şakir zümre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şakir zümre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2018 Pazartesi

FABRİKA BACALARI VE DEMİRDÖKÜM

Ülke kalkınmasının en belirgin görüntülerinden biri fabrika bacalarıdır. Dumanı tüten fabrika bacası, üretimi ifade eder.
Üretim, ülkeler için çok önemlidir.
 
Duman çıkararak yükselen çok sayıda ki baca görüntüsü, elbette sanayi oluşumunu belirtir.

Sanayi devrimini asırlar önce gerçekleştirmiş batı ülkelerinden ne kadar geride olduğumuz, Cumhuriyet kuruluşuna kadar toplu iğne bile yapamayışımızdan belli değil mi?

Yerli üretim toplu iğne ve raptiye bile, ancak 1951 yılından sonra imal edilmeye başlandı. İstanbul Davutpaşa semtinde 1951 yılında kurulan Atlı zincir ve iğne fabrikası, seri üretimi ile  sanayimizin geliştiğine örnek gösteriliyordu...   


Toplu iğnenin bile yapılamadığı, 600 yıllık "Cihan İmparatorluğunun" yerine kurulan genç cumhuriyet, devlet olma görevini yerine getirmek için, seri halde adımlar atmaya başladı.



Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Haliç'in her iki yakasına, ülke kalkınmasının en belirgin görüntüsü olan fabrikaların yapılmaya başlandığını biliyoruz. Bunlardan en önemlilerinden birisi Şakir Zümre fabrikasıdır.

İlk yerli bombanın İstanbul'da Haliç'in Sütlüce semtinde kurulu Şakir Zümre Döküm Fabrikasında yapıldığı, Türkiye'nin ilk silah ihracatının yine Şakir Zümre tarafından Yunanistan'a gerçekleştirildiğini kayıtlardan okumaktayız.


Genç Türkiye Cumhuriyeti, Trakya ve Anadolu içlerine doğru dokuma, şeker, kâğıt, askeri mühimmat, demirçelik ve çeşitli dallarda üretim yapan fabrikalar kurmasının yanında, hava ve demir yolu ulaşımlarında da çok önemli hamleler yaparak, devlet olma görevini hakkıyla yerine getirmeye başlıyordu.

1950 Yılından sonra imalat sanayi yatırımlarının, daha çok devlet destekli özel sektör eliyle yapıldığı görülüyor. İşte bu dönemde İstanbul, özel sektörün en çok yatırım yaptığı şehir haline geldi.

T. DEMİRDÖKÜM SİLAHTARAĞA FABRİKASI

Sur dışı sayılan Topkapı, Bakırköy, Sağmalcılar, Davutpaşa, Eyüp Silahtarağa gibi, şehir merkezine yakın bölgeler, kısa sürede özel sektör yatırımları ile dolmaya başlıyordu.


Çeşitli dallarda üretim yapan fabrikaların yanında, asıl ağırlık metal iş kolunda oldu.

Beyoğlu yakasında haddehaneler (demir çekme), Silahtarağa, Alibeyköy, ve Eyüp tarafına ise çelik ve ağırlıklı olarak döküm fabrikaları kuruluyordu.   
Bu yatırımcılardan önemli birisi de uzun yıllar bakkaliye işiyle meşgul olan Vehbi KOÇ'TU.

Ülkede özel sektör fabrikalarının en büyüklerinden biri olan Türk Demirdöküm Fabrikaları da bu bölgede kuruldu. 1954 yılında Vehbi Koç tarafından kurulan bu fabrikalar ülke sanayisi içinde üretim çeşitliliği, cirosu ve çalıştırdığı işçi sayısı bakımından Türkiye sendikal hareketleri içinde çok önemli bir yere sahip olmuştu.

Kalorifer, radyatör, soba, şofben ve çeşitli emaye ev eşyaları imalatı yapan bu sanayi kuruluşunun ürettiği mal ve eşyalar genelleme yapılırsa ev, apartman ve iş yerlerinin belli alanlarında her zaman öncelikli yerlerini alıyorlardı.

Vehbi Koç (Koç Holding) diğer büyük fabrikasını, Arçelik'i de 1955 Yılında Haliç kenarında Sütlüce semtinde kurdu, 1959 yılında ilk çamaşır makinesini, 1960 yılında da ilk buzdolabını burada üretti ve 1968 yılına kadar da üretimine, burada devam etti. 


Sanayileşme yolunda yerlerini alan bu iki büyük kuruluşun başına da çok önemli iki kişiyi genel müdür olarak tayin etti!!. 
Bundan böyle Vehbi KOÇ'UN "göz bebeği" diye konuşulan Demirdöküm Fabrikası yönetiminde Burhanettin Günergun, Arçelik Fabrikası yönetiminde ise Adnan Bensel tek yetkili olarak görev yapmaya devam edeceklerdi.


DEMİRDÖKÜM DİRENİŞİNE GİDEN YOL olarak devam edecek.

28 Nisan 2018 Cumartesi

SENDİKAL ÖZGÜRLÜK YOLU ÖRGÜTLENMEKTEN GEÇER

Otuz beş, kırk yaşlarında, orta boylu, etrafına şaşkın, şaşkın bakan bir adam, 
yalpalayarak içeri girdi. Hızlı, hızlı nefeslenen, kızgın bir surat...
Göz bebeklerinin etrafı kıpkırmızı. 
Bir sağa, bir sola bakıyor. 
"Nâhak yere işten çıkarıldım. Başkan yok mu? Başkanla görüşeceğim" dedi.

Mırıldanma tonundaki bir sesle konuşmuş, yarı anlaşılır şekilde sormuştu soruyu.
Hani bazen umutsuzluğun, tüm yüze yansıdığı zamanlar olur ya, işte durum öyle.
Suratında derinleşen çizgiler, sanki bir yılı üç yıl yaşamış gibi... 

Daha doğrusu yaşamadan yaşlanmış gibi...
Sanki çözümsüzlüğün, daha sorarken anlaşıldığının dışa vurumu... 
Karşımda öylece duruyor...

"Buyur şöyle otur, bir nefeslen dedim."
"Ben başkanla görüşmek istiyorum, dedim ya, o yok mu?" diyerek sordu ve oturdu.
Oturdu demek çok doğru olmaz adeta yığıldı...

Odada üç kişiyiz. 
Üçümüzü de başkanlık makamına uygun görmedi besbelli. Hakkı da yok değil, şube başkanı, yirmi beş yaşında zayıf cüsseli bir genç adam. Şakir Zümre Fabrikasından tornacı Cabir Usta, altmış yaşını aşmış kır saçlı, iş tulumuyla sol tarafta oturuyor. 

Oto Yay Fabrikasından Dursun Koçakoğlu, yine iş elbiseli, uzun boyu ve iri cüssesi ile sağda oturuyordu. Her ikisi de, üyeler tarafından seçilen işyeri sendika baş temsilcilerimiz.
Çalıştıkları fabrikalardaki sorunları görüşüyoruz...

Cabir Usta, yaşlılığının verdiği kıdemli sendika üyesi sıfatıyla, hemen söze girdi, "na hak yere diyorsun ama, mutlaka bir sebebi vardır, durup dururken seni niye çıkarsınlar?" 

Kırıkkale Makine Kimya Fabrikalarında uzun yıllar çalıştığını anlatırdı hep Cabir Usta. Konuşmalarına "ben Makine Kimyada iken" şeklinde başlar, anlatacağı konuları da oldukça uzatırdı. Asıl mesleği tornacılıktı ama, daha çok, pik döküm işlerinde uzmanlaşmıştı.

Şakir Zümre, Cumhuriyetimizin ilk sanayicilerinden birisidir. Atatürk'ün, Bulgaristan'da görev yaptığı (askeri) ataşelik yıllarında tanışmışlar. 
Cumhuriyetin ilk yıllarında, kurduğu, Sütlüce'de ki fabrikasında devlete, uzun yıllar askeri cephane üretmiştir.

Bomba üreten ve yurt dışına, Türkiye'den silah ihracatı yapan ilk Türk sanayicisi olduğu bilinir. 
Savaş sonrası ise ürettiği döküm, emaye kömür sobaları, zengin fakir bir çok evin, belli başlı ısınma aracı olmuştu... 

ANTİKA SOBA

Çeşitli renk, şekil ve büyüklükte üretilen, emaye sobaların bir kısmı, bu gün bile birer antika olarak, lüks konak ve yalıların  en değerli yerlerini süslüyorlar.

Şakir Zümre o yıllara ait devlet tarafından verilen, teşekkür ve takdirnameleri renk, renk döktürdüğü Atatürk büstleri ile birlikte yazıhanesinin duvarlarında teşhir eder, müşteri ve misafirlerine göstermekten büyük haz duyarmış. 1966 Yılında vefat ettikten donra fabrikayı eşi yönetmeye başladı. O da Şakir Zümrenin iftihar vesilesi saydığı bu teşekkür ve takdir belgelerini aynen muhafaza etmiş.

Cabir Usta uzunca bir süre, sessiz durduktan sonra tekrar "nerede çalışıyordun dedi ve devam etti, "sebepsiz yere işten çıkarıldım dedin, anlat bakalım sence neden çıkardılar?" diyerek "na hak" sözcüğünün anlamını da kendince açıklamış oluyordu.

"Ekmek" dedi. "Ekmek, öğlen yemeğinde doymadım, ekmek sepetinden, çeyrek ekmek daha aldım. Kurallara uymuyorum diye şikayet ettiler şerefsizler, işten attırdılar beni."

Üçümüz de dikkat kesildik. Bir süre birbirimizin yüzüne öylece baka kaldık...
Konuşamadık, konuşmak, soru sormak gelmedi içimizden...
"Çeyrek ekmek, şerefsizler" ne demek, ne anlama geliyordu bütün bunlar?...
"Şerefsizler dediğin kimler" dediğimde, "kim olacak, sarı sendikanın adamları, döküm fabrikasının  patronlarıyla birlikteler. Adı sendika, ama sanırsın işveren kuruluşu, olmaz olsunlar" dedi.
Bir an göz göze geldik.

"Bak kardeşim ben, T.Maden - İş Sendikası Silahtarağa Merkez Şube 
Başkanıyım, o fabrikada başka bir sendika yetkili. Toplu sözleşmeyi Çelik - İş Sendikası yapmış, sözleşme bitimine de, uzun zaman var" dedim. 
"Bizden istediğin nedir" diye sordum? 

OLMAZ OLSUNLAR

"Toplu sözleşmeyi sendika yapmadı, işveren yazdı onlar da imzaladılar, onun için olmaz olsunlar dedim ya" dedi. 
İsmini sordum, "Hidayet, Hidayet Yılmaz" dedi.
" Hidayet Usta ben bu fabrikadaki işçileri, Maden İş Sendikasına üye kaydetmek isterim, ama bu güne kadar bu fabrikadan hiç kimse bizimle temas kurmadı. 
Besbelli işverenden korkuyorlar...
Sözümü daha bitirmemiştim ki "istersen bu akşam üç arkadaşımı getiririm başkan" dedi. 

Otoyay Fabrikasının baş temsilcisi Dursun Koçakoğlu'da, söze karıştı," başkan döküm fabrikasında benim de mahalleden arkadaşlarım çalışıyor, orada çalışan işçiler sendikadan memnun değiller, istersen ben de onlarla konuşayım" dedi.

YAPRAK YAY 

Oto Yay Fabrikası, Silahtarağa Eyüp güzargâhında 1950 li yıllarda kurulan fayton, kamyon ve otomobillere yaprak yaylar üreten 150 civarında işçinin çalıştığı bir fabrika.
Sahibi Hasan Hami Çon isimli, Bulgaristan'dan göçen bir sanayici.


Bu fabrika daha sonra, Uzel Makine Fabrikası tarafından satın alındı. Uzun yıllar, Uzel Fabrikası tarafından üretilen, Massey Ferguson marka traktörlerin (makas) yaprak yaylarını üretti...

SENDİKAL ÖZGÜRLÜĞE İLK ADIM

İşler kızışmaya başlamış gibi görünüyor. 
Aylarca beklediğim bu fabrikadaki sendikal örgütlenme hareketine, ilk adımların atılacağı belirmeye başlamıştı...

Akşam uzunca bir süre bekledim. 
Gelen olmadı. 
Hidayet Usta ve arkadaşlarının geleceğinden artık umudu kesmiştim. 
Akşam karanlığı da basmıştı... 
Sendika şubesinin, kapısını kapatıp çıkmak üzere iken, Hidayet Usta yanında üç kişiyle birlikte geldi. 
"Hidayet Usta, ikinci vardiya paydos edeli saatler oldu çok geciktiniz" dedim.

"Başkan arkadaşlar gündüz gitmeyelim, bir gören olur, bizim de başımız belaya girmesin dediler. Biz de karanlık olana kadar kahvede oturduk, hem konuştuk hem de pişpirik oynadık" dedi. 
Hidayet Usta ve getirdiği arkadaşları ile, bir saat kadar fabrikadaki sorunlar hakkında konuştuk. Hidayet Ustaya "yarın öğleden sonra gel, seninle işim var" dedim. Zaten saat geç olmuştu. 
Dağıldık.