Grev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Grev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2025 Salı

1971 Profilo Grevi: Bay Jak ve İşçilerin Unutulmaz Direnci

Profilo'nun Kuruluşu ve Jak Kamhi’nin Sanayicilik Yılları

Profilo ülkemizin ilk holdingleri arasında sayılır. Yahudi asıllı Bay Jak diye hitap edilen Jak Kamhi ilk işyerini 1954 Yılında İstanbul Mecidiyeköy'de kurmuştur. Profil Demir İşleri adıyla kurulan atölye konumundaki Profilo, iki katlı bir kooperatif evinin alt katını kiralamış, onbeş civarında çalışanı ile bu atölyede üretim yapmaya başlamış ve kısa zamanda kiraladığı evi satın almıştır.

Jak Kamhi 70 civarındaki bu kooperatif evlerinin büyük çoğunluğunu birer birer satın almış, daha doğrusu buradaki ev sahipleri, bir söylentiye göre Profil atölyesinin meydana getirdiği kirlilik ve gürültü nedeniyle evlerini satmak zorunda kalmıştır. 

Fabrikanın biraz uzağında kalan bazı ev sahipleri ise evlerini satmayı kabul etmemişler, Evlerin birkaç tanesi mesken bazıları da işyeri olarak bu gün halâ varlığını devam ettirmektedirl.

Kısa zamanda Profilo Alışveriş Merkezinin karşısındaki binayı yapan Bay Jak bu binada uzun yıllar beyaz eşya üretmeye başlamıştır. Buzdolabı, çamaşır makinesi gibi ev eşyaları üreten Profilo Fabrikası, aynı zamanda ilk siyah beyaz konumunda Profilo ve National marka televizyon da üretmeye başlayarak, kısa zamanda Arçelik Fabrikası ile rekabet eder duruma gelmiştir. 

''Kuzum ben Profiloyu büyütmek için çok kapsamlı projeler yapmadım. Yapmaya da fırsatım olmadı.
Çünkü karşımda Vehbi Koç gibi koca bir dev vardı. Onun bana karşı yaptığı hamlelerden, çelmelerden kurtulmaya çalıştım ve böylece Profilo kendi ayakları üstünde durmaya devam etti''. 

Bir toplu sözleşme görüşmesi sırasında söylemişti bu sözleri. 
Jak Kamhi söylemek istediklerini sanki çok önceden hazırlayan birisiydi. Toplu sözleşme müzakeresi sırasında fabrika burada ''böylece büyüdü'' dememek için ''ayakları üstünde durmaya başladı'' diyordu.

Mecidiyeköy Profilo Fabrikası Eski Hali Fotoğrafı

          Daha sonraları adı Profilo Plaza olan 1800  ile 2000 kişinin çalıştığı ve grev yapılan ilk fabrika binası.
                Fotoğraf  ikibinli yıllar. Sağda birinci kat pencereleri Bay Jak Kamhi ve danışmanlarının ofisi.

Mecidiyeköy’deki Küçük Atölyeden Holdingleşmeye

Jak Kamhi bir taraftan bu ilk fabrikasını büyütüp geliştirirken diğer taraftan yeni kuruluşlar yapmaya devam ediyordu. Bu gün Profilo AVM '' alışveriş merkezi olarak kullanılan binanın arsasını da satın alarak orada, ''TELRA'' marka renkli televizyon üretimine başladı. Böylece holdingin büyümesini devam ettirdi. 

Daha sonraları ise Mecidiyeköy'de ki ilk fabrika binasını Plaza, TELRA binasının yerine ise Profilo alışveriş merkezini kurmuştur. Bundan sonra beyaz eşya ve televizyon üretimlerini Çerkezköy'de kurduğu yeni fabrikalarda devam ettirmiştir. Daha sonraları basından öğrendiğimize göre ''fabrika ve alışveriş merkezinin yerleri daha değerli oldu'' ifadesini kullanarak yeni arayışlarda bulunacağını ifade etmiştir.

Profilo Fabrikasında Çalışma Koşulları ve Sendikal Mücadele

Profilo Çerkezköy Fabrikası
Profilo Çerkezköy Fabrikası
T. Maden-İş 6. Bölge Temsilciğine bağlı fabrikalar içerisinde beni en çok uğraştıran, en çok ve en hızlı problem oluşturan, işveren camiasında da Bay Jak olarak bilinen Profilo Fabrikasının sahibi Jak Kamhi idi. Enerjimizin büyük bir bölümünü gece gündüz demeden Profilo işçilerinin birliğini sağlamak için harcıyorduk. 

Bu iş yerinde her yıl, iki yüz ile üç yüz arasında mevsimlik işçi çalışıyordu. Yapılan toplu sözleşme sonrası bu mevsimlik işçilerin ücretleri de yükseldiği için büyük bir kısmı işten çıkarılıyor ve yerlerine daha düşük olan asgari ücretle yeni işçiler alınıyordu. Bu işçi alma ve işten çıkarmalar dolayısı ile meydana gelen sirkülasyon, fabrikada devamlı huzursuzluk yaratıyordu. Bazen kitle halinde protesto, bazen de kısa süreli direnişlere sebep teşkil ediyordu. 

1971 Grevi: Asgari Ücret ve Geçici İşçi Sorunu

Mecidiyeköy'de 2000 civarındaki üyemizin çalıştığı fabrikada, işveren olarak Bay Jak ve onun da kurucuları arasında olduğu Metal İşverenleri Sendikasının (MESS) uzlaşmaz tutumu nedeniyle 1971 Yılında yapılması gereken Toplu iş sözleşmesi görüşmelerinden bir sonuç alınamadı. 

Uzlaşılamayan maddelerin başında işyerinde uygulanması gereken asgari ücret konusuydu. İşyerinde yasal asgari ücret uygulanıyordu. Bu durum işverenin tabii ki işine yarıyordu. Halbuki işyerinde uygulan asgari ücren yüksek oluşu iş güvencesi anlamına gelmekteydi. 

İşveren devletin belirlediği asgari ücretin uygulanmasında ısrar ediyordu. Biz ise Ücret zamları, sosyal yardımlar, ikramiye gibi mâli konularda anlaşma sağlanmışken bu konu nedeniyle grev kararı alınm ıştı. Yani işyerinde uygulanan asgari ücretin yasal asgari ücretten daha fazla olması gerektiğinde ırar ediyorduk.

DEĞİŞİK KARAKTERLER

Silahtarağa Şube Başkanı olduğum tarihte de, daha sonra Şişli Şubesinin katılımı ile 6. Bölge Temsilcisi olduğum dönemlerde de, toplu sözleşme müzakerelerini bizzat yöneten biriydim. Tüm toplu sözleşme müzakerelerine işyerlerinde en demokratik biçimde kapalı oy ve açık sayımla seçilen yasal işyeri temsilcilerimizin tamamı katılıyordu. Toplu iş sözleşmesi müzakerelerinde işyerini temsilen personel müdürü ile MESS uzmanı bulunuyordu. 

Zaman zaman da fabrikada yapılan görüşmelere Bay Jak bizzat katılıyor ve ''bu teklifler bizi batırır pasam'' diyerek sızlanıyordu. Jak Kamhi pasam sözcüğünü çok sık kullanırdı. Bu söylemlerinde nedense (Ş) harfini kullanmazdı, ya da kullanamazdı.  Çoğu zaman danışman veya yönetim kurulu üyesi olarak yanında emekli general veya amirallerden birilerini görürdük.

"Bay Jak" ve İşveren Kimliği

Jak Kamhi enteresan birisiydi. Sosyolojik açıdan bakıldığında Türk patronlar, hele hele ustalıktan veya ustabaşılıktan patronluğa soyunanlar gibi değildi. Metal işkolunda ustabaşılıktan sanayiciliğe geçen bilhassa, demir çekme, döküm atölyesi gibi işletmelerde bir hayli patron görürdük. 

Onların çalışanlarına karşı tutum ve davranışlarının zaman zaman hoş olmadığını duyardık!.. Bay Jak onbeş çalışanı ile başladığı işyerini uzun sayılmayacak zaman diliminde koskoca bir holding yaratan birisi olarak belki kendisini gururlu hissediyordu ama bunu dışarıya yansıttığına hiç şahit olmadık. İkibin civarında çalışanı bulunan fabrikada, kendisine çeşitli nedenlerden dolayı sımsıkı bağlı sanatkâr ve ustalığı ön planda olan altmış ve yüz arasında değişen bir kadrosu vardı. İşyeri sendika temsilcilerinin söylemlerine göre, gerek onlarla gerekse görüştüğü diğer işçilere karşı asla kibirli davranmazdı.

Grev Oylaması ve İşçi Kararlılığı   

Grev hazırlıklarını tamamladık. Nöbet çizelgeleri, grev çadırı, grev komitesi yeri, yemek yapım komitesi ve başka işlemlere ait görevler belirlendi. Bu sırada MESS yetkilileri ve işveren boş durmadı. Kendinden yana olan bazı işçiler ve beyaz yakalı personellerin imzaları vasıtası ile Bölge Çalışma Müdürlüğüne başvurarak işyerinde grev oylaması yapılması müracaatında bulundular. 

Bölge çalışma müdürlüğü iş müfettişleri belirledikleri gün geldiler, onların nezaretinde yapılan gizli oylamada ezici bir çoğunlukla ''işçilerin beşte dördü'' greve evet dediler. Bu oylamayı sabah saatlerinde bir süre, Dostlar tiyatrosundan Genco Erkal ve Mehmet Akan da  birlikte izlediler...

BİLDİRİLER

Grevi başlatmamıza az bir zaman varken bir gece yarısı Bay Jak'ın, kendi imzası olan bir bildiri yayınladığını haber aldım. Kendisinin iyi zamlar verdiğini buna rağmen sendikanın grev yapmakta ısrarlı olduğunu, sendikanın yanlış yolda olduğunu belirtiyor ve sendikayı üyelere şikayet ediyordu. Bu durum sonuç itibari ile işçilere, ''greve çıkmayın'' anlamını taşıyordu!!.

Teksir Makinesinden Çıkan Bildiri Savaşları

O zamanlar Bölge temsilciliği ofisi Levent'teydi. Gece ofise gidip işverenin yazdığı bildiriye cevaben az sayıda da olsa bir bildiri hazırladım.  Şimdiki olanaklar o zamanlar yoktu. Bildiri ve diğer yazılar mumlu kağıt tabir edilen özel bir kağıda daktilo ile şeritsiz olarak yazılır, daha sonra elle çevrilen teksir makinesinde kendine özgü mürekkeple yazılıp basılırdı.
 
Toplu sözleşme tekliflerimizin de yazılı olduğu ve mevsimlik işçiler ve asgari ücretin çok önemli olduğu belirtilen bildiriler fabrikaya çok yakın olan çay ocağına bırakıldı, gerekli tembihatlar yapıldı, bildiriler işe gelen işçilere işbaşı yapmadan önce dağıtıldı.

TEK HEDEF KALDI AGARİ ÜCRET VE MEVSİMLİK İŞÇİLER

Grev Çadırı Olarak Kullanılan TIR Kamyonu

Grev için hazırlıklar çok iyi gidiyor. İşçilerin grev konusundaki kararlığı mükemmel ama  kulağımıza gelen bir söylenti var. Bay Jak'ın danışmanları kadrolu işçilerin, 200-300 geçici işçi için 1500'den fazla kadrolu işçi greve çıkmaz diyerek, işverene akıl hocalığında bulunmuşlar. Bu durum sendika ve Profilo işçileri için çok önemliydi. Bu sözleşme döneminde ana hedeflerin başında geçici işçi sorunu vardı. 

İşverenin yaygın düşüncesi kadrolu işçilerin özellikle kıdemli ve sanatkâr işçilerin geçici işçiler için greve çıkmayacağı, çıksalar da uzun süre grevi devam ettiremeyecekleri yönündeydi. 

Oysa biz iki yıldır hazırlıklarımızın işçi eğitimlerimizin nasıl olduğunu bu konuda işçilerin ne düşündüklerini, dayanışmayı sonuna kadar götüreceklerine inanıyorduk. Fabrikada Grev çadırı kuracak yerimiz yoktu. Fabrikanın karşısındaki odun deposunun sahibi ''çadır yeri veririm ve grevde üstüme düşen bir hizmetim olursa yaparım'' diye söz vermişti. Nitekim grev süresince dışarıda kaynatılan yemek kazanlarının odunlarını ücretsiz verdi. 

Profilo Grevi Nasıl Başladı ve Nasıl Sonuçlandı?

İşverenin alabileceği tedbirlere karşı grev başlama tarihi, saati ve parola gizli tutuluyordu. Sendika organizatörünün odun deposunun üzerine çıkıp flamayı açması ile grevin başladığı anlaşılacaktı!.. Gizli tutulan parola işte buydu. Onbeş dakika beklenildi, yarım saat oldu greve çıkan olmadı. Ancak bir saat sonra üç tane temsilci dışarı çıktı, ardından otuz civarında işçi dışarı çıktı.  
                                                                                     
İşçilerin bir kısmı kapı önündeki TIR kamyonunun lastiklerinin havalarını boşalttı, ön ve arkalarına takoz yerleştirdi. Diğer bir kısmı ise TIR'ın içine girdi, birden bire grev çadırı oluştu!.

Kısa bir süre sonra ise gruplar halinde dışarıya çıkmaya başladılar. Dışarıya çıkan işçiler boş çıkmıyordu. Kimisi sırtında patates, soğan çuvalı ile kimisi, kimisi de kilerde ve erzak ambarında ne var ne yoksa hepsini sırtlayarak çıktılar. Gıdalar planlı biçimde boş TIR'ın içine yerleştirildi. Yiyeceklerin boşaltılması planlı olarak yapılmıştı. Uzun sürecek bir grev görüntüsü vermek ve belki de gerçekten çok uzun süren bir grev olacaktı. Hazırlıkların yapımı sırasında adeta psikolojik bir de savaş yaşanıyordu. 
Önceden planlandığı gibi tüm komiteler görev yerlerine yerleştiler. 

FİNAL 

Profilo grevi çok uzun sürmedi. Üyelerimizin tamamı ile kararlaştırdığımız tekliflerimizin bütünü işveren tarafından kabul edilerek son buldu. 
1- Bu grevde, sendikal literatürde ''hak verilmez alınır'' sözü hayat buldu             
2- Kurulan yemek yapma komitesi de dahil, işçi grev komitelerinin tamamı görevlerini tam olarak yerine getirdi.                                     
 3-Üyelerimize son madde olarak, işverence grevde geçen sürelerin yevmiyeleri tam olarak ödendi.

Bay Jak'ın sık sık bu teklifler bizi batırır diyerek sızlandığı fabrikada işçi sayısı 2000 iken, geçici işçilik de kalktığı halde 2500 oldu. Holding oldu. Yetmedi, Çerkezköy'de Profilo fabrikalar grubu oluşturuldu. Kesin olarak ifade edilebilir ki bu güne kadar toplu sözleşme nedeni ile batan işyeri, fabrika, holding görmedik, duymadık. 

Toplu iş sözleşmesi ve grev konularında yaptığımız çoğu çalışmaların boşa gitmediği, tam tersine, üyelerin ekonomik ve sosyal yönden gelişip güçlendikleri gerçeğe dönüşüyordu.
Bu fabrikada 1965-1977 yılları arasında işçi arkadaşları ve sendika adına görev yapan baş temsilcilerimizin adlarını anmadan geçmek olmaz. Sırasıyla Yaşar Gök, Hasan Ustaoğlu, Ahmet Şener ve Cengiz Erdönmez'e teşekkür bir borçtur. 


5 Ocak 2024 Cuma

SENDİKAL HAREKETLER VE BÜYÜK GREV

Aziz Nesin, Vatan Gazetesinde yayımladığı ve Kemal Türkler'i eleştirdiği yazısında, sanki eleştiri sınırlarını zorluyor..

Üretim fazlası olduğunu, bu nedenle büyük patron Vehbi Koç'un ödemediği işçi ücretleri dahil, birçok konudan daha kârlı çıkacağını ve bu grevlerin zamansız başlatıldığını, belirtiyor. 

"Sendika işçilere tam gündelik veremez oldu, yarı gündelik verilmeye başlandı" dedikten sonra "yarı gündelik de veremez oldu, üçte bir gündelik vermek için taşınmazlarını satılığa çıkarmıştı" diyor.

"Büyük Grev" isimli yazıyı daha doğrusu, her ne kadar masal öykü dense de, DİSK ve Maden-İş Sendikasının  Genel Başkanını ve onun sendikal anlayışını hedef alan yazıyı, Aziz Nesin gibi bir yazarın hangi düşünceyle yazdığını (gerçeğini) anlamak güç..

YANILGI FAZLA

Aziz Nesin'in grevlerin zamansız başladığı söylemi ile büyük bir yanılgı içinde olduğunu söyleyebilirim. Adını ''büyük'' koyduğu bu grevlerin aynı anda başlatıldığını mı zannediyor? 
Ya da grevde olan onlarca fabrikanın Koç'un olduğunu mu sanıyor? İkisi de değil. 

Aziz Nesin bu yazıyı 3 Aralık 1977 tarihinde yazdı. 
Yazının yazıldığı tarihte (şu anda) tam sayı söyleyemem ama, büyük ağırlık İstanbul'da olmak üzere Kocaeli, Çerkezköy, Eskişehir, Ankara, İzmir, Mersin, Manisa ve Antalya gibi il ve bölgelerde büyüklü küçüklü onlarca fabrikada grev devam ediyordu. 

GREVCİ İŞÇİLER DİRENÇLİ KAHRAMANLAR

Bu aynı zamanda
Turgut Özal'ın danışmanlığı ve kısa süre sonra başkanlığındaki MESS, T.Maden-İş Sendikası karşısında sanki çelikten geçilemez ağlar örmek istiyordu.  MESS ve metal Sanayicileri birlikte onlarca fabrikada lokavt olduğunu sergiliyorlardı. Bir taraftan Bakın
ca Grev, diğer taraftan bakınca gizli Lokavt uygulanıyordu. 
Grev Lokavt konusunda ihtisası olanlar şunu bilirler ki devrimci ve gerçek sendikacılıkta bu kavgadan kaçılma olamaz..
  
ileride ''ben zengini severim'' diyecek olan Özal şimdiden görevini yerine getirmek için canla başla sermayeden yana çalışıyordu! 

Bu dönemde Özal sayesinde  işverenlerde öyle bir düşünce hakim oldu ki emek, emekçi, işçi, üretim, ülke ekonomisi gibi düşünce kesin olarak bir tarafa bırakıldı veya bıraktırıldı..

Gerçek şu ki grevdeki bu işçiler her türlü olumsuz koşullara rağmen  çok uzun süre ekmek, adalet, sendikal özgürlük ve onur mücadelesi verdiler, işyerlerini de koruyup kollayarak yürekli büyük bir kahramanlık gösterdiler.

BAZI ŞEYLER YAZILMIYOR

Şair ''Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban'' demiş ya. 
Aşkın kağıda yazılıp yazılmadığını bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var, bazı şeyler galiba yazılamıyor..
En azından ben yazamıyorum... 

Ama şunları açıkça söyleyebilirim ki, gerek DİSK gerekse Maden-İş yöneticilerinin bir kısmı ve uzman kadrolar sendikal anlayıştan daha çok ütopik ideolojik anlayışı benimseyip çalışmalarını bu doğrultuda yapmaya başlamışlardı. 

Sendikal ve siyasal sloganlar eski TKP ideologlarının çizdiği sınırlara göre hazırlanıp onların uygun buldukları yer ve mekanlarda seslendiriliyordu. 
Özellikle bazı uygulama ve sloganlar patronların MESS içerisindeki birlikteliklerini daha da kemikleştiriyordu. 

1977 yılında yapılması gereken T. Maden-İş ve DİSK Genel Kurulları, birileri için grevlerden daha önemliydi!!
DİSK ve T.Maden-İş Sendikası nın 1977 Genel Kurulları, sendikal konular uzak, daha çok, ideolojik (siyasi) anlayış doğrultusunda geliştiği ve sonuçlandığı anlaşılmıştı... 

17 Ekim 2023 Salı

MANNESMAN GREVLERİ VE TÜRK-İŞ 1965

MANNESMAN BORU FABRİKASI GREVİ 1965

TÜRK-İŞ VE SUSKUNLUĞU  

İzmit'te1955 yılında kurulan MANNESMAN adında gözde bir kuruluş olan boru fabrikası vardı. 
*Sümerbank, ve **Seka ( kâğıt fabrikası) bu kuruluşun küçük ortaklarıydı. Alman'lar ise büyük ortaktı.
Alman Metal İşçileri Sendikas  (IGM) Alman sermayesi içindeki hisseleri nedeniyle o da ortak durumundaydı.  
 
Boru fabrikası, uzun yıllar "tekel" durumunda olan bir sanayi kuruluşu olarak ülke ekonomisine  uzun süre katkıda bulundu. Doğru söylemek gerekirse bu işletmede, uzun yıllar üretim şahâne, kârlılık ise en üst düzeydeydi... 

Bu fabrika, yeni kurulan boru fabrikalarının birçoğunun kuruluşuna örnek teşkil etti, kurucular veya işletmecilerine fikri kımdan faydalar sağladı. Bazı kuruluşlar ise buradan yönetici ve usta transferi yaptılar.

GREV KARARI

MADEN-İŞ Sendikasına bağlı bu fabrika yetkilileri ile sendika arasında 1965 yılında yapılmak istenen toplu iş sözleşmesinde anlaşma sağlanamadı. Sağlanamadı değil sağlanmadı. Sümerbank devlet işletmesi olduğu için işin içine Demirel iktidarının siyaseti girdi. 

Çalışmalar yasalar uyarınca tüm kademelerden geçirildi. 
Grev kararı alındı...
O yıllarda Sendika olarak Türk-İş üyesi olduğumuz için üst kuruluş olarak Genel Başkan Seyfi Demirsoy ve yönetimi, devam eden prosedür hakkında bilgilendirildi.

İzmit'te bir sinema salonu kiralandı, üyelerin tamamının katıldığı bu toplantıda salon ağzına kadar dolmuştu. Toplantı açılışı yapıldı önce on kadar işçi konuştu. Çalışmalarından, üretimden, işyerinin kârlılığından ve ücretlerinin düşüklüğünden bahsettiler. 

Daha sonra Genel Başkan Kemal Türkler konuştu.
Mannesman işçilerini tam olarak bilgilendirdi. 
Grevin uzayabileceğini, grev disiplini, nöbetleri, birlik beraberlik gibi konuları anlattı.
Toplantı çok coşkulu geçti, Genel Başkanın konuşmaları sık, sık alkışlarla kesildi.

TÜRKLER BU GREV BAŞLAMALI

Türk-İş Yönetimi bu toplantıya 1. Bölge Temsilcisini göndermişti. 
İ.Topkar
1. Bölge Temsilcisi İsmail Topkar'dı. İsmail Topkar aynı zamanda Petrol-İş Sendikasının genel sekreterliğini de yapıyordu.
Topkar iyi giyimli, çok kibar ve çok yakışıklı bir sendikacıydı. Sanki önemli bir filmin galasına gelmiş başrol oyucusu görünümündeydi. Düzgün hitabet ve etkileyici bir konuşma yaptı. Belli ki işçilerin konuşmalarından çok etkilenmişti. Konuşmasının sonunda, "Kemal Türkler bu grevi hemen başlatmalısın, grev kaç gün, kaç ay, kaç yıl sürerse sürsün. Türk-İş bu işçinin ve sendikanın arkasındadır" dedi.

Mannesman Grevi, toplantıdan iki veya üç gün sonra çok görkemli biçimde başladı. O yıllarda sendikal çalışmaların çıraklığını yapan ben Maden-İş Sendikasının Silahtarağa Merkez Şube Başkanı olarak oradaydım... 

Hüseyin Ekinci Silahtarağa Şb. Başkanı
1. Bölge Temsilcisi vasıtası ile esip gürleyen, vaatlerde bulunan Türk-İş, yine sessizliğe gömüldü. Ne bir mesaj, ne bir pankart, ne bir grev ziyareti hiç bir şey yapmadı. 
TÜRK-İŞ Yönetimi yine üyesi sendikayı ve işçileri yalnız bırakmıştı...
Anlaşılır gibi değil. 
Demek oluyor ki huylu huyundan vazgeçmiyor...
 
TÜRK-İŞ 1964 yılında da Silahtarağa'da kurulu Sungurlar Fabrikası grevinde de üyesi bu sendikayı yalnız bırakmıştı...
Bir müddet sonra da Grevi durdur demişti.

30 Aralık 2018 Pazar

PHILIPS FABRİKA GREVİ VE SENDİKAL HAREKETLER


101 Günlük İrade: 1975 Philips Grevi ve Büyük Zafer

Yıl 1975

PHILIPS işvereni ile T.Maden-İş Sendikası arasında yeni dönem toplu sözleşme müzakereleri başladı. İki ya da üçüncü müzakere toplantısından sonra işverenin tutumu oldukça değişti.

Sendika tarafı olarak müzakereler, toplu sözleşme dairesi başkanı olarak benim başkanlığımda devam ediyor. Sendika müzakere heyeti içerisinde tüm toplantılarda, işyeri temsilcilerinin tamamı da yer alıyor.

Müzakereler, genellikle fabrikada, bazı zamanlar ise Beşiktaş'ta bulunan sendika genel merkezinde devam ediyor. İşveren heyeti içinde genel müdür, personel müdürü, MESS avukatı bulunuyor, işveren adına avukat sözcülük yapıyor.

Sendika üyelerimizle, Levent'te bulunan ÇİT Düğün salonunda yaptığımız ve üye çoğunluğunun katıldığı toplantı sonrası, sözleşme taslağımızın mâli konularını tespit ettik.  

Hollanda sermayeli Türk Philips  Fabrikası toplu sözleşme görüşmeleri MESS'in katı ve anlaşılmaz diretmeleri sonucunda çıkmaza girdi.

Bu fabrikanın, büro personeli (müdür, mühendis, şef ve formen) dahil 900 civarında çalışanı vardı. Çalışanların 800 den fazlası, Türkiye Maden-İş Sendikasının üyesiydiler.

Televizyon, radyo, elektrik süpürgesi ve elektrikli ev aletleri üreten bu fabrika İstanbul Levent bölgesinde kuruluydu.
PHILIPS işvereni proje ve planlarını, genç ve işlerinde ustalaşmış seçme işçilerle üretime dönüştürüyordu. Üretilen eşyalar, iç piyasada kapış kapış gidiyor, işveren üretimden de kârdan da son derece memnundu.

Temmuz ayına kadar, yaptığımız müzakerelerden bir sonuç alınamadı. İşveren, sendikanın her teklifine "hayır biz bunu veremeyiz, bu prensiplerimize aykırı, bunu kabul edemeyiz" diyerek karşılık veriyordu. İşveren kesiminin bu olumsuz düşünce ve çıkışları adeta sendikayı köşeye sıkıştırma politikası gibi anlaşılıyordu.
  PHILIPS'TE GREV BAŞLADI.1975 

Türk Philips Fabrikası işçileri, işyerinin kurulduğu günden bu yana MADEN-İŞ Sendikası ile inanç ve gönül bağını en iyi kuran ve bunu devam ettiren üyelerdi.

İşyeri sendika temsilcileri olarak özellikle de baştemsilcilik yapan Rauf Aksu, İsmet Şahin, Salih Dursun'un sendikayı temsilde çok önemli çabaları olmuştu.

İşveren, daha doğrusu onları yönlendiren MESS yöneticilerinin uzlaşmaz tutum ve davranışları nedeni ile PHILIPS Fabrikasında 18 Ağustos Tarihinde Sendikanın yasal grevi başladı.
Grev 101 gün
devam etti. Bu süre zarfında, T. MADEN-İŞ Sendikası hiç aksatmadan grevci işçilerin tamamına gündelik ücretlerinin(yevmiye) yarısını ödedi.                                                                                                                       

Philips işçileri grev süresince,  grevin kendilerine öğrettiği tüm görevlerini eksiksiz yerine getirdiler. Birlik ve beraberliklerini bozmadılar. 

Grev süresince sendikal konularda kendilerine verilen eğitimlerden yararlandılar.
Hollanda İşçi Sendikaları Federasyonu(FNV) mesaj göndererek greve destek verdiklerini belirttiler.
28.11,1975 PHILIPS'DE GREV BİTTİ
Grevin 95 ci günüydü. Silahtarağa'da kurulu ESTAŞ Fabrikasının murahhas azası ve genel Müdürü Alberto Penhas'tan bir telefon gelmişti. Alberto Penhas, Nurmetal olan Fabrika adını daha sonraları Estaş olarak değiştirdi. Fabrika, o yıllarda Philips marka buz dolabı ve bazı ev gereçleri üretiyordu. Philips aynı zamanda bu fabrikanın ortağı durumundaydı.

Telefonda, Hollanda'dan  üst düzey bir yetkilinin geldiğini ve sendika yetkilileri ile görüşmek istediğini haber veriyordu.

Tanışma toplantısı sendikada yapıldı.
Sendika genel merkezinde başlayan müzakerelerde sendika tarafı olarak temsilcilerimizle birlikte tam kadro oradaydık.  Yapılan müzakereler sonunda Hollanda'dan gelen DE ROY adındaki işveren vekili sendika tekliflerinin tamamını kabul etmek zorunda kalmıştı.


Grev 101 gün sonra başarı ile sonuçlandı.
Philips işçileri zoru başardılar. Sıcak, soğuk, yağmurlu günlerde usanmadan grevin gerektirdiği tüm görevleri başarı ile yerine getirdiler. 

Özellikle bu greve işyeri sendika temsilci Mustafa Kalfa'nın verdiği emekler unutulmazdı. 
Anlaşma sonunda imzalanan toplu sözleşmenin mâli konulara ilişkin maddeleri, işçilerin istedikleri yönde hazırlanan sendika tekliflerinin tamamının kabul edilmesiyle törenle imzalandı.

Ayrıca yapılan bir ek protokol ile grevde geçen sürelerin, yani 101 günlük yevmiyeler işyeri tarafından zamlı olarak ayrıca işçilere ödendi.
Bu yıl yapılan sözleşme ile işyerinde yıllık 2 maaş olan ikramiye 4 maaşa çıkarıldı.
Philips grevi sonunda imzalanan toplu sözleşme, zamanın sendikal hareketler bakımından  DİSK ve sendikal camia da yeni bir kilometre taşı olarak gösterilecekti...