Metal İşçileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Metal İşçileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2026 Perşembe

HAYDİ BRE BAŞKAN: DÖKÜMÜN DUMANI, KOLTUĞUN ATEŞİ

 HAYDİ BRE BAŞKAN KÜRSÜ SENİN

Seçimler yapılalı üç gün olmuştu. Artık, seçilmiş başkan olarak şube merkezine geliyor, makam koltuğuna oturuyor, sigarasını yakıp, dumanını büyük bir keyifle daireler çizdirerek üflüyordu.
Gözlerini kapatıp hayallere dalıyor, ne yapması gerektiğini düşünmeye çalışıyordu.
Aday olmak, seçilmek güzel şeylerdi.
Fakat sonrası…

Evet, işte sonrasındaki bu kararsızlığın sızısı, tüm hareketlerine yansıyor, kendisini çok derinden etkiliyordu.
Sigarasını, yine hayallere dalarak çeşitli duygular içinde içip bitirmişti.
İkinci sigarasını da, içtiği sigaranın ateşiyle yaktı, arka arkaya hiç durmaksızın onu da içip bitirdi.

Aslında sigarayı içiyor gibi gözüküyor ama, ısırıyor, dudakları arasında çeviriyor kavga ediyor gibiydi onunla! 

Arkadaşlarının deyişiyle, büyük adam olmuştu.(!)
Bundan böyle fabrikalara gidecek, toplantılarda konuşacak, gazetelere haber olacaktı!
Belki fotoğrafları da yayımlanacaktı.
İşte bu düşünceler, yüzünde görülmeye değer bir tebessüm oluşturuyordu.
Belli ki bu durum bir süre çok hoşuna gitmişti..

Gerçekte başkan olmak neydi acaba?
Gerçi bir defa, önceki başkanı bu makam koltuğunda otururken görmüştü. Dökümhanede çalışan eski sendika temsilcilerinden Ferit Ustayla gelmişlerdi sendika şubesine.
Ama şimdi kendisi için bu koltukta oturmak sanki başka şeydi.

Ustanın bir sorunu vardı, onu başkana anlatmış ve çözümünü sormuştu. Binadan ayrıldıktan hemen sonra, Usta ''başkana anlattım ama herhalde hallederler ”demişti. Çoğu zaman tamam hallederiz, bakarız o patronun ümüğünü sıkarız derler ama sonuç değişmez'' demişti.  Bu anlatılanlar o gün hoşuna gitmemişti!... 
Siyah beyaz fotoğrafta, genç ve takım elbiseli bir adam olan Hüseyin Ekinci, bir çalışma masasında otururken görülüyor. Önündeki evrakları veya gazeteyi dikkatle inceleyen Ekinci'nin masasında dönemin ruhunu yansıtan şık bir kalemlik seti bulunuyor. Arka planda ise ofis perdeleri yer alıyor.
Ferit Usta uzun zamandır fabrikada çalışıyordu ve sendikanın çok eski, yani kıdemli üyesiydi. Bir ara sendikanın, işyeri temsilciliğini yaptığını da anlatmıştı.

Sendika Aidatları ve Eski Günler

''Benim işyerine girdiğim yılda daha sendikalar kanunu ve toplu iş sözleşmesi kanunları çıkmamıştı. 


Sendika üyelik aidatlarını bile makbuz karşılığında tek, tek üyelerden alır ve sendikaya götürürdük. İşyerinde toplu sözleşme  yapılmadığından sendikalar şimdiki gibi güçlü de değildi'' diye anlatırdı.
Bilinçli bir kişiydi, sendikacılık konusunda çok şey biliyordu, halbuki kendisi bu konulardaki birçok şeyi daha yeni, işitiyordu.

Kendini sorumlu hissetmeye başlamıştı.
Ara sıra gözleri kapanıyor, düşünceleri, çok uzaklara gidiyordu. Gözlerini açtığı zaman ise sanki boşluğa bakar gibi oluyordu
Karışık duygular içinde kıvranıyordu adeta. Oturduğu koltuk sanki alev almış gibiydi ve kendisini yakan koltuk durumuna gelmişti. 

Sendika ana tüzüğüne göre yedi gün içinde, yeni seçilen yönetim kurulu üyelerini toplayıp görev bölümü yaptırmalıydı. Yönetim Kurulu üyeleri kendi aralarından, ikinci başkanı, şube genel sekreteri ve muhasip üyeyi seçeceklerdi.

Yeni seçilen yönetim kurulu üyeleri toplantıya nasıl çağırılır, toplantı nasıl yapılır, toplantıda neler konuşulur? Bu konularda herhangi bir fikrinin olmadığını da anlamıştı. Bütün bu olanlara kızmaya başlamıştı.
Seçildiğine de pişman olmuş gibiydi. 
Nereden gitmişti seçildiği o toplantıya? ''Gitmez olaydım keşke'' dedi içinden...

Bir İyi Bir Kötü: Başkanın İkilemi

Düşünceleri sürekli ikilem halinde gelişiyordu. Bir neşeli bir karamsar, bir iyi bir kötümser…
Şimdi ne yapacaktı? 
Bu işin içinden nasıl sıyrılacaktı?
En sonunda Şube Başkanlığını yapamayacağına karar verdi.
İşin içinde başarısızlık da vardı rezil olmak da…

Kararını verdi. En iyisi istifa etmekti. T. Maden-İş Sendikası antetli kâğıdı sümenin altından çıkardı müsvedde olarak karalamaya başladı. 
İstifasını genel merkeze bildirir, ondan sonra da eski işyerine ve eski işine dönerim diye düşünmüştü.!

“Evet, evet en iyi çare bu” diye fısıltılı biçimde dudakları kıpırdadı.
Önünde duran kâğıda istifa metnini yazmaya başladı.
“Seçilmiş bulunduğum Şube Başkanlığından, bu görevi ''îfa'' edemeyeceğim için” diye yazmaya başladı. Cümleyi bitirmeden yıldırım çarpmış gibi sarsıldı...

İstifa edemezdi, etse bile eski işyerine dönemeyeceğini hatırladı.
Seçim sonrası Genel başkanlık, kendisinin şube başkanlığına seçildiğini ve artık profesyonel olarak burada görev yapacağını, eski işyerine yazılı olarak bildirmişti. 
Bir an çaresizliğini hissetti.

İstifa mı: O da ne?

Oysa seçildiği gün herkes tarafından uzun süre, alkışlanmıştı. Çok gururlanmış, kendisini seçen delegelere sesi titreyerek teşekkür etmişti. Toplantıda divan başkanının yaptığı konuşma aklına gelmişti.

''Sevgili delegeler! Biliyorum ki başkan olarak seçtiğiniz bu genç adam, işçi sınıfına çok önemli hizmetlerde bulunacak. Başarılı görevler yapacak.  Fabrikadan, fabrika tezgahlarından, yani proletaryanın içinden geliyor.
Emeğin değerini çok iyi biliyor. Genç, dinamik ve de tahsilli. Böyle birini seçtiğiniz için sizleri kutluyorum. Hayırlı olsun''.

Bu konuşmadan sonra süren alkışlar onda hem sevinç hem az da olsa bir heyecan ve korku yaratmıştı.
Kendisinin bu kadar yetenekli olmadığını biliyordu. Ama yine de içten içe gururlanmış ve hoş bir mutluluk duymuştu. 600'den fazla delegenin  doldurduğu kongre salonunda, alkışlanmak son derece güzel bir durumdu elbet.

Artık bir makamı ve bir de unvanı vardı...  
İşte şimdi bulunduğu yer ve seçildiği makam işçi ve emekçilere faydalı olmayı gerektiriyordu. Kısaca emekçilerin ve emeği ile geçinenlerin koruyucusu, hak arayıcısı olacaktı.
Ama şimdi seçildiğine pişman olmuş gibiydi. 

Fabrikanın Tozundan İşçi Önderliğine

Birden kapının vurulduğunu duydu. “Girin” diye seslendi. Şube sekreteriydi gelen.
“Başkan bir işçi sizinle görüşmek istiyor” dedi sekreter. Zaten işçi de odaya girmişti bile. 
“Ben Demirdöküm fabrikasında çalışıyordum işten attılar suçsuz yere” dedi işçi. “Başkan yok mu? Ben asıl onunla görüşeceğim, onbir yıllık emeğim var bu fabrikada. Nâhak yere işten atıldım” diyerek sandalyeye oturdu, daha doğrusu düşer gibi çöktü.

“Bir bu eksikti” dedi içinden. Hızlı bir şekilde düşünmeye çalıştı. Cevap aradı, aklına hiç bir şey gelmiyordu…

Ne yapabilirdi, acaba ne söylemeliydi? Zaten gelen işçi kendisini başkana da benzetememişti.
Hani haksız da sayılmazdı.
Başkan dediğin şişman, kalın enseli, biraz da göbekli olurdu. O ise gerçekten başkanların yanında çocuk gibi kalan birisiydi.

“Her şeyin bir çözümü vardır, dur bakalım bir çaresini buluruz” dedi.    
Demedi aslında…
Kelimeler, dudaklarından kendiliğinden döküldü sanki.
Kendisi de şaşırdı ağzından çıkan cümlelere.
Güven gelmişti birdenbire.
''Sabah gel konuşalım, nedenini öğrenir halletmeye çalışırız.''dedi.
Elbette amacı zaman kazanmaktı! 
O sırada şube telefonu çaldı.

''Başkan merhaba ben Şakir Zümre Fabrikasından Cabir Usta, ben arkadaşlarla konuştum yarın sabah şubeye geleceğiz. Yönetim Kurulu görev bölümünü yapalım artık. dedi. 

Cabir Usta’nın sesi telefonda yankılanırken, başkan masanın üzerindeki istifa mektubuna gözü takıldı. Yarım kalmış, korkakça yazılmış o kağıt parçası duruyordu halâ. Karşısında oturan on bir yıllık işçinin nasırlı ellerine baktı. 

O eller, az önce telefonda konuşan Cabir Usta'nın sesi ve toplantı başkanının salonu inleten "proletaryanın içinden geliyor" sözleriyle zihninde birleşti.

"Tamam Cabir Usta," dedi sesi bu kez titremeden. "Sabah dokuzda bekliyorum. Kaybedecek vaktimiz yok, yapılacak çok iş var."

Çözüm Yoksa Bile Yaratacaksın

Telefonu kapattı. Önündeki istifa taslağını yavaşça buruşturup kül tablasının içine bıraktı. Henüz sönmemiş son sigarasının ateşiyle kağıdı tutuşturdu. Kağıdın yanışını, kelimelerin küle dönüşünü izlerken içindeki o çocuksu korkunun da yerini soğukkanlı bir kararlılığa bıraktığını hissetti.

Karşısındaki işçiye döndü. "Adın neydi arkadaşım?" dedi. İşçi şaşkınlıkla, "Hikmet" diye mırıldandı. Başkan, masanın altındaki çekmeceden sendika tüzüğünü ve boş bir not defteri çıkardı. "Bak Hikmet kardeş, ben de Rabak Fabrikasından bakır dökümünden geliyorum. Oturduğum bu koltuğun tozunu daha 4 gün oldu yutalı, ama fabrikanın tozunu yıllarca yuttum. Şimdi anlat bakalım, o patron seni hangi bahaneyle kapının önüne koydu? Önce konuyu bilmemiz öğrenmemiz gerekir. Öyle değil mi?

O an odadaki hava değişti. Artık o koltukta oturan "seçilmiş bir çocuk" değil, sanki kavganın içine dalmaya hazırlanan bir işçi önderi vardı. Akşam şube binasından çıkarken, "T. Maden-İş Şube Başkanlığı" yazısı artık gözüne sadece bir unvan gibi değil, taşınması gereken onurlu bir yük gibi göründü. Haydi Bre Başkan, makam da kürsü de  senindir artık...

16 Eylül 2025 Salı

1971 Profilo Grevi: Bay Jak ve İşçilerin Unutulmaz Direnci

Profilo'nun Kuruluşu ve Jak Kamhi’nin Sanayicilik Yılları

Profilo ülkemizin ilk holdingleri arasında sayılır. Yahudi asıllı Bay Jak diye hitap edilen Jak Kamhi ilk işyerini 1954 Yılında İstanbul Mecidiyeköy'de kurmuştur. Profil Demir İşleri adıyla kurulan atölye konumundaki Profilo, iki katlı bir kooperatif evinin alt katını kiralamış, onbeş civarında çalışanı ile bu atölyede üretim yapmaya başlamış ve kısa zamanda kiraladığı evi satın almıştır.

Jak Kamhi 70 civarındaki bu kooperatif evlerinin büyük çoğunluğunu birer birer satın almış, daha doğrusu buradaki ev sahipleri, bir söylentiye göre Profil atölyesinin meydana getirdiği kirlilik ve gürültü nedeniyle evlerini satmak zorunda kalmıştır. 

Fabrikanın biraz uzağında kalan bazı ev sahipleri ise evlerini satmayı kabul etmemişler, Evlerin birkaç tanesi mesken bazıları da işyeri olarak bu gün halâ varlığını devam ettirmektedirl.

Kısa zamanda Profilo Alışveriş Merkezinin karşısındaki binayı yapan Bay Jak bu binada uzun yıllar beyaz eşya üretmeye başlamıştır. Buzdolabı, çamaşır makinesi gibi ev eşyaları üreten Profilo Fabrikası, aynı zamanda ilk siyah beyaz konumunda Profilo ve National marka televizyon da üretmeye başlayarak, kısa zamanda Arçelik Fabrikası ile rekabet eder duruma gelmiştir. 

''Kuzum ben Profiloyu büyütmek için çok kapsamlı projeler yapmadım. Yapmaya da fırsatım olmadı.
Çünkü karşımda Vehbi Koç gibi koca bir dev vardı. Onun bana karşı yaptığı hamlelerden, çelmelerden kurtulmaya çalıştım ve böylece Profilo kendi ayakları üstünde durmaya devam etti''. 

Bir toplu sözleşme görüşmesi sırasında söylemişti bu sözleri. 
Jak Kamhi söylemek istediklerini sanki çok önceden hazırlayan birisiydi. Toplu sözleşme müzakeresi sırasında fabrika burada ''böylece büyüdü'' dememek için ''ayakları üstünde durmaya başladı'' diyordu.

Mecidiyeköy Profilo Fabrikası Eski Hali Fotoğrafı

          Daha sonraları adı Profilo Plaza olan 1800  ile 2000 kişinin çalıştığı ve grev yapılan ilk fabrika binası.
                Fotoğraf  ikibinli yıllar. Sağda birinci kat pencereleri Bay Jak Kamhi ve danışmanlarının ofisi.

Mecidiyeköy’deki Küçük Atölyeden Holdingleşmeye

Jak Kamhi bir taraftan bu ilk fabrikasını büyütüp geliştirirken diğer taraftan yeni kuruluşlar yapmaya devam ediyordu. Bu gün Profilo AVM '' alışveriş merkezi olarak kullanılan binanın arsasını da satın alarak orada, ''TELRA'' marka renkli televizyon üretimine başladı. Böylece holdingin büyümesini devam ettirdi. 

Daha sonraları ise Mecidiyeköy'de ki ilk fabrika binasını Plaza, TELRA binasının yerine ise Profilo alışveriş merkezini kurmuştur. Bundan sonra beyaz eşya ve televizyon üretimlerini Çerkezköy'de kurduğu yeni fabrikalarda devam ettirmiştir. Daha sonraları basından öğrendiğimize göre ''fabrika ve alışveriş merkezinin yerleri daha değerli oldu'' ifadesini kullanarak yeni arayışlarda bulunacağını ifade etmiştir.

Profilo Fabrikasında Çalışma Koşulları ve Sendikal Mücadele

Profilo Çerkezköy Fabrikası
Profilo Çerkezköy Fabrikası
T. Maden-İş 6. Bölge Temsilciğine bağlı fabrikalar içerisinde beni en çok uğraştıran, en çok ve en hızlı problem oluşturan, işveren camiasında da Bay Jak olarak bilinen Profilo Fabrikasının sahibi Jak Kamhi idi. Enerjimizin büyük bir bölümünü gece gündüz demeden Profilo işçilerinin birliğini sağlamak için harcıyorduk. 

Bu iş yerinde her yıl, iki yüz ile üç yüz arasında mevsimlik işçi çalışıyordu. Yapılan toplu sözleşme sonrası bu mevsimlik işçilerin ücretleri de yükseldiği için büyük bir kısmı işten çıkarılıyor ve yerlerine daha düşük olan asgari ücretle yeni işçiler alınıyordu. Bu işçi alma ve işten çıkarmalar dolayısı ile meydana gelen sirkülasyon, fabrikada devamlı huzursuzluk yaratıyordu. Bazen kitle halinde protesto, bazen de kısa süreli direnişlere sebep teşkil ediyordu. 

1971 Grevi: Asgari Ücret ve Geçici İşçi Sorunu

Mecidiyeköy'de 2000 civarındaki üyemizin çalıştığı fabrikada, işveren olarak Bay Jak ve onun da kurucuları arasında olduğu Metal İşverenleri Sendikasının (MESS) uzlaşmaz tutumu nedeniyle 1971 Yılında yapılması gereken Toplu iş sözleşmesi görüşmelerinden bir sonuç alınamadı. 

Uzlaşılamayan maddelerin başında işyerinde uygulanması gereken asgari ücret konusuydu. İşyerinde yasal asgari ücret uygulanıyordu. Bu durum işverenin tabii ki işine yarıyordu. Halbuki işyerinde uygulan asgari ücren yüksek oluşu iş güvencesi anlamına gelmekteydi. 

İşveren devletin belirlediği asgari ücretin uygulanmasında ısrar ediyordu. Biz ise Ücret zamları, sosyal yardımlar, ikramiye gibi mâli konularda anlaşma sağlanmışken bu konu nedeniyle grev kararı alınm ıştı. Yani işyerinde uygulanan asgari ücretin yasal asgari ücretten daha fazla olması gerektiğinde ırar ediyorduk.

DEĞİŞİK KARAKTERLER

Silahtarağa Şube Başkanı olduğum tarihte de, daha sonra Şişli Şubesinin katılımı ile 6. Bölge Temsilcisi olduğum dönemlerde de, toplu sözleşme müzakerelerini bizzat yöneten biriydim. Tüm toplu sözleşme müzakerelerine işyerlerinde en demokratik biçimde kapalı oy ve açık sayımla seçilen yasal işyeri temsilcilerimizin tamamı katılıyordu. Toplu iş sözleşmesi müzakerelerinde işyerini temsilen personel müdürü ile MESS uzmanı bulunuyordu. 

Zaman zaman da fabrikada yapılan görüşmelere Bay Jak bizzat katılıyor ve ''bu teklifler bizi batırır pasam'' diyerek sızlanıyordu. Jak Kamhi pasam sözcüğünü çok sık kullanırdı. Bu söylemlerinde nedense (Ş) harfini kullanmazdı, ya da kullanamazdı.  Çoğu zaman danışman veya yönetim kurulu üyesi olarak yanında emekli general veya amirallerden birilerini görürdük.

"Bay Jak" ve İşveren Kimliği

Jak Kamhi enteresan birisiydi. Sosyolojik açıdan bakıldığında Türk patronlar, hele hele ustalıktan veya ustabaşılıktan patronluğa soyunanlar gibi değildi. Metal işkolunda ustabaşılıktan sanayiciliğe geçen bilhassa, demir çekme, döküm atölyesi gibi işletmelerde bir hayli patron görürdük. 

Onların çalışanlarına karşı tutum ve davranışlarının zaman zaman hoş olmadığını duyardık!.. Bay Jak onbeş çalışanı ile başladığı işyerini uzun sayılmayacak zaman diliminde koskoca bir holding yaratan birisi olarak belki kendisini gururlu hissediyordu ama bunu dışarıya yansıttığına hiç şahit olmadık. İkibin civarında çalışanı bulunan fabrikada, kendisine çeşitli nedenlerden dolayı sımsıkı bağlı sanatkâr ve ustalığı ön planda olan altmış ve yüz arasında değişen bir kadrosu vardı. İşyeri sendika temsilcilerinin söylemlerine göre, gerek onlarla gerekse görüştüğü diğer işçilere karşı asla kibirli davranmazdı.

Grev Oylaması ve İşçi Kararlılığı   

Grev hazırlıklarını tamamladık. Nöbet çizelgeleri, grev çadırı, grev komitesi yeri, yemek yapım komitesi ve başka işlemlere ait görevler belirlendi. Bu sırada MESS yetkilileri ve işveren boş durmadı. Kendinden yana olan bazı işçiler ve beyaz yakalı personellerin imzaları vasıtası ile Bölge Çalışma Müdürlüğüne başvurarak işyerinde grev oylaması yapılması müracaatında bulundular. 

Bölge çalışma müdürlüğü iş müfettişleri belirledikleri gün geldiler, onların nezaretinde yapılan gizli oylamada ezici bir çoğunlukla ''işçilerin beşte dördü'' greve evet dediler. Bu oylamayı sabah saatlerinde bir süre, Dostlar tiyatrosundan Genco Erkal ve Mehmet Akan da  birlikte izlediler...

BİLDİRİLER

Grevi başlatmamıza az bir zaman varken bir gece yarısı Bay Jak'ın, kendi imzası olan bir bildiri yayınladığını haber aldım. Kendisinin iyi zamlar verdiğini buna rağmen sendikanın grev yapmakta ısrarlı olduğunu, sendikanın yanlış yolda olduğunu belirtiyor ve sendikayı üyelere şikayet ediyordu. Bu durum sonuç itibari ile işçilere, ''greve çıkmayın'' anlamını taşıyordu!!.

Teksir Makinesinden Çıkan Bildiri Savaşları

O zamanlar Bölge temsilciliği ofisi Levent'teydi. Gece ofise gidip işverenin yazdığı bildiriye cevaben az sayıda da olsa bir bildiri hazırladım.  Şimdiki olanaklar o zamanlar yoktu. Bildiri ve diğer yazılar mumlu kağıt tabir edilen özel bir kağıda daktilo ile şeritsiz olarak yazılır, daha sonra elle çevrilen teksir makinesinde kendine özgü mürekkeple yazılıp basılırdı.
 
Toplu sözleşme tekliflerimizin de yazılı olduğu ve mevsimlik işçiler ve asgari ücretin çok önemli olduğu belirtilen bildiriler fabrikaya çok yakın olan çay ocağına bırakıldı, gerekli tembihatlar yapıldı, bildiriler işe gelen işçilere işbaşı yapmadan önce dağıtıldı.

TEK HEDEF KALDI AGARİ ÜCRET VE MEVSİMLİK İŞÇİLER

Grev Çadırı Olarak Kullanılan TIR Kamyonu

Grev için hazırlıklar çok iyi gidiyor. İşçilerin grev konusundaki kararlığı mükemmel ama  kulağımıza gelen bir söylenti var. Bay Jak'ın danışmanları kadrolu işçilerin, 200-300 geçici işçi için 1500'den fazla kadrolu işçi greve çıkmaz diyerek, işverene akıl hocalığında bulunmuşlar. Bu durum sendika ve Profilo işçileri için çok önemliydi. Bu sözleşme döneminde ana hedeflerin başında geçici işçi sorunu vardı. 

İşverenin yaygın düşüncesi kadrolu işçilerin özellikle kıdemli ve sanatkâr işçilerin geçici işçiler için greve çıkmayacağı, çıksalar da uzun süre grevi devam ettiremeyecekleri yönündeydi. 

Oysa biz iki yıldır hazırlıklarımızın işçi eğitimlerimizin nasıl olduğunu bu konuda işçilerin ne düşündüklerini, dayanışmayı sonuna kadar götüreceklerine inanıyorduk. Fabrikada Grev çadırı kuracak yerimiz yoktu. Fabrikanın karşısındaki odun deposunun sahibi ''çadır yeri veririm ve grevde üstüme düşen bir hizmetim olursa yaparım'' diye söz vermişti. Nitekim grev süresince dışarıda kaynatılan yemek kazanlarının odunlarını ücretsiz verdi. 

Profilo Grevi Nasıl Başladı ve Nasıl Sonuçlandı?

İşverenin alabileceği tedbirlere karşı grev başlama tarihi, saati ve parola gizli tutuluyordu. Sendika organizatörünün odun deposunun üzerine çıkıp flamayı açması ile grevin başladığı anlaşılacaktı!.. Gizli tutulan parola işte buydu. Onbeş dakika beklenildi, yarım saat oldu greve çıkan olmadı. Ancak bir saat sonra üç tane temsilci dışarı çıktı, ardından otuz civarında işçi dışarı çıktı.  
                                                                                     
İşçilerin bir kısmı kapı önündeki TIR kamyonunun lastiklerinin havalarını boşalttı, ön ve arkalarına takoz yerleştirdi. Diğer bir kısmı ise TIR'ın içine girdi, birden bire grev çadırı oluştu!.

Kısa bir süre sonra ise gruplar halinde dışarıya çıkmaya başladılar. Dışarıya çıkan işçiler boş çıkmıyordu. Kimisi sırtında patates, soğan çuvalı ile kimisi, kimisi de kilerde ve erzak ambarında ne var ne yoksa hepsini sırtlayarak çıktılar. Gıdalar planlı biçimde boş TIR'ın içine yerleştirildi. Yiyeceklerin boşaltılması planlı olarak yapılmıştı. Uzun sürecek bir grev görüntüsü vermek ve belki de gerçekten çok uzun süren bir grev olacaktı. Hazırlıkların yapımı sırasında adeta psikolojik bir de savaş yaşanıyordu. 
Önceden planlandığı gibi tüm komiteler görev yerlerine yerleştiler. 

FİNAL 

Profilo grevi çok uzun sürmedi. Üyelerimizin tamamı ile kararlaştırdığımız tekliflerimizin bütünü işveren tarafından kabul edilerek son buldu. 
1- Bu grevde, sendikal literatürde ''hak verilmez alınır'' sözü hayat buldu             
2- Kurulan yemek yapma komitesi de dahil, işçi grev komitelerinin tamamı görevlerini tam olarak yerine getirdi.                                     
 3-Üyelerimize son madde olarak, işverence grevde geçen sürelerin yevmiyeleri tam olarak ödendi.

Bay Jak'ın sık sık bu teklifler bizi batırır diyerek sızlandığı fabrikada işçi sayısı 2000 iken, geçici işçilik de kalktığı halde 2500 oldu. Holding oldu. Yetmedi, Çerkezköy'de Profilo fabrikalar grubu oluşturuldu. Kesin olarak ifade edilebilir ki bu güne kadar toplu sözleşme nedeni ile batan işyeri, fabrika, holding görmedik, duymadık. 

Toplu iş sözleşmesi ve grev konularında yaptığımız çoğu çalışmaların boşa gitmediği, tam tersine, üyelerin ekonomik ve sosyal yönden gelişip güçlendikleri gerçeğe dönüşüyordu.
Bu fabrikada 1965-1977 yılları arasında işçi arkadaşları ve sendika adına görev yapan baş temsilcilerimizin adlarını anmadan geçmek olmaz. Sırasıyla Yaşar Gök, Hasan Ustaoğlu, Ahmet Şener ve Cengiz Erdönmez'e teşekkür bir borçtur.