Sendikal Hareket etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sendikal Hareket etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2026 Perşembe

ELE AVUCA SIĞMAZ SENDİKACI RIZA KUAS

 Rıza Kuas kimdir diye sorsalar... 

Hiç düşünmeden vereceğim cevap şöyle olur. ''Ele avuca sığmaz gerçek bir sendikacı'' diye bitiririm cümlemi. 

Ele avuca sığmaz deyiminin açıklaması içinde, belki Kuas'la birebir uyuşmayan bazı sözcükler bulunsa da, sınıfsal düşüncesiyle ve bu düşüncelerinin hayata geçirilmesi konusundaki inadıyla bence bu deyim ona çok yakışıyor.
 
Rıza Kuas'ı yakından tanıdım. Bazı konuşmalarını çok dikkatlice dinledim. TİP Şişli İlçe Yöntim kurulu üyeliğim zamanında, konuşmalarının siyasi tarafının içinin doluluğunu sınıfsal açıdan bakarak dinleyip izledim. 

Millet vekilliği döneminde B.M.Meclisinde yaptığı konuşmalarının basına yansıyan kadarını elbette gururla okudum. Bu konuşmaların bir kısmını sendikal çalışmalarımda kullanarak yararlandım. 

O: İşyerlerinde işçilerin hırsız muamelesi görerek üzerlerinin (üstlerinin) aranmasına karşı "Üstünü Aratma!" kampanyasını başlatandı. ''İşçi hırsız değildir işçi, emeği çalınandır'' diyerek işçi onurunu savunan bu eylem uygulanmaya başlanmış, çalışma hayatında önemli bir zihniyet dönüşümüne de yol açmıştır.

Rıza Kuas'ın inatla, işçi onurunun korunmasına yönelik yaptığı çalışmaların hayata geçirilmesi, ülke sendikacılığında adeta bir devrim niteliğinde oluştu.


Rıza Kuas - Lastik-İş Genel Başkanı ve DİSK Kurucusu
Rıza Kuas Derby Grev çadırı önünde

Rıza Kuas, Türkiye işçi sınıfı tarihinin ve sınıf odaklı mücadeleci sendikacılığın simge isimlerinden birisiydi. Lastik-İş Sendikası’nın kurucu liderlerinden ve DİSK’in (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) kurucularından olan Kuas, sendikal anlayışı ve eylemleri ile Türkiye’de çalışma hayatımıza olumlu damgalar vuran ''militan bir sendikacıydı''. 

Bu militanlığı, lastik işçilerinin sonuç itibari ile kazandıkları 1968 Derby Lastik Fabrikası İşgali ile görüldü, Türkiye işçi sınıfı ve sendikacılık tarihinin en önemli dönemeçlerinden biriydı bu olay. Derby işçi direnişi: Sadece bir hak arayışı değil, aynı zamanda Türkiye tarihinde oluşan ilk fabrika işgali olma özelliğini ve bu konularda yol göstericiliğini de taşıyor.

Rıza Kuas Derbi ve Gislaved lastik fabrikası grevinde işçilerle
Rıza Kuas'ın militan sendikacılığının yol göstrericiliği benim de, T.Maden-İş Sendikası Şube Başkanlığı ve daha sonra bölge tamsilciği yaptığım Silahtarağa Haliç kıyısında kurulu ve İsveç kaynaklı Gislaved Lastik Fabrikası'nda da görülüyordu.

Anadolunun kervan geçmez bir köyünde geçen çocukluğumda giydiğim, lastik ayakkabının (karalastik) yapıldığı ve 800 den faza işçinin çalıştığı bu fabrkiada 1974 yılında başlayan ve 88 gün devam eden, sonuç itibariyle kazanılan bu grev eyleminde de Rıza Kuas'ın militan sendikacılığının yol göstericiliğinin izleri devam ediyordu.

Rıza Kuas'ın Lastik-İş Sendikasının kuruluşunda attığı sağlam temel ilkeler, 12 Eylül Darbe'si sonrası hızlıca eski sayısal gücüne kavuşan (kavuşturan) güçlü bir sendikal örgüt yarattı.

30 Haziran 2015 Salı

BÜYÜK GREV KEMAL TÜRKLER VE AZİZ NESİN

''BÜYÜK GREV''

"AZİZ NESİN SEN NESİN?"

Yazarlar Sendikası Başkanı, gülmece hikâyelerinin usta kalemi Aziz Nesin, Vatan gazetesinde Maden-İş Sendikasının grevlerini eleştiren bir masal öykü kaleme almıştı. "Büyük Grev" adıyla yayımlanan bu yazı, DİSK ve Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Türkler'i ve bazı yöneticileri acımasız bir biçimde eleştiriyordu.

3 Aralık 1977 tarihinde Vatan gazetesinde yayımlanan "Büyük Grev" adlı masal öyküde, Koç Holding'in depolarındaki stokların eritilmesi ve Vehbi Koç'un daha fazla para kazanacağı konusunda anlaşma yapıldığı ima ediliyordu. Yani Kemal Türkler'in ve Maden-İş Sendikasının, Vehbi Koç'un değirmenine su taşıdığı anlatılıyordu.

Ayrıca, üretim fazlası olduğu, bu nedenle büyük patron Vehbi Koç'un ödemediği işçi ücretleri dâhil birçok konudan daha kârlı çıkacağı ve bu grevlerin zamansız başlatıldığı, bu durumdan işçilerin zararlı çıkacağı belirtiliyordu. "Sendika işçilere tam gündelik veremez oldu, yarı gündelik verilmeye başlandı" dedikten sonra "yarı gündelik de veremez oldu, üçte bir gündelik vermek için taşınmazlarını satılığa çıkarmıştı" diyordu.

"İşçilerden kimisi fabrika yönetmenlerine başvurup çalışmak istediklerini söylediler. Kimisi de sendikadan ayrıldı. Eskiden tam karşıtı oldukları sendikalara girenler de oldu" diyerek öyküsüne devam ediyordu.

"Büyük Grev" isimli yazıyı, daha doğrusu her ne kadar masal öykü dense de DİSK ve Maden-İş Sendikasının bazı yöneticilerini eleştiren bu yazıyı, Aziz Nesin gibi bir yazarın hangi düşünceyle (gerçekle) yazdığını anlamak güç...

Gerçi yazının yayımlandığı 3 Aralık 1977 tarihinde Maden-İş Sendikasındaki görevim sonlanmıştı. O zamanki DİSK ve Maden-İş Sendikası içerisindeki TKP uzmanlarının yönetimindeki yöneticiler tarafından tasfiye edilerek, Maden-İş Genel Kurulunda ben ve iki yürütme kurulu üyesinin de görevi sonlandırılmıştı. Eylül 1977 tarihinden itibaren Maden-İş'te etkin görevlerde olan ama TKP'li olmayan bölge temsilcileri, avukatlar, işyeri temsilcileri ve baştemsilciler tamamen tasfiye edildiler.

Grevler başlamış ve devam ediyordu; grevdeki işçilerin sayısı on binleri geçmişti. Elbette sendika da işçiler de zorlanıyordu. Bu durum her büyük grevde olur. Aziz Nesin de tabii ki bu durumu herkesten daha iyi bilirdi. Amacım; kendilerine özgü politik ideolojideki bazı gazeteciler, bazı "genç şairler" ya da bazı "ilerici" aydınlar gibi yapıp Aziz Nesin'i eleştirmek değil. Onunla polemiğe girmek, yazılarını ve kitaplarını okumuş birisi olarak haddim değildir; haddimi de aşmak istemem.

Aziz Nesin, yazdığı kısa öyküye değil, onu eleştirenlere kendi ifadesine göre verdiği "yanıtlarla" 399 sayfalık bir kitap oluşturmuş. Bu durum da Aziz Nesin'in ne denli büyük bir yazar olduğunun göstergesi değil midir?

Yazdığı "masal öyküde" değil ama kendisini eleştiren yazar, şair ve gazetecilere verdiği yanıtlarda haklılık payı yok mu? Yok diyemeyeceğim. İleride "UDC, GENEL YAS ve DGM" olaylarını kendi görüşüme göre açıklamaya çalışacağım.

TOPLU SÖZLEŞME AÇMAZLARI

Önce buradan başlamak isterim. DİSK'in ve DİSK üyesi Maden-İş yöneticilerinin aldıkları kararların, uyguladıkları politikaların tamamen doğru olduğunu söylemek ve iddia etmek elbette doğru olmaz...

Grevlerin başlamasından, uygulanmasından, toplu sözleşme tekliflerinin hazırlanmasından ve müzakerelerden sorumlu yöneticilerden birisi olarak bazı hatalarımız olmuş olabilir. Ancak şurası gerçektir ki toplu sözleşme tekliflerinin hazırlanması, fabrikalarda çalışan üyelerimizle birlikte yapılmıştır. Toplu sözleşme müzakereleri, fabrikalarda üyelerimizin kapalı oy, açık sayım sonucunda seçilen temsilcileriyle birlikte yürütülmüştür. Bu durum üye sayısı az olan fabrikada da böyle olmuştur, sekiz bin işçinin çalıştığı Ereğli Demir Çelik'te de böyle oluyordu. Çalışmayan vardiya işçileriyle de ayrı ayrı toplanıp bilgi alışverişi sağlanıyor ve toplu sözleşme teklifleri hazırlanıyordu.

Türkiye Maden-İş Sendikasının toplu sözleşme politikası 1974 Eylül ayından 1977 Eylül ayına kadar böyle yürütülmüştür. 1974 yılından itibaren yürütülen bu şekildeki çalışma ürünlerini vermiş, çok başarılı sözleşmeler yapılmıştır. Bu başarılı toplu sözleşmeler semeresini vermiş; sendika üye sayısı otuz binlerden seksen binlere doğru yükselmiş, Maden-İş saflarına yeni işyerleri ve yeni üyeler katılmıştır.

PHİLİPS FABRİKASI GREVİ

Toplu sözleşmelere ve yapmak zorunda kaldığımız grevlere örnek vermek gerekirse, Levent'te bugün büyük bir alışveriş merkezi ve rezidansların yerinde bulunan Türk Philips Fabrikasındaki toplu sözleşmeyi ve yapmak zorunda kaldığımız grevi göstermek gerekir.

"Ben çalışanlarımla aynı masaya oturmam, onların bulunduğu ortamda da sizlerle müzakere etmem" diyeyen bir fabrika genel müdürüne nasıl davranacaksınız? Elbette uyuşmazlık zaptını tutup 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'ndaki prosedürü başlatacaksınız. Nitekim 800'den fazla işçinin çalıştığı fabrikada da öyle oldu. Üyelerimizle konuştuk, onları tam olarak bilgilendirdik ve grevi başlattık. Bu arada grevdeki üyelerimize grev boyunca yarım maaş ödemesinde bulunacağımızı bildirdik ve uyguladık. Yani grevdeki işçilere sendika tarafından yapılan ödemeler böyle yürütülüyordu.

Sözü uzatmaya gerek yok. Grev 101 gün sürdü. Hollanda'dan gelen yeni genel müdürle toplu sözleşme imzalandı. Parasal ve sosyal konuları kapsayan tekliflerin tamamının alındığı toplu iş sözleşmesi, işyerinde törenle imzalandı. Ayrıca 105 günlük grevde geçen süre çalışılmış gibi sayıldı; işçiler o günlere ait ücretleri de zamlı aldılar.

PROFİLO FABRİKASI GREVİ

Mecidiyeköy'de 2000 civarında üyemizin çalıştığı fabrikada işverenin uzlaşmaz tutumu nedeniyle yapılan grev ise 15 gün sürdü. Yaptığımız sözleşme ile istediğimiz sonuçları aldık; ayrıca 15 günlük grevde geçen sürenin ücretleri çalışılmış addedildi ve ücretler işçilere işverence tam ve zamlı olarak ödendi.

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Sarı sendikalardan kurtulma mücadelesi veren üyelerimizin yaptıkları iş bırakma, direniş ve işgallerdeki sürelerde de aynı uygulamalar gerçekleştirildi.