11 Şubat 2019 Pazartesi

DİSK 52 YAŞINDA


 TÜRK - İŞ KAVEL OLAYINDA SESSİZ KALDI 1963

Bedri Koraman (Tarihi Tekâmül) 09.03.1963 Milliyet
1963 Yılında Kavel Kablo işçileri, işverenin yasa dışı uygulamalarını protesto ettiler. Yasa dışı fazla çalışmaya hayır dediler, fazla mesai ve ikramiyelerinin zamanında ödenmesini istediler.
İşveren işçilerin bu taleplerine karşı herhangi bir iyileştirme yapmadı. 

Sendikadan istifa etmelerini istedi. İstedi kelimesi hafif kaldı. İşçileri T. Maden-İş Sendikasından istifaya zorladı. İşçilerin istifa etmemeleri üzerine işyeri temsilcilerini işten attı. Ardından da 10 işçinin daha işine son verdi. Kavel işçileri bunun üzerine genel müdüre karşı eyleme geçtiler.
Makineler çalışmadı...
İş durdu, makinalar stop...
İşveren kızdı, biraz daha işçi çıkardı. Daha çok kızdı, bu sefer büro personelinin dışındaki tüm işçileri işten çıkardı. İşçiler işsizliğe ve açlığa terk edildi. 
Bütün bunlarla sendika tek başına mücadele etti, tüm imkânsızlıklara rağmen elinden geleni yapmaya çalıştı... 
T. Maden -İş o yıllarda Türk-İş üyesiydi... 
İşte bunlar olurken sendikanın üye olduğu konfederasyon yetkililerinden (Türk-İş) çıt çıkmıyordu. 
Bu da yetmezmiş gibi Türkay Kibrit Fabrikasında çalışan ve konfederasyona üye başka bir sendikanın üyeleri vasıtası ile, Kavel işçilerinin birliğini bozmaya çalışıyorlardı.
Kavel olayı büyüdü... 

Araya İstanbul Valisi, emniyet güçleri girdi, çözüm bulunamadı.
Hükûmet yetkilileri duruma el koydu. 
Başbakan yardımcısının başkanlığında tarafların kabul ettikleri bir protokolle işçiler işbaşı yaptırıldı.

TÜRK - İŞ SUNGURLAR GREVİNDE  YANLIŞ TARAFTA 1964

Sendika ve Toplu Sözleşme Kanunlarının yürürlüğe girmesiyle madeni eşya işkolunda kurulu T. Maden-İş Sendikası (o tarihte Türk-İş üyesi), bir çok fabrikada toplu sözleşme yetkisi aldı. Bunlardan birisi de, Alibeyköy'de kurulu Sabahattin Sunguroğlu'na ait, Sungurlar Kazan Fabrikasıydı. İşverenle yapılan toplu sözleşme görüşmelerinden sonuç alınamadı. 
Sunguroğlu
İşveren ve işverenin üyesi olduğu Madenî Eşya Sanayicileri Sendikasının (MESS) katı ve anlaşılmaz  tutumu nedeniyle anlaşma olmadı.
Aslında anlaşılır durum vardı...

Sabahattin Sunguroğlu Mess'in kuruluşunda önemli görevler üslenen birisi ve  Mess içinde "Şahinler" (saldırgan) gurubunun liderliğini yapar durumdaydı. İşveren bu nedenlerle anlaşmaya yanaşmadı.
1964 yılında Sungurlar işçileri T.Maden-İş'in ilan ettiği yasal grevlerine başladılar. 
Türk-İş yönetimi alelacele devreye girdi ve grevin sonlandırılmasını istedi.
T.Maden-İş Sendikasını ve Sungurlar işçilerini bu grevde Türk-İş ne yazık ki yalnız bıraktı...  

1966 Yılı Ocak Ayında Paşabahçe şişe cam işçileri bağlı oldukları Kristal İş Sendikası ile greve çıktı. Grev başarılı bir şekilde devam ediyorken, TÜRK-İŞ Yöneticileri Kristal -İş Sendikasına baskı uygulayarak grevin bitirilmesini istediler. Kristal-İş bu yanlış isteğe karşı çıkınca konfederasyondan ihraç edildi.
O tarihte TÜRK-İŞ üyesi olan ve Kemal Türkler'in Başkanlığını yaptığı T.Maden-İş ve Rıza Kuas'ın başkanı olduğu Lastik-İş Sendikaları, Kristal-İş ve Paşabahçe işçilerinin yanında yer aldılar. 
TÜRK-İŞ yönetimi bu iki sendikayı da hemen üyelikten ihraç etti. 

T.Maden-İş, Lastik-İş, Basın-İş- Gıda-İş ve Zonguldak Maden-İş Sendikaları 13 Şubat 1967 Tarihinde, DİSK'i kurdular.  
DİSK kısa zamanda adına uygun devrimci sendikacılığı hayata geçirdi. Türkiye sendikal hareketleri içinde birçok yenilikler getirdi. 

İlkeli oldu, ilklere imza attı.
Sağcı eleştirdi...
Solcu eleştirdi...
İşveren eleştirdi...
Hükumetler eleştirdi...

Bütün bunlara rağmen DİSK, adına uygun gerçek ve devrimci sendikacılığın bayraktarlığını yaptı. Zor koşullar yaşadı, zorlukların üstesinden gelmeyi bildi. 
Üye sayısını beşyüzbinlere kadar taşıdı. 

12 Eylül 1980 darbecileri kirli elleri ile DİSK'İ kapattılar. Yöneticilerini uzun yıllar hapislerde yatırdılar...  
Uzun yargılamalar sonucunda yönetici ve tüm işçiler beraat ettiler. 
Bunları yapan o kirli eller, işçinin demokratik mücadele ile elde ettiği, haklarını gasp ettiler. 
İşçilerin ekonomik kazanımlarını yok ettiler...


19 Ocak 2019 Cumartesi

SENDİKAL UNUTULMAZLAR KAVEL DİRENİŞİ 56 YIL

Ülkemizde, 56 yıl önce sendikal hareketler tarihinde bir ilk yaşandı.

Kavel Kablo işçileri, İstanbul Boğaziçi'nde sendikal özgürlük için bayrak açmışlardı...

Orhan Veli, "İstanbul'da Boğaziçin'de..." adlı şiirinin bir bölümünde şöyle diyor.

"İstanbul'un mermer taşları
Başıma da konuyor, konuyor aman martı kuşları;
Gözlerimden boşanır hicran yaşları;
Edalım,
Senin yüzünden bu halim."

İşte Boğaziçi, Boğaziçi'nde İstinye...
Büyük bir şehrin küçük parçası...
Burası İstinye...

1963 Yılında nüfus bilimi bakımından baktığımızda, İstinye'nin merkezi, özellikle Karadenizlilerin yerleşmeye başladıkları küçük bir köy görünümünde...

İstinye Tersanesi
Kavel işçileri toplu halde











İSTİNYE SANAYİ BÖLGESİ OLUYOR

Küçük bir köy görünümünde olan, bu küçük yerleşim bölgesi, 1950 li yılların  ikinci yarısıyla başlayan dönemde, fabrikalar semti haline getirilmeye başlanmıştı.
1960 ve 1970 li yıllarda, Koç Holding, sularını İstinye Koyu'na boşaltan, İstinye Deresinin  sağ ve soluna da irili, ufaklı fabrikalarını yerleştirmeye başlıyordu.

Türkay Kibrit, Beldesan, Standart Belde ve Bisiklet fabrikaları bunlardan bir kaçıydı.
Bunlar konumuzun içinde ama şimdi biraz eskiye gidelim...

İSTİNYE TERSANESİ

1912 Yılında eşi benzeri başka bir yerde olmayan, dünya incisi Boğaziçi'nin, en güzel, en büyük ve en seçkin koylarından biri olan İstinye Koyu'nun kenarında, dev gibi bir yapı oluşmaya başlıyordu...

Yüzer havuzlarını İngiltere'de yaptıran bir Fransız şirketi, daha sonraları zaman, zaman 1000 den fazla işçinin çalışacağı, büyük bir tersane inşa etti...

Tersane, 1912 Yılından 1991 Tarihine kadar faaliyetini sürdürdü. Tersanenin yiğit işçileri gece gündüz, yağmur çamur, kış soğuğu, yaz sıcağı demeden kendilerine verilen görevleri hakkıyla yerine getirerek, ülkemiz silahlı kuvvetleri ve ülke denizciliğine uzun yıllar hizmet ettiler...

İstinye Tersanesi, 1991 Tarihinde Turgut Özalın da katıldığı bir törenle, son yüzer havuzu da kaldırılıyordu...

 İLK ÖZEL SEKTÖR KİBRİT FABRİKASI "TÜRKAY"

Ülkemizde ilk kibrit fabrikasının, 1932 Yılında Büyükdere'de kurulduğunu ve 20 yıl devlet tekeli ile TEKEL isminde kibrit üretildiğini biliyoruz. Bilinen başka bir şey de, kibrit üretimindeki tekelin 1952 yılında kaldırıldığıdır.

KOÇ Topluluğu 1954 yılında İstinye'de, Türkay adıyla bir kibrit fabrikası kurdu. Böylece kibrit üretiminde tekelleşme son buluyor, rekabet başlıyordu.
Tekelle rekabet edecek olan kibritin adı da Türkay olarak tespit edilmişti.
Zamanın modern teknolojisi ile yapılmaya başlanan Türkay kibritleri, bir süre sonra piyasada üstünlüğü elde etmiş olacaktı.

İSTİNYEDE KAVEL, KAVELDE DİRENİŞ ( I )

Koç topluluğunun, İstinye'yi küçük bir sanayi bölgesi olarak tespit ettiğini görüyoruz. 
Vehbi Koç, kayınbiraderi Emin Aktar'la birlikte modern bir yapı oluşturdu.
Dönemin modern tezgahları ile üretim yapmak üzere, Kavel Kablo fabrikasını işletmeye açtı. 

Fabrika kaliteli (saf) bakırla yüksek iletişim sağlayan kablo üretimine başladı. Saf bakır elektrolitik yöntemle elde ediliyordu.
Elektroliz yoluyla üretilen saf bakır, İstanbul Kağıthane'de kurulu RABAK Fabrikasında yapılıyordu. 

Fabrika üç vardiya çalıştırılıyor, ikiyüz civarındaki işçi ile, siparişler yetiştirilemez durumdaydı. İşçilerin bir bölümüne sürekli fazla mesai yaptırılır hale gelmişti. 
Fabrika iyi kazanıyor, müşteriler sırada, ama iş yerinde yasal çalışma sürelerine riayet edilmiyor, fazla mesai ücretleri ve ikramiyelerin ödenmesinde sürekli problemler yaşanıyordu.

İşyerinde, Türkiye Maden-İş Sendikası yetkiliydi...
Sendika yöneticilerinin bu konuda görüşme ve uyarılarına rağmen, Genel Müdür Üzümcü, sorunları çözmeye yanaşmıyor, üstelik işçilerin sendikadan istifa etmelerini, ayrılmalarını istiyordu. Hatta açık, açık istifa için noter masraflarının muhasebe tarafından ödeneceği belirtilmekteydi...

İşçiler insan gibi çalışmak istediler...
İnsanca çalıştırılmak istediler...
Hakettiklerinin zamanında eksiksiz ödenmesini istediler...

İşveren  cevap olarak, başta sendika baştemsilcisi olmak üzere dört işçiyi işten çıkardı. Ardından on işçinin daha işine son verdi.

Kavel işçileri "kör kuyularda merdivensiz kalmak"gibi bir duruma son vermek istedi.
28 Ocak 1963  Tarihinde kar ve ayazı şiddetli bir kış günü, iş durdurdular..
Makineler sustu...
Üretim sonlandı...
Fabrika boşaldı...

Kavel direnişi hakkında çok şey anlatıldı, çok şeyler söylendi...
Gazetelerde haberler yapıldı.
Makaleler yazıldı, şiirler dizildi.
Yetmedi, kitaplar yazıldı, yayınlandı.

Kavel işçilerinin direnişi 36 gün devam etti...
İşçiler ve aileleri direniş günlerini birlikte yaşadılar.
Haklarını elde etmek için karşılarındaki zorlu güçlere, güçlüklere karşı birlikte direndiler.
Sendika elinden geleni yapıyordu.
Dışarıda çadır kuruldu.
Kazan kaynatıldı... 
Sıcak yemek verildi...
Uzak, yakın birçok fabrika işçisi, Kavel işçileri için  maddi manevi destek olmaya başladı.
Kavel direnişçilerine, benim de aralarında bulunduğum bir grup Rabak işçisi olarak biz de destek ziyaretinde bulunmuştuk...

Kavel olayı emniyet güçleri, ve valilik makamını aştı. 
Ankara'da , Büyük Millet Meclisinde konuşulur oldu. Başbakan Yardımcısı Turhan Feyzioğlu ve Çalışma Bakanı Bülent Ecevit, aracı oldu.
Protokol yapıldı anlaşma sağlandı.

36 gün devam eden bu direniş, sadece direniş, üretimi durdurma, iş bırakma veya birilerinin dillendirdikleri gibi "kanunsuz grev" de değil.

Dünya incisi Boğaziçi'nde paha biçilmez yalılar, konaklar, kâşaneler var. 
Buralarda yaşananları tahmin edebilirsiniz...
Yaşananlara şahit olabilir, duyabilirsiniz...

Ancak İstinye'de, Kavel'de yaşananlar bambaşkaydı. 
İşçi tarafında heyecan vardı. 
Korku vardı. 
Boş tencere vardı. 
Açlık vardı...
Heyecan doruktaydı... 
Birlik vardı. 
İşçilik onuru vardı... 
Kazanmaya yönelik mücadele azmi vardı. 
Fabrika önünde nöbet vardı. 
İnanç vardı. 
Kazanma duygusu vardı... 

Kavel direnişinin işveren cephesinde ise, çok kâr düşüncesi vardı.
İntikam duygusu vardı. 
İhanet vardı. 
Sözünde durmamak vardı. 
Kalleşlik vardı...

Kavel olayları, işçi sınıfının demokratik sendikal mücadelesine 1963 Birinci Kavel Direnişi olarak yazıldı.

SÖZÜN ÖZÜ

Anayasa'da var olmasına rağmen, Sendika ve Toplu Sözleşme Yasaları zamanında çıkarılamadığından işveren bu durumu fırsata çevirdi. 
Sözünde durmadı. 
İmzaladığı protokole uymadı...
Toplu sözleşme yasası çıkar çıkmaz alelacele işçilerden habersiz, sarı bir sendika ile üç yıl süreli toplu sözleşme imzaladı. Bu durumu üç yıl daha devam ettirmek istiyordu.
Çeşitli yöntem, baskı ve kalleşlikle işçileri sendikadan istifa ettirdi...
Kavel işçileri, yılmadı, yıkılmadı, yaşadıklarını unutmadı sabırla bekledi...

1968 Yılında  tekrar yuvalarına, MADEN-İŞ'E döndüler.  
İşveren aynı...
Genel Müdür aynı...
Zihniyet aynı...
Genel Müdür derhal iki sendika temsilcisini ve ardından yirmi altı sendika üyesini işten çıkardı.
Kavel'de tarih tekerrür ediyordu...

Kavel işçisi, İkinci direnişi de yaşadı. 
Kazandı...
Genel müdür İbrahim Üzümcü gitti, yerine Altan Sağanak genel müdür olarak görev aldı. 
Kavel işçileri kazandıkları bu demokratik eylemi de, işçi sınıfı tarihine, 1968 İkinci Kavel Direnişi olarak yazdırdılar... 

YAZILAR     ; ( I.) Birinci Kavel Direnişi 1963
                        ( II.) İkinci Kavel Direnişi 1968

KAVELDE ÖNE ÇIKANLAR
İşyeri sendika baştemsilcileri; İlyas Kabil - Tacettin Usta - Nazmi Kankurdan
İşyeri Genel Müdürleri           ; İbrahim Üzümcü - Altan Sağanak                                                                              










   
                                               






15 Ocak 2019 Salı

SENDİKALI OLMAK YA DA OLMAMAK

Sendikalar, işçilerin ekonomik örgütleridir... 
İşçiler ve emekçiler farkında olsalar da olmasalar da, işçi sendikalarının varlığı kendileriyle özdeştir. Üye oldukları sendikalar ve onların yöneticilerinin dünya görüşleri çok önemlidir. Onların mensup oldukları, savundukları görüşlerin içinde gerçekçilik ilkesi yoksa, yapacakları işler, eylemler ve meydana getirilen sonuçlar eksiktir... 

Bu eksiklikler uzun vadede işçi aleyhine devam ediyorsa, bilerek ettiriliyorsa bunun da adı ihanettir. Yanlışların ihanet derecesinde devamı ise sendikal söylemle(terminoloji) sarılıktır, "SARI SENDİKACILIKTIR."

Gerçekçilik ilkesi; uygulama sırasında, karanlıkları aydınlatan güçlü bir ışık demeti gibidir. 
Ne arıyorsan, neyi bulmak istiyorsan bu ışık demeti otomatik olarak o tarafa yönelir. Görünmeyenler görülür. 
Araştırmayı, öğrenmeyi, öğretilmeyi, tetikler, bilinmeyenler bilinir hale gelir...
Bilmeyenler ise öğrenir duruma gelir... 

SENDİKALAR İŞÇİLERİN SINIF VE KİTLE ÖRGÜTLERİDİR

Sendikaların, elbette ilk görevleri işçilerin ekonomik haklarını korumaktır. İşçilerin ekonomik haklarının korunmasında ilk şart ise bilgiye ulaşmaktır. Sendikal mücadele içinde iki taraf öne çıkmaktadır.  Bunlardan birisi sermaye sahibi patrondur. 
Patron; parasını, teknolojik bilgilerini genellikle sermaye sınıfı ve onun çıkarlarını savunan iktidarlardan aldığı desteği kullanır. Buna göre yatırımını yapar. Üretim ve hizmet aşamasına geldiğinde emeğe ihtiyaç duyar. 

Sermayedarların emeğe ihtiyaçları bu aşamada kendini gösterir. 
Emek olmadan çarklar dönmez, üretim olmaz... 
Üretimin olmasını sağlayan emeğin oluşması, kendiliğinden ikinci tarafı oluşturur. 
Taraflar oluştu ama, patron tarafı, parası ile, bilgisi ile, teknik donanım ve destekçileri ile her zaman daha güçlüdür. 

Bu gücü dengeleyebilmek, işveren karşısında savunma yapabilmek, istekte bulunabilmek için ihtiyacı olan şey birliktir. 
Birlik ise kendiliğinden oluşabilir mi? 
Güçlü olmak, birlik olmak şart diyebilmek için örgütlü olmak gerekir. 
Örgütlü olmanın tek yolu da sendikalı olmaktan geçer.

BEDRİ KORAMAN VE ÜNLÜ KARİKATÜRÜ

Karikatür ustası Bedri Koraman, Milliyet gazetesinin 09.03.1963 tarihli sayısında işçi ve işverenin dünü, bu günü ve yarınını Kavel Fabrika Direnişi sonrası şöyle çizmişti. "Tarihi Tekâmül"




İşçilerin sorunlarını işverenlere anlatabilmek, karikatürde olduğu gibi dik duruma gelebilmeleri ancak bir sendikada örgütlenmeleri ile mümkündür
. 

Sendikalar işçilerin güvenecekleri, sırtlarını dayayabilecekleri vazgeçilmez kuruluşlarıdır... 
Sendikasız bir işçinin  önemli bir uzvu, eksik demektir... 
Kısaca sendikalı olmak yere sağlam basmak anlamına gelir...

Çalışan bir işçi yaşamını iyileştirmek, kendisine daha iyi ekonomik koşullar yaratmak istiyorsa sendikalı olmak zorundadır. İşçiler, işinde uzun süre çalışabileceğini, çalışma koşullarının iyileştirilmesini, iş güvenliğinin sağlanmasını ancak sendikası ile sağlayabilir... 
Nasıl ki, çalışanla çalışmayan, bilenle bilmeyen, bir olmazsa, sendikalı olanla olmayan da bir  olamaz...

VAY ARKAM VAY!.

Adamın birini falakaya yatırmışlar. Adam suçsuzum diye feryat figan...
Kimsenin aldırdığı yok... 
Görünüşü ve duruşuyla korku salan iriyarı bir adam, elindeki sopayı havada sallayarak daireler çiziyor verilecek "başla" komutunu bekliyor... 

Nihayet çıplak ayaklara ilk sopa iniyor ve bir "of!" sesi duyuluyor. Sopa ikincisinde daha güçlü iniyor. Bu sefer duyulan ses "vay anam!" oluyor. 
Üçüncü, dördüncü ve her sopadan sonra adam, "vay arkam, vay arkam" diye bağırıyor. 

Sopayı vuran, "yahu ben senin arkana vurmuyorum ne diye arkam, arkam diye, bağırıyorsun?" 
"Arkam yok ki benim." 
Arkam olsaydı sen beni dövebilir miydin?" demiş. 

Kıssadan hisse: SENDİKA İŞÇİNİN ARKASIDIR..

30 Aralık 2018 Pazar

PHILIPS FABRİKA GREVİ VE SENDİKAL HAREKETLER


101 Günlük İrade: 1975 Philips Grevi ve Büyük Zafer

Yıl 1975

PHILIPS işvereni ile T.Maden-İş Sendikası arasında yeni dönem toplu sözleşme müzakereleri başladı. İki ya da üçüncü müzakere toplantısından sonra işverenin tutumu oldukça değişti.

Sendika tarafı olarak müzakereler, toplu sözleşme dairesi başkanı olarak benim başkanlığımda devam ediyor. Sendika müzakere heyeti içerisinde tüm toplantılarda, işyeri temsilcilerinin tamamı da yer alıyor.

Müzakereler, genellikle fabrikada, bazı zamanlar ise Beşiktaş'ta bulunan sendika genel merkezinde devam ediyor. İşveren heyeti içinde genel müdür, personel müdürü, MESS avukatı bulunuyor, işveren adına avukat sözcülük yapıyor.

Sendika üyelerimizle, Levent'te bulunan ÇİT Düğün salonunda yaptığımız ve üye çoğunluğunun katıldığı toplantı sonrası, sözleşme taslağımızın mâli konularını tespit ettik.  

Hollanda sermayeli Türk Philips  Fabrikası toplu sözleşme görüşmeleri MESS'in katı ve anlaşılmaz diretmeleri sonucunda çıkmaza girdi.

Bu fabrikanın, büro personeli (müdür, mühendis, şef ve formen) dahil 900 civarında çalışanı vardı. Çalışanların 800 den fazlası, Türkiye Maden-İş Sendikasının üyesiydiler.

Televizyon, radyo, elektrik süpürgesi ve elektrikli ev aletleri üreten bu fabrika İstanbul Levent bölgesinde kuruluydu.
PHILIPS işvereni proje ve planlarını, genç ve işlerinde ustalaşmış seçme işçilerle üretime dönüştürüyordu. Üretilen eşyalar, iç piyasada kapış kapış gidiyor, işveren üretimden de kârdan da son derece memnundu.

Temmuz ayına kadar, yaptığımız müzakerelerden bir sonuç alınamadı. İşveren, sendikanın her teklifine "hayır biz bunu veremeyiz, bu prensiplerimize aykırı, bunu kabul edemeyiz" diyerek karşılık veriyordu. İşveren kesiminin bu olumsuz düşünce ve çıkışları adeta sendikayı köşeye sıkıştırma politikası gibi anlaşılıyordu.
  PHILIPS'TE GREV BAŞLADI.1975 

Türk Philips Fabrikası işçileri, işyerinin kurulduğu günden bu yana MADEN-İŞ Sendikası ile inanç ve gönül bağını en iyi kuran ve bunu devam ettiren üyelerdi.

İşyeri sendika temsilcileri olarak özellikle de baştemsilcilik yapan Rauf Aksu, İsmet Şahin, Salih Dursun'un sendikayı temsilde çok önemli çabaları olmuştu.

İşveren, daha doğrusu onları yönlendiren MESS yöneticilerinin uzlaşmaz tutum ve davranışları nedeni ile PHILIPS Fabrikasında 18 Ağustos Tarihinde Sendikanın yasal grevi başladı.
Grev 101 gün
devam etti. Bu süre zarfında, T. MADEN-İŞ Sendikası hiç aksatmadan grevci işçilerin tamamına gündelik ücretlerinin(yevmiye) yarısını ödedi.                                                                                                                       

Philips işçileri grev süresince,  grevin kendilerine öğrettiği tüm görevlerini eksiksiz yerine getirdiler. Birlik ve beraberliklerini bozmadılar. 

Grev süresince sendikal konularda kendilerine verilen eğitimlerden yararlandılar.
Hollanda İşçi Sendikaları Federasyonu(FNV) mesaj göndererek greve destek verdiklerini belirttiler.
28.11,1975 PHILIPS'DE GREV BİTTİ
Grevin 95 ci günüydü. Silahtarağa'da kurulu ESTAŞ Fabrikasının murahhas azası ve genel Müdürü Alberto Penhas'tan bir telefon gelmişti. Alberto Penhas, Nurmetal olan Fabrika adını daha sonraları Estaş olarak değiştirdi. Fabrika, o yıllarda Philips marka buz dolabı ve bazı ev gereçleri üretiyordu. Philips aynı zamanda bu fabrikanın ortağı durumundaydı.

Telefonda, Hollanda'dan  üst düzey bir yetkilinin geldiğini ve sendika yetkilileri ile görüşmek istediğini haber veriyordu.

Tanışma toplantısı sendikada yapıldı.
Sendika genel merkezinde başlayan müzakerelerde sendika tarafı olarak temsilcilerimizle birlikte tam kadro oradaydık.  Yapılan müzakereler sonunda Hollanda'dan gelen DE ROY adındaki işveren vekili sendika tekliflerinin tamamını kabul etmek zorunda kalmıştı.


Grev 101 gün sonra başarı ile sonuçlandı.
Philips işçileri zoru başardılar. Sıcak, soğuk, yağmurlu günlerde usanmadan grevin gerektirdiği tüm görevleri başarı ile yerine getirdiler. 

Özellikle bu greve işyeri sendika temsilci Mustafa Kalfa'nın verdiği emekler unutulmazdı. 
Anlaşma sonunda imzalanan toplu sözleşmenin mâli konulara ilişkin maddeleri, işçilerin istedikleri yönde hazırlanan sendika tekliflerinin tamamının kabul edilmesiyle törenle imzalandı.

Ayrıca yapılan bir ek protokol ile grevde geçen sürelerin, yani 101 günlük yevmiyeler işyeri tarafından zamlı olarak ayrıca işçilere ödendi.
Bu yıl yapılan sözleşme ile işyerinde yıllık 2 maaş olan ikramiye 4 maaşa çıkarıldı.
Philips grevi sonunda imzalanan toplu sözleşme, zamanın sendikal hareketler bakımından  DİSK ve sendikal camia da yeni bir kilometre taşı olarak gösterilecekti...





5 Aralık 2018 Çarşamba

NETAŞ TOPLU SÖZLEŞME ZAFERİ 1975

Arka planda "MADEN-İŞ SENDİKASI" yazan bir pankartın ve Türk bayrağının asılı olduğu bir salonda, DİSK'e bağlı, T.Maden-iş Genel Başkan Vekili Hüseyin Ekinci, mikrofonda coşkulu bir şekilde konuşuyor ve eliyle ileriye doğru işaret ediyor. Karşısında masalarda oturan kalabalık bir erkek grubu onu dinliyor.
T.Maden-İş Genel Başkan Vekili ve T.Sözleşme Dairesi Başkanı Hüseyin Ekinci,
Netaş işçileri ile yapılan bir toplantıda.
İstanbul Ümraniye'de 1967 Yılında kurulan ve Türk Sanayi kuruluşları içinde çok önemli bir yer edinen NETAŞ Fabrikasının işçileri, sarı sendikadan toplu halde istifa ederek DİSK'E bağlı T. MADEN - İŞ Sendikası içinde yerlerini aldılar. Daha, işbaşı yaptırılırken bile, liyakat ve nitelikleri asla tartışılmayacak kadar değerli olan işçiler, görevlerini tam olarak yerine getirmeye devam ettiler.

1975 Yılından itibaren çok değerli çabaları ile kaliteli üretim yaptılar. Çalışma ve kârlılık bakımından, sorumluluklarını tam olarak yerine getirdiler. Bu dönemde, gerçek sendikanın sendikal hareketler içindeki yeri ve görevlerini keşfettiler. Çeşitli tarihlerde yapılan toplantılarda ilk sendikal eğitimlerini aldılar.
Üyelerin sendikal yapı içerisinde ki "söz ve karar sahibi olma ilkesiyle" tanıştılar.

İş yeri sendika temsilcilerini, özgür iradeleri ile T. Maden - İş Sendikası uygulaması gereği, kapalı oy ve açık sayım usûlü ile yapılan seçimler sonucu kendileri belirlediler.

GERÇEK VE GÜÇLÜ SENDİKA İLE İSTENİLEN SONUÇ

Toplu sözleşme daire başkanı olarak, toplu sözleşme tekliflerinin hazırlık çalışmaları durmadan devam etti. Sendikamızın Araştırma ve Ücret ve Ekonomi Politika daireleri çok verimli çalışmalar yaptılar. Hazırlanan toplu sözleşme teklif tasarısı, işçilerle yapılan bir salon toplantısında görüşüldü, bilgi alış verişi sağlandı. Sarı Sendika Tek-Met' işin toplu sözleşmesi süresi sona erdi.

Toplu Sözleşme görüşmelerine başlandı.
Müzakereler çetin geçiyor. Sendika müzakere heyeti içinde iş yerinde çalışan sendika temsilcilerinin tamamı da yer alıyor. İşveren tarafının müzakere heyetinin sunduğu çeşitli olumsuz öneri ve teklifleri anında karşılık buluyor, çürütülüyordu.

NETAŞ'TA TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ İMZALANDI

19 ŞUBAT 1977 Tarihinde toplu sözleşme, Fabrikada işçilerin huzurunda imzalandı.
Toplu Sözleşme ile işçilere sağlanan parasal hakların bir bölümünü birlikte inceleyelim mi?

Ücret zamları: 1. Yıl saat ücretlerine 625 kuruş, 2. Yıl saat ücretlerine 625 kuruş zam yapıldı.
2 Maaş olan ikramiyeler, bundan böyle her yıl 5 maaş olarak ödenecektir.
Haftalık Çalışma süresi 45 saate indirildi, ödemeler 48 saat üzerinden yapılacaktır.
Kıdem tazminatı her yıl için 45 gün olarak hesaplanacaktır.
Yıllık ücretli izinlere 3 gün ilave edildi.
İzne çıkarken işçilere, ücretin dışında ayrıca 2500 TL. izin parası ödenecektir.
Her her yıl  2500 TL yakacak yardımı verilecek .
Ramazan ve Kurban Bayramlarında, her işçiye, 1250TL. bayram harçlığı olarak yılda toplam 2500 TL ödenecek.
Çocuk başına ayda 50 TL çocuk yardımı yapılacak. Ayrıca ilk orta ve liseye giden çocuklara kademeli olarak yardım yapılacaktır.
Her ay devamlılık primi devamlılık pirimi olarak maaşlara 2 yevmiye bedeli ilave edilecektir. 
O tarihlerde yaptıkları mücadele sonucu; Netaş işçileri; Metal iş kolunun en iyi toplu sözleşmesini, birlik, dayanışma, güçlü ve devrimci sendika parolası ile T. Maden-İş Sendikası ile ile istediklerini elde ettiler.   





18 Kasım 2018 Pazar

KEMAL TÜRKLER GRUNDİG GREV ZİYARETİ

GRUNDİG RADYO FABRİKASINDA GREV 1971

Geçtiğimiz yıllarda Levent'ten Barbaros Bulvarı yönüyle Beşiktaş'a giderken, Balmumcu Mahallesi hizasında bir otel yapıldı. The Plaza ismi ile çalışmaya başlayan otelin yerinde, 1990 lı yıllara kadar bir fabrika bulunuyordu. Grundig marka radyo ve televizyon imalatı yapılan bu fabrika, Trabzon'lu bir iş adamı ve ortaklarına aitti. Ayrıca Topkapı Bölgesinde kurulu ve PETRIX pillerini imal eden CİHAN ADİ KOMANDİT Şirketi de GRUNDİG hissedarları arasındaydı.

1971 GRUNDİG GREVİ  İstiklal Marşı
Kemal Türkler - Hüseyin Ekinci(mikrofonda) saygı
duruşu 
İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'da taş taş üstünde kalmamıştı. Tüm Almanya bombalanmış, yıkılmış, yakılmıştı. Ekonomi çökmüş, sanayi tepetaklak, fabrikaların büyük kısmı bombalanarak yok olmuş, bir kısmı ise hasar gördüğünden çalıştırılamaz hale gelmişti.

Haberleşme o yıllarda çok önemli sayıldığından üretimlerin tümü "galip devletlerin" kontrolü altına geçmişti. Max Grundig adındaki radyo satıcısı, 1946 yılında kendi imkanlarıyla bir radyo yapmış ve 1949 yılından itibaren de GRUNDİG ismi ile seri üretime geçirmişti. 1950 li yıllarda ise Avrupa'nın bir numaralı radyosu durumuna getirilmiş, Almanya dışında da üretim yapma eğilimleri başlamıştı.
Türkiye'de ise GRUNDİG Radyo, yukarıda bahsettiğimiz otelin yerinde bulunan fabrikada üretilmeye başlanmıştı.

GRUNDİG FABRİKASI VE SENDİKAL HAREKETLER

Fabrikada 200 civarında işçi üç vardiya olarak çalışıyordu. Çoğunluğunu kadın işçilerin oluşturduğu bu fabrika işçileri, birbirlerine ve sendikalarına son derece bağlıydılar. Beyaz yakalıların bir bölümü ile mavi yakalı işçilerin tamamı Türkiye MADEN-İŞ Sendikası üyesiydiler.
O yıllarda sendika genel merkezi Cağaloğlu'nda, 6. Bölge Temsilciliği merkezi ise Levent'te idi.

Yıl 1971, toplu sözleşme müzakerelerine 6. Bölge Temsilcisi olarak benim başkanlığımda devam ediyoruz.
İşveren yetkilileri son derece katı bir tutum içindeler. 
Özellikle Ekonomik konulardaki tüm sendika tekliflerine "olmaz batarız, bunları karşılayamayız" gibi söylemlerle sürekli karşı çıkıyorlardı. 

Bölge Temsilciliği sınırları içinde PHILIPS, VE-GA, KONDOR, NORDMENDE, TELEFUNKEN, PROFİLO(National) fabrikaları radyo imalatlarını devam ettiriyor, bazı fabrikalar ise seri olarak televizyon üretiyorlardı.

Grundig Fabrika yönetiminin olumsuz tutumları nedeniyle toplu sözleşme müzakereleri çıkmaza girdi, anlaşma olmadı.
1963 Yılında çalışma hayatımıza yeni giren Toplu-İş Sözleşmesi  Grev ve Lokavt Yasası, işveren camiası tarafından gönülden kabullenilmiş bir görüntü vermiyordu. Zaten işverenler tarafından bu durum hiç bir zaman gönüllü olarak benimsenmedi...

GELSİN GREV 

Sendika olarak yasa gereği grev kararı aldık. Grev hazırlıklarına başladık. Grev çadırı ve iç donanımı(masa , sandalye, soba, odun, kömür, çay şeker, çaydanlık, bardak,su)gibi hazırlıklar tamamlandı, grev gözcüsü gömlekleri dikildi.

Fabrikanın oldukça büyük bir bahçesi vardı. Kararlaştırıldığı üzere grevin başlaması için 6. Bölge Temsilciliği flaması, fabrikanın camlarından işçilerce görülecek şekilde yukarı kaldırılarak tutuldu. Yasal uygulamalar, planlandığı gibi gelişti...

Dört sendika temsilcisinin ikisi on dakika içinde dışarıya çıktı. Grev gözcüsü gömleklerini giydiler, fabrika kapısının dışında kendilerine belirlenen uzaklıktaki yerlerini aldılar. 
Onbeş dakika sonra üyelerin yarısı kadarının, sendika işyeri temsilcisinin birisi ile birlikte işlerini bırakıp dışarı çıktıkları görüldü. Kalan üyeler ve baştemsilci ise, yarım saat sonra grup olarak dışarı çıkmışlardı.

Sendika işyeri baştemsilcisi Ahmet Vatandaş isminde bir üyemizdi. Neden geç kaldıkları sorulduğunda "konuşma yaptım, bu bir grevdir. Önümüzdeki günler zor olabilir. Sendika olarak kimseyi zorlamıyoruz. İsteyen kalıp çalışabilir dedim, ama herkes 'ya hep ya da hiç dediler" dedi ve önceden hazırladığımız bir haftalık grev gözcüsü nöbet çizelgesini incelemeye başladı...

1971 Yılı Ocak Ayının Sekizinci günü (dondurucu soğuk bir kış günü) GRUNDİG işçileri, Anayasa ve yasalardan kaynaklanan haklarını kullanarak greve çıktılar.

Kemal Türkler GRUNDİG grevi ziyaretinde grev çadırında
6. Bölge Temsilcisi Hüseyin Ekinci'den bilgi alıyor. 
Önceden kararlaştırılan grev komiteleri görevlerini yapmaya başladı. Çadır kurma komitesi,  Barbaros Bulvarından görülebilecek şekilde, otuz, otuzbeş kişinin sığabileceği büyüklükteki grev çadırını on dakika içinde kurdu. Bir köşesine çay ocağı ve malzemeler yerleştirildi. Soba kuruldu ateşi yakıldı...

Yasal uyarı olarak "BU İŞYERİNDE GREV VAR" yazılı flama, fabrikanın duvarına caddeden görülecek biçimde asıldı.
Güvenlik komitesi sayım yaptı, tüm sendika üyelerinin greve katıldığını ilan etti. Kadın işçilerin görevli olanların dışındakiler  evlerine gönderildi.

Grev birlik içinde olaysız olarak devam ediyor...
Gerek grev komitesi ve grev gözcüleri aksatmadan görevlerini yapıyorlar. İşçilerin, akraba ve mahalle komşularının bir kısmı hemen her gün çeşitli yiyecek maddeleri ile gelerek grevcilerle birlikte oluyorlardı.

ÖRNEK GREV

GRUNDİG Fabrikası Grevi, çevre fabrika işçileri tarafından da hemen her gün ziyaret edilir oldu. Ziyaretçi işçiler yanlarında getirdikler çeşitli yiyecek maddeleriyle geliyor, grevcilere sürekli moral veriyorlardı. 
 Bölge işçileri kendi aralarında bu greve "ÖRNEK GREV" söylemini yakıştırmışlardı.

Grev, 12 MART MUHTIRASI dönemine rastladı ve sorunsuz devam ediyor. Yoldan geçen araçlar korna çalarak grevcileri selamlıyorlardı. 

Her gün grev çadırında eğitim amaçlı konuşmalar yapılıyor.
Sıkıyönetim komutanlığı grevin kaldırılmasını ve çadırın sökülmesini istedi. 
Komutanlığa, yasal olan grevin kaldırılamayacağı ve ancak toplu sözleşme anlaşmasıyla sonlanacağı söylendi...
Grev komitesi olarak bir etkinlik yapılmasına karar verildi. Disk Genel Başkanı Kemal Türkler'in Grevi ziyaret etmesi planlandı...

KEMAL TÜRKLER'İN GRUNDİG GREV ZİYARETİ

Genel Başkan Kemal Türkler'in grevi ziyaret edeceği duyulduğunda, grevci işçiler greve yeni başladıkları gün gibi heyecanlandılar. Grev yeri eskisinden daha çok kalabalıklaşmaya başladı. Grevin günlerce hatta aylarca uzayabileceğine inandılar ve bu durumun dışa vurumu göstergesi için bir etkinlik yapmaya karar verdiler.


Grev çadırının caddeye yakın tarafına ahşap bir kaide yaptılar. Kaidenin üzerine Atatürk'ün siyah renkli bir büstünü koyarak adeta bir Atatürk anıtı meydana getirdiler. Kaidenin önüne bir plaka koydular. Grevde kaçıncı günde olduklarını ve ''hak verilmez alınır'' yazdılar.

DİSK ve MADEN-İŞ Genel Başkanı Kemal Türkler DİSK Yürütme Kurulu Üyeleri ve DİSK üyesi sendikaların başkanları ile birlikte grev yerine geldi. 
Genel Başkanı, grevci işçiler ve onları yalnız bırakmayan çevre fabrika işçilerinin oluşturduğu coşkulu bir kalabalık karşıladı.

GIDA-İŞ Sendikası Genel Başkanı Kemal Nebioğlu, BASIN-İŞ Sendikası Genel Başkanı Ehliiman Tuncer, DİSK'İN diğer yöneticileri ve çok sayıda sendika temsilcisinin katıldığı toplantıda, birlikte İstiklal Marşı söylendi.

Daha sonra Genel Başkan Kemal Türkler, çok heyecanlı bir konuşma yaptı. Türk Bayrağı altında bulunan büstün açılışını yaptı. 
Grev çadırına girerek grevci çayı içti, işçilerle uzun sohbetler yaptı.

GREV 65 GÜNÜNÜ DOLDURDU

Bölge Temsilcisi olarak ilk günden itibaren bu grevi, işçi ve sendika tekliflerinin hedefleri doğrultusunda sonlandırmak ve iyi bir toplu sözleşme imzalamak düşüncesiyle günümün büyük bir bölümünü onlarla geçiriyorum. Bazı zamanlar ise mecburen geceleri grev çadırında uyumaya çalışıyorum. 
Hava soğuk geceler daha da soğuk.
     
GÖRÜŞMELER YENİDEN BAŞLIYOR
                                                                                 

18 ya da 20 MART tarihinde işveren yetkilileri Avukatları Kemal Kumkumoğlu vasıtası ile görüşme talebinde bulundular.
Sendika Genel Merkezinde, dört temsilcimizle müzakere ekibi olarak toplandık. İşveren tarafının da katıldığı toplantıda sendika teklifleri aynen kabul edilerek anlaşma sağlandı. Toplu sözleşme, daha sonra fabrikada işçilerin huzurunda yapılan törende imzalandı.
Grundig işçileri disiplinli, eğitimli, ilkeli örnek bir grev uyguladılar, grevli günlerini birlik içinde yaşadılar ve istedikleri gibi bitirdiler. 
İşyeri sendika baştemsilcisi Ahmet Vatandaş ve temsilci Ramiz Yerlikaya grevde çok başarılı bir görev yatılar.
Yaklaşık 50 yıl önce benim de içinde bulunduğum emek mücadelesi etkinliğini, Kemal Türkler'in grev ziyaretinde yaptığı o mükemmel konuşmayı, ne yazık ki sessiz izleyeceksiniz...
Kim olduğunu bilmediğim bu kısacık görüntüleri kaydeden ve yayına hazırlayanlara, kendi adıma Hüseyin Ekinci olarak sonsuz teşekkür ediyorum...

29 Ekim 2018 Pazartesi

FABRİKA BACALARI VE DEMİRDÖKÜM

Ülke kalkınmasının en belirgin görüntülerinden biri fabrika bacalarıdır. Dumanı tüten fabrika bacası, üretimi ifade eder.
Üretim, ülkeler için çok önemlidir.
 
Duman çıkararak yükselen çok sayıda ki baca görüntüsü, elbette sanayi oluşumunu belirtir.

Sanayi devrimini asırlar önce gerçekleştirmiş batı ülkelerinden ne kadar geride olduğumuz, Cumhuriyet kuruluşuna kadar toplu iğne bile yapamayışımızdan belli değil mi?

Yerli üretim toplu iğne ve raptiye bile, ancak 1951 yılından sonra imal edilmeye başlandı. İstanbul Davutpaşa semtinde 1951 yılında kurulan Atlı zincir ve iğne fabrikası, seri üretimi ile  sanayimizin geliştiğine örnek gösteriliyordu...   


Toplu iğnenin bile yapılamadığı, 600 yıllık "Cihan İmparatorluğunun" yerine kurulan genç cumhuriyet, devlet olma görevini yerine getirmek için, seri halde adımlar atmaya başladı.



Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Haliç'in her iki yakasına, ülke kalkınmasının en belirgin görüntüsü olan fabrikaların yapılmaya başlandığını biliyoruz. Bunlardan en önemlilerinden birisi Şakir Zümre fabrikasıdır.

İlk yerli bombanın İstanbul'da Haliç'in Sütlüce semtinde kurulu Şakir Zümre Döküm Fabrikasında yapıldığı, Türkiye'nin ilk silah ihracatının yine Şakir Zümre tarafından Yunanistan'a gerçekleştirildiğini kayıtlardan okumaktayız.


Genç Türkiye Cumhuriyeti, Trakya ve Anadolu içlerine doğru dokuma, şeker, kâğıt, askeri mühimmat, demirçelik ve çeşitli dallarda üretim yapan fabrikalar kurmasının yanında, hava ve demir yolu ulaşımlarında da çok önemli hamleler yaparak, devlet olma görevini hakkıyla yerine getirmeye başlıyordu.

1950 Yılından sonra imalat sanayi yatırımlarının, daha çok devlet destekli özel sektör eliyle yapıldığı görülüyor. İşte bu dönemde İstanbul, özel sektörün en çok yatırım yaptığı şehir haline geldi.

T. DEMİRDÖKÜM SİLAHTARAĞA FABRİKASI

Sur dışı sayılan Topkapı, Bakırköy, Sağmalcılar, Davutpaşa, Eyüp Silahtarağa gibi, şehir merkezine yakın bölgeler, kısa sürede özel sektör yatırımları ile dolmaya başlıyordu.


Çeşitli dallarda üretim yapan fabrikaların yanında, asıl ağırlık metal iş kolunda oldu.

Beyoğlu yakasında haddehaneler (demir çekme), Silahtarağa, Alibeyköy, ve Eyüp tarafına ise çelik ve ağırlıklı olarak döküm fabrikaları kuruluyordu.   
Bu yatırımcılardan önemli birisi de uzun yıllar bakkaliye işiyle meşgul olan Vehbi KOÇ'TU.

Ülkede özel sektör fabrikalarının en büyüklerinden biri olan Türk Demirdöküm Fabrikaları da bu bölgede kuruldu. 1954 yılında Vehbi Koç tarafından kurulan bu fabrikalar ülke sanayisi içinde üretim çeşitliliği, cirosu ve çalıştırdığı işçi sayısı bakımından Türkiye sendikal hareketleri içinde çok önemli bir yere sahip olmuştu.

Kalorifer, radyatör, soba, şofben ve çeşitli emaye ev eşyaları imalatı yapan bu sanayi kuruluşunun ürettiği mal ve eşyalar genelleme yapılırsa ev, apartman ve iş yerlerinin belli alanlarında her zaman öncelikli yerlerini alıyorlardı.

Vehbi Koç (Koç Holding) diğer büyük fabrikasını, Arçelik'i de 1955 Yılında Haliç kenarında Sütlüce semtinde kurdu, 1959 yılında ilk çamaşır makinesini, 1960 yılında da ilk buzdolabını burada üretti ve 1968 yılına kadar da üretimine, burada devam etti. 


Sanayileşme yolunda yerlerini alan bu iki büyük kuruluşun başına da çok önemli iki kişiyi genel müdür olarak tayin etti!!. 
Bundan böyle Vehbi KOÇ'UN "göz bebeği" diye konuşulan Demirdöküm Fabrikası yönetiminde Burhanettin Günergun, Arçelik Fabrikası yönetiminde ise Adnan Bensel tek yetkili olarak görev yapmaya devam edeceklerdi.


DEMİRDÖKÜM DİRENİŞİNE GİDEN YOL olarak devam edecek.

3 Ekim 2018 Çarşamba

TÜRK PHILIPS FABRİKASI ve SENDİKAL HAREKETLER

ÇALIŞANLARIMLA AYNI MASAYA OTURMAM

İstanbul LEVENT  Bölgesinde görkemli bir binanın, gök yüzüne doğru yükseldiğini görüyoruz.
AVM (alışveriş ve ticaret  merkezi ) olarak faaliyette bulunan bu büyük binanın hemen bitişiğinde, yine iki adet çok katlı dev rezidans bulunuyor. Rezidanslar bir nevi akıllı binalardır. Bu binalar genellikle dışarıdan yardım almadan işlerinin tamamını kendileri görürler. İşte bu pahalı ve değerli binaların yerinde bir zamanlar 900 civarında işçinin çalıştığı ve gece gündüz durmadan üretim yapıldığı bir fabrika vardı.

Ticari adı Türk Philips olan, ancak işçiler ve halkın "Filips" diye söylemde bulunduğu fabrika, 1956 yılında sanayi kuruluşu olarak İstanbul Levent'te kurulmuştu. Gerçi Philips firması 1930 yılından itibaren,Türk Philips limited şirketi, 1953 yılından itibaren de Philips Ticaret Aş olarak İstanbul'da zaten faaliyetteydi. Bu dünya devi firmanın bu gün, 150 ülkede faaliyet gösterdiği ve 227 binden fazla çalışanı bulunduğu belirtiliyor. Karl Marks'ın kuzeni olduğu söylenen Gerard Philips tarafından 1891 yılında kurulan firmanın genel merkezi, Hollanda'da Eindhoven şehrindedir.
LEVENT'TE MAHALLE

1947 Yılından itibaren Levent Çiftliği olarak bilinen bu bölge değişmeye başladı. Emlak Bankası inşaatlara başladı, büyük bir kısmını, bu gün çok değerli ve aynı mimari projeye göre yapılan iki katlı bu evleri 1950 Yılından itibaren teslim etmeye (satmaya) devam etmişti.

İşte bu sıralarda, Philips'in Fabrika inşaatı da başlamış ve kısa sürede tamamlanmıştır. Sonraki yıllarda 800 den fazla işçinin çalışmaya başlayacağı fabrika ve 50 den fazla beyaz yakalı personelin çalışacağı idare binası 1956 yılında faaliyete başlamış oldu.

   
Zamanının modern fabrika ve sosyal(idare) binaları çok geniş bir alanda bulunuyordu. Fabrikanın
kendisine ait futbol sahası da dahil bu geniş alan, Zincirlikuyu Mezarlığının Levent tarafına komşuydu. Elektrikle çalışan lambalı radyo imalatına başlayan fabrikada, kısa süre sonra çantalı pilli taşınabilir radyo imalatı da gerçekleşti.
Ev gereçleri, televizyon, pikap, elektronik aletler ve televizyon tüpleri, Levent'te kurulu fabrikanın imalat çeşitlerinden bazılarıydı. Bazı ürünlerinin bir kısım parçalarını ise dışarıdan tedarikçiler vasıtası ile temin ediyorlardı.

Böyle bir tedarikçinin yine Levent'te bulunan bir evin çatı katındaki atölyesinde dört hafta süre ile on lira haftalıkla ben de çalışmıştım. Lisede okuduğum 1962 Yılında yaz tatili sırasıydı. Elde taşınan portatif radyo  kutularının dış yüzeyleri sun'î deri ile kaplanıyordu. Bir gün öğle paydosunda dışarıda yemek yediğimiz sırada sendikacı olduklarını söyleyen iki kişi yanımıza gelerek sendika hakkında bilgi vermişlerdi. Bir arkadaşımla birlikte ilgi duyduk onlarla konuştuk. İşimizde dördüncü haftaydı Cumartesi günü haftalıklarımızı aldık. İkimize de artık işe gelmeyeceğimiz söylenmişti...

TÜRK PHILIPS (FİLİPS) VE SENDİKAL İLİŞKİLER 

1967 Yılında Türkiye MADEN-İŞ Sendikasının Silahtarağa Merkez Şubesi (Şube Başkanı Hüseyin EKİNCİ) ile Şişli Şubesi (Şube Başkanı İlyas KABİL) 6. BÖLGE TEMSİLCİLİĞİ adı altında birleştirildi.

Birleşmeden sonra, Ana Tüzük gereğince yapılan ilk Bölge Konseyinde (Genel Kurul) Şişli Şube Başkanı İlyas Kabil'le birlikte aday olduk. Yapılan seçimi açık ara oy farkı ile ben kazanmıştım.

Kısa süre sonra Filips fabrikası Toplu Sözleşme görüşmeleri başladı. Sendikayı müzakere heyeti başkanı olarak ben temsil ediyorum. Yanımda organizatörüm var.
Fabrikada yapılan müzakere toplantısında işveren adına Personel Müdürü ve MESS (işveren sendikası) uzmanı katılmışlardı. Bir süre sonra İşveren Temsilcisi, "görüşmelere başlayalım mı?" dedi.
 "Gayet tabii başlayalım ama, bizim müzakere ekibimiz henüz tamamlanmadı, onlar olmadan müzakere başlamaz" dedim.
Sendikamızın daha önce işveren tarafına yazılı olarak bildirdiği yetki belgesindeki isimlerin, toplantı salonuna henüz gelmediğini ve onlar gelmeden toplantının başlamayacağını bildirdim.

AYNI MASAYA OTURMAM

Kısaca, işyeri sendika temsilcilerimizin bu toplantılarda bulunması gerektiğini aksi halde toplantının başlamayacağını söyledim. LAHUT Bey denilen Personel Müdürü ayağa kalkarak hiddetli bir şekilde "ben çalışanlarımla aynı masaya oturmam." dedi ve müzakere masasından kalktı, odayı terk etti.

Uzun boylu ve oldukça iri bu müdürün davranışı beni şaşırtmadı. Sendikanın güçlü, işçinin bilinçli ve birlik içinde olduğu işyeri yetkililerinin, masaya tekrar geleceklerini ya da getirileceklerini deneyimlerimle biliyordum. Bu tavır(!) hakkında elbette saatlerce konuşulabilir. Tartışma yapılabilir.
Biz de söylenmesi gerekenleri söyledik. "Birilerinin anlatması gereken asıl konulardan birinin, buradaki işçilerin varlığının olduğudur. Müdürün kendi arkadaşlarına ve akrabalarından istediği kişilerle istediği şekilde konuşabileceği, ama işçileri, işyerindeki sendikamızı temsil eden üyelerimize yapılan bu söylemi kabul etmediğimizin anlatılması gerektiğini belirttim."

Taraflar olarak anlaşamadığımızı belirten, anlaşmazlık tutanağını yazmak için çantamda getirdiğim dosya kağıtları ve karbon kağıtlarını çıkarıp yazmaya başladım. O yıllarda birden fazla nüsha yazılar, bu gün, A dört dediğimiz (dosya) kağıtlarının arasına kopya(karbon)kağıtlarının konulup yazılmasıyla sağlanıyordu.

Durumun ciddiyetini anlayan (Metal İşverenleri Sendikası) MESS uzmanı Av.Oytun ATAUZ,  toplantıya on dakika ara verilmesini rica etti.  Kendi aralarında bir görüşme yapmaları gerektiğinden bahsetti. İşveren heyeti yanımızdan ayrıldı. On, onbeş dakika sonra yanlarında işyeri sendika baştemsilcisi Cemali Çakıroğlu olduğu halde müdür odaya girdi ve artık müzakerelere geçebiliriz dediler. "Cemali neden yalnız geldin?" dedim. "Başkan, diğerlerini de ben temsil ediyorum!"demişti. Anlaşılan Cemali öğretilmişti!

Ben, müzakere heyetimizin kimler olduğunun belirlendiğini, daha önce işverene bildirdiğimiz yetki belgesindeki isimlerin yani, işyerinde çalışan temsilcilerimizin tamamı gelmeden müzakerelerin başlamasının imkansız olduğunu ısrarla belirttim.
Kısa süre sonra altı temsilcimiz de iş elbiseleri ile müzakere masasında genel müdürün tam karşısında yerlerini aldılar...

1967 Yılında başladığımız toplu sözleşme müzakereleri çeşitli tarihlerde devam etti. İşçilerin (sendika) teklifleri kabul edildi. Toplu sözleşme yemekhanede işçilerin huzurunda törenle imzalandı.
Daha sonra işyerinde temsilci seçimi yapıldı. Seçim sonunda sandıktan Cemali Çakıroğlu çıkmamıştı!
Bir süre sonra da LAHUT Bey fabrikaya gelmez oldu...

Philips işçileri, Türkiye Maden İş Sendikası ve DİSK'İN en bilinçli ve  inançlı üyeleri olarak,  sendikal hareketler içindeki yerlerini hep başarılı olarak korudular.

BİRLİK OLMAK GÜÇLÜ OLMANIN İLK BASAMAĞIDIR