17 Aralık 2017 Pazar

CUMHURİYET DÖNEMİ SENDİKALAŞMA VE SANAYİ

KALKINMA ANADOLUDAN BAŞLIYOR

Cumhuriyetle birlikte başlayan sanayi hamleleri Anadolu'da filizlenmeye başlamıştı.
Halkın ve ülkenin ihtiyacı olan bir çok gıda ve sanayi malzemesine ihtiyaç vardı.
İşte bunları üretmek, ülkenin hizmetine sunmak halkın ihtiyaçlarını karşılamak üzere çok sayıda fabrika bu dönemde kurulmaya başlandı.

1923  Yılında  nüfusumuzun yaklaşık yüzde doksandan fazlası okuma yazma bilmiyordu. Bunlarında bir kısmı ise sadece okuyabiliyor ancak yazamıyordu.
Osmanlı Devletinin yenik çıktığı Birinci Dünya Savaşı bittiği zaman, ülkemiz herkesin bileceği gibi tam bir enkaz halindeydi. Böyle bir ortamda sanayi hamlesi başlatarak fabrikalar kurmak elbette kolay bir iş sayılmazdı.

1923 yılından itibaren sanayide, sağlıkta, savunma sanayinde, eğitim ve ulaşımda büyük adımlar atıldı. Büyük Millet Meclisinin kuruluşu ile birlikte, devlet kuruluşları teker, teker ortaya çıkmaya başladı.

Ülkemizin sesini dünya kamuoyuna duyurabilmek için hemen bir ajans kuruldu.
Milli mücadelemizin haklılığını ve halkımızın kararlılığını Anadolu Ajansı, o zamanlar geceli gündüzlü duyurmaya çalışıyordu.

Ülkemizde ilk çimento fabrikası 1926 yılında, Belçikalı bir şirket tarafından İstanbul Kartal'da Yunus Çimento adıyla kuruldu. Okuma yazma ve eğitim seferberliğine katkı sağlayacak SEKA kağıt Fabrikası, 1934 Yılında Kocaeli Bölgesinde(İzmit) kuruldu.

1938 Yılına kadar silah fabrikaları başta olmak üzere, şeker fabrikaları, askeri mühimmat, mensucat(tekstil), uçak fabrikaları ve daha saymakla bitmeyecek pek çok fabrika kuruluşları birer ikişer gerçekleşiyordu.
Sanayileşme çalışmaları iktisadi devlet kuruluşları olarak ve ülke ihtiyacının önceliklerine göre tek parti dönemi sonuna kadar devam etti.

HER FABRİKA BİR KALEDİR 


Sanayisi ve ekonomisi gelişmemiş bir ülkenin bağımsızlığını kazanması ve koruması elbette kolay değildi. Bu yüzden, devletin ve Cumhuriyetimizin kurucusu, Mustafa Kemal Atatürk,"her fabrika bir kaledir" diyordu. Biliyordu ki, ülke bağımsızlığının gerçekleşmesine giden en önemli yollardan birisi sanayileşmeden geçmekteydi.

Bir kısım Avrupa ülkesi 18. ve 19. yüz yıllarda sanayi devrimini tamamlamıştı. Osmanlı Devleti ise bu ülkelerden hiç etkilenmemiş, etkilenmek de istememiştir. O dönemde topraklarımızda yabancılar tarafından bazı işletmeler kurulmuş, yine onlar(yabancılar) tarafından işletildiği görülüyordu.

                                                          Atatürk ve İsmet İnönü bir fabrika incelemesinde

Cumhuriyet dönemi ile birlikte "her fabrika bir kaledir" ülküsü ile sanayi kuruluşlarının büyük çoğunluğunun yapımına, Anadolu'dan başlandı. Bu da Mustafa Kemal ve arkadaşlarının kalkınmayı ne kadar önemsediklerini gösteriyordu.

Atatürk döneminde çok sayıda fabrika kuruldu. 1926 Karabük Demir Çelik, 1937 Nazilli Basma, 1924 Makine Kimya Fişek Fabrikaları bunlardan bir kaçıdır.
                                          




DEMOKRASİYE GEÇİŞ VE DEMOKRAT PARTİ İKTİDARI

1950 Yılında yapılan genel seçimler sonunda iktidar değişikliği gerçekleşti.
Demokrat Parti, seçimleri büyük bir farkla kazandı.
Adnan Menderes Başbakan oldu...

CHP, ağzına kadar dolu bir hazine ve borçsuz bir ülke iktidarını, Adnan Menderes Başbakanlığındaki hükumete devretti.
Yapılan yeni planlamaya göre Demokrat Parti, sanayi kuruluşlarını, başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlere doğru kaydırmaya başladı. İstanbul'da birçok bölgede istimlaklar yaptı.
"Her mahallede bir milyoner yaratmak" söylemlerini uygulamaya koydu...


Özellikle İstanbul'da kurulmak istenen, zamanın büyük kuruluşlarına devlet tarafından çok ucuz arsa ve kredi desteği verildi. İstanbul'un gözbebeği sayılan bölgelerine alt yapısız ve plansız, fabrikalar kurulmaya başlandı. Yabancı sermaye ve yabancı büyük kuruluşlara çok büyük imkanlar sağlanarak iştahları kabartıldı.


Toplu iğne ve zincir, ampul, madeni eşya, kamyon, otobüs ve otomotiv yan sanayi, döküm, izabe, emaye, soba ve mutfak eşyaları üreten fabrikalar daha çok İstanbul'un Sur dışında, Davutpaşa, Bakırköy, Güngören, Çekmece bölgelerinde kuruldu.

Zeytinburnu, Çekmece tarafına ise çeşitli dallarda üretim yapan küçük işletmeler ve çimento fabrikaları ile çok sayıda, tekstil ve deri işleme kuruluşları(tabakhane)yerleşti.

Eyüp, Silahtarağa, Haliç'in her iki yakası ise döküm, haddehane, bakır levha, çivi, inşaat demiri, kalorifer kazanları, çamaşır makinesi, buz dolabı gibi beyaz eşya üreten fabrikalarla doldu.

Levent bölgesi, radyo, televizyon ampul ve ilaç üretim merkezi olarak  adeta organize sanayi  bölgesi haline getirildi.
Kartal, Pendik ve Gebze bölgeleri çeşitli dallarda üretim yapan sanayi kuruluşlarının yoğunlaştığı bölge haline dönüştürüldü.

1960 yıllarına doğru sanayi, Kocaeli Bölgesine doğru kaydırıldı.
Önemli kuruluşlar, özellikle, büyük lastik fabrikaları İzmit, metalurji işletmeleri ise Dil İskelesi bölgesinde kuruluyordu. Alman sermayesi ile ilk boru fabrikası olan MANNESMAN yine bu bölgede, İzmit'te 1955 yılında kurulmuştu.
Menderes hükumeti, dolu olarak devraldıkları hazineyi bitirmiş ve Cumhuriyet döneminde ilk borçlanma dönemini başlatan iktidar olmuşdu.

Fabrikalar kuruluyor, makineler yerleştiriliyor, üretim bantlarının montajı da bitiriliyor, yakında imalata geçilecek.
Başta İstanbul olmak üzere şehir merkezlerine doğru yayılan bu işletmelerde çalışacak yeteri kadar işçi var mıydı? Gerekli araştırmalar yapılmış mıydı?
 
Eyvah, eyvah...
Çalıştırılacak yeterli sayıda insan yok!..
Yani işgücü, yani işçi yok!...

Kapitalizmi uygulamaya koyan sermayedarlar her şeyi hesap ettiler de, üretimin ana unsuru olan işçiyi unuttular mı dersiniz?..
Hayır unutulmadı, hesaplar çok iyi yapıldı.
Her şey yerli yerinde...

Üretim maliyetleri hesaplandı...
İmalatta (üretim) işçilik payı ne kadar olmalı idi?..
Kar marjı ne olmalıydı?..
İşte tüm bu düşünceler somutlaştırıldı.
Hesaplar yapıldı...
Cevap belli;
Ne kadar az ücret o kadar çok kâr...
Az ücret ödenecek yol da araştırıldı.

Kaynak bulundu!..
Kaynak Anadolu.
Anadolu'nun yoksul köylüsü...

DEVAM EDECEK...

1 Aralık 2017 Cuma

NETAŞ 50. YILINI KUTLUYOR


 NETAŞ SENDİKAL HAREKETLERİ VE NOSTALJİ

Elli yıl önce İstanbul'un Ümraniye Bölgesinde, Türk-Kanada ortaklığı ile kurulan NETAŞ Fabrikası, kuruluşunu tamamlayarak üretime geçmişti.  Açılımının, Northern Elektrik Telekominikasyon A.Ş. olarak 1967 yılında kurulan NETAŞ Fabrikası, o günkü koşullarda çok modern olarak adlandırdığımız bir işyeriydi.

Beyaz yakalı personelin (büro personeli) işe alımı sırasında "deveye hendek atlatacak" derecede hassas davranılmıştı. Birkaç kademede yapılan imtihanlar sonucunda işe alınanlara şanslı gözüyle bakılıyordu.
"Telekominikasyon" sözcüğünün birçokları tarafından söylenişinin zorlandığı bu dönemde formen, usta ve diğer teknik elemanların hepsi KANADA'lı yöneticilerin uyguladıkları yöntemlerle işbaşı yaptırılmıştı.

NETAŞ'ın 29.11.2017 Tarihinde yapılan Ellinci yılını kutlama etkinliğine katılan Başbakan Binali Yıldırım, Çinli ZTE'yi ortaklık nedeniyle kutladı. Kutlama etkinliklerine birçok hükumet yetkilileri de katıldılar.
Kurulduğu ve üretime başladığı gün, ekonomimiz için önemli bir kuruluş olan bu firmanın bu gün de önemini artırarak koruduğu muhakkaktır.

1970 li yıllar işçilerin sendikal haklar bakımdan bilinçlenmeyi hızlandırdıkları, ekonomik haklarını ön planda tutmaya başladıkları ve sarı sendikalardan ayrılmayı hedefledikleri yıllardı.
Kurulduğu yıllarda sayıları 800 olan NETAŞ işvereni, alelacele , kendi güdümündeki sendikayla birlikte toplu sözleşmeyi imzalamışlardı. Daha sonraları sayıları 1500 civarına ulaşan işçiler, kendilerinden habersiz toplu sözleşme imzalayan TEK-MET İŞ Sendikasından 1975 yılının ilk aylarında istifa ederek topluca T.MADEN-İŞ Sendikasına üye oldular.

HOŞ GELİŞLER OLA


NETAŞ toplantısında Hüseyin Ekinci 
7 Şubat 1975 Tarihinde Üsküdar'da bir salonda yapılan akşam toplantısına 1300 işçi katılmıştı. Genel Başkan Vekili ve Toplu Sözleşme Dairesi Başkanı olarak toplantıyı açtım. Sendikal çalışma sistemini anlattım. T.MADEN-İŞ'Sendikasının çalışma yöntemlerini anlattıktan sonra, yapılacak toplu sözleşme hakkında toplu sözleşme ilkelerimizi  ve bu ilkelerin hayata geçirilmesi için üyelerimizin söz ve karar sahibi olma  uygulamaları konusunda açıklamalarda bulundum."Devrimci ve gerçek bir sendikaya geldiniz, hoş geldiniz, hoş gelişler ola, çalışmalarda bilmenizi isterim ki daima tabanın söz ve karar sahibi olma ilkesi  uygulanacaktır" demiştim.

Hüseyin Ekinci
"Temsilcilerinizi kapalı oy açık sayımla kendiniz seçeceksiniz. Sendikanız tarafından sizlerle ilgili alınacak kararlar, sizlerle birlikte oluşturulacak. Toplu sözleşme teklifleriniz sizlerle birlikte hazırlanacak. Toplu sözleşme müzakere masasında sizler tarafından seçilen temsilcilerin tamamı bulunacaktır"diyerek konuşmamı tamamlamıştım..
Daha sonra söz alan işçiler konuştular. Sarı sendikadan istifa ederek T. MADEN-İŞ'E üye olan bir işçi " 35 yaşımın en mutlu gününü yaşıyorum. Bu günü NETAŞ'ta çalışan işçiler adına bayram ilan ediyorum. Sarı sendika ve sarı şebekeden kurtulduk. Birliğimizi kimse bozamayacaktır artık" diyerek konuşmasını sürdürmüştü.

Coşku içerisinde geçen bu toplantı geç saatlere kadar devam etti. Çok sayıda üye söz alarak konuştu ve çeşitli sorular sordu, sendika yetkilileri soruların tamamını cevapladılar.

Bu toplantı sonrasında, Kanada'lı genel müdür ve akıl hocası diğer işveren yetkilileri, işçilere gözdağı vermek için T.MADEN-İŞ sendikasına üye olan 20 işçiyi işten çıkardı. Arkadaşlarının sendika değiştirme yüzünde işten çıkarıldığını protesto etmek üzere, işçiler 24 Şubat 1975 tarihinde iş bıraktılar ve fabrikadan çıkmadılar.

13 Şubat tarihinde işverenin isteği üzerine polis güçleri fabrikaya girdi. 27 işçiyi polis arabasına bindirerek götürdüler. T.MADEN-İŞ Sendikası hukukçularının girişimleri sonucunda bu işçiler serbest bırakıldı.
Başka fabrikalarda çalışan bir çok işçi, NETAŞ işçileri için yardım kampanyası başlatarak dayanışmada bulundular.

Daha sonra işverenler yetkili sendika olarak T.MADEN-İŞ'İ kabullendiler. Yapılan protokol sonunda işten haksız çıkarılan 20 işçi işe iade edildi...

(YILDA 17 MAAŞ)  OLARAK DEVAM EDECEK


12 Şubat 2017 Pazar

50. YILINDA DİSK

DİSK kuruluşunun ellinci yılını kutluyor. 13 ŞUBAT 1967 günü kurulan DİSK, 50 yaşında...
T.MADEN -İŞ, LASTİK-İŞ, GIDA - İŞ, BASIN - İŞ ve Zonguldak MADEN - İŞÇİLERİ Sendikaları tarafından kuruldu.

Kurucu Sendika Genel Başkanları, Kemal Türkler, Rıza  Kuas, Kemal Nebioğlu, İbrahim  Güzelce ve Mehmet Alpdündar hazırlanan DİSK Ana Tüzüğünü İstanbul Valiliğine vererek, kuruluşu tamamlandılar.

Yarım asır önce coşku ile, adeta bir şenlik havası içerisinde kurulan DİSK,Türk Sendikal hareketi içerisinde izleri asla silinemeyecek çok önemli görevler yaptı.
Devrimci ve gerçek sendikacılığın nasıl olması ve nasıl yapılması gerektiğini gösterdi.

Sendikacılığın sadece toplu sözleşmelerden ibaret olmadığını,bunun sınıfsal yanının da olduğunu, başta işçi sınıfı olmak,üzere halkımız ve tüm iş alemine kanıtladı. Uzlaşmacı ve sarı sendikacılığa karşı bayrak açtı.

DİSK'İN sendikal demokratik eylemleri teker, teker devrimci sendikal tarihimiz içerisinde yerini aldı.
Başta 1 Mayıs'ların yığınsal kutlanması,sendikal özgürlüğe açılan pencere olan 15-16 Haziran şanlı direniş olmak üzere olmak üzere bir çok demokratik sınıfsal eylemleri birer büyük kilometre taşı olarak sendikacılık tarihimize dikti...

Sendikal yönetim ve eylemlerde, tabanın söz ve karar sahibi ilkesinin ne kadar önemli olduğunu gözler önüne serdi. Örgütlenmede, eğitimde, demokratik sendikal eylemlerde, toplu iş sözleşmeleri yapım,, uygulama ve başarılarda bu ilkenin asla vaz geçilemeyecek bir kural olduğunu perçinledi...

Bugün, DİSK kuruluş ve eylemleri hakkında yazılanlar, çizilenler, kitap, dergi, gazete yazıları, makaleler elbette bir çok kütüphane ve kitaplıkları dolduruyor.

DİSK'İN Kurulması yolunda yapılan çalışmaların büyük bir bölümünde T.MADEN-İŞ Sendikası Silahtarağa Merkez Şube Başkanı olarak bulunmaktan kıvanç duyuyorum.


DİSK Sendikal örgütlenmeleri ve demokratik eylemlerinde MADEN-İŞ şube başkanı. bölge temsilcisi, Yürütme Kurulu Üyesi ve Genel Başkan Vekili olarak, ayrıca DİSK Genel Sekreter Yardımcısı olarak yaptığım özverili çalışmalar beni gururlandırıyor.


13 ŞUBAT 2017

DİSK "DEMOKRASİYİ KURMAK İÇİN BİRLEŞELİM" sloganı ile 50. yıl kutlaması düzenliyor. DİSK yöneticilerinin ve üye sendika yöneticilerinin DİSK'İ eski gücüne, güçlü günlerine getirme çaba ve çalışmalarının başarıya ulaşacağına olan inancımı belirtmek istiyorum...
NİCE YILLARA

26 Ocak 2017 Perşembe

GREV HAKKI ALDATMACASI

AZİZ ÇELİK
Yazıyor

AzizŞimdi daha açık ve seçik konuşmak lazım! Anayasa’da yer alan grev hakkı palavradır, aldatmacadır. Türkiye’de grev hakkı fiilen yoktur. Bütün grevler hükümetin iznine bağlıdır
Yine erteleme adı altında grev hakkına yeni darbeler vuruldu ve grevler yasaklandı! DİSK Birleşik Metal-İş Sendikası’nın grevleri milli güvenliği bozucu nitelikte görüldüğü için yasaklandı. Toplanmayan Bakanlar Kurulu kararları ile grevler yasaklandı. İki yıl önce de aynı gerekçeyle Birleşik Metal-İş grevleri yasaklanmıştı. Ülkede istikrar yok, ekonomide istikrar yok, ama grev yasaklarında istikrar var. İşçi sınıfının en kadim haklarından olan grev hakkı fiilen yok edildi. AKP döneminde yayımlanan grev yasaklama kararnamelerinin sayısı 10 oldu. Böylece 1980 sonrasında en çok grev erteleme/yasaklama kararnamesi yayımlanan dönem AKP’li yıllar oldu.
Resmi Gazete’de “Grevler 60 gün süreyle ertelendi” diye yazıyor ama bu tamamen aldatmaca. Grevler ertelenmiyor. Yasaklanıyor. Çünkü 1983 yılından bu yana uygulanan 12 Eylül rejimine özgü “grev erteleme” kavramı hileli ve aldatıcı bir kavramdır.
Yıllarca grev ertelemeleri üzerinde çalışan ve bu konuda onlarca yazı yazan biri olarak “milli güvenlik” gerekçesinin hiçbir inandırıcılığının olmadığını, asıl sebebin milli güvenlik değil, ekonomik olduğunu ve işverenlerin ve işveren örgütlerinin talebiyle grevlerin ertelendiğini adım gibi biliyorum.
‘Milli güvenlik’ kılıftır
“Milli güvenlik” grev hakkını yok etmek için kullanılan bir örtüdür. Yoksa 2-3 bin metal işçisinin grevinin Türkiye’nin milli güvenliğini bozduğunu söylemek için insanın hayal gücünün çok geniş olması lazım. Grevler ekonomik nedenlerle erteleniyor, işverenlerin çıkarlarını korumak için erteleniyor ve sonra da milli güvenlik kılıfı geçiriliyor.
Artık rutin haline gelen ekonomik nedenli grev yasaklamalarına milli güvenlik kılıfı geçirme uygulaması, 2015 yılında Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından da saptanmış ve bu uygulamanın hak ihlali olduğuna karar verilmişti. Kristal-İş Sendikası tarafından Şişecam işyerlerinde uygulanan grevin ertelenmesi üzerine AYM hak ihlali kararı vermiş ve ertelemenin “demokratik toplum düzeniyle” uyumlu olmadığı sonucuna varmıştı.
Ancak Anayasa hükümlerinin uygulanmadığı bir dönemde Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulacağını beklemek saflık olur. Anayasa gibi AYM kararlarının da askıda olduğunu söylemek mümkün. Grev hakkı demokratik ve sosyal hukuk devletinin ayrılmaz bir parçası. Hukuk devleti olmayınca grev hakkı da olmuyor. Birleşik kaplar gibi...
Türkiye’de grev hakkının tarihi demokrasinin tarihi ile paraleldir. Tek parti ve DP döneminde grev yasaktı ve suçtu. Türkiye’de grev hakkı 27 Mayıs sonrasında 1961 Anayasası ile güvence altına alındı. 1961 Anayasası, grevi anayasal bir hak olarak tanırken lokavta yer vermemişti. Dahası 1961 Anayasasında grev erteleme kurumu da yoktu. Ancak 1963 yılında çıkarılan 275 sayılı yasada grev ertelemesi kurumuna yer verildi. Ancak bu dönemde grev ertelemesi gerçekten ertelemeydi. Ertelenen grevlere erteleme süresi sonunda devam edilebiliyordu. Danıştay ise bir hafta içinde yürütmeyi durdurma talebi konusunda karar vermek zorundaydı.
Grev hakkı asıl darbeyi 12 Eylül ile birlikte yedi. 1982 Anayasasında grev hakkı yanında lokavta da yer verildi. Böylece Türkiye, anayasasında lokavt olan dünyada eşi benzeri pek olmayan bir ülke haline geldi. Darbeciler bununla yetinmedi, Anayasa’ya grev erteleme ve yasaklama mekanizmasını ve bir zorunlu tahkim aracı olan Yüksek Hakem Kurulu’nu koydular. Artık hem lokavt hem de grev yasakları anayasal kurumlardı. Grev hakkı kullanılamaz hale getirilmişti.
Grevler hükümetin iznine tabi
1983 yılında çıkarılan 2822 yasa ile grev erteleme mekanizmasının ayrıntıları düzenlendi. AKP 2012 yılında 6356 sayılı yeni bir sendikal yasa çıkardı, ancak 12 Eylül ürünü grev erteleme mekanizmasını aynen korudu. Her iki yasada da inanılması zor bir hileye başvuruldu. Adı erteleme ama kendisi yasaklama olan bir mekanizma getirildi. Tam bir gerçek ötesi, gerçeğin çarpıtılması (post-truth) hali.
Yasaya göre ertelenen grevler 60 günlük sürenin bitiminde yeniden başlatılamıyor. Eğer 60 gün içinde Danıştay yürütmeyi durdurma kararı vermezse (ki artık vermiyor) sendika ya işverenle uzlaşmak veya Yüksek Hakem Kurulu’na başvurmak zorunda. Aslında grev ertelenmiyor, yasaklanıyor. Yasa erteleme kavramını kullanarak işçileri kandırıyor. 12 Eylül öncesi grevin geciktirilmesi, soğutulması işlevi gören grev erteleme kurumu, 12 Eylül sonrasında grev yasağı haline geldi. Birleşik Metal-İş’in grevleri 12 Eylül askeri darbesi ürünü emek düşmanı sendikal mevzuata dayanılarak yasaklandı.
Şimdi daha açık ve seçik konuşmak lazım! Anayasa’nın 54’üncü maddesinde yer alan grev hakkı palavradır, aldatmacadır. Türkiye’de grev hakkı fiilen yoktur. Anayasa’nın pek çok hükmü gibi 54. maddesi de askıdadır. Bütün grevler hükümetin iznine bağlıdır. Hükümet her istediği grevi milli güvenlik ve genel sağlık bahanesiyle erteleyebilir. Hükümetin izin vermediği hiçbir grev yapılamaz.
Türkiye’de hükümetin anayasal bir hak olan grev hakkını açıkça çiğnemesini önleyecek bir hukuk mekanizması yoktur. Danıştay artık grev ertelemeleri konusunda yürütmeyi durdurma kararı vermiyor. AYM kararları ise uygulanmıyor. Kısaca grev hakkı artık hukukun konusu değildir. Türkiye’de grev hakkını koruyacak hukuki bir mekanizma ve kurum maalesef yoktur. Hakikat budur.
Demokrasi olmadan grev hakkı olmayacak
Bugün Bakanlar Kurulu kararnamesi ile ertelenen grevler yarın eğer Başkanlık rejimi gelirse Başkanlık kararnamesi ile tek imza ile ertelenebilecek. Artık grev hakkı Türkiye’de demokrasinin ve cumhuriyetin yeniden kazanılması mücadelesinin bir parçasıdır. Grev hakkı demokratik, laik, sosyal hukuk devletinin yeniden kurulmasının bir parçasıdır. Sendikalar ve işçiler artık şu gerçeği anlamak zorundadır: Demokrasi olmadan, cumhuriyet olmadan, laiklik olmadan, hukukun üstünlüğü olmadan grev hakkı da olmayacak. Demokrasi ve cumhuriyetin kaderiyle işçilerin kaderi bir kez daha güçlü biçimde kesişiyor. Demokrasiyi kazanmakla grev hakkını kazanmak bir madalyonun iki yüzü gibi.
Ama ümitsiz olmamak lazım. İşçi sınıfı, 300 yıla yaklaşan hak mücadelesi tarihinde nice yasaklar ve engeller gördü. İşçi sınıfı engelleri aşarak kadim haklarından olan grev hakkını kullanmasını bildi. Can Yücel’in Galata Köprüsü’ne dediği gibi: “Yüreğinin dubalarını geniş tut, ihtiyar!”
Meraklısı için not: Yeni yayımlanan ve emek hareketinin çeşitli boyutlarıyla ve ayrıntılarıyla ele alındığı Emek Yıllığı 2015 adlı kitapta grev ertelemelerini inceleyen “Grev Ertelemelerinin 30 Yılı veya ‘Islatmayan Su’ ve ‘Yakmayan Ateş’ (1985-2015)” başlıklı bir makalem yer alıyor. Daha fazla ayrıntı için buraya bakılabilir. (Yazılama Yayınevi, 2015).

GÖZLER EMİS BÜNYESİNDEKİ FABRİKALARDA

Grevleri Bakanlar Kurulu kararıyla yasaklanan metal işçileri bugün fabrikalarına dönüyor. Şimdi gözler fabrikalarda yürütülecek mücadelede.
EMİS bünyesindeki firmaların 4 ayrı ilde kurulu 13 fabrikasında geçen cuma günü greve çıkan ve aynı gün Bakanlar Kurulu kararıyla grevleri yasaklanan 2 bin 200 metal işçisi, bugün fabrikalarına dönüyor. Grevin yasaklanmasına tepki gösteren Birleşik Metal-İş Sendikası, cuma günü yaptığı açıklamada, pazartesi gününe kadar işbaşı yapmayacaklarını, sonrasında nasıl bir mücadele yürütüleceğine de işçilerle birlikte karar vereceklerini duyurmuştu. Hafta sonu bir dizi toplantı gerçekleştiren işçiler ve sendika yöneticilerinin bugün bir açıklama yapması bekleniyor. Öte yandan bazı fabrikalarda işverenlerin işbaşı yapmayan işçiler hakkında tutanak tutturduğu, buna karşın işçilerin geri adım atmadığı öğrenildi


Aziz Çelik
http://www.birgun.net/haber-detay/grev-hakki-aldatmacasi-144142.html
.