işçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
işçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2018 Cumartesi

SENDİKAL ÖZGÜRLÜK YOLU ÖRGÜTLENMEKTEN GEÇER

Otuz beş, kırk yaşlarında, orta boylu, etrafına şaşkın, şaşkın bakan bir adam, 
yalpalayarak içeri girdi. Hızlı, hızlı nefeslenen, kızgın bir surat...
Göz bebeklerinin etrafı kıpkırmızı. 
Bir sağa, bir sola bakıyor. 
"Nâhak yere işten çıkarıldım. Başkan yok mu? Başkanla görüşeceğim" dedi.

Mırıldanma tonundaki bir sesle konuşmuş, yarı anlaşılır şekilde sormuştu soruyu.
Hani bazen umutsuzluğun, tüm yüze yansıdığı zamanlar olur ya, işte durum öyle.
Suratında derinleşen çizgiler, sanki bir yılı üç yıl yaşamış gibi... 

Daha doğrusu yaşamadan yaşlanmış gibi...
Sanki çözümsüzlüğün, daha sorarken anlaşıldığının dışa vurumu... 
Karşımda öylece duruyor...

"Buyur şöyle otur, bir nefeslen dedim."
"Ben başkanla görüşmek istiyorum, dedim ya, o yok mu?" diyerek sordu ve oturdu.
Oturdu demek çok doğru olmaz adeta yığıldı...

Odada üç kişiyiz. 
Üçümüzü de başkanlık makamına uygun görmedi besbelli. Hakkı da yok değil, şube başkanı, yirmi beş yaşında zayıf cüsseli bir genç adam. Şakir Zümre Fabrikasından tornacı Cabir Usta, altmış yaşını aşmış kır saçlı, iş tulumuyla sol tarafta oturuyor. 

Oto Yay Fabrikasından Dursun Koçakoğlu, yine iş elbiseli, uzun boyu ve iri cüssesi ile sağda oturuyordu. Her ikisi de, üyeler tarafından seçilen işyeri sendika baş temsilcilerimiz.
Çalıştıkları fabrikalardaki sorunları görüşüyoruz...

Cabir Usta, yaşlılığının verdiği kıdemli sendika üyesi sıfatıyla, hemen söze girdi, "na hak yere diyorsun ama, mutlaka bir sebebi vardır, durup dururken seni niye çıkarsınlar?" 

Kırıkkale Makine Kimya Fabrikalarında uzun yıllar çalıştığını anlatırdı hep Cabir Usta. Konuşmalarına "ben Makine Kimyada iken" şeklinde başlar, anlatacağı konuları da oldukça uzatırdı. Asıl mesleği tornacılıktı ama, daha çok, pik döküm işlerinde uzmanlaşmıştı.

Şakir Zümre, Cumhuriyetimizin ilk sanayicilerinden birisidir. Atatürk'ün, Bulgaristan'da görev yaptığı (askeri) ataşelik yıllarında tanışmışlar. 
Cumhuriyetin ilk yıllarında, kurduğu, Sütlüce'de ki fabrikasında devlete, uzun yıllar askeri cephane üretmiştir.

Bomba üreten ve yurt dışına, Türkiye'den silah ihracatı yapan ilk Türk sanayicisi olduğu bilinir. 
Savaş sonrası ise ürettiği döküm, emaye kömür sobaları, zengin fakir bir çok evin, belli başlı ısınma aracı olmuştu... 

ANTİKA SOBA

Çeşitli renk, şekil ve büyüklükte üretilen, emaye sobaların bir kısmı, bu gün bile birer antika olarak, lüks konak ve yalıların  en değerli yerlerini süslüyorlar.

Şakir Zümre o yıllara ait devlet tarafından verilen, teşekkür ve takdirnameleri renk, renk döktürdüğü Atatürk büstleri ile birlikte yazıhanesinin duvarlarında teşhir eder, müşteri ve misafirlerine göstermekten büyük haz duyarmış. 1966 Yılında vefat ettikten donra fabrikayı eşi yönetmeye başladı. O da Şakir Zümrenin iftihar vesilesi saydığı bu teşekkür ve takdir belgelerini aynen muhafaza etmiş.

Cabir Usta uzunca bir süre, sessiz durduktan sonra tekrar "nerede çalışıyordun dedi ve devam etti, "sebepsiz yere işten çıkarıldım dedin, anlat bakalım sence neden çıkardılar?" diyerek "na hak" sözcüğünün anlamını da kendince açıklamış oluyordu.

"Ekmek" dedi. "Ekmek, öğlen yemeğinde doymadım, ekmek sepetinden, çeyrek ekmek daha aldım. Kurallara uymuyorum diye şikayet ettiler şerefsizler, işten attırdılar beni."

Üçümüz de dikkat kesildik. Bir süre birbirimizin yüzüne öylece baka kaldık...
Konuşamadık, konuşmak, soru sormak gelmedi içimizden...
"Çeyrek ekmek, şerefsizler" ne demek, ne anlama geliyordu bütün bunlar?...
"Şerefsizler dediğin kimler" dediğimde, "kim olacak, sarı sendikanın adamları, döküm fabrikasının  patronlarıyla birlikteler. Adı sendika, ama sanırsın işveren kuruluşu, olmaz olsunlar" dedi.
Bir an göz göze geldik.

"Bak kardeşim ben, T.Maden - İş Sendikası Silahtarağa Merkez Şube 
Başkanıyım, o fabrikada başka bir sendika yetkili. Toplu sözleşmeyi Çelik - İş Sendikası yapmış, sözleşme bitimine de, uzun zaman var" dedim. 
"Bizden istediğin nedir" diye sordum? 

OLMAZ OLSUNLAR

"Toplu sözleşmeyi sendika yapmadı, işveren yazdı onlar da imzaladılar, onun için olmaz olsunlar dedim ya" dedi. 
İsmini sordum, "Hidayet, Hidayet Yılmaz" dedi.
" Hidayet Usta ben bu fabrikadaki işçileri, Maden İş Sendikasına üye kaydetmek isterim, ama bu güne kadar bu fabrikadan hiç kimse bizimle temas kurmadı. 
Besbelli işverenden korkuyorlar...
Sözümü daha bitirmemiştim ki "istersen bu akşam üç arkadaşımı getiririm başkan" dedi. 

Otoyay Fabrikasının baş temsilcisi Dursun Koçakoğlu'da, söze karıştı," başkan döküm fabrikasında benim de mahalleden arkadaşlarım çalışıyor, orada çalışan işçiler sendikadan memnun değiller, istersen ben de onlarla konuşayım" dedi.

YAPRAK YAY 

Oto Yay Fabrikası, Silahtarağa Eyüp güzargâhında 1950 li yıllarda kurulan fayton, kamyon ve otomobillere yaprak yaylar üreten 150 civarında işçinin çalıştığı bir fabrika.
Sahibi Hasan Hami Çon isimli, Bulgaristan'dan göçen bir sanayici.


Bu fabrika daha sonra, Uzel Makine Fabrikası tarafından satın alındı. Uzun yıllar, Uzel Fabrikası tarafından üretilen, Massey Ferguson marka traktörlerin (makas) yaprak yaylarını üretti...

SENDİKAL ÖZGÜRLÜĞE İLK ADIM

İşler kızışmaya başlamış gibi görünüyor. 
Aylarca beklediğim bu fabrikadaki sendikal örgütlenme hareketine, ilk adımların atılacağı belirmeye başlamıştı...

Akşam uzunca bir süre bekledim. 
Gelen olmadı. 
Hidayet Usta ve arkadaşlarının geleceğinden artık umudu kesmiştim. 
Akşam karanlığı da basmıştı... 
Sendika şubesinin, kapısını kapatıp çıkmak üzere iken, Hidayet Usta yanında üç kişiyle birlikte geldi. 
"Hidayet Usta, ikinci vardiya paydos edeli saatler oldu çok geciktiniz" dedim.

"Başkan arkadaşlar gündüz gitmeyelim, bir gören olur, bizim de başımız belaya girmesin dediler. Biz de karanlık olana kadar kahvede oturduk, hem konuştuk hem de pişpirik oynadık" dedi. 
Hidayet Usta ve getirdiği arkadaşları ile, bir saat kadar fabrikadaki sorunlar hakkında konuştuk. Hidayet Ustaya "yarın öğleden sonra gel, seninle işim var" dedim. Zaten saat geç olmuştu. 
Dağıldık.


29 Haziran 2016 Çarşamba

T. MADEN-İŞ 1971 GENEL KURULU ANKARA

 GENEL KURUL TOPLANTISI ANKARA

Genel Merkezimizin  İstanbul'da olmasına rağmen, T. MADEN - İŞ Sendikamızın genel kurulu, 10-12 Eylül 1971 tarihinde Ankara'da toplandı. Tüm delegenin katılımı ile toplanan Genel Kurul, DSİ (Devlet Su İşleri) salonunda yapıldı. 12 Mart 1971 askeri müdahalesinden sonra toplanan 20. Genel Kurula çok sayıda yabancı ve yerli konuk katıldı.
Genel Başkan Kemal Türkler, kongreyi açtı ve açış konuşmasını yaptı.

Kongre divan başkanlığına oy birliği ile Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Nebioğlu seçildi.
Yabancı ve yerli konuklar konuştu. Yabancı konuklar, özellikle MADEN- İŞ'le dayanışma içerisinde olduklarını ve bu dayanışmanın giderek güçlenmesi gerektiğini vurguladılar. Genel kurul, ilan edilen gündem gereğince çalışmalarına devam etti. 12 Mart askeri müdahalesi şiddetle kınandı.

Bu genel kurul, bazı konular bakımından, bir dönüm noktası sayılabilir. Değişen dünyamızda işçi sınıfının ve onun sendikal kuruluşlarının da ileriye yönelik kararlı ve bilimsel çalışma içerisine girmesi gerektiği çokça dile getirildi..

İşveren kesimine, özellikle madeni eşya işkolundaki işveren sendikası MESS'e karşı yürütülecek mücadelede, başarılı olmak için, nasıl bir çalışma yapılması gerektiği üzerinde duruldu.

Maden-İş
Sendikal mücadelenin başarıya ulaşması için tabanın söz ve karar sahibi olma ilkesinin derhal hayata geçirilerek, sendikal çalışmaların her kademesinde uygulanması kararlaştırıldı.

Sendikal eğitimin önemi ve hemen uygulamaya geçirilmesi vurgulandı.

Sendikal mücadele de, örgütlenme, toplu sözleşme yapım ve uygulanmasında eğitimin önemi belirtildi. 
Fabrikaların ünitelerinde ünite temsilciliği esası, yani her 20 üyeye bir temsilci seçilmesi uygulaması şeklinde tüzük değişikliği yapıldı. Sendikanın çalışma sisteminin gözden geçirilerek, örgütlenme, araştırma, toplu sözleşme daireleri gibi çeşitli branşlarda ihtisas daireleri kurulması, yeterli sayıda ve liyakatlı elemanların çalıştırılması benimsendi.

Genel kurul sonunda yapılan organların seçimine geçildi. Genel Başkan Kemal Türkler beni de Genel Yürütme Kurulu üyeliğine (Genel Sekreterliğe) aday olarak gösterdi. Söz alarak "MADEN-İŞ Sendikasının bir çok organlarında görev aldım. Şube başkanlığım ve Bölge temsilciliklerim zamanında kendime göre önemli işler yaptım. İşçi sınıfının sendikal mücadele tarihi içinde kilometre taşlarından olan, Kavel, Türk Demirdöküm, Sungurlar, Profilo dreniş ve grevlerinin başarıyla sonuçlanmasına çok fazla emek verdim, büyük katkı sağladım. 

Silahtarağa, Şişli Sarıyer, Kağıthane, Levent bölgelerinde madeni eşya (Metal) işkolundaki tüm işyerlerindeki işçileri sendikamız üyesi olarak örgütledim. 1600 üyeyle  başkanı olduğum bölgeyi Bölge temsilciliği ve şube başkanlığı yaptığım yerlerde 11000 üyeli bir bölge haline getirdim. Bölgemizde metal İş kolumuzda sarı sendika bırakmadım. T. MADEN-İŞ Genel Sekreter adaylığı bana şeref verir. Ancak askere gitmem gerekiyor, bu nedenle aday değilim. Bana verilecek oyların diğer aday Ruhi Yümlü'ye verilmesini rica ederek konuşmamı sonlandırdım."

Yapılan seçimler sonucunda Genel Başkanlığa Kemal Türkler , Genel Sekreterliğe Ruhi Yümlü, Genel Başkan Vekilliklerine ise, Şinasi Kaya, Hilmi Güner ve Cavit Şarman yeniden seçildiler



9 Haziran 2016 Perşembe

15-16 HAZİRAN RUHU VE SENDİKAL HAREKETLER

15-16 HAZİRAN 1970 BÜYÜK YÜRÜYÜŞÜ VE BİR DETAY 

Yıl 1970.
Aylardan Haziran.
Haziran 14
İstanbul Merter, DİSK Genel Merkezi hareketli...
Devam eden toplantıda bir Demirdöküm işçisi konuşmak için söz aldı.

"Ben uzun uzun konuşmalardan hazzetmem. Uzun konuşanlar siyasetçilerdir.
Çok uzun konuşurlar ki, dedikleri tam anlaşılmasın.
İşçiler, ürettikleri ve eylemleri ile konuşurlar.
Biz sarı sendika acılarını çok çektik. Sarı sendika işveren işbirliği, işçilere kazık atmak için yapılır. Demirdöküm işçileri olarak sarı sendika çemberinden yeni kurtulduk.
Direndik. Sarı sendikayı kovduk.
MADEN-İŞ Sendikasına geçtik...

Hükumet, DİSK'İ ve sendikamızı kapatmak istiyor. Benim anladığım budur.
Biz bu duruma kolay kolay razı olmayız.
Mademki biz üretiyoruz, öyleyse bizim de bir gücümüz var.
Biz bu gücümüzü yarın göstereceğiz.
Herkes ne yapacağımızı da görecek."

Toplantı devam ediyor.
Sendikacılar konuşuyor. Sendika temsilcileri konuşuyor.
Konuşanlar çeşitli eylem biçimleri öneriyorlar...

15 Haziran sabahı, gece vardiyası paydos etti, fabrika önünde bekliyorlar.
Sabah vardiyası işe geldi, işbaşı yapmadı.
Birlikte Silahtarağa Bölgesine doğru yürüdüler.
Fabrikalarının önününde beklemekte olan, Çelik Endüsrisi ve Elektrometal işçileri ile buluştular.

Alibeyköy tarafından gelerek ana yolda bekleyen Sungurlar, Yıldız Kazan ve Yeni Gayret Demir Çekme  işçileriyle kaynaştılar.
Hasköy, Halıcıoğlu, Sütlüce bölgesinden gelen işçilerle birleşip, Kağıthane istikametine doğru marşlar söyleyerek yürüdüler.

Lale Devri dönemi şenliklerinin yapıldığı Sadabat bölgesinde, Rabak işçilerinin kendilerini beklediklerini gördüler, onlarla birleştiler.
Birleşerek yürüyorlar.
Yürürken birleşiyorlar.
Cendere yolunda kurulu fabrikaların işçileri ile buluşup bir süre yürüyecekler sonra da geri dönecekler.
Planlarını böyle yaptılar...

Kağıthane sapağında beş altı kişilik küçük bir gurup çıktı önlerine.
Yürüyüşün, Çağlayan yolu ile Şişli'ye sonra da Taksim meydanına gidileceğini söylediler.
Yürüyüşü yönlendiren devrimci işçiler, bunların işçi olduklarından şüphe duydular.
Yürüyüş komitesi  kendi aralarında hızlı bir değerlendirme yaptı. Bir provokasyon durumu sezinlediler ve kendi planlarını uygulayarak Cendere tarafına yöneldiler.


Kavel işçileri, İstinye Bayırı yolu ile Sarıyer Levent asfaltına çıktı. Levent istikametine doğru yürüyorlar. Amaçları, Levent'te kurulu Tekfen, Metal Kapak, Philips işçileri ile buluşmak.


Maslak yolu üzerinde çoğunluğu kadın işçilerden oluşan Bufer Elektrik işçilerini gördüler.
Bufer işçileri önde, Kavel işçileri arkada, Levent'e doğru yürüyorlar.

Levent Bölgesi o yıllarda çok önemli bir sanayi bölgesi. Özellikle kimya ve ilaç fabrikaları bu bölgede yoğunlaşmış durumda.

1950 yıllarından itibaren kurulmaya başlanan ECZACIBAŞI, FAKO, DEVA, SQUİBB ilaç fabrikaları burada faaliyet gösteriyorlar. Marşlar söyleyerek yürümekte olan işçi konvoyu kendilerine katılanlarla birlikte ECZACIBAŞI Fabrikası önünde durakladılar.

Hep bir ağızdan "ECZACI DIŞARI" diyerek tempo tuttular. İki bin civarında işçinin çalıştığı bu fabrikada bağımsız bir işyeri sendikası var. Yürüyüşte bulunan işçiler inatlaştı. Israrla işçileri dışarıya çağırıyorlar.

Yarım saat kadar fabrika önünde bekleyen işçi gurubuna, çoğunluğu kadın olmak üzere bir kısım işçinin katıldığı görüldü. Gültepe, Çeliktepe gibi işçi semtlerinden katılanlarla, yürüyüş kolu, Büyükdere asfaltı üzerinde oldukça görkemli bir durum almıştı.


Yürüyen işçi gurubu son olarak, Levent'te kurulu Hollandalıların sahibi olduğu PHILIPS işçileri ile birleştikten sonra   dağılmayı planlamışlardı.,

SQUİBB Fabrikası hizasına geldikleri sırada çok sayıda toplum polisi ve bir kısım askeri araçlarla yolun kapatıldığını gördüler.
 Polis müdürü elindeki megafonla, "yürüyüşünüz kanunsuzdur, dağılın yoksa zorla dağıtacağız" anonsunu sürekli söylemeye başlamıştı.


Mecidiyeköy Ford (Anadol) Servisinden bir grup MADEN -İŞ üyesi, TATKO oto tamir Servisi işçileri ile buluştular, birlikte yürüyorlar.

LEVENT BARİKATI

Konvoy kalabalıklaşarak Levent'e doğru yürüyor. Bu yürüyüş konvoyunun önüne de kadın işçiler yerleşti.
Emniyet güçleri her iki konvoyun arasında, sürekli olarak "dağılın yoksa güç kullanacağız" anonsunu tekrarlıyor..
Maslak tarafından gelen ve en  önde bulunan BUFER fabrika işçisi Şerife Bacı, öne çıkarak güvenlik güçlerinin şefine "oğlum kötü bir niyetimiz yok, bırakın geçelim" derken, başka bir görevli amir ise topluluğa "dağılın, dağılın" dedi ve arkasından "dağıtın" anonsunu yaptı.

Görevli emniyet mensupları orantısız güç kullandı.
Cop ve silah kabzalarıyla yaralanan bir çok işçi yere düştü. Kısa süre bir panik yaşandı.
Ambulans sirenleri birbirine karıştı. Anında üç ambulans belirdi. Yaralanan işçilerin bir kısmı olay yerinden uzaklaştırıldı. Ambulansların hemen devreye girmesi polisin ne kadar kararlı olduğunun işaretiydi herhalde...
Bir çok yaralı taksilerle, bir kısmı da özel otomobillerle hastahanelere taşındılar.

SİZDEN BAŞKA KİMİMİZ VAR Kİ

Bölge temsilciliği organizatörü ile Şişli Etfal Hastahanesine gittik. Yaralılarımızın kimler olduğunu öğreneceğiz. Bize bilgi vermediler.

Hastahanede koğuşlara bakmak istedik polisler engel oldu. Organizatör Mustafa Demirci'ye yavaşça "sen konuşmaya başla, ben koğuşlara girerim" dedim. "Bu ülkede insan hakları var, bu memleketin elbette sahipleri var burası bir hastane, ama nasıl bir hastahane?" diye yüksek sesle konuşmaya başlayınca herkes o tarafa doğru yöneldi. Sessizce ana kapıdan çeriye girdim.

Koğuşların birinde, başı sargılar içinde Şerife Bacı'yı gördüm. Şerife Bacı yatağından doğruldu, yanında yatan hastaya "kız emine ben sana demedim mi onlar bizi arar bulur, bak işte geldi" dedi. Elli yaşlarında olan Şerife Bacı'ya  nasılsın diye sordum. "İyiyim sen başımın sargılı olduğuna bakma, iyiyim", yaşlar akan kızarmış gözlerle, "bizi arayıp bulacağınızı biliyordum, zaten sizlerden başka kimimiz var ki" demişti...

25 Mayıs 2016 Çarşamba

OĞLUMUN ADINI MADEN-İŞ KOYDUM

ENVER PAŞA VE NURİ KİLLİGİL

 Cumhuriyet döneminde Haliç ve Silahtarağa Bölgesinin önemini artıran unsurlardan birisi de, ilk silah fabrikalarının burada kurulmuş olmasıdır. Atatürk'ün emri ile Zümrezade Şakir Bey, Sütlüce Karaağaç semtinde silah ve bomba fabrikası kurmuştur.

Bu fabrika Cumhuriyetimizin ilk yıllarında ülke savunmasına çok önemli faydalar sağlamış, yurt dışına ihracat yaptığı için de ekonomiye önemli katkı sağlamıştır.

Konu silah fabrikasından açılmışken burada ki en önemli silah fabrikasından da bahsetmek gerekiyor.

Nuri Killigil Paşa, Birinci Dünya Savaşında bir çok cephede savaşan komutanlardan biridir. Enver Paşa'nın bazı kararlarını benimsememiş ve ordudan ayrılmıştır.

Zeytinburnu'da silah fabrikası kurmuş ve bir süre sonra fabrikasını, yine Haliç kıyısındaki Sütlüceye semtine taşımıştır.

Killigil, Mısır ve bazı ülkeleri ziyaret etmiş, Suriye'den  bomba ve Mısırdan çok sayıda tabanca siparişi almıştır. Siparişlerin teslimi için yoğun bir çalışma içerisine giren Killigil'in Sütlüce' deki fabrikası 1949 Yılında nedeni açıklanamayan bir patlamayla yerle bir olmuştur.

Bu patlamada ondan fazla işçi ölmüş,fabrika sahibi Nuri Killigil ise parçalanmıştır.


SİLAHTARAĞA FİŞEK FABRİKASI

Maliye Bakanlığı adına, sivil amaçlarla haliç kenarında Silahtar ile Eyüp arasındaki bölgede ise av fişeği fabrikası kurulmuştur. Bu fabrikayı yapan Fransız Melinit Şirketidir. Fişek fabrikasının kurulması ile birlikte Silahtarağa sanki savunma silahları yapım merkezi haline gelmiştir.

Fişek Fabrikası, Av Malzemesi İnhisarı (tekel) isimli kanunla, Askeri Fabrikalar Genel Müdürlüğüne bağlanmıştır. 1968 Yılında da Kayaş Kapsül Fabrikası ile birleştirilerek Silahtarağa fabrikasındaki üretim sonlandırılmıştır. Yanda, Silahtarağa Fişek Fabrikası Hekimliğine ait eski yazı ile yazılmış 30.12.1933 tarihli bir belge görülmektedir.

FİŞEK FABRİKASI İŞÇİLERİ SENDİKALI OLUYOR

275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasasının yürürlüğe girmesiyle birlikte, bir çok yerde olduğu gibi Silahtarağa'da da yoğun bir işçi hareketliliği yaşanıyordu. Başta Arçelik, Türk Demir Döküm gibi büyük fabrikaların yanı sıra onlarca fabrika ve atölyelerde, toplu sözleşme yetki mücadelesi başlatılmıştı. Fişek Fabrikası da bunlardan biriydi.

1964 Yılında Fabrika yönetimi, sendika çalışmalarını yürüten bir kısım işçiyi işten çıkardı. Yönetim fabrika çevresinde çok şiddetli askeri önlemler aldırdı. Fişek Fabrikasındaki sendikal çalışma maalesef başarılı olamadı.

OĞLUMUN ADI MADEN - İŞ

İşten çıkarılanlar arasında, İsmail Sığın isimli ele avuca sığmayan bir işçi vardı. Fabrikada meydana gelen bir patlamada bazı parmaklarını kaybetmişti.Fişek Fabrikası örgütlenmesini, MADEN-İŞ Genel Başkan Vekili ve Örgütlenme Dairesi Başkanı Kâzım Narmanlı ile birlikte yapmaya çalıştılar. 
İş kolları yönetmeliği çıkarıldığında iş yeri Madeni eşya iş kolundan ayrıldı. Sendika çalışması bu nedenle son buldu.
Sendika Yürütme Kurulu, İsmail Sığın'ı Topkapı Şubesi örgütlenme organizatörü olarak kadrosuna kattı.

İsmail Sığın burada başarılı çalışmalar yaptı.1965 Yılında 1. Bölge Temsilciliğine (İstanbul, Trakya, Kocaeli) getirildi.1970 Yılına kadar bu görevde kaldı. Daha sonra, Genel merkez örgütlenme dairesi uzmanlığına atandı. Bu tarihten itibaren, 6. Bölge Temsilcisi olarak 1. Bölge Temsilciliğini de ben devralmıştım

İsmail Sığın sendikal örgütlenmeler ve sosyal etkinliklerde önemli görevler üslendi. Bir dönem Genel Başkan Kemal Türklerin en yakınlarında bulundu.Toplantılarda mutlaka söz alır, uzun uzun konuşur, konuşmasını ''küçük oğlumun adını MADEN-İŞ koydum" diye bitirirdi.

16 Mayıs 2016 Pazartesi

SENDİKACI

Bekir Coşkun'un 28 Mayıs Sözcü Gazetesindeki yazısıdır
Patronun sömürmesi yetmiyor…
Sizi sömürecek birisini de kendiniz seçiyorsunuz…
Biz buna “sendikacı” diyoruz…
*
Patrona benzemiyor..
İşçiye de benzemiyor…
İkisinin ortası…
Parlak takım giyiyor diyelim, ama çorapları kısa baklava dilimli…
İşçiler genelde cılızdır, bunun kemerinin üzerine sarkmış göbeği vardır ve sendikacının göbeği sonradan büyüdüğü için, portakala batırılmış iki kürdan gibi gider…

3 Temmuz 2014 Perşembe

15-16 Haziran Direnişi ve Bir İşçi Dostu: Yaşar Kemal

15-16 Haziran Direnişi: İşçi Sınıfının Büyük Yürüyüşü

Fabrika Bacalarından Yükselen Sessizlik

Demiri eritenler, çeliğe su verenler, kurşunu harf dökenler çarkları durdurdu. Fabrika bacalarından duman tütmüyor. Tezgah başındaki herkes birbirinin yüzüne bakıyor. 
İçlerinden birbirleri ile konuşmak gelmiyor... 
Bir kısım düşünceli, bir kısmı ise çok kızgın, suratlar asık.

Sabah vardiyası işe geldi ama işbaşı yapmadı. 
Gece vardiyası paydos etti ama evlerine yönelmedi.
Karşılıklı bakıştılar. 
Akıllarına bir cümle yerleşti. Kendileri değil ama, beyinleri sürekli o cümleyi tekrarlıyor sanki. ''ailelerimiz sizlere emanet', ''ailelerimiz sizlere...''

Bir gün önce, bir zamanlar birlikte çalıştıkları eski iş arkadaşları, genel başkan vekili Şinasi Kaya ve 6. Bölge Temsilcisi Hüseyin Ekinci ile birlikte Türk Demirdöküm Fabrikasına yaptıkları ziyarette birer konuşma yapmışlar ve her ikisi de konuşmalarının son cümlesini böyle bitirmişlerdi, ''ailelerimiz sizlere emanet.''

İktidar, gün geçtikçe güçlenen gerçek sendikacılığı bitirmek, DİSK'İ kapatmak istiyordu. 
Gün önemliydi. 
Gelecek günlerin ne getireceği belli olmazdı. 
İş, ekmek, özgürlük, özgür sendikacılık...  

Fabrikada, bu kelimelerin gerçek anlamını bilen bir hayli bilinçli işçi vardı. 
Sıcak bir 15 Haziran sabahı, bacasından artık duman tütmeyen fabrikanın işçileri, hep birlikte dışarı çıktılar. Yürüyüşe başladılar, kendilerini en yakın fabrikadaki işçi arkadaşlarının, beklediklerini gördüler. birleştiler hep birlikte başka işçilerle buluştular. 
Yığınlar oluşturdular. 
 
Bütünleştiler birlikte yürüyüşe geçtiler.

Kızgındılar, ama disiplinliydiler. Heyecanlı ama sabırlıydılar. 
Yorgun ve uykusuzdular fakat başaracaklarından kesinlikle emindiler. 

Yürüyüş güvenliğini kendileri sağladı. Eyüp - Silahtarağa, Kağıthane, Cendere güzergahı ile Çağlayan'a, Eyüp - Demirkapı, Bayrampaşa,Topkapı, Bakırköy, bölgelerinden Aksaray’a yürüyen irili ufaklı onlarca fabrika işçisinin oluşturduğu yürüyüş kolları,16 Haziran'da da vardı...
17-18-19 Haziran’da da yürüyeceklerdi.... 

Sıkıyönetim İlanı ve İşçi Sınıfına Yönelik Baskılar

Yaşar-Kemal-Sıkıyönetim-Fotoğrafı

16 Haziran'da, Demirel İktidarı İstanbul ve Kocaeli de 60 gün süreli sıkıyönetim (örfi idare) ilan etti. Sanayi bölgeleri ve fabrika önlerine, askeri araçlar ve tanklar yerleşti. DİSK ve T.Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Türkler ve MADEN-İŞ yürütme kurulu üyeleri, bazı yönetici ve sendika işyeri baş temsilcileri sıkıyönetim idaresince tutuklandı.

Bu durumu fırsat bilen bazı işverenler, bir kısım sendika temsilcilerini ve bazı öncü işçileri işten çıkarma tehdidinde bulundular. Yine bazı işveren ve sendika düşmanı zihniyet, provokatörlerini devreye soktu. Sendikayı ve yöneticilerini zora sokmak istediler. 

Fabrikalarda istifa kampanyası başlattılar, tutmadı. 
Bölge temsilciliklerine ve Sendika Merkezine, sanki işçi imişler gibi, beyaz yakalı, yalaka memurlarını gönderdiler, olmadı. 
Baskı yaratmaya çalıştılar, işten çıkarılmışlar gibi genel merkez önünde para yardımı almak için kuyruk oluşturmaya çalıştılar. 
Sendika üyeleri kaya gibi durdular.


DİSK T. Maden-İş Genel Başkan Vekili Hüseyin Ekinci
Sendikalarını ve sendikacıları daha bir sahiplendiler. Direnişi ve bu kutsal yürüyüşü, iş için, ekmek için, gelecekleri için, özgür ve bağımsız gerçek sendika için yapmışlardı. Bunun bilincinde ve farkındaydılar elbet. 


"Rüzgar kayadan ne koparabilir ki?"


15-16 Haziran 1970  direnişi ve yürüyüş başarıldı. Devrimci öğrenci birlikleri, ilerici aydınlar ve avukatlar, birçok yazar, destek verdi bu yürüyüşe. 

Bir Aydın Dayanışması: Yaşar Kemal Maden-İş Genel Merkezinde

İşte bunlardan biri de, büyük usta, işçi ve emekçi dostu, yazar Yaşar Kemal’di. 

Kemal Türkler'in Koltuğunda Bir Dev: Bana düşen bir görev var mı? Sahte aydın ve görüntü devrimcisi bir çok ünlü, ortalıkta görünmezken, 17 Haziran 1970 sabahı, bu büyük insan, T. Maden-İş Sendikası Genel Merkezine geldi; ‘'İşçi sınıfının bu büyük eyleminde bana düşen bir görev var mı?'' diye soruyordu...


Sıkıyönetim uygulanınca sus pus olan, ortalıkta görünmeyen bazı sahte aydınların kaybolduğu bir dönem ve ortamda bu büyük adam, sendika genel merkezine gelerek görev istiyordu... 
Kendisine teşekkür ettim ve Kemal Türkler'in koltuğuna oturmasını rica ettim.
Israr üzerine oturdu ve öğleden sonra o koltukta oturarak bir basın toplantısı yaptı.

                                                      Büyüksün Yaşar Kemal.