29 Temmuz 2016 Cuma

NOTERLE REFERANDUM YAPILDI

DEMİRDÖKÜM DİRENİŞİNİN ETKİLERİ

1950-1960 yıllarında Silahtarağa Bölgesi, döküm, izabe*, demir çekme(haddehane), kalorifer ve buhar kazanları, gibi metal işkolunda büyük fabrikaların, üretim yaptıkları önemli bir sanayi bölgesi durumuna getirildi. 
Koç topluluğu ve bazı önemli iş adamı sanayiciler, bu bölgenin avantajlarından yararlanır haldeydiler. 

Bölgede sağlanan avantajlarla yetinmediler, işçi ücretlerini düşük tutmak, üretim maliyetlerini alabildiğine aşağılara çekmek için, bölgede sarı sendikalar kurdurdular, kurulmuş olanları da kendi güdümlerine aldılar.

İşçileri, bu sarı sendikalar vasıtası ile uzun süreli toplu sözleşmelerle bağımlı hale getiriliyorlardı. Ücret, ikramiye, sosyal haklar, çalışma koşul ve sürelerini istedikleri biçimde oluşturur duruma getirip, böyle de devam ettirmek istiyorlardı...

1969 yılında Türk Demirdöküm Fabrikası işçileri, 1968 yılında Kavel işçilerinin yaptıkları gibi artık yeter diyerek sarı sendika işveren sarmalından kurtulma mücadelesine giriştiler.

DİSK üyesi Türkiye Maden - İş Sendikasında örgütlenmeye başladılar. Sendikaya, üyelik kayıtlarını yaptırarak çoğunluğu sağladılar. İşveren kuklası Çelik -İş Sendikasından istifa ettiler. Yasa gereklerini yerine getirerek, 274 sayılı sendikalar kanunu uyarınca çoğunluğun sağlandığı, T MADEN - İŞ'in çoğunluk ve yetkili sendika durumuna geldiğine ait belgeler işyeri yetkililerine bildirildi.

MADEN - İŞ 6. Bölge Temsilcisi olarak, görüşme isteğimizi, işveren reddetti ve  
temsilcilerimizin de içinde olduğu bir grup işçiyi işten çıkardı. Tekrar Çelik - İş Sendikasına döndürmek üzere, işçilere akıl almaz baskılar yapmaya başladı. 
Bunun üzerine işçiler üretimi durdurdu. İşveren ve sarı sendika baskılarına bu defa kafa kaldırdılar. Fabrikayı işgal ettiler, kapılar kaynatıldı.
Giriş, çıkış engellendi...

Fabrika günlerce işgal altında kaldı. Asker müdahale etti, sonunda işveren, MADEN - İŞ Sendikasını, işçilerin yetkili sendikası olarak tanımak zorunda kaldı. Protokol yapıldı. İşten çıkarılanlar işe alındı.
Demirdöküm Direnişi ayrı bir yazı konusudur. Örgütlenme nasıl oldu, çoğunluk nasıl sağlandı, örgütlenme incelikleri nelerdi? 
Sendikal hareketlere etkisi nasıl olmuştur? Bunlar ayrı bir Demirdöküm yazısı olarak gelecekte kaleme alınacak..

ELEKTROMETAL VE HİKMET ERENYOL

Sanayici Erenyol ailesinin, sahibi bulunduğu Elektrometal Fabrikası, Demirdöküm Fabrikasının yakınında kurulmuştur. Elektrometal ülkemizin önemli bir *izabe fabrikasıdır, daha çok döküm işlemiyle önemli malzemeler üretilmektedir...


Elektrometal işçileri de büyük mücadeleler sonucu sarı sendikadan istifa ederek T. Maden-İş Sendikasına üye oldular. 600 civarında çalışanın bulunduğu fabrikada üye çoğunluğunun sağlanması sonucu, yasal gerekler yerine getirildi, işverene bildirildi.

İşveren çoğunluk sendikası olarak T. Maden-İş'i tanımak istemedi.
MADEN-İŞ Sendikası olarak, hukuk sürecini  başlattık, mahkeme sonucunu bekliyoruz...


Birkaç gün sonra fabrika personel şefliğinden arandığı söylenen bir telefon aldım.
"İşçiler fabrika genel müdürü Hikmet Erenyol Beyi engellediler, fabrikadan çıkarmıyorlar, polise bildirecek, olay çıksın istemiyor, ne yapalım diye, size haber vermem istendi" dedi.

Ben o sırada bölge temsilciliğimize bağlı, Silahtarağa'da bulunan irtibat büromuzda bulunuyorum.
"Hikmet Beyle görüşmek, sesini duymak isterim"dedim.
Hikmet Erenyol telefonda, çok kibar bir tarzda, "sizden rica ediyorum üyelerinize söyleyin ya da buraya gelebilirseniz beni bıraktırın, onlardan şikayetçi olmayacağım" dedi.
"Beni dinlerler mi bilmem, ama geleceğim" dedim. İrtibat büromuz fabrikaya çok yakın olduğu için iki dakika sonra fabrikadaydım.
                                   
KAPILAR KAYNATILMIŞ

İşçilerin hemen tamamı ve bir kısım büro personeli fabrika bahçesinde toplanmışlardı. Araç çıkışındaki kapılar kapalı ve kaynatılmıştı. 
Orada bulunan temsilci ve üyelerimize kısa bir konuşma yaptım ve görüşme yapmak için idare binasına girdim. 

Hikmet Bey; " bu, olay büyümeden ve polis çağırmadan lütfen buna mani olun, kendi fabrikamdan çıkamıyorum" dedi. "Ben de, sizin davetiniz üzerine geldim, neden böyle bir durum olduğunu kendiniz sorsaydınız" dedim. "Sordum, sendikanızın ta nınmasını istiyorlar" dedi. "Bu yasal bir durum, işçiler sendika değiştiriyorlar,  T.Maden-İş çoğunluk durumunda sizin de çoğunluk sendikası olarak sendikayı tanımanız gerekmez mi" dedim.

Konuşmalar müzakereye dönüşür gibi oldu, Çelik-İş sendikası ile toplu sözleşmesi olduğunu, sözleşme bitiminden önce bunu yapamayacağını, T.Maden-İş Sendikasının yasal çoğunluğunun olup olmadığını da bilmediğini, diğer sendika, çoğunluğun kendisinde olduğunu söylediğini belirtti.

Bu durumun çok kolay anlaşılacağını, sizin niyetinize bağlı olduğunu, fabrikaya bir noter çağırırsınız, onun nezaretinde, işçiler oylarını gizli olarak kullanırlar, çoğunluk sendikası belli olur, diğeri de çeker gider dedim. "Bu yasal olur mu" dedi. "Yasaya aykırı bir durum yok, sonuçta hangi sendikanın çoğunlukta olduğu anlaşılacak, neden yasaya aykırı olsun" dedim.

"Şimdi siz beni bıraktırın, diğer konuları sonra konuşuruz" dediğinde, şu anda burada büyük bir sorun yaşanıyor, beni de dinlemebilirler, benim değil sizin konuşmanız gerekiyor, çoğunluk sendikası tespitinin yaptırılacağını söylerseniz daha doğrusu söz verirseniz sorunun belki çözülebileceğini belirttim.

Hava iyice kararmış, etraf karanlığa bürünmüştü.
"Tamam konuşayım, ancak siz de yanımda bulunun lütfen " dedi. Birlikte işçilerin toplu olarak bekledikleri fabrika bahçesine çıktık. İşçilere kısa bir konuşma yaptım ve "Hikmet Bey'in size söyleyecekleri var" dedim.
Hikmet Erenyol, çoğunluk tespitinin yapılması için, işyerine noter getireceğini ve gizli oylama yaptıracağına dair söz verdiği konuşmasını bitirdi. 
Kaynaklar kesildi, kapılar açıldı, arabasına binip fabrikadan ayrıldı.

İki gün sonra, Gaziosmanpaşa noteri, fabrikada seçim sandıklarının başındaydı... 
Hazır bulunan İşçilerin ve büro personelinin tamamı, özgürce gizli olarak oylarını kullandılar.

Noter tarafından yapılan tespit seçimi sonunda, MADEN - İŞ Sendikasına, 500 civarında oy, Çelik-İş Sendikasına ise sadece beş yada altı oy çıkmıştı.
Hikmet Erenyol sözünde durdu, çoğunluğu kesinleşmiş sendika olarak, T. Maden-İş Sendikası ile gerekli protokolü imzaladı.


* İzabe: Maden ve hurda metalleri ergiterek, sıvı durumuna getirip, yabancı maddelerden ayırma işlemi.

24 Temmuz 2016 Pazar

DİSK DERİ - İŞ BAŞKANI KENAN BUDAK GENÇ YAŞINDA ÖLDÜRÜLDÜ

 İLERİCİ DERİ-İŞ BAŞKANI KENAN BUDAK GENÇ YAŞINDA KALLEŞÇE VURULDU

İlerici Deri - İş Sendikası Genel Başkanı Kenan Budak, darbeci Kenan Evren'in başını çektiği despot yönetim döneminde, 25 Temmuz 1981 Yılında, daha 29 yaşındayken arkadan kalleşçe vurularak öldürüldü. 12 Eylül'le gelen o karanlık günlerde yapılan bu caniliğin hesabı sorulmadı. O günlerdeki darbeci yönetim elbette kimin vurduğunu ya da kimin vurdurduğunu biliyordu. Çünkü gerçek sendikacılığı asla hazmedemeyen birden fazla yol göstericileri vardı. 

Bu yol göstericilerden biri işveren sendikacılığının çıraklığını, kalfalığını ve keskin biçimde ustalığını yaparak uzmanlaşmış durumda, yönetimin de bir parçası olmuştu. Öyle ki 12 Eylül evranlarınının işçi haklarının büyük ölçüde yok edilmesi konusunda aldıkları kararların, ''ben zengini severim'' diyerek yol göstericiliğini yapıyordu. Onun destekleyicilerden, patronların patronu da artık bizimde gülme vaktimiz geldi diye düşünüp. ''Şimdiye kadar onlar gülüyordu bundan sonra da biz güleceğiz'' diyebiliyordu.

BİR ÖMRÜN BEDELİ

Kenan Budak, devrimciliği, sosyalist anlayışı, demokratlığı yüksek olan ve her zaman mütevazılığını ön planda tutan, hitabeti yüksek, öğrenmeye açık emek çevrelerince çok sevilen genç bir sendika lideriydi. 
İşçi sınıfının sendikal mücadelesinin başarılmasına omuz veren sendikacılardan birisiydi.
Çok zor koşullarda, bir çok yasal haklardan mahrum olarak çalıştırılan, deri işçilerinin sendikal örgütlenmesi için var gücüyle çalışıyordu. 

Eski bir sanat dalı olan dericilik, ham hayvan derilerinin kimyasal ve fiziksel işlemlerden geçirilerek  temizlenip sağlamlaştırılmasına dayanır. Çok eskilerde ise bu işlemin köpek pisliği ile yapıldığını okuyoruz.

Kazlıçeşme'nin Çamuru ve Deri işçisinin umudu 

Kenan Budak ve Genel Sekreteri Hikmet Ölmez Kazlıçeşme'nin çamurlu ve dar sokaklarında çok kötü şartlarda çalışan deri işçilerinin yanından ayrılmıyor onlara sendikal haklarını anlatarak adeta ışık saçıyorlardı. 

Ağır kötü kokuların, çok uzaklardan hissedildiği bir yerde kurulmuş olan Kazlıçeşme, onlarca deri *tabaklama yapılan işyerleri ile doluydu ve bu cehennem gibi yerler, sanki Kenan Budak'ın mekânı olmuştu.
O dönemin ağır çalışma koşullarında, deri kokusunu, mecburen maruz kaldıklar kimyasalları koklıyarak çalışan üstü başı su içindeki işçilerin nasırlı ellerine  dokunuyor onlara yalnız olmadıklarını hissettiriyordu. 

Sendikanın ne olduğunu ve bu işçilerin de insan olduklarını anlatarak bu "cehennemden" çıkış yolunun bulunması için gerekenlerini anlatan bu iki genç sendikacı, çalışmalar sonucu önemli mesafeler de kaydetmişlerdi. 

Fotoğrafta 2 *debbağ görülüyor
Kenan budak sadece bir sendikacı değil tabandan gelen bir liderdi. Sendika başkanlığını ''deri tezgahlarının başıdaymış gibi'' bir düşünceyle yerine getiriyordu. Sosyalist, demokrat ve önemli bir sendika lideri gözüyle baktığımız, Kenan Budak'ın sosyalistliği sadece ücret artışı ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi değil, işçiliğin bir onur mücadelesi olduğunu da vurgulamasıydı.

DURAN BİR SAAT VE DURDURULAN BİR HAYAT

Kenan Budak'ın kalleşçe vurulduğu 25 Temmuz 1981 tarihi, darbe sonrası sendikal faaliyetlerin tamamen yasaklandığı ve DİSK davasının sürdüğü karanlık bir dönemdi. Budak'ın "aranırken" vurulması, devletin örgütlü işçiye bakışını da, dönemin hukuksuzluğunu da, yargısız infazları da simgelemesi bakımdan çok önemlidir!...  

Işıklar içinde uyu sevgili Kenan Budak. Bıraktığın üstün meziyetler bugün hakkını arayan her işçinin alın teri olarak yol göstericilik olarak damlıyor...


*eskiden deri  işleyene "debbağ", işlendiği yere "debbağhane" diye söylenirdi, günümüzde bu işi yapanlara tabak, işlenen yere ise tabakhane denilmektedir.


23 Temmuz 2016 Cumartesi

KEMAL TÜRKLER VE İŞÇİ SINIFI

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu kurucusu, Kurucu Genel Başkanı, işçi sınıfı önderlerinden Kemal Türkler, işe gitmek üzere evinden çıkarken kendisine pusu kuranlar tarafından kurşun yağmuruna tutuldu. 

Kemal Türkler, 1954 yılından itibaren Türkiye Maden-İş Sendikası'nın Genel Başkanlığını yürütüyordu. 1967 Yılında Disk'in bir numaralı kurucusu oldu. Kurucu Genel Başkanlığına seçildi ve uzun süre DİSK Genel Başkanlığını sürdürdü.
işçi sınıfının ve onun sendikal örgütlerinin, işçiden yana, bağımsız karar alma, ve işçiler tarafından yönetilmeleri ilkesinin hayata geçirilmesi için çok büyük uğraşlar verdi.

Türkiye Maden-İş Sendikası ve DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler'in Sendikal Mirasının Kısa bir özeti;

Sınıf ve Kitle Sendikacılığı: DİSK'in kuruluşuna öncülük ederek, sendikacılığı sadece bir "ücret pazarlığı" aracı olmaktan çıkarıp, işçi sınıfının topyekûn bir hak arama mücadelesi haline getirdi.

Uzmanlaşma ve Eğitim: İşverenler karşısında işçinin elini güçlendirmek adına sendikalara akademisyenleri, hukukçuları ve uzmanları dahil etti. Eğitim çalışmalarını sendikanın merkezine koydu.

Mali Şeffaflık: Sendikaların, işçinin öz malı olduğu bilinciyle, mali yapıların sağlıklı ve denetlenebilir olması için kurumsal mekanizmalar geliştirdi.

Siyasi Mücadele: İşçi sınıfının haklarının sadece meydanlarda değil, Büyük Millet Meclisi ve siyaset arenasında da savunulması gerektiğine inandı; Türkiye İşçi Partisi (TİP) kuruluşunda aktif rol oynayarak emeğin siyasetini var etmeye çalıştı. Türkiye İşçi Partisinin kısa bir süre Genel Başkanlığını yaptı.

22 Temmuz 1980: Kemal Türkler'in katledilmesi, Türkiye'nin 12 Eylül askeri darbesine sürüklendiği o karanlık dönemin en kanlı eşiklerinden biriydi. Onun kaybı sadece işçi sınıfı için değil, Türkiye'nin demokrasi ve adalet arayışı için de telafisi imkansız bir kayıp oldu.

Kemal Türkler, sadece bir sendika başkanı değil; aynı zamanda Türk sendikacılığına kurumsal, bilimsel ve siyasi bir vizyon kazandıran bir stratejistti.

İşçi sınıfının sınıfsal yapısına ve sınıfsal yapı çalışmalarına düşman bir kesimin eli kanlı tetikçilerince 22 Temmuz 1980 yılında öldürüldü.

Abdullah Baştürk başkanlığında toplanan DİSK Genel Yürütme Kurulu, Kemal Türklerin öldürülmesini protesto etti ve ülke çapında uygulanmak üzere 23 Temmuz günü iş bırakma eylem kararını aldı.

Ölümünün ardından DİSK'in aldığı genel yas ve iş bırakma kararı, işçi sınıfının kendi önderine duyduğu saygının ve faşizme karşı gösterdiği refleksin tarihi bir kanıtı oldu.

Azımsanmıyacak bir süre, birlikte çalıştığım, üye, işyeri temsilciliği, şube gençlik kolu  başkanlığı, şube başkanlığı, bölge temsilciliği gibi organlarda başarılı hizmetler vererek en sonunda da onun Genel başkan vekilliğinde bulunmaktan gurur duyuyorum. Kemal Türkler gibi ülke için, ülke insanı için çalışanların öldürülmeleri, Türkiye'ye hiç bir şey kazandırmadı. Ancak çok şey kaybettirdi.














22 Temmuz 2016 Cuma

22 TEMMUZ 1980 İŞÇİLERİN KARA GÜNÜDÜR

DEVRİMCİ İŞÇİ SENDİKALARI KONFEDERASYONU Kurucu Genel Başkanı Kemal Türkler, 22 Temmuz 1980 Tarihinde evinin önünde haince öldürüldü.
Türkiye sendikal hareketine, devrimci sınıf ve kitle sendikacılığı ilkesini yerleştiren ve uygulanması için büyük uğraşlar veren Kemal Türkler'in ölümü, işçi sınıfının sendikal mücadelesine kapkara bir gün olarak oturdu.Sanki ay tutuldu, yıldızlar görünmez oldu...

Kemal Türkler; uzlaşmacı, işbirlikçi, işveren destekli sendikal anlayışlara karşı mücadeleyi, prensip haline getiren sendikacıların başında gelenlerdendi.
İşçi sendikalarında tabanın, yani üyelerin, söz ve karar sahibi olma ilkesini sendikal yaşama uygulamak ve uygulattırmak için çok büyük uğraşlar verdi.




İstanbul Bakırköy'de faaliyet gösteren, Emayetaş Madeni Eşya Fabrikasında çalışmaya başlamış, Türkiye Maden-İş Sendikasına burada üye olmuştur. Sendikanın alt organlarında çeşitli görevlerde bulunduktan sonra 1954 yılında genel başkanlığa seçilmiştir.

1954 Yılından itibaren ülke genelinde faaliyet gösteren T.MADEN - İŞ'i sağlıklı bir yapıya  kavuşturmak için çok çalışmıştır. Bu uğraşlar sonunda T.MADEN - İŞ, 1958 Yılından itibaren, Metal ve Madeni eşya iş kolunda hatırı sayılı sendikalar arasına katılmıştır.

10 Temmuz 2016 Pazar

İŞÇİ VE SENDİKA

İşçi Kimdir ve Her Çalışan İşçi midir?

İşçi kendi üretim araçlarına sahip olmayan ve geçimini sağlamak için emek gücünü bir başkasına satan çalışandır. 

Daha doğrusu bir işverene bağlı, onun verdiği emir ve talimatları altında, belirli bir ücret karşılığı çalışan kişidir. Daha da kısaltırsak değer üretendir. Kendi dükkânında çalışan esnaf, ya da serbest çalışan bir akademisyen veya bir uzman da değer üretebilir ama gerçek anlamda işçi sayılmaz.

Ücret Emeğin Tam Karşılığı mıdır?

İşçi çeşitli kurallara, ya da yasalara göre konulmuş şartlarda, gün boyu çalışıp bir değer üretir. Bu değerin bir kısmı yaşamını sürdürmek, evini geçindirebilmek için ücret olarak işçiye geri verilir. Üretilen değerlerin geri kalan büyük kısmı ise işyerinin sahibi tarafından kâr ''artı değer'' olarak alınır.. 

Peki ya "ücreti kim, neye göre belirliyor?" diye sormak veya bu konuda düşünce oluşturduğumuz zaman, görülecektir ki cevap güç dengesinde ''gizlidir.'' Tek bir işçi, devasa bir sermaye karşısında pazarlık gücüne sahip değildir; O, sistem için sadece maliyet kalemlerinden biridir.

İşte, gerçek işçi sendikaları, bu eşit olmayan, güç ilişkisini dengeleyebilecek tek yapıdır.

Maliyetten İnsana Dönüş

Gerçek sendika, işçiyi patronun gözünde "sayısal bir veri" olmaktan çıkarıp, masada pazarlık yapan bir "taraf" haline getirir. Maliyet unsurlarından biri olarak görünen işçi, artık maliyetten insanlığa dönüş olarak sayılacaktır. Mülk sahibinin daha doğrusu çalıştıranın tek taraflı ücret belirlemesine engel olabilecek güç sendikal mücadele gücüdür. Bu güç iyi örgütlenirse patronu müzakere masasına çeker, toplu iş sözleşmeleri müzakeresini başlatır.

Ücretin Düşüklüğü ve Sosyal Sonuçlar

Düşük ücret almaya devam eden işçi, yaşama araçlarına gerektiği kadar sahip olamaz. Başta yeterli beslenme yapamaz. Bu durum da, çoğu zaman işçide psikolojik sorunlar oluşturabilir. Moral değerler aşağılara doğru geriler. Çoğu zaman durum üretime de yansır. İşçinin kendisi, ailesi ve yakın çevresinde tehlikeli durumlar oluşabilir. 

Büyük acılara sebep olabilecek iş kazalarına yol açabilir. İşçi için düşük ücret yetersiz beslenmeye de sebep olur. Moral bozukluğu ve odaklanma kaybı yaratır. 

Ücret aynı zamanda işçiler için rakam olmaktan çıkar. Ev kirası, fatura, çocuğun okul masrafı olur. Bu kaynak kısıtlandığında, işçinin sadece fiziksel değil, zihinsel varlığı da erozyona uğrar.

Birlikte Üretmek, Birlikte Hak Almak

İşçi varlığını sürdürmek için çalışmak zorundadır, evet; ancak kölece çalışmak zorunda değildir. Sermayedarın "maliyetleri düşürme" hırsı ile işçinin "insanca yaşama" gayesi arasındaki o ince çizgide, sendikaların devreye girmesi gerekir..

Son tahlilde, işçinin emeğiniğinin karşılığı sadece bir ücret değil, hayatın ta kendisidir. Bu hayatı korumanın yolu, bireysel feryatlar değil, sendikal çatısı altında birleşmektir. Üretimden gelen güç, örgütlü bir sesle birleştiğinde; ücret bir "maliyet" unsuru olmaktan çıkar, emeğin onuruna yakışan adil bir paya dönüşebilir. 

Üretimden gelen gücün etkili olabilmesi, birlik olmakla doğru orantılıdır. Unutulmaz sözdür; Bir elin nesi var iki elin sesi var. Çünkü yalnız yürüyen işçi sadece yorulur, Birlikte yürüyen işçi ise hayatı olumlu yönde dönüştürürebilir...