26 Ocak 2020 Pazar

SENDİKACI AĞA OLUR MU

Gazeteci Remzi Öztürk, Yeniçağ Gazetesinde yayınlanan, 25 Şubat 2019 tarihli "Türkiye'de sendikacı olmak" başlıklı yazısı ile, ülkemiz sendikal hareketleri içinde sendika başkanları ve yöneticileriyle ilgili tespitlerde bulunuyor, geçmişe ve günümüze ayna tutuyor... 

                                           TÜRKİYE'DE SENDİKACI OLMAK

Remzi ÖZDEMİRTürkiye'de de sendikalar 71 yıl önce kuruldu.
20 Şubat 1947'de çıkan 5018 sayılı İşçi ve İşveren Sendikaları ve Sendika Birlikleri Hakkında Kanun'un yürürlüğe girmesiyle, daha önce fiili olarak faaliyet gösteren sendikalar yasal olarak kurulabildi.
Sendikacılık tarihinde Türkiye'nin sicili her zaman bozuk.
Ülkeyi yönetenler hep sendikaları düşman olarak görüp, yok etmeye çalıştı.
12 Eylül Türkiye'de sendikacılığın derin bir yara almasına neden oldu.

12 Eylül'den sonra gelen iktidarlar da sendikal harekete bir türlü sıcak bakmadılar. Sık sık ertelenen grevler, işveren tarafından bir günde sendikasızlaştırmaya göz yummaları, Türkiye'nin sendikal sicilinin bozulmasında en önemli etkendir.
Sendikacılık en büyük darbeyi AKP döneminde yemiştir.
Recep Tayyip Erdoğan, 17 Temmuz 2017'de TOBB Kabul Salonu'nda, 15 Temmuz etkinlikleri kapsamında, yabancı sermayeli yatırımcılar ile bir araya geldiği toplantıda yaptığı konuşmada, OHAL hakkında çarpıcı itiraflarda bulunmuştu.
Erdoğan, işçilerin hak arama eylemlerini "tehdit" olarak tanımlarken, OHAL gerekçesiyle grev ertelemelerinden iş dünyasının memnun olması gerektiğini savunmuştu.

Türkiye'de sendikalar her ne kadar siyasetin etkisiyle yara almışsa da maalesef bazı sendikaların sendikal alt kültürün yeterince oluşmamış kişiler tarafından yönetilmesinden de zarar görmüştür.
Mafya tarzı yönetimler, silahlı başkanlar, ölenler, öldürenler, koltuğa bir oturdu mu yıllarca yerinden kalkmayanlar ve en önemlisi sendika ağası olan yöneticiler, Türkiye'de sendikacılığın derin darbe almasına neden olmuştur.
Tecrübe elbette önemlidir. Ancak hiç insan kaynağı yokmuş gibi bir kişinin kutsallaştırılarak 30 yıl, 40 yıl ve 50 yıl gibi bir ömür koltukta oturmasının faturasını Türkiye'de işçi kesimi ödemiştir.
Demokrasi maalesef Türkiye'de işçi sendikalarına uğramamıştır. Genelleştirmek kesinlikle yanlış ama birçoğunda yönetim şekli adeta başkanlık değil krallıktır.
Türkiye'de sendikacılığın kitabı yeniden yazılmalı. Bunu hep söylüyorum.
Koltuğa oturan kişinin 30-40 yıl kalmasının önüne geçilmeli. Çünkü gücü eline geçiren kişiler artık neredeyse son nefeslerine kadar bu koltuktan kalkmak bilmiyorlar. Oluşturdukları sistem ile bir başka kişinin bu göreve gelmesini imkansız kılıyorlar.

Sendikacı idealist olmalı. İşçinin çıkarını, sağlığını ve mutluluğunu gözetmeli.
Bu olmadığı sürece Türkiye'de çalışma koşulları her geçen gün daha da kötüleşir.
Nitekim de kötüleşiyor.
Koltuğuna yapışan her ay alacağı 50-60 bin lira maaşa tapan bazı sendika ağaları maalesef büyük ah alıyorlar.
Hükümetin sürekli olarak çalışanların aleyhine aldığı kararlara hangi sendika karşı çıktı?
Hangisinden üç kelimeyi bir arada gördünüz?

Kaynak Yeniçağ: Türkiye'de sendikacı olmak - Remzi ÖZDEMİR


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder