3 Temmuz 2014 Perşembe

BÜYÜKSÜN YAŞAR KEMAL

15 ve 16 Haziran günleri çok sıcak...

Demiri eritenler, çeliğe su verenler, kurşunu harf dökenler çarkları durdurdu. Fabrika bacasından duman tütmüyor, Herkes birbirinin yüzüne bakıyor. 
İçlerinden birbirleri ile konuşmak gelmiyor. Bir kısım düşünceli, bir kısmı ise çok kızgın, suratlar asık.

Sabah vardiyası işe geldi işbaşı yapmadı. Gece vardiyası paydos etti ama evlerine yönelmedi.Karşılıklı bakıştılar. Akıllarına bir cümle yerleşti. Kendileri değil ama, beyinleri sürekli o cümleyi tekrarlıyor sanki. ''ailelerimiz sizlere emanet'', ''ailelerimiz sizlere...''

Bir gün önce, bir zamanlar birlikte çalıştıkları eski iş arkadaşları, genel başkan vekili Şinasi Kaya, 6. Bölge Temsilcisi Hüseyin Ekinci ile birlikte yaptıkları ziyarette birer konuşma yapmışlar ve her ikisi de konuşmalarının son cümlesini böyle bitirmişlerdi. ''ailelerimiz sizlere emanet''

İktidar, gün geçtikçe güçlenen gerçek sendikacılığı bitirmek, DİSK'İ kapatmak istiyordu. 
Gün önemliydi. Gelecek günlerin ne getireceği belli olmazdı. İş, ekmek, özgürlük , özgür sendikacılık...  

Fabrikada, bu kelimelerin gerçek anlamını bilen bir hayli bilinçli işçi vardı. 
Sıcak bir 15 Haziran sabahı, bacasından artık duman tütmeyen fabrikanın işçileri, hep birlikte dışarı çıktılar. Yürüyüşe başladılar, kendilerine en yakın fabrikadaki işçi arkadaşlarının, kendilerini beklediklerini gördüler. Hep birlikte başka işçilerle buluştular. 
Yığınlar oluşturdular. Birlik oldular, birlikte yürüyüşe geçtiler.

Kızgındılar, ama disiplinliydiler. Heyecanlı ama sabırlıydılar. Yorgun fakat başaracaklarından kesinlikle emindiler. 

Yürüyüş güvenliğini kendileri sağladı. Eyüp - Silahtarağa, Kağıthane, Cendere güzergahı ile Çağlayan'a, Eyüp - Demirkapı, Bayrampaşa,Topkapı, Bakırköy, bölgelerinden Aksaray’a yürüyen irili ufaklı onlarca fabrika işçisinin oluşturduğu yürüyüş kolları,16 Haziran'da da vardı...
17-18-19 Haziran’da da yürüyeceklerdi.... 

SIKIYÖNETİM İLAN EDİLDİ


16 Haziran da, Demirel İktidarı İstanbul ve Kocaeli de 60 gün süreli sıkıyönetim (örfi idare) ilan etti. Sanayi bölgeleri ve fabrika önlerine, askeri araçlar ve tanklar yerleşti. Genel Başkan Kemal Türkler ve yürütme kurulu üyeleri ve bazı sendika baş temsilcileri sıkıyönetim tarafından tutuklandı.

Bu durumu fırsat bilen bazı işverenler, bir kısım sendika temsilcilerini ve bazı öncü işçileri işten çıkarma tehdidinde bulundular. Yine bazı işveren ve sendika düşmanı zihniyet, provokatörlerini devreye soktu. Sendikayı ve yöneticilerini zora sokmak istediler. 

Fabrikalarda istifa kampanyası başlattılar. Bölge temsilciliklerine ve Sendika Merkezine, sanki işçi imişler gibi, beyaz yakalı, yalaka memurlarını gönderdiler. Baskı yaratmaya çalıştılar. İşten çıkarılmışlar gibi genel merkez önünde para yardımı almak için kuyruk oluşturmaya çalıştılar. 

Sendika üyeleri kaya gibi durdular. Sendikalarını ve sendikacıları daha bir sahiplendiler. Direnişi ve bu kutsal yürüyüşü iş için, ekmek için, gelecekleri için, özgür ve bağımsız gerçek sendika için yapmışlardı. Bunun bilincinde ve farkındaydılar elbet. 

"Rüzgar kayadan ne koparabilir ki?"

15-16 Haziran 1970  direnişi ve yürüyüş başarıldı. Devrimci öğrenci birlikleri, ilerici aydınlar ve avukatlar, birçok yazar, destek verdi bu yürüyüşe. 

İşte bunlardan biri de, büyük usta, işçi ve emekçi dostu, Yaşar Kemal’di. 

Sahte aydın ve görüntü devrimcisi bir çok ünlü, ortalıkta görünmezken,17 Haziran 1970 sabahı, bu büyük insan, Maden-İş Genel Merkezine geldi. ‘'İşçi sınıfının bu büyük eyleminde bana düşen bir görev var mı?'' diye soruyordu...

Sıkıyönetim uygulanınca sus pus olan, ortalıkta görünmeyen bazı sahte aydınların kaybolduğu bir dönem ve ortamda bu büyük adam, sendika genel merkezine gelerek görev istiyordu... 
Kendisine teşekkür ettim ve Kemal Türkler'in koltuğuna oturmasını rica ettim.
Israr üzerine oturdu ve öğleden sonra o koltukta oturarak bir basın toplantısı yaptı.

Çok yaşa sen Yaşar Kemal.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder