işçi sağlığı ve iş güvenliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
işçi sağlığı ve iş güvenliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Temmuz 2026 Cuma

İŞÇİ AİLELERİ YAS TUTMAYA DEVAM EDECEK Mİ

CAN YAKAN DURUMLAR

 İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), geçtiğimiz günlerde "Haziran 2026 İş Cinayeti Raporu"nu yayımladı. Yayınlanan rapordaki gözlemlere göre, Türkiye'de güvencesiz çalışma koşulları ve yetersiz denetimler can almaya devam ediyor. 

Durum öyle gösteriyor ki güvenli çalışma ortamı her nedense ötelendi. Aksi durumda işçi sağlığı ve işgüvenliği konuları tam olarak uygulansa, denetimler zamanında ve tam (şekil) olarak değil, esastan yapılmış bu konularda gerek işçi gerekse yetkililerdeki ihmaller yapılmamış olsa bu kadar ölüm ve yaralanmalar elbette olmaz.

Raporda, Haziran ayında 228 işçinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiği belirtiliyor. Açıklanan acı bilançoda işçilerin 218'inin erkek, 10'unun ise kadın olduğu belirtilmiş. 

Tablodaki en çarpıcı verilerden biri de çocuk ve göçmen işçi ölümleri oluşu. Rapora göre, Haziran ayında 6 çocuk işçi ve 14 mülteci ve göçmen işçi çalışırken ölmüş durumda.

Ölümler incelendiğinde İş kollarına göre, güvencesizliğin en yoğun olduğu iki sektör yine hep üstlerde yer alıyor.

Raporda öne çıkan veriler şu şekilde sıralanmış:

Tarım ve Orman: 54 ölüm (Yüzde 24) 

İnşaat ve Yol: 54 ölüm (Yüzde 24) 

Taşımacılık: 24 ölüm (Yüzde 11) 

Metal: 19 ölüm (Yüzde 8) 

Belediyeler ve Genel İşler: 14 ölüm (Yüzde 6) 

İş cinayetlerinin temel sebepleri arasında ise ihmaller zinciri dikkat çekiyor. İşçilerin yüzde 24'ü "ezilme", yüzde 15'i "yüksekten düşme", yüzde 15'i ise "Trafik ve servis olayları" nedeniyle yaşamını yitirdi. 

ÖLÜMLER HANGİ İLLERDE YAŞANDI.

İstanbul'da 26 işçi hayatını kaybederken, 11 ölüm de Bursa' oldu. Kütahya ve Şanlıurfa'da 9, Antalya ve Samsun'da ise 7 işçi hayatını kaybetti. 

17 Mart 2025 Pazartesi

İŞ KAZALARI VE KOPAN PARMAKLAR

Şişli İlçesinin, bir zamanlar dut bahçeleriyle meşhur olan yemyeşil bir bölgesi vardı. Abide-i  Hürriyet Tepesi, Feriköy ve Kurtuluş Mahalleleriyle komşu olan bu yemyeşil dutluk bölgeye Padişah II. Abdülhamit Döneminde 1890 Yılında İsviçreli Adolf ve Walter Bomonti adındaki iki kardeşe bir bira fabrikası yaptırılıyor. Yeşil örtüsü ile ünlü burası, bundan böyle BOMONTİ adıyla anılmaya başlanıyor ve bu defa bira bahçesiyle ünleniyor.

Şişli'den Çağlayan'a doğru uzanan yol üzerindeki bu Bomonti Bira Bahçesi, uzun yıllar İstanbul'lulara hizmet etti. Masaya getirilen ahşap fıçılar içindeki biralar yine ahşap ve cam kupalarla gelenlere sunulurdu..

Bira Fabrikasının kurulması ile birlikte bu bölge yavaş yavaş yerleşim bölgesi haline de
gelmeye başladı. Ufak çapta atölyeler gibi üretimhaneler kurulmaya başlanan bu bölgeye, kısa süre sonra elli, yüz ve daha fazla sayıda işçinin çalıştığı metal işkolu ile lastik, plastik ve tekstil işkollarına ait küçüklü büyüklü fabrikalar ve pres, dökümhane ve dokuma atölyeleri gibi üretimhanelerin yapıldığı görülmeye başlanıyordu. 

Bomonti, kısa zaman içinde özellikle de, hemen her fabrika makinasının tamirinde, gerekli olan parçaların preslendiği veya dökümlerinin yapıldığı çok sayıda pres ve dökümhanelerin kurulduğu, küçük işyerlerinin merkezi haline getirilmişti.

1950-1960 yıllarında metal işkolunda Anka Kablo, Sezai Selah Makine ve Omega Kilit gibi, Lastik İş kolunda ise Güneş Plastik gibi fabrikalar burada kuruluyordu. 

SSK tarafındandan 1979 tarihinde yaptırılan, 2005 Yılında ise kapatılan, ülkemiz ilaç ihtiyacının % 20 sini karşılayabilen SSK'nın tek ilaç fabrikası da burada kuruluydu. İstanbul Çorap Fabrikası, Kondor Radyo Fabrikası, Kervan Sineması da burada Bomonti ismiyle adeta özdeşleşmiş gibiydi. Yanlış hatırlamıyorsam İltaş veya İlsan adında özel sektöre ait büyük bir ilaç fabrikası burada faaliyete geçirilmişti. 

1960 lı yıllardan sonra apartman inşaatlarıyla da meşhur olan bölgeye, daha çok Rum, Musevi ve Ermeni vatandaşlarımızın rağbet ettikleri görülüyordu. Hanımefendi adını alan sokakta, *Zeki Müren de üç apartman yaptırmış (Müren - Alınteri ve Helal Apartmanları) ve bunların birinde bir süre oturmuştur. 

KOPAN PARMAKLAR

Okulların tatil olduğu yaz aylarında, öğrencilerin cep harçlıklarının kendileri tarafından kazanılması elbette çok önemliydi. Yukarda belirttiğimiz pres ve dökümhaneler okul çocukları ile köyünden çalışmak için İstanbula gelen gençlerin daha kolay iş bulabildikleri işletmelerdi. İşbaşı yaptırılır presin nasıl çalıştırılacağı şöyle çabucak anlatılır ve imalata geçilir. 1955 veya 56 yaz tatilinde ben de 15-20 gün bir pres atölyesinde çırak olarak çalışmıştım.

O tarihlerde böyle küçük işletmelerin bir çoğunda patronlar çalışanları hemen sigortalı yaptırmazlardı. Pres ve döküm yapılan küçük işletmelerde kazalar eksik olmazdı. Döküm yapılan yerlerde el ve ayak yanıkları, preshanelerde ise parmak ve el kesikleri çok sık görülürdü. Bu yüzden Bölge Çalışma Müdürlüklerine, SSKurumuna, Valiliklere şikayet ve ihbarlar yapılırdı. Nedenlerinin başında eğitimsizliğin ve iş güvenliğinin tam olarak uygulanmadığı işletmelerde tabiatıyle kazalar da çok sık oluyordu. Otobüslerde, tramvaylarda yolcular arasında ve günlük hayatta parmakları kesik (kopuk) insanları görürdük. 

Eyüp, Silahtarağa, Kağıthane, Şişli, Sarıyer, Beyoğlu, Beşiktaş Bölgeleririnden sorumlu şube başkanı iken, zannediyorum 1965 veya 1966 Yıllarıydı. Bomonti'de faaliyet gösteren, o yıllarda ismi kamuoyu tarafından oldukçe bilinen bir kilit fabrikasına işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda yetkili komisyon olarak teftişe gitmiştik. O yıllarda valiliğin uygun bulduğu durumlarda teftişler yapılabiliniyordu. Çalışma Bakanlığı iş müfettişinin başkanlığında, işçi ve işveren temsilcisinden oluşan üç kişilik komisyonun bu teftişinde işçi temsilcisi olarak ben görevlendirilmiştim. 

Köyünden yeni gelmiş ve bu kilit fabrikasınıda işe başlamış birinin şikayeti üzerine iş müfettişinin çağırısı üzerine vilayette toplandık. Fabrikada gerekli incelemeleri yapmak üzere hangi tarihte habersiz olarak gideceğimizi kararlaştırdık. 

Teftişe gittiğimiz gün fabrikanın kapalı olduğunu görmüştük!!!

Vilayette yaptığımız o gizli toplantıdan İşveren Sendikası temsilcisi veya Bölge Çalışma Müdürlüğü bürokrasisinden bir şekilde işverene haber gitmiş olabilir mi? O yıllarda köklü ve kamuoyunda bilinen fabrika sahipleri bürokrasi ile yakın ilişkilere sahipti herhalde!






10 Şubat 2016 Çarşamba

EMEK HAYATINDA OLUŞAN TATLI HEYECAN: DİSK KURULUYOR


Türkiye Emek Tarihinde Bir Kilometre Taşı: DİSK'in Doğuşu ve Mücadelesi

Türkiye işçi sınıfı ve sendikal hareketi, 13 Şubat 1967 tarihinde çok önemli bir dönüm noktasına tanıklık etti. Sınıf uzlaşmacılığına ve iki yüzlü sendikal anlayışa karşı net bir duruş sergileyen Türkiye Maden-İş, Lastik-İş, Gıda-İş, Basın-İş ve Zonguldak Maden İşçileri Sendikası yöneticileri, emek dünyasının seyrini değiştirecek tarihi bir adım atarak DİSK’i (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) kurdular.

Şafak Sineması’ndan Doğan Umut

DİSK’in kuruluş Genel Kurulu, İstanbul Şafak Sineması salonunda gerçekleştirildi. Salondaki coşku; genç, yaşlı tüm delegelerin gözlerinden okunan o inanç ve heyecan görülmeye değer bir tarihi andı. Türkiye'de ilk defa, isminin başında "devrimci" kelimesini taşıyan bir işçi kuruluşu hayata gözlerini açıyordu. Kemal Türkler, Rıza Kuas, Kemal Nebioğlu, İbrahim Güzelce ve Mehmet Alpdündar’ın sendikalarını temsilen gururla imzaladıkları DİSK ana tüzüğü, resmi makamlara teslim edilerek bu şanlı yürüyüş başlatıldı.

Sınıf ve Kitle Sendikacılığında Yeni Bir Dönem

DİSK, kurulduğu andan itibaren sınıf ve kitle sendikacılığının en başarılı örneklerini sergiledi. "Tabanın söz ve karar sahibi olması" ilkesini lafta bırakmayıp hayata geçirerek, kısa sürede 500 bini aşan devasa bir üye sayısına ulaştı. Türk sendikacılığının yüz akı olan DİSK, işçilerin yakasına bir kene gibi yapışan sarı ve uzlaşmacı sendikalara, onların çıkarcı yöneticilerine korkulu rüyalar yaşattı.

DİSK’in gelişiyle birlikte emek dünyasında çok şey değişti:

Gizli Pazarlıklar Son Buldu: Kapalı kapılar ardında, işçilerden habersiz imzalanan toplu iş sözleşmesi dönemleri tarihe karıştı.

Masada İşçinin Sesi Yükseldi: Toplu sözleşme müzakerelerinde işverenlerin karşısına, artık işçilerin demokratik yöntemlerle seçtiği işyeri sendika temsilcileri oturdu.

Hak Arama Bilinci Gelişti: Çalışma süreleri, iş koşulları, işçi sağlığı ve iş güvenliği gibi hayati konularda işçiler söz sahibi oldu; taleplerini özgürce dile getirmeye başladılar.

Baskılar, Darbeler ve Dinmeyen Mücadele

DİSK’in kuruluşu, sermaye güçlerinin ve onların siyasi uzantılarının rahatını kaçırdı. Emekçilerin gönlünde taht kuran bu hareket, gerçek devrimci sendikacılığın ne olduğunu herkese gösterdi. Ancak bu başarılar kolay kazanılmadı; Elbette büyük bedeller ödendi..

12 Eylül Faşist Darbesi, DİSK’i ve üye sendikalarını kapatarak bu yükselişi durdurmak istedi. Sendika yöneticileri, bilinçli işyeri temsilcileri ve üyeler tutuklandı. Yıllarca süren, uzatıldıkça uzatılan mahkemelerin ardından, bu onurlu insanlar dimdik ayakta kalarak sonunda beraat ettiler. DİSK’in ve mücadelesinin haklılığı tarih önünde bir kez daha tescillendi.

           Saygı ve minnetle anıyoruz: 







Dün Olduğu Gibi Bugün De...

Bugün işçi konfederasyonlarının durumuna baktığımızda; önündeki tüm yasal engellere ve baskılara rağmen örgütlenmesini hız kesmeden sürdüren, demokratik eylemleriyle çalışma hayatına yön vermeye çalışan kararlı bir DİSK görmeye devam ediyoruz.

Türkiye iş ve emek hayatına kocaman bir kilometre taşı olarak dikilen bu onurlu çınara selam olsun.

Başarılar DİSK... İyi ki varsın.