüklü küçüklü işletme ve fabrikalar kurulmaya başlanmıştır.
Haliç'in her iki yanı ve Silahtarağa Bölgesi, kısa bir zaman (1990) öncesine kadar İstanbul'un en önemli sanayi bölgelerinden biri durumundaydı.
Başta inşaat tuğlası olmak üzere çeşitli inşaat malzemeleri, tekstil, lastik plastik, döküm, çelik, kereste, mermer, beyaz eşya ve sayamayacağım kadar ev eşya ve sanayi ürünleri yapan işletmelerin kurulduğu bölgelerde bu satırların yazarı, yedi sekizli yaşlarında Eyüp'te denize girdi. Oniki, onbeş yaşlarında, Kasımpaşa vapur iskelesinde oltayla balık tuttu.
Yirmibeş, otuzlu yaşlarında Silahtarağa ve Haliç'in her iki yakasında uzun yıllar işçi ve sendika temsilcisi olarak çalıştı. T. Maden - İş Sendikası şube başkanı ve bölge temsilcisi olarak DİSK'İ temsil ederek işçi yararına önemli görevlerde bulundu.
Çoğu zaman döküm fabrikalarının bacalarından çıkan dumanlı havayı soludu. Bazen de Eyüp, Alibeyköy, Yıldıztabya ve Küçükköy'ün çamurlu sokaklarında ıslanarak yürüdü.
İş bitimi fabrika önlerinde, sendika örgütlenmesi için bildiriler dağıttı.
Başka bir gün çeşitli semt kahvelerinde gece, gündüz demeden işçi ve sendika üyeleriyle toplantılar yaptı.
Türk Demirdöküm, Sungurlar gibi önemli fabrikalarda çalışan işçilerle birlikte işgal direnişler yaşadı.
Grevler yönetti, çok başarılı toplu sözleşmeler bağıtladı.
Cumhuriyet dönemi başlangıç yıllarında, Haliç'in Beyoğlu tarafı olan Sütlüce'de 1923 Yılında Mezbaha, 1925 yılında da Sütlüce Karaağaç semtinde Şakir Zümre'nin ilk özel sektör silah (Bomba) fabrikası kuruldu.
Osmanlı döneminde kurulan Haliç Tersanesi ve Feshane işletmelerinin yanlarına, İnönü, Menderes, Demirel ve sonraki yöneticiler zamanda da yeni işletme ve fabrikalar kurulmaya devam edildi. Plansız ve alt yapısız kondurulan bu yapıların, elbette daha sonraları İstanbul'a ve özellikle bölge insanına olumsuz etkileri besbelli düşünülemedi!..
''Haliçte Fabrikalar'' olarak devam edecek.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder