26 Ağustos 2016 Cuma

HALİT NARİN VE GÜLME SIRASI

1980 ÖNCESİ SENDİKAL YAPI

1980 Yılı öncesi ülke nüfus sayımız 44 milyon iken sendikalı işçi sayısı 2.5 milyondu. Yaklaşık yirmi işçiden birisi sendika üyesi durumundaydı.
Bu durum, sendikalı işçi örgütlenmesi açısından iyice gibi görünüyor.

Yıl 2016 ülke nüfusumuz 78 milyon, sendikalı işçi sayısı ise 700.000. Sendikalı işçi sayısı, oran olarak yaklaşık yüzde bir. Düşündürücü bir durum...

1951 Yılında Halit Narin, babası Nurullah Narin'le birlikte İstanbul Bakırköy'de, Narin Tekstil İşletmeleri Anonim şirketini kurdu. İşler iyi, mensucat para kazandırıyor patron olarak Halit Narin işinden ve kardan memnun, neşesi yerinde, gülüyor...

1972 Yılından itibaren Halit Narin Tekstil İşverenleri Sendikası Genel Başkanı oluyor. Şimdi, diğer tekstil fabrika patronlarını bir çatı altında örgütlemek ve Tekstil işçi sendikalarına karşı çok güçlü duruma gelme ve çok kazanma zamanı, Halit Bey gülmeye devam ediyor...

TÜRK-İŞ üyesi TEKSİF İşçi Sendikası ile arası iyi, sorunsuz toplu sözleşmeler yapıyor, imzalıyorlar. Hükumetler ve özellikle, Başbakan Demirel'le olan dostluğunu, tekstil sermaye örgütünün başkanı olarak daima muhafaza ediyor ve yine gülüyor...

1974 Yılına kadar Tekstil İşverenleri Sendikası Genel Başkanlığını yürüten Halit Narin'i, sermaye çevreleri, çok başarılı buluyorlar. Bu görevinin yanı sıra Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu(TİSK) Başkanlığı görevini de birlikte yürütmesine karar verdiler.

Bu kez, "Patronların patronu" koltuğuna oturdu. Büyük patron Koç'la birlikte gülüyor.
Gülüyor kazanıyor, kazandıkça gülüyorlar...

1970 li Yılların sonlarına doğru, Türkiye kaos yaşıyor. Emperyalizmin kışkırttığı uygulamaları, sağ, sol olaylar nedeni ile her gün yeni canlar kaybediliyor. 24 Ocak Kararları,"vahşi kapitalizm" uygulaması yürürlüğe konuluyor... Türkiye Büyük Millet Meclisi, uzun süren aylar boyunca başkanını seçemiyor. Birilerinin ifade ettikleri "darbe koşullarının olgunlaşması" bekleniyor!..


12 EYLÜL 1980

Kenan Evren ve kuvvet komutanları emir komuta yöntemi içinde, darbe yapıyorlar, ülke yönetimine el koyuyorlar. "Darbe koşulları" olgunlaştı herhalde!
13 Eylül terör sonlandı!..

Uzun gözaltılar, tutuklamalar, işkence ve işten çıkarma dönemleri başladı. Siyasi partilerin faaliyetleri durduruldu, yöneticileri gözetim altına alındı. Devrimci ve gerçek sendikaların (DİSK) faaliyetleri durduruldu, yöneticileri tutuklandı. Bu sendikaların yönetimleri, darbe zihniyetli, kayyumlara teslim edildi.
Ülke için, emekçiler için, siyaset için zor günler dönemi, uzun zamanlara yayılacaktı. Baş darbeci "garson bile benim kadar maaş alıyor"diyerek gözünü işçi ücretlerine dikmişti.

İşte 12 Eylül sonrası, Halit Narin, Kenan Evren'e nispet niteliğinde "şimdiye kadar (onlar) işçiler güldü, artık gülme sırası bizde" deyiverdi. Bu sözün anlamı değişik şekillerde yorumlanabilir. İlk akla geleni "işçi hak ve ücretlerinin törpüleneceği idi...

GÜLMEKTEN ÇİÇEĞİ YARILDI

Anadolu'da bir deyim vardır, sık değil ama söylendiği zaman tam yerine oturan bir deyimdir.
O kadar gülüyor ki "gülmekten çiçeği yarıldı."
1951 Yılında kurulan, Narin Mensucat her gün büyüdü, gelişti. Yeni makineler, yeni teknoloji uygulaması firmayı büyüttü. Karları arttı. Yeni bölgelerde yeni işletmeler kurdular. Bakırköy'deki Fabrika, siparişleri karşılayamaz hale geldi, Çerkezköy'e açıldılar. Modern Fabrikalar gece gündüz çalışıyor, cirolar büyüyor, karlar şişiyor.

Bu dönemlerde sendikalar, özellikle DİSK güçleniyor, devrimci ve gerçek sendikacılığın ürünü olan toplu iş sözleşmelerini, başarılı şekilde imzalıyor. İşçiler DİSK'e kaymasın diye zorunlu olarak, TÜRK-İŞ sözleşmeleri de ileri seviyelere çekiliyor. Halit Narin, işte 12 eylül öncesinde, karlarından bir kısmını istemeyerek de olsa zorunlu olarak, sendikalar vasıtası ile işçilere vermek durumunda kalıyor. Buna rağmen üretim iyi, karlar fazla yeni yatırımlar devam ediyor...

İşçi kesimi 12 Eylül öncesi Halit Narin'i hiç ağlarken görmedi. Solu, solcuyu sevmiyor "sol yanım hiç kımıldamaz"dermiş. Sola düşmanca, solcuya nefretle, sosyal demokrasiye ise yan bakıyor.
Fabrikaları kuruyor, büyütüyor, yetmiyor, yeni işletmeler kuruyor, zenginleşiyor, gülüyor, güldükçe zenginleşiyor.
Bu büyümelerde, bu zenginlikte, yeni fabrikaların kurulmasında, yeni holdingler oluşumunda sanki işçinin hiç payı yok...

Emeğin, emekçinin, işçinin olmadığı, işletmede, fabrikada üretim olur mu?
İşçi olmazsa işçi çalışmazsa zenginlik bu boyutlara ulaşır mı?
Sömürü düzenlerinde patronlar, zenginleşmede, işçi emeğini genellikle yok sayarlar...


  Evren'in Başbakanı olan "ben zengini severim diyen" Özal'la birlikte gülüyorlar.

Halit Narin 12 Eylül sonrası, "bundan sonra da biz güleceğiz" diyerek, Kenan Evren'e hak veriyor, destek çıkıyor. 12 Eylül 1980 öncesi işçiler, sanki fabrikalarda kar ortağıydı.
Evet 12 Eylül Darbesi yapıldı. Sadece Halit Narin değil patronların hepsi birden güldü. Galiba "patronların patronu" TİSK Başkanı o kadar çok güldü ki, "gülmekten çiçeği yarıldı."

İŞÇİLER ALACAKLI

Türkiye'de işçiler hiç gülmedi, gülemedi. Ölen patronların varisleri, yaşayan patronlar şunu iyi bilin, işçiler sizlerden alacaklı. Ölen işçiler alacaklı öldüler...

PATRONLAR İŞÇİLERE BORÇLU

Çok sayıda patron, işçilere borçlu öldü. Cenaze namazları kılınırken, işçiler yine de "hakkımızı helal ediyoruz" dediler.
Yaşayan patronlar, patronların değirmenine su taşıyan siyasiler, bürokratlar, sarı sendikacılar, işçilere borçlusunuz, hem de çok...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder