Aziz Nesin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aziz Nesin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2024 Cuma

SENDİKAL HAREKETLER VE BÜYÜK GREV

Aziz Nesin, Vatan Gazetesinde yayımladığı ve Kemal Türkler'i eleştirdiği yazısında, sanki eleştiri sınırlarını zorluyor..

Üretim fazlası olduğunu, bu nedenle büyük patron Vehbi Koç'un ödemediği işçi ücretleri dahil, birçok konudan daha kârlı çıkacağını ve bu grevlerin zamansız başlatıldığını, belirtiyor. 

"Sendika işçilere tam gündelik veremez oldu, yarı gündelik verilmeye başlandı" dedikten sonra "yarı gündelik de veremez oldu, üçte bir gündelik vermek için taşınmazlarını satılığa çıkarmıştı" diyor.

"Büyük Grev" isimli yazıyı daha doğrusu, her ne kadar masal öykü dense de, DİSK ve Maden-İş Sendikasının  Genel Başkanını ve onun sendikal anlayışını hedef alan yazıyı, Aziz Nesin gibi bir yazarın hangi düşünceyle yazdığını (gerçeğini) anlamak güç..

YANILGI FAZLA

Aziz Nesin'in grevlerin zamansız başladığı söylemi ile büyük bir yanılgı içinde olduğunu söyleyebilirim. Adını ''büyük'' koyduğu bu grevlerin aynı anda başlatıldığını mı zannediyor? 
Ya da grevde olan onlarca fabrikanın Koç'un olduğunu mu sanıyor? İkisi de değil. 

Aziz Nesin bu yazıyı 3 Aralık 1977 tarihinde yazdı. 
Yazının yazıldığı tarihte (şu anda) tam sayı söyleyemem ama, büyük ağırlık İstanbul'da olmak üzere Kocaeli, Çerkezköy, Eskişehir, Ankara, İzmir, Mersin, Manisa ve Antalya gibi il ve bölgelerde büyüklü küçüklü onlarca fabrikada grev devam ediyordu. 

GREVCİ İŞÇİLER DİRENÇLİ KAHRAMANLAR

Bu aynı zamanda
Turgut Özal'ın danışmanlığı ve kısa süre sonra başkanlığındaki MESS, T.Maden-İş Sendikası karşısında sanki çelikten geçilemez ağlar örmek istiyordu.  MESS ve metal Sanayicileri birlikte onlarca fabrikada lokavt olduğunu sergiliyorlardı. Bir taraftan Bakın
ca Grev, diğer taraftan bakınca gizli Lokavt uygulanıyordu. 
Grev Lokavt konusunda ihtisası olanlar şunu bilirler ki devrimci ve gerçek sendikacılıkta bu kavgadan kaçılma olamaz..
  
ileride ''ben zengini severim'' diyecek olan Özal şimdiden görevini yerine getirmek için canla başla sermayeden yana çalışıyordu! 

Bu dönemde Özal sayesinde  işverenlerde öyle bir düşünce hakim oldu ki emek, emekçi, işçi, üretim, ülke ekonomisi gibi düşünce kesin olarak bir tarafa bırakıldı veya bıraktırıldı..

Gerçek şu ki grevdeki bu işçiler her türlü olumsuz koşullara rağmen  çok uzun süre ekmek, adalet, sendikal özgürlük ve onur mücadelesi verdiler, işyerlerini de koruyup kollayarak yürekli büyük bir kahramanlık gösterdiler.

BAZI ŞEYLER YAZILMIYOR

Şair ''Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban'' demiş ya. 
Aşkın kağıda yazılıp yazılmadığını bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var, bazı şeyler galiba yazılamıyor..
En azından ben yazamıyorum... 

Ama şunları açıkça söyleyebilirim ki, gerek DİSK gerekse Maden-İş yöneticilerinin bir kısmı ve uzman kadrolar sendikal anlayıştan daha çok ütopik ideolojik anlayışı benimseyip çalışmalarını bu doğrultuda yapmaya başlamışlardı. 

Sendikal ve siyasal sloganlar eski TKP ideologlarının çizdiği sınırlara göre hazırlanıp onların uygun buldukları yer ve mekanlarda seslendiriliyordu. 
Özellikle bazı uygulama ve sloganlar patronların MESS içerisindeki birlikteliklerini daha da kemikleştiriyordu. 

1977 yılında yapılması gereken T. Maden-İş ve DİSK Genel Kurulları, birileri için grevlerden daha önemliydi!!
DİSK ve T.Maden-İş Sendikası nın 1977 Genel Kurulları, sendikal konular uzak, daha çok, ideolojik (siyasi) anlayış doğrultusunda geliştiği ve sonuçlandığı anlaşılmıştı... 

6 Ağustos 2015 Perşembe

KOÇ GRUBU ZORDA 1977


Aziz Nesin’in Yanılgısı ve Piyasa Gerçekleri

Aziz Nesin, 3 Aralık 1977 tarihli Vatan gazetesinde yayımlanan makalesinde, dönemin Türkiye Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Türkler’i grevler nedeniyle acımasızca suçluyor ve bu grevlerin aslında Vehbi Koç’un işine geldiğini ileri sürüyordu. Nesin’e göre, Vehbi Koç’un özellikle beyaz eşya alanındaki imalat stok depoları dolup taşmaktaydı ve grev bu stokların eritilmesini sağlıyordu.

Peki, durum gerçekten Aziz Nesin’in iddia ettiği gibi miydi? Piyasada Arçelik marka buzdolabı, çamaşır makinesi ve televizyon bol miktarda bulunuyor muydu?

Beyaz eşya üretimine dair esaslı bir değerlendirme yapıldığında, gerçeklerin çok farklı olduğu görülür. Arçelik’in İstanbul ve Eskişehir’deki fabrikalarında üretim, grev nedeniyle tamamen durmuştu. Toplu iş sözleşmelerinin yürürlük tarihleri farklı dönemleri kapsadığı için, Koç Holding’in (dolayısıyla Arçelik’in) en büyük rakibi olan Jak Kamhi’nin Profilo’su, AEG ve TELRA televizyon üretimine Çerkezköy’deki yeni ve modern fabrikalarında harıl harıl devam ediyordu. Elbette bu fabrikalarda çalışan işçiler de Türkiye Maden-İş Sendikası üyesiydi.

Aynı dönemde, Silahtarağa’da kurulu Estaş Fabrikası Philips marka buzdolabı; Beşiktaş Barbaros Bulvarı’ndaki Cihan Komandit Ortaklığı ise Grundig marka televizyon üreterek piyasaya sunuyordu. Levent’teki Türk Philips fabrikası televizyon üretiminde ilk sıralardaki yerini korurken, Beşiktaş’taki Schaub-Lorenz fabrikası Nordmende marka televizyon üretimini en üst seviyeye çıkarmıştı. Yine aynı bölgede kurulu VE-GA ve Bomonti’deki Kondor radyo fabrikaları da radyo üretiminin yanı sıra televizyon üretimine hız vermişti.

Özetle: Piyasada beyaz eşya ve televizyon kıtlığı yoktu; ancak tekel konumundaki Koç Grubu ürünleri yerine, grevde olmayan rakiplerin (Profilo, Philips, Schaub-Lorenz vb.) ürünleri piyasayı tamamen domine etmekteydi.

Türkiye Maden-İş Sendikası; bünyesinde onlarca ekonomist, hukukçu ve araştırmacı barındıran büyük ve donanımlı bir kurumdu. Aziz Nesin ise bu tartışmada adeta bir piyasa uzmanı gibi davranmış; ne yazık ki sağlıklı bilgilere ve doğru kanıtlara dayanmadan, kendisinden asla beklenmeyecek hayalî bir yazı kaleme almıştır.

Hangi niyetle yazdığını tam olarak bilmek mümkün olmasa da bu çıkışı, geçmişten gelen bir Kemal Türkler muhalefetinin dışa vurumu olarak okumak mümkündür. Ya da gazetedeki kısa bir yazıya gelen cevapları derleyip, zahmetsizce çok satan bir kitaba (Büyük Grev) dönüştüren akıllıca bir yazarlık stratejisi olarak da yorumlanabilir.

MESS’in Stratejisi: "Grup Sözleşmesi" ve Turgut Özal Faktörü

Madalyonun diğer yüzünde ise Koç Grubu bu üretim dalında çok sıkışmış durumdaydı ve pazar payını rakiplerine kaptırmak üzereydi. Bu yüzden toplu sözleşmeyi bir an önce imzalamak istiyorlardı. Ancak her defasında karşılarına, danışmanlığını ve başkanlığını Turgut Özal’ın yaptığı, üyesi oldukları MESS (Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası) çıkıyor ve anlaşmayı engelliyordu.

MESS yönetiminin amacı asla günü kurtarmak ya da grevleri hemen sonlandırmak değildi; tamamen geleceğe yönelik stratejik bir plan uyguluyorlardı.

Maden-İş, işyerleriyle tek tek toplu iş sözleşmesi yaptığı dönemlerde çok başarılı olmuş; işçilerin ücret, ikramiye, sosyal haklar, işçi sağlığı ve iş güvenliği gibi konularda ileri düzeyde haklar elde etmesini sağlamıştı. MESS yöneticilerinin hedefi ise tüm sözleşmelerin yürürlük tarihlerini aynı zamana denk getirmekti. Böylece hem grevlerde hem de olası bir lokavtta sendikanın karşısına toplu bir güçle çıkabileceklerdi.

MESS, işyerlerinin toplu sözleşme sürelerinin eşitlenmesini şart koşuyor ve bunu "Grup Sözleşmesi" olarak adlandırıyordu. Bunu başardıkları takdirde, Maden-İş’in karşısına Çin Seddi gibi bir duvar dikebileceklerini biliyorlardı. Bu nedenle grevlerin uzamasının uzun vadede kendi ellerini güçlendireceğini hesaplayarak, erken anlaşmak isteyen işverenlere baskı uyguluyor ve grevleri körüklüyorlardı.

Bu baskıyı uygulayanların başında, MESS’in akıl hocalığını yapan ve daha sonra 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından önce Başbakan Yardımcısı, sonra Başbakan ve nihayetinde Cumhurbaşkanı olan, "Ben zengini severim" sözüyle hafızalara kazınan Turgut Özal geliyordu. Yani bu grevlerin asıl sebebi, iddia edildiği gibi basit ekonomik krizler veya stok eritme kurnazlığı değil; sınıfsal ve stratejik bir güç savaşıydı.

OYAK Bülteni Bir Belge Sayılır mı?

Sayın Aziz Nesin, şüphesiz saygı duyulacak büyük bir yazar, değerli bir düşünür ve iyi bir aydındır. Kendisi zaman zaman "Hatamı hatırlatanlardan özür dilerim" diyebilecek olgunluğa da sahipti. Ancak anlaşılıyor ki Aziz Nesin’in yazısıyla başlayan bu süreç, Maden-İş ve DİSK yöneticileri tarafından halkla ilişkiler açısından iyi yönetilemedi. Kamuoyunu ve aydınları doğru bilgilendirme konusunda eksik kalındığı bir gerçektir.

DİSK ve onun lokomotif sendikası olan Maden-İş’in üst yönetim kademeleri, uzun süredir sendikal mücadeleyi ikinci plana iterek, mensubu oldukları siyasi yapılanmaları konfederasyon içinde güçlendirme yarışına girmişlerdi. Zaten bir süredir DİSK üyesi diğer önemli sendikaların yöneticileriyle (Genel-İş, Lastik-İş, Gıda-İş) yaşanan siyasi görüş ayrılıkları ve ikilikler tepe noktasına ulaşmıştı. Bu iç çekişme, Aziz Nesin gibi figürlerin doğru bilgilendirilmesini engelledi. Bazı gazeteci ve yazarlar, Maden-İş’in yayın organı olan Politika gazetesinde sendikayı savunmaya çalışsalar da Aziz Nesin’in deyimiyle sadece ona "saldırmış" oldular.

Aziz Nesin, savunmasını desteklemek için OYAK (Ordu Yardımlaşma Kurumu) Haber Bülteni’nin Kasım 1977 tarihli 4. sayfasındaki bir haberi kanıt gösteriyor ve stokların hâlâ var olduğunu iddia ediyordu. Kitabında Asım Bezirci’ye cevap verirken aynen şöyle yazmıştı:

"Ordu Pazarları Mağazalarına TV ve Buzdolabı Gelmeye Başladı"

“Enerji darlığı nedeniyle ve bazı fabrikalarda uygulanan grevler sonucu olarak düne kadar piyasalarda bulunamayan TV cihazlarından bir parti sağlanmış ve bazı Ordu Pazarları mağazalarına dağıtılmıştır. Bu kez yeni bir parti TV cihazı, yılbaşına kadar tüm mağazalara dağıtılmış olacaktır.”

Nesin, bu bülteni kesin bir kanıt sayarak Koç Holding depolarındaki stokların hâlâ eritilemediğini ima ediyor ve "Ne diyorsun bu belgeye Asım Bezirci? Hâlâ söyleyecek bir sözün var mı?" diye yükleniyordu.

Peki, bu gerçekten tarafsız bir belge miydi? Kuruluşların tamamen reklam ve propaganda niteliği taşıyan iç bülten yazıları, tarihsel bir hakikatin belgesi sayılabilir miydi? Elbette hayır.

Eskişehir’deki O Gece: Koç Grubu’nun Gizli Anlaşma Çabası

Tarihe mal olmuş bu sürecin eksik kalmaması adına, o gün bizzat yaşadığım ve şahit olduğum bir gerçeği aktarmak isterim:

Gebze ve Eskişehir Arçelik fabrikalarındaki grevlerin Koç Grubu aleyhine pazar kaybettirmesi üzerine, Koç’un endüstri ilişkileri uzmanları (özellikle Tuğrul Kutadgobilik) grevi bitirmek için olağanüstü bir çaba sarf ediyordu. Belli ki patronlar tarafından tam yetkiyle görevlendirilmişlerdi. Toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde; ücret zamları, ikramiyeler ve tüm sosyal haklar konusunda sendikamızın tekliflerinin neredeyse tamamını kabul ediyorlardı. Tek bir kırmızı çizgileri vardı: Sözleşmenin yürürlük tarihi. Yani MESS’in dayattığı ortak grup sözleşmesi tarihini kabul ettirmek zorundaydılar.

MESS toplantılarında Turgut Özal’ın işverenlere, "Bu iş uzun sürmez, bu kadar büyük bir grev ve lokavta sendika da işçiler de dayanamaz" diyerek uyguladığı oyalama taktiği fiyaskoyla sonuçlanmıştı. İşçilerin sendikalarına olan sarsılmaz güveni, tüm zorluklara rağmen direniş azmini artırıyordu.

Grevlerin Özal’ın tahminlerinin aksine kırılamayacağını anlayan Koç Grubu, gizlice anlaşma yolları aramaya başladı. İşverenin acil çağrısı üzerine Eskişehir Türkiye Maden-İş Bölge Temsilciliği binasında toplandık. Sendikayı temsilen Toplu Sözleşme Daire Başkanı olarak ben, Eskişehir Bölge Temsilcimiz Dursun Sabur ve toplu sözleşme uzmanımız masadaydı. İşveren tarafını ise Tuğrul Kutadgobilik ve MESS uzmanı Avukat Oytun Atauz temsil ediyordu.

Gece geç saatlere kadar süren bu kritik müzakerelerde, mali ve sosyal içerikli tüm tekliflerimiz işveren tarafından ikiletilmeden kabul ediliyordu. Sıra yine o can alıcı maddeye, yani "yürürlük tarihi" maddesine gelip düğümleniyordu.

Görüşme sırasında MESS uzmanı sık sık dışarı çıkıyor, telefon görüşmeleri yapıp odaya geri dönüyordu. Belli ki içerideki gidişatı ve Koç Grubu’nun sendikanın şartlarına teslim olmak üzere olduğunu doğrudan MESS merkezine (yani Turgut Özal’a) rapor ediyordu. Bizim açımızdan, işverenin tüm mali taleplerimizi kabul etmiş olması büyük bir başarıydı ve sözleşmenin imzalanmasına çok az süre kalmıştı. Ancak o gece nihai anlaşma sağlanamadı ve ertesi gün yeniden toplanmak üzere masadan kalkıldı.

Bu tarihi süreç net olarak göstermektedir ki, 1977 grevleri ne Aziz Nesin’in iddia ettiği gibi basit bir "stok eritme" oyunuydu ne de sadece ekonomik taleplerden ibaretti. Bu grev, sermayenin "Grup Sözleşmesi" dayatmasıyla işçi sınıfının örgütlü gücünü tek bir potada eritip yok etme stratejisine karşı, Maden-İş üyelerinin tarihe geçen onurlu bir direnişiydi.











30 Haziran 2015 Salı

BÜYÜK GREV KEMAL TÜRKLER VE AZİZ NESİN

''BÜYÜK GREV''

"AZİZ NESİN SEN NESİN?"

Yazarlar Sendikası Başkanı, gülmece hikâyelerinin usta kalemi Aziz Nesin, Vatan gazetesinde Maden-İş Sendikasının grevlerini eleştiren bir masal öykü kaleme almıştı. "Büyük Grev" adıyla yayımlanan bu yazı, DİSK ve Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Türkler'i ve bazı yöneticileri acımasız bir biçimde eleştiriyordu.

3 Aralık 1977 tarihinde Vatan gazetesinde yayımlanan "Büyük Grev" adlı masal öyküde, Koç Holding'in depolarındaki stokların eritilmesi ve Vehbi Koç'un daha fazla para kazanacağı konusunda anlaşma yapıldığı ima ediliyordu. Yani Kemal Türkler'in ve Maden-İş Sendikasının, Vehbi Koç'un değirmenine su taşıdığı anlatılıyordu.

Ayrıca, üretim fazlası olduğu, bu nedenle büyük patron Vehbi Koç'un ödemediği işçi ücretleri dâhil birçok konudan daha kârlı çıkacağı ve bu grevlerin zamansız başlatıldığı, bu durumdan işçilerin zararlı çıkacağı belirtiliyordu. "Sendika işçilere tam gündelik veremez oldu, yarı gündelik verilmeye başlandı" dedikten sonra "yarı gündelik de veremez oldu, üçte bir gündelik vermek için taşınmazlarını satılığa çıkarmıştı" diyordu.

"İşçilerden kimisi fabrika yönetmenlerine başvurup çalışmak istediklerini söylediler. Kimisi de sendikadan ayrıldı. Eskiden tam karşıtı oldukları sendikalara girenler de oldu" diyerek öyküsüne devam ediyordu.

"Büyük Grev" isimli yazıyı, daha doğrusu her ne kadar masal öykü dense de DİSK ve Maden-İş Sendikasının bazı yöneticilerini eleştiren bu yazıyı, Aziz Nesin gibi bir yazarın hangi düşünceyle (gerçekle) yazdığını anlamak güç...

Gerçi yazının yayımlandığı 3 Aralık 1977 tarihinde Maden-İş Sendikasındaki görevim sonlanmıştı. O zamanki DİSK ve Maden-İş Sendikası içerisindeki TKP uzmanlarının yönetimindeki yöneticiler tarafından tasfiye edilerek, Maden-İş Genel Kurulunda ben ve iki yürütme kurulu üyesinin de görevi sonlandırılmıştı. Eylül 1977 tarihinden itibaren Maden-İş'te etkin görevlerde olan ama TKP'li olmayan bölge temsilcileri, avukatlar, işyeri temsilcileri ve baştemsilciler tamamen tasfiye edildiler.

Grevler başlamış ve devam ediyordu; grevdeki işçilerin sayısı on binleri geçmişti. Elbette sendika da işçiler de zorlanıyordu. Bu durum her büyük grevde olur. Aziz Nesin de tabii ki bu durumu herkesten daha iyi bilirdi. Amacım; kendilerine özgü politik ideolojideki bazı gazeteciler, bazı "genç şairler" ya da bazı "ilerici" aydınlar gibi yapıp Aziz Nesin'i eleştirmek değil. Onunla polemiğe girmek, yazılarını ve kitaplarını okumuş birisi olarak haddim değildir; haddimi de aşmak istemem.

Aziz Nesin, yazdığı kısa öyküye değil, onu eleştirenlere kendi ifadesine göre verdiği "yanıtlarla" 399 sayfalık bir kitap oluşturmuş. Bu durum da Aziz Nesin'in ne denli büyük bir yazar olduğunun göstergesi değil midir?

Yazdığı "masal öyküde" değil ama kendisini eleştiren yazar, şair ve gazetecilere verdiği yanıtlarda haklılık payı yok mu? Yok diyemeyeceğim. İleride "UDC, GENEL YAS ve DGM" olaylarını kendi görüşüme göre açıklamaya çalışacağım.

TOPLU SÖZLEŞME AÇMAZLARI

Önce buradan başlamak isterim. DİSK'in ve DİSK üyesi Maden-İş yöneticilerinin aldıkları kararların, uyguladıkları politikaların tamamen doğru olduğunu söylemek ve iddia etmek elbette doğru olmaz...

Grevlerin başlamasından, uygulanmasından, toplu sözleşme tekliflerinin hazırlanmasından ve müzakerelerden sorumlu yöneticilerden birisi olarak bazı hatalarımız olmuş olabilir. Ancak şurası gerçektir ki toplu sözleşme tekliflerinin hazırlanması, fabrikalarda çalışan üyelerimizle birlikte yapılmıştır. Toplu sözleşme müzakereleri, fabrikalarda üyelerimizin kapalı oy, açık sayım sonucunda seçilen temsilcileriyle birlikte yürütülmüştür. Bu durum üye sayısı az olan fabrikada da böyle olmuştur, sekiz bin işçinin çalıştığı Ereğli Demir Çelik'te de böyle oluyordu. Çalışmayan vardiya işçileriyle de ayrı ayrı toplanıp bilgi alışverişi sağlanıyor ve toplu sözleşme teklifleri hazırlanıyordu.

Türkiye Maden-İş Sendikasının toplu sözleşme politikası 1974 Eylül ayından 1977 Eylül ayına kadar böyle yürütülmüştür. 1974 yılından itibaren yürütülen bu şekildeki çalışma ürünlerini vermiş, çok başarılı sözleşmeler yapılmıştır. Bu başarılı toplu sözleşmeler semeresini vermiş; sendika üye sayısı otuz binlerden seksen binlere doğru yükselmiş, Maden-İş saflarına yeni işyerleri ve yeni üyeler katılmıştır.

PHİLİPS FABRİKASI GREVİ

Toplu sözleşmelere ve yapmak zorunda kaldığımız grevlere örnek vermek gerekirse, Levent'te bugün büyük bir alışveriş merkezi ve rezidansların yerinde bulunan Türk Philips Fabrikasındaki toplu sözleşmeyi ve yapmak zorunda kaldığımız grevi göstermek gerekir.

"Ben çalışanlarımla aynı masaya oturmam, onların bulunduğu ortamda da sizlerle müzakere etmem" diyeyen bir fabrika genel müdürüne nasıl davranacaksınız? Elbette uyuşmazlık zaptını tutup 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'ndaki prosedürü başlatacaksınız. Nitekim 800'den fazla işçinin çalıştığı fabrikada da öyle oldu. Üyelerimizle konuştuk, onları tam olarak bilgilendirdik ve grevi başlattık. Bu arada grevdeki üyelerimize grev boyunca yarım maaş ödemesinde bulunacağımızı bildirdik ve uyguladık. Yani grevdeki işçilere sendika tarafından yapılan ödemeler böyle yürütülüyordu.

Sözü uzatmaya gerek yok. Grev 101 gün sürdü. Hollanda'dan gelen yeni genel müdürle toplu sözleşme imzalandı. Parasal ve sosyal konuları kapsayan tekliflerin tamamının alındığı toplu iş sözleşmesi, işyerinde törenle imzalandı. Ayrıca 105 günlük grevde geçen süre çalışılmış gibi sayıldı; işçiler o günlere ait ücretleri de zamlı aldılar.

PROFİLO FABRİKASI GREVİ

Mecidiyeköy'de 2000 civarında üyemizin çalıştığı fabrikada işverenin uzlaşmaz tutumu nedeniyle yapılan grev ise 15 gün sürdü. Yaptığımız sözleşme ile istediğimiz sonuçları aldık; ayrıca 15 günlük grevde geçen sürenin ücretleri çalışılmış addedildi ve ücretler işçilere işverence tam ve zamlı olarak ödendi.

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Sarı sendikalardan kurtulma mücadelesi veren üyelerimizin yaptıkları iş bırakma, direniş ve işgallerdeki sürelerde de aynı uygulamalar gerçekleştirildi.