26 Eylül 2014 Cuma

SİLAHTARAĞA ÇUKURU (ZİLİFTARAĞA) I

LALE DEVRİ SADABAD VE HALİÇ

Osmanlı İmparatorluğu, III. Ahmet döneminin bir bölümüne Lale Devri dendiğini biliyoruz. Bu devirde Kağıthane Bölgesi, İstanbul seçkinlerinin en önemli ve en çok sevilen mesire (gezinti) yeriydi.Kağıthane deresinin iki yanına, kasır, saray, köşk ve hamamlar yapılmış, giderek buralarda uzun süreli şenliklerin yapılması günümüz deyimiyle  moda haline gelmişti. Bu şenliklere daha sonraları "Sadabad Şenlikleri" denilmeye başlanmıştır.

O zamanlar, içinde onlarca çeşit balığın oynaştığı bir akvaryum gibi olan, masmavi Haliç'in her iki yakası çok beğenilen güzide bir yerleşim bölgesiydi...


Yüzlerce sene, şenliklerin çılgınca yaşandığı, Kağıthane deresinin denizle buluştuğu yer olan Silahtarağa, Marmara Denizi'nden ayrılarak kara içine doğru uzanan Haliç'in de son bulduğu noktadır.
                         
Haliç'in her iki yanı ve Silahtarağa, kısa bir zaman öncesine kadar İstanbul'un en önemli sanayi bölgelerinden biri durumundaydı.  

                                 1929 yılına ait AKŞAM Gazetesinden (Emlakkulisi.com).

Bu satırların yazarı, yedi sekizli yaşlarında Eyüp'te denize girdi. Oniki, onbeş yaşlarında, Kasımpaşa vapur iskelesinde oltayla balık tuttu. Yirmibeş, otuzlu yaşlarında Silahtarağa ve Haliç'in her iki yakasında uzun yıllar işçi ve sendika yöneticisi olarak çalıştı, başkan olarak önemli görevlerde bulundu.

Çoğu zaman döküm fabrikalarının bacalarından çıkan dumanlı havayı soludu. Bazen de Alibeyköy, Yıldıztabya ve Küçükköy'ün çamurlu sokaklarında ıslanarak yürüdü.

İş bitimi fabrika önlerinde, sendika bildirileri dağıttı. Başka bir gün çeşitli semt kahvelerinde işçi ve sendika üyeleriyle toplantılar yaptı...

HALİÇ VE FABRİKALAR

Cumhuriyet dönemi ile birlikte Haliç bölgesinde yeni fabrikalar kurulmaya başlandı. Haliç'in Beyoğlu tarafında 1923 yılında Sütlüce Mezbahası, 1925 yılında da Karaağaç semtinde Şakir Zümre ilk özel sektör fabrikası kuruldu.

Türkiye'de ilk bombanın bu fabrikada yapıldığı söylenir. Fabrikasında silah üreten "Zümrezade Şakir Bey" Türkiye'de ilk silah ihracatını da yapan firma sahibi olarak Türk sanayicileri içinde yer aldı.

Haliç'in Beyoğlu tarafında kurulan Şakir Zümre Fabrikası'nın devamında, Çolakoğlu Demir, Arçelik Buzdolabı, Halıcıoğlu Tel Çivi, Demas Demir Çekme, Alanya Demir Çekme, Kısmet Fermuar, Ramazanoğlu Bakır, Kutup Kazan, Diren Kollektif Madeni Eşya fabrikaları ile Taşkızak, Cami Altı, Haliç Tersaneleri bulunuyordu.
                                                                                           

Sünnet Köprüsü Mevkisinde, Kar Demir Çekme, Fer Döküm ve Estaş (Nurmetal) fabrikaları bacalarından duman çıkararak üretim yapmaya devam ederlerdi.

KAĞITHANE,  CENDERE, AYAZAĞA

Kağıthane ve Cendere boyunca, Kemerburgaz'a kadar uzanan bölgede kurulan fabrikaların bir kısmı şunlardı. Rabak Bakır, Arabacıoğlu Kereste, Keleş Mermer, Biksan Kablo, Çelik İzabe, Ünika Kablo, Ege Kimya, Plastifay Plastik, Kader Mensucat, Boronkay, Detel Demir Çekme, Hacı Şakir Sabun ve çok sayıda deterjan fabrika ve seramik atölyeleri.

DÖKÜM ve ÇELİK MERKEZİ

Silahtarağa; Adeta döküm, kalorifer kazanı, çelik ve izabe fabrikaları merkezine dönüşmüştü...

Koç Holding'e ait, ülkenin en büyük döküm fabrikası, Türk Demir Döküm ve sanayici Erenyol ailesine ait,Turgut Özal'ın da genel müdürlük yaptığı Elektrometal döküm ve izabe fabrikaları burada kuruldu.

Alibeyköy'e doğru uzayan güzergâh üzerinde, Yıldız Kazan, Gayret Demir Çekme, küçük Demir Döküm, Sungurlar Kazan ve küçük Sungurlar Fabrikaları faaliyet göstermeye başladı.

Çelik Endüstri, Makina Kimya av Fişeği, Aslan Tuğla, Otoyay, Preskold Buzdolabı, Bahariye Demir Çekme, Bahariye Mensucat, Çeltik, Gislaved Lastik, Kaynak Elektrot, Ayvansaray Cıvata Fabrikası ise, Haliç'in Silahtarağa'dan başlayan ve Eyüp, Ayvansaray yönünde kurulan fabrikalardı.

ÜRETİM ÇEŞİTLİLİĞİ

Lastikten, tekstile, deterjandan kabloya, silah yapımından karoseriye ve kalorifer kazanlarına, inşaat demirinden traktör parçalarına ve gemi yapımına kadar çeşitli sanayi dalında imalat yapan yüzlerce fabrika, atölye ve tersanelerin kurulduğu bu bölge, tam anlamıyla adı konmamış organize sanayi bölgeleri durumundaydı.

Türkiye'de işçi işveren ilişkileri konularında ki hareketliliğin büyük bir kısmı işte bu bölgede yaşandı. Direniş, grev, lokavt ve çeşitli eylemlerin yaşandığı olaylarda, elbette uzun süren acılar da yaşandı...
Kısa süren mutluluklara da şahit olan bu bölge, işçi sınıfı tarihine çalışanlar lehine kazanım olarak yazılan bir çok olayın da geliştiği yerdi...

Bu yazımızla dünyanın, Altın Boynuz dedikleri (Golden Horn) Haliç'i anlatmaya çalışmak istedik.
Mimar, mühendis, doçent, doktor, profesörlerimiz var. Belediyelerimiz, belediye meclislerimiz var. Valilerimiz, il genel meclisi üyelerimiz var. Bu koca koca unvanlı insanlar şehir yönetimlerinde, çoğu zaman yönetici, danışman, hukukçu olarak görevlerde bulundular.

Zaman zaman da, kadın doğum doktorunu belediye başkanı, ayakkabı boyacısını il genel meclisi üyesi olarak seçtik.
Seçtik denemez aslında, istemesek de seçtirdiler bizlere!

Haliç kenarına fabrika konduranlar, ucuz fabrika arsaları aldılar. Belkide teşvikle aldılar, orasını bilmiyoruz. On yıllarca buralardan büyük paralar kazandılar. Bir çoğunun hanları hamamları uçakları, oldu, bir kısmının ise fazladan mersedesleri, metresleri...
Bulundukları yerde tevsiatlara girdiler. Başka yerlerde yeni fabrikalar yaptılar. Zenginliklerine zenginlik kattılar. Anlatmak istediğimiz onların zenginlikleri, hanları, hamamları elbette değil.

Bir zamanlar, Fatih'in donanmasını yüzdürdüğü Haliç'in, kısa zamanda ne hallere geldiğini anlatabilmek.

Elli yıl boyunca Kağıthane deresi yoluyla bakır fabrikaları, sabun ve deterjan fabrikaları, boya fabrikaları Haliç'e atık asitlerini boşalttılar, balık ve canlı bırakmadılar.
Mermer fabrikaları, plastik fabrikaları zararlı atıklarını sürekli Haliç'e gönderdi. Döküm ve haddehaneler her türlü zararlı çamurlarını Haliç'e attılar. Arıtma yapmadılar, yapmaya da ihtiyaç duymadılar. Seçilenler de arıtma yaptırmadı, yaptıramadı onlara...


Sanayicilerimiz, yöneticilerin ve idarecilerin gözlerinin içine baka, baka Haliç'te balık ve canlı bırakmadılar. Her türlü atıklarıyla Haliç'i doldurdular. Silahtarağa'ya kadar giden şehir hatları vapurlarının yüzdüğü Haliç'te, kayıklar bile ilerleyemez oldu.

Eski İstanbul efendisi insanların oturduğu semtlerden kaçışlar başladı.Büyük çoğunluk kokudan evlerinde oturamaz duruma geldi. Bir kısmı başka yerlere kiraya gitti, bazısı da ucuz, ucuz sattı evlerini.

90 lı yıllarda fabrika yerleri İstanbul Belediye'si tarafından istimlak edildi. Pazarlıklar yapıldı. Değerler biçildi. Fabrika sahipleri, bir kere daha, hayır iki kere daha kazandılar. Hem fabrika bina ve arsa değerlerinin karşılığını aldılar, hem de başka bölgelerden yeni fabrika arsaları aldılar.

Haliç'in çamurunu temizlemek, sularını arıtmak ve bunların bedelini ödemek de İstanbul halkına kaldı...

DEVAM EDECEK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder