Rıza Kuas kimdir diye sorsalar...
Hiç düşünmeden vereceğim cevap şöyle olur. ''Ele avuca sığmaz gerçek bir sendikacı'' diye bitiririm cümlemi.

Rıza Kuas kimdir diye sorsalar...
Hiç düşünmeden vereceğim cevap şöyle olur. ''Ele avuca sığmaz gerçek bir sendikacı'' diye bitiririm cümlemi.

Sendika ve sendikacılık nedir, ne değildir? Bu soruya, tek cümlelik tanımlamalar şeklinde onlarca uygun yanıtlar verilebilir. Uygun cevaplardan birisi de herhalde; İşçilerin birlik olmak birlikte toplu iş sözleşmesi, grev, direniş gibi demokratik eylemlerle yeni haklar elde etmelerini sağlayan yasal kuruluşlardır denilebilirdi. Elde edilen yeni hakların muhafaza edilmesi için çalışan ve yasal yöntemlerle görev alan mücadeleci sınıf ve kitle örgüt yöneticilerinin yaptıkları kapsamlı iş ise, sendikacılıktır şeklinde olabilirdi.
KALİTELİ YAŞAM
İşçiler mevcut haklarını koruyabilmek, ailesi ile birlikte kaliteli bir yaşam sağlayabilmek için etkili ve güçlü demokratik eylemler geliştirmeyi amaç edinmelidirler. Sendikalar, bir araya getirdikleri üye birlikteliği ile yetinemezler. Güçlü olabilmek, üyelerini rahat bir yaşantı hedefine doğru götürebilmek, yeni haklar elde etmeyi gerçekleştirebilmek için düşünce birliğini de sağlamalıdırlar.
Sendikalar aynı zamanda elbette demokratik meslek kuruluşlarının önemlilerinden birisidir. Oysa, sendikacılık asla bir meslek değildir. Günümüzde sendikacılık yapmak kolay, sendikal örgütlenme hedefi ise gündemden çıkmış gibi bir görünüm sergileniyor. Ülkemizde çalışanların sendikalarda yüzde olarak kapladıkları alan dibe vurmuş gibi.1970'li yılların sonlarına doğru işçilerin sendikal örgütlülük oranı yüzde olarak çok yukarılarda hatta rekor düzeydeydi.
Diğer taraftan işçi birliğini gerçek sendikalarda buluşturmak, gerçek sendikacılığın ileri boyutlarını öğrenmek ve bilmek için Kemal Türkler, Rıza Kuas, Abdullah Baştürk gibi liderleri anlamadan ve onları anmadan olmaz.
SARI İT VE REŞAT ENİS
Sarı ve gerçek sendika söylemleri1960'lı yıllarda çokça dillendirilmeye başlanmıştı. Bu durum biraz da Reşat ENİS tarafından yazılan ilk işçi romanlarından biri olan SARI İT adlı roman nedeniyle oluşuyordu. Çok kolay okunan bir kitap olan roman, işçi ve ailelerini, onların yaşantılarını, işçi sınıfının toplumsal hayatta yer almaya ve ağırlığını hissettirmeye başladığını konu alıyordu.
Gerçekten de işçiler yavaş, yavaş1961 Anayasasının yarattığı, yeterli olmasa bile sendikal özgürlük ortamında işçilik bilincine ulaşmaya başlıyorlardı. Bunlardan bazıları olan Kavel Kablo, Derbi Lastik, Singer, Türk Demirdöküm, Sungurlar Kazan, Elektrometal İzabe gibi fabrikaların işçileri, sarı sendikalara karşı yaptıkları başarılı demokratik direniş eylemleri olarak gösterilebilir.
![]() |
1963 KAVEL İŞÇİLERİNİN DİRENİŞ ÇADIRI |
Türkiye Maden-İş sendikası üyesi Kavel Kablo Fabrikası işçilerinin ilki 1963, ikincisi 1968 tarihinde ve Türk Demirdöküm Fabrikası işçilerinin 1969, Singer Fabrikası işçilerinin 1968, Lastik-İş Sendikasına bağlı Derbi Fabrikası işçilerinin 1968 yılında yaptıkları direniş eylemleri sendikal mücadele tarihi içerisinde gerçek sendikacılığın kilometre taşı durumuna gelmişti.
.
Ankara sendikacılığı deyimi bana, "Ankara'da hükûmet varsa, bir de TÜRK-İŞ var" diyen ve bazı sendikal çevrelere göre "efsane başkan" olarak nitelendirilen Seyfi Demirsoy'u hatırlatmaktadır. Bu söz dizimi, oldukça iddialı bir deyim olarak sendikal hayatta yerini aldı. TÜRK-İŞ ve Başkanı Demirsoy bu söylemlerinin arkasında durdu mu, hakkını verdi mi? Bunun cevabı her zaman koskocaman bir hayır gibi gelişiyor.
Gerek Seyfi Demirsoy gerekse ondan sonra başkan olan Halil Tunç ve diğer yöneticiler, söylemlerinin aksine iktidarlarla, her zaman uzlaşan bir politika izlediler...
TÜRK-İŞ Konfederasyonunun "Partiler üstü politika" diye sık, sık dillendirdikleri bir ilkeleri daha vardı. Bu düşüncelerini de övünç kaynağı olarak belirtmelerine rağmen, aldıkları karar ve çalışmalarını genellikle iktidardan yana uygulayarak, söylemleriyle sürekli çelişki yaşıyorlardı.
Kemal Türkler'in Genel Başkanlığını yaptığı T.MADEN-İŞ ve Rıza Kuas'ın başkanlığını yaptığı LASTİK-İŞ Sendikaları 1952 yılında kurulan TÜRK-İŞ'in üyesiydiler. Her iki sendikanın yöneticileri de anlayış ve yetersiz çalışmalar bakımından konfederasyon üst yönetimiyle sürekli anlaşmazlık yaşıyorlardı.TÜRK-İŞ'in ABD Yardım Teşkilatından (AID) para yardımı alması anlaşmazlığın önemli sebeplerinden birisiydi. İki liderin TÜRK-İŞ üst yönetimi ile, sendikal ve siyasal anlayış farklılıkları uzun yıllar devam etti.
Rıza KUAS ve Kemal Türkler 1961 Yılında bir kısım sendikacılarla birlikte Türkiye İşçi Partisinin (TİP), kurucuları arasında yer aldılar. Parti 1965 Genel seçimleri sonucu, 15 Milletvekili çıkararak Türkiye Büyük Millet Meclisine girmişti. Rıza Kuas bu seçimde İstanbul Milletvekili oldu.
Sol bir partinin 15 Milletvekili ile Parlamentoda yer alması, kamuoyunun bazı kesimlerinde hoşnutluk, sendikal tabanda ise elbette kıpırdanmalar yaratıyor, adeta devrimci sendikal bir işçi kuruluşun zemini oluşuyordu.
Adem sayesinde Ankara'yı ve sanayi bölgelerini çok kısa zamanda öğrendim ve bu arada sendikal çevrem oldukça genişledi. Adem o yıllarda ANKA Ajansında çalışıyordu. Ajansın sahibi Örsan ve Altan Öymen kardeşlerdi. Bir hafta sonra ANKA ajansında Örsan Öymen'le tanıştım. Sanırım Almanya'nın Sesi Radyosuna haber programları hazırlıyorlardı. Hatırladığım kadarıyla o yıllarda Erdal Çetin, Yazgülü Aldoğan da ajansta Adem'le birlikte gazetecilik yapıyorlardı. Türkiye işçi sınıfı ve sendikal hareketi, 13 Şubat 1967 tarihinde çok önemli bir dönüm noktasına tanıklık etti. Sınıf uzlaşmacılığına ve iki yüzlü sendikal anlayışa karşı net bir duruş sergileyen Türkiye Maden-İş, Lastik-İş, Gıda-İş, Basın-İş ve Zonguldak Maden İşçileri Sendikası yöneticileri, emek dünyasının seyrini değiştirecek tarihi bir adım atarak DİSK’i (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) kurdular.
DİSK’in kuruluş Genel Kurulu, İstanbul Şafak Sineması salonunda gerçekleştirildi. Salondaki coşku; genç, yaşlı tüm delegelerin gözlerinden okunan o inanç ve heyecan görülmeye değer bir tarihi andı. Türkiye'de ilk defa, isminin başında "devrimci" kelimesini taşıyan bir işçi kuruluşu hayata gözlerini açıyordu. Kemal Türkler, Rıza Kuas, Kemal Nebioğlu, İbrahim Güzelce ve Mehmet Alpdündar’ın sendikalarını temsilen gururla imzaladıkları DİSK ana tüzüğü, resmi makamlara teslim edilerek bu şanlı yürüyüş başlatıldı.
DİSK, kurulduğu andan itibaren sınıf ve kitle sendikacılığının en başarılı örneklerini sergiledi. "Tabanın söz ve karar sahibi olması" ilkesini lafta bırakmayıp hayata geçirerek, kısa sürede 500 bini aşan devasa bir üye sayısına ulaştı. Türk sendikacılığının yüz akı olan DİSK, işçilerin yakasına bir kene gibi yapışan sarı ve uzlaşmacı sendikalara, onların çıkarcı yöneticilerine korkulu rüyalar yaşattı.
DİSK’in gelişiyle birlikte emek dünyasında çok şey değişti:
Gizli Pazarlıklar Son Buldu: Kapalı kapılar ardında, işçilerden habersiz imzalanan toplu iş sözleşmesi dönemleri tarihe karıştı.
Masada İşçinin Sesi Yükseldi: Toplu sözleşme müzakerelerinde işverenlerin karşısına, artık işçilerin demokratik yöntemlerle seçtiği işyeri sendika temsilcileri oturdu.
Hak Arama Bilinci Gelişti: Çalışma süreleri, iş koşulları, işçi sağlığı ve iş güvenliği gibi hayati konularda işçiler söz sahibi oldu; taleplerini özgürce dile getirmeye başladılar.
DİSK’in kuruluşu, sermaye güçlerinin ve onların siyasi uzantılarının rahatını kaçırdı. Emekçilerin gönlünde taht kuran bu hareket, gerçek devrimci sendikacılığın ne olduğunu herkese gösterdi. Ancak bu başarılar kolay kazanılmadı; Elbette büyük bedeller ödendi..
12 Eylül Faşist Darbesi, DİSK’i ve üye sendikalarını kapatarak bu yükselişi durdurmak istedi. Sendika yöneticileri, bilinçli işyeri temsilcileri ve üyeler tutuklandı. Yıllarca süren, uzatıldıkça uzatılan mahkemelerin ardından, bu onurlu insanlar dimdik ayakta kalarak sonunda beraat ettiler. DİSK’in ve mücadelesinin haklılığı tarih önünde bir kez daha tescillendi.

Dün Olduğu Gibi Bugün De...Bugün işçi konfederasyonlarının durumuna baktığımızda; önündeki tüm yasal engellere ve baskılara rağmen örgütlenmesini hız kesmeden sürdüren, demokratik eylemleriyle çalışma hayatına yön vermeye çalışan kararlı bir DİSK görmeye devam ediyoruz.
Türkiye iş ve emek hayatına kocaman bir kilometre taşı olarak dikilen bu onurlu çınara selam olsun.
Başarılar DİSK... İyi ki varsın.

