sendikacılık tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sendikacılık tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Temmuz 2020 Çarşamba

ÖMRÜNÜ İŞÇİ SINIFINA ADAYAN BİR ÇINAR: Kemal Türkler’in Ardından

DİSK Kurucu Genel Başkanı Kemal Türkler portre fotoğrafı

KEMAL TÜRKLER VE ONSUZ GEÇEN YILLAR

Kemal Türkler, Türkiye sendikal hareketleri içinde yeri doldurulamaz, devrimci ve öncü bir işçi lideriydi. 22 Temmuz 1980 sabahı, henüz ömrünün en verimli çağında, işe gitmek üzere çıktığı evinin önünde kurşunlanarak aramızdan koparıldı. Onu 54 yaşında toprağa verdiğimizde, Türkiye işçi sınıfı sadece genel başkanını değil, aynı zamanda geleceğin en güçlü sesini kaybetti.

DİSK’in kurucu Genel Başkanı Kemal Türkler, gerçek ve devrimci sendikacılığın evrensel ilkelerini bu topraklarda inşa eden, o ilkeleri hayata geçirmek için de bıkmadan, yılmadan ve hiçbir güç karşısında eğilmeden mücadele eden bir liderdi. Bugün bile demokratik sendikacılığın temeli sayılan "Taban (işçiler), sendikalarda daima söz ve karar sahibi olmalıdır" ilkesinin isim babasıydı. Onun tüm mücadelesi, sendikal bürokrasiyi yıkıp kararı bizzat tezgah başındaki işçiye teslim etmek üzerine kuruluydu.

Kemal Türkler ile yollarımız, kendisi Türkiye MADEN-İŞ Sendikası Genel Başkanı iken, bu onurlu sendikaya 1962 yılında bakır fabrikasında çalışırken üye olmamla kesişti. Onu ilk kez o tarihte tanıdım. Zaman içinde işçi sınıfının verdiği o büyük enerjiyle basamakları omuz omuza tırmandık. İşyeri sendika temsilciliği, şube gençlik kolu başkanlığı yaptım. 1965 yılında Türkler'inde bulunduğu T. Maden-İş Silahtarağa Merkez Şube  Genel Kurulunda Şube Başkanlığına seçildim. 1966 Yılında Şube başkanlığıyla birlikte 1. Bölge Temsilciliğini yürüttüm.   .

  • 1967 yılında Silahtarağa Şubesi ile Şişli Şubesinin birleşmesi ile oluşan  6. Bölge Temsilciliği görevini üstlendim.

  • 1972 Yılında Ankara 2. Bölge Temsilcisi olarak tüm iç Anadolu'yu temsil ettim.

  • 1974-1977 yılları arasında ise Genel Başkan Vekili olarak, Kemal Türkler ile doğrudan, en yakın halkada çalışma onuruna eriştim. Dolayısı ile gerek yurtiçi çalışmalarda gerekse yurt dışında üyesi olduğumuz federasyon genel kurul ve konferanslarında T.Maden-İş olarak ülkemizi birlikte  temsil ettik.

On beş yıla yakın bir süre, fabrikalarda, direnişlerde, grev çadırlarında ve zaman zaman müzakere masalarında hep birlikteydik. Türkiye işçi sınıfının tarihini değiştiren DİSK’in kurulması da dahil olmak üzere, o dönemin bütün ilklerinde, bütün kavgalarında ve bütün tarihsel atılımlarında ben de vardım; o büyük yürüyüşe, gelişmeye bizzat tanıklık ettim.

Bugün onsuz geçen yılların ardından, burjuva medyasının veya tarihin soğuk sayfalarının yazdığı klişe cümlelerle olduğu gibi yeni bir yazı kaleme almak istemedim. Bunun yerine; acının, adaletsizliğin ve o karanlık dönemin fotoğrafını en net haliyle çeken değerli gazeteci Bekir Coşkun'un, Cumhuriyet Gazetesi'nde 3 Aralık 2010 tarihinde yayımlanan "Oysa Yerde Kan Vardı" başlıklı o sarsıcı yazısını birlikte bir kez daha okuyalım, hafızalarımızı tazeleyelim istedim.

Çünkü dönüp geriye baktığımızda görülen yalın ve can yakıcı durum şudur: Kemal Türkler KORUNAMADI, göz göre göre gelen bir karanlığın ortasında yalnız bırakıldı. Ama bıraktığı miras, "tabanın söz ve karar sahibi olduğu" o büyük ideal, bugün de Birleşik Metal -İş ve bazı gerçek sendikalarda aydınlatmaya devam ediyor.

 

 Oysa Yerde Kan Vardı.

~ 03.12.2010, Bekir COŞKUN ~

Biliyorsunuz, her sene tam bu günler geleneksel “Turgut Özal öldürüldü” günleridir…
Çankaya Köşkü’nün içinde, kapıda muhafız alayı, iki yüz nöbetçi, yanında doktoru, elli görevlinin arasında, ambulans, Hacettepe Hastanesi’nin yığınla raporları…
Yine de “öldürüldü” diyorlar…
Ama herkesin önünde, evinin kapısında, bedeninde kurşunlarla vurulan emekçilerin lideri Kemal Türkler’in “öldürüldüğü” kanıtlanamadığı için önceki gün dava zamanaşımına uğradı ve düştü…
*
Mesela; Adnan Kahveci; trafik kazası ile öldürüldü…
Muhsin Yazıcıoğlu; telefon sinyali ile öldürüldü…
Bülent Ecevit; yanlış teşhis ile öldürüldü…
Turgut Özal; zehirli börek ile öldürüldü…
Ama Kemal Türkler, kurşunlarla, yolun ortasında, kanı oluk gibi aka aka vuruldu da “öldürüldüğü” belirlenemedi…
Tam 26 yıl sürdü mahkeme…
Dava düştü…
*
Aslında Türkiye’nin nasıl bu günlere geldiğinin uzun ve hazin hikâyesidir bu…
Emperyalizme karşı duran bu ülkenin yiğit çocukları işte böyle bir bir yok edildiler. Böylece dün liberal (!) işbirlikçileri ile Türkiye’yi yağmalayan sömürgeciler, bugün de dinci ortakları ile aynı yağmayı-talanı aralıksız sürdürebiliyorlar…
Bu yüzdendir:
Yaşlı ve hasta bedenleri yapılan eziyete dayanamayan İlhan Selçuk da, Türkan Saylan da öldürülmedi… Bombalarla paramparça edilen Uğur Mumcu’dan Ahmet Taner Kışlalı’ya kadar daha nicelerinin öldürüldüğü de ortada kaldı…
Kemal Türkler’in kızı babasının öldürüldüğünü gördü, vurulmuş bir beden ve yerde kan vardı…
Ama “öldürüldüğü” kanıtlanamadı…
Dava önceki gün düştü…
(Cumhuriyet 03.12.2010)

23 Temmuz 2016 Cumartesi

KEMAL TÜRKLER VE İŞÇİ SINIFI

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu kurucusu, Kurucu Genel Başkanı, işçi sınıfı önderlerinden Kemal Türkler, işe gitmek üzere evinden çıkarken kendisine pusu kuranlar tarafından kurşun yağmuruna tutuldu. 

Kemal Türkler, 1954 yılından itibaren Türkiye Maden-İş Sendikası'nın Genel Başkanlığını yürütüyordu. 1967 Yılında Disk'in bir numaralı kurucusu oldu. Kurucu Genel Başkanlığına seçildi ve uzun süre DİSK Genel Başkanlığını sürdürdü.
işçi sınıfının ve onun sendikal örgütlerinin, işçiden yana, bağımsız karar alma, ve işçiler tarafından yönetilmeleri ilkesinin hayata geçirilmesi için çok büyük uğraşlar verdi.

Türkiye Maden-İş Sendikası ve DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler'in Sendikal Mirasının Kısa bir özeti;

Sınıf ve Kitle Sendikacılığı: DİSK'in kuruluşuna öncülük ederek, sendikacılığı sadece bir "ücret pazarlığı" aracı olmaktan çıkarıp, işçi sınıfının topyekûn bir hak arama mücadelesi haline getirdi.

Uzmanlaşma ve Eğitim: İşverenler karşısında işçinin elini güçlendirmek adına sendikalara akademisyenleri, hukukçuları ve uzmanları dahil etti. Eğitim çalışmalarını sendikanın merkezine koydu.

Mali Şeffaflık: Sendikaların, işçinin öz malı olduğu bilinciyle, mali yapıların sağlıklı ve denetlenebilir olması için kurumsal mekanizmalar geliştirdi.

Siyasi Mücadele: İşçi sınıfının haklarının sadece meydanlarda değil, Büyük Millet Meclisi ve siyaset arenasında da savunulması gerektiğine inandı; Türkiye İşçi Partisi (TİP) kuruluşunda aktif rol oynayarak emeğin siyasetini var etmeye çalıştı. Türkiye İşçi Partisinin kısa bir süre Genel Başkanlığını yaptı.

22 Temmuz 1980: Kemal Türkler'in katledilmesi, Türkiye'nin 12 Eylül askeri darbesine sürüklendiği o karanlık dönemin en kanlı eşiklerinden biriydi. Onun kaybı sadece işçi sınıfı için değil, Türkiye'nin demokrasi ve adalet arayışı için de telafisi imkansız bir kayıp oldu.

Kemal Türkler, sadece bir sendika başkanı değil; aynı zamanda Türk sendikacılığına kurumsal, bilimsel ve siyasi bir vizyon kazandıran bir stratejistti.

İşçi sınıfının sınıfsal yapısına ve sınıfsal yapı çalışmalarına düşman bir kesimin eli kanlı tetikçilerince 22 Temmuz 1980 yılında öldürüldü.

Abdullah Baştürk başkanlığında toplanan DİSK Genel Yürütme Kurulu, Kemal Türklerin öldürülmesini protesto etti ve ülke çapında uygulanmak üzere 23 Temmuz günü iş bırakma eylem kararını aldı.

Ölümünün ardından DİSK'in aldığı genel yas ve iş bırakma kararı, işçi sınıfının kendi önderine duyduğu saygının ve faşizme karşı gösterdiği refleksin tarihi bir kanıtı oldu.

Azımsanmıyacak bir süre, birlikte çalıştığım, üye, işyeri temsilciliği, şube gençlik kolu  başkanlığı, şube başkanlığı, bölge temsilciliği gibi organlarda başarılı hizmetler vererek en sonunda da onun Genel başkan vekilliğinde bulunmaktan gurur duyuyorum. Kemal Türkler gibi ülke için, ülke insanı için çalışanların öldürülmeleri, Türkiye'ye hiç bir şey kazandırmadı. Ancak çok şey kaybettirdi.














30 Temmuz 2014 Çarşamba

UYANIŞ MİTİNGİ 1967 VE ÇETİN ALTAN

1967 Uyanış Mitingi: İşçi Sınıfının Meydanlara İnmesi

1965 Yılında yapılan Milletvekili seçimlerinde, Türkiye İşçi Partisi, 14 milletvekili ile Türkiye Büyük Millet Meclisine girdi. Bunlardan birisi de gazeteci yazar *Çetin Altan'dı. Çetin Altan T.İ.P. Listesinden Milletvekili seçildi. Mehmet Ali Aybar, Rıza Kuas ve diğer T.İ.P. milletvekilleri yaptıkları başarılı çalışmalar ve konuşmalarla Adalet Partisi iktidarını zorlamaya başladılar. 

Madenis Sendikası Uyanış Mitingi 1967'den, Türk bayrakları taşıyan kalabalık bir grup insanın sokakta yürürken görüldüğü tarihi bir siyah-beyaz fotoğraf.
Çetin Altan'ın Milletvekili dokunulmazlığını kaldırmak için gerekli  prosedürü başlattılar. T.MADEN - İŞ Sendikası ve ilerici öğrenci teşkilatları, bu durumu protesto etmek için "UYANIŞ MİTİNGİ" adı altında bir miting ve yürüyüş düzenlediler. Türkiye İşçi Partisi İstanbul Milletvekili ve Lastik-İş Sendikası Genel Başkanı Rıza Kuas kısa bir konuşma yaptı.



Konuşmasının sonunda "işçi sınıfı artık bilinçleniyor kısa zamanda, içlerinden daha bir çok Çetin Altanlar çıkacaktır" dedi. Beyazıt Meydanından yürüyüşe geçilerek Taksim'e gelindi. Taksim Meydanını dolduran bilinçli kalabalık, "halk Çetin'leşti, Çetin halklaştı" şeklinde, defalarca slogan attılar. Kırk bin civarında katılımcının doldurduğu alanda Çetin Altan kürsüdeki yerini aldı.
Gazeteci ve siyasetçi Çetin Altan'ın 1960'lı yıllardaki siyah beyaz portresi.
Çetin Altan'ın yaptığı konuşmayı 9 Temmuz 1967 tarihli Milliyet gazetesi şöyle duyuruyordu. "Biz halkı ihtilale teşvik etmedik. Meclise gir ağırlığını koy dedik. Ben onların verdiği dokunulmazlıkla doğmadım.Yalnız dokunulmazlığımı değil, bütün bedenimi kaldırsalar, sesim yine Türkiye'nin ufuklarında çın çın çınlayacaktır. Ben bunları söyleyeceğim. Komünist deseler de demeseler de söyleyeceğim. Ne olduğumu ben kendim biliyorum. Sapına kadar sosyalistim. Ya istiklal ya ölüm"  
  

*Bir zamanların Çetin Altan'ı işte böyleydi. Kendisi mi değişti, zaman mı değiştirdi? Yoksa yazdıkları ve konuştukları ütopik düşünceler miydi?