Kavel Direnişi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kavel Direnişi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2026 Perşembe

15-16 HAZİRAN'IN 56. YILI ve BİR DİRENİŞİN EVRİMİ

KÖYDEN GELDİM ŞEHİRE: BİR DİRENİŞİN EVRİMİ 15-16 HAZİRAN 

Anadolu ekonomisinin kalbi olan köylerde, eli silah tutan tüm genç ve yetişkin erkeklerin cephelere; Arabistan ve Yemen çöllerine gönderilip heba edilmesi, tarlalarda çalışacak insan bırakmamıştı. Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlı’nın yenik sayılması, Anadolu halkı için sadece askeri bir kayıp değil, aynı zamanda derin bir toplumsal ve ekonomik yıkımdı. 

"Çöllerde heba edilen nesil", Türkiye'nin dinamik yapısında onlarca yıl kapanmayacak yaralar açmış; köylerde yoksulluk, hastalık ve perişanlık had safhaya ulaşmıştı.

Göçün ve Sanayileşmenin Ayak Sesleri

Atatürk dönemi sonrası 1950’li yıllar, Türkiye’nin sanayileşme sürecinin hız kazandığı bir dönem oldu. Büyük şehirlerde kurulan fabrikalar iş gücüne ihtiyaç duyarken, kırsal alanda tarımda makineleşmenin başlaması köylüyü de biraz işsiz bırakır gbiydi. 

Bu durum, şehirdeki iş imkânlarını daha cazip hale getirerek köyden kente büyük göç dalgasını başlattı. 1960 yılına gelindiğinde Menderes dönemi sona ermiş; ancak İkinci Dünya Savaşı yıllarında halkın büyük fedakârlıklarıyla doldurulan devlet hazinesinin de boşaldığı görülmüştü. 

1970’li yıllarda da kısmen devam eden bu göç hareketi, çarpık yapılaşma ve altyapı sorunlarını beraberinde getirse de Türkiye'nin toplumsal çehresini kökten değiştirdi.

Fabrika Işıkları ve Sınıf Bilinci

1961 Anayasası, işçiler için adeta yeni bir nefes oldu. Sendikalar Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte işçiler, işverenler karşısında dik durabilecekleri yasal bir zemine kavuştu. Bu ışık, beraberinde efsanevi direnişleri getirdi:

  • 1963 ve 1968 Kavel Kablo direnişleri,

  • 1968 Derbi ve Singer fabrika işgalleri,

  • 1969 Türk Demirdöküm fabrika işgali,

  • 1970 Sungurlar Kazan ve 1971 Gislaved Fabrika eylemleri...

Bu eylemler, emek mücadelesinin ancak birlik olmaktan geçtiğini kanıtladı. Kemal Türkler önderliğindeki Türkiye MADEN-İŞ ve DİSK Konfederasyonu, "işbirlikçi" sendikal anlayışa karşı çıkarak sınıf sendikacılığını savundu. DİSK’in çalışma koşullarını iyileştirme ve ücret artışı konusundaki başarıları her geçen gün güçlenmesine yol açtı.

15-16 Haziran: Kadim Direniş Şehirde

DİSK’in bu yükselişi, dönemin Demirel iktidarını rahatsız etti. Hükumetin, DİSK’in fiilen kapanmasına yol açacak bir yasa hazırlığına girişince, işçiler 14 Haziran 1970'te direnme kararı aldı. 15 ve 16 Haziran tarihlerinde yüzlerce fabrikada çarklar durdu; İşçiler marşlar söyleyerek sokaklara döküldü. Sıkıyönetim ilan edilip yöneticiler tutuklansa da geri adım atılmadı. Anayasaya aykırı olan bu yasa sonunda geri çekildi ve işçiler demokratik mücadelelerini kazandılar.

Yoksulluktan Onurlu Bir Geleceğe

Köyden kente göçen o yoksul köylü gençler, artık sanayi işçiliğinin vasıflarını öğrenmişlerdi. Orhan Veli’nin o meşhur dizelerindeki delikler;

Cep delik, cepken delik,  

Kol delik, mintan delik,

Yen delik, kaftan delik,

Kevgir misin be kardeşlik!

artık sadece bir yoksulluk tasviri değil, sistemin gediklerini de temsil ediyordu. Ancak köylerden şehre taşınan çok değerli bir şey daha vardı: Anadolu köylüsünün geçmişinde olan kadim ve sabırlı direnme gücü.

Yıllarca eşkiyalara, işgalci Fransız'a, İngiliz'e ve Yunan'a direnen o ruh, şimdi fabrikaların isli dumanı ve makine gürültüsüyle harmanlanıyordu...

İşçiler artık sadece üstlerindeki yırtıkları yamayan mahcup köylüler değil, aileleriyle birlikte Kavel'in grev nöbetinde, döküm fabrikasındaki potanın başında, ''Elektrometal Fabrikası uzun grevinde'' Genel müdür Turgut Özal'ın yakasına yapışan ve 15 - 16 Haziran barikatlarında ''Hak verilmez, alınır'' diyen, kendi kaderinin mimarı olmuş, kendi sınıfının birer neferiydi...


25 Ocak 2026 Pazar

KAVEL DİRENİŞİ: SÖNMEYEN MÜCADELE ATEŞİ

1961 Anayasası ve Grev Hakkındaki Yasal Boşluk

1961 Anayasası, ülkemiz sendikacılığında çok önemli bir çığır açarak çalışma hayatına, özellikle de emek kesimine yol göstericilik yapmıştır. Anayasa, işçi sınıfımızı sendikal hayatta grev hakkına kavuşturmuştur; ancak henüz işçilerin bu haklarını nasıl kullanacakları belli değildir. Çünkü bu hakkın uygulanmasını sağlayacak yasalar henüz çıkarılmamıştır.

Kâğıt Üzerinde Kalan Haklar

Grev yasasının çıkarılması egemen çevreler tarafından savsaklanmakta, işçi sınıfının bu hayati hakkı sadece kâğıt üzerinde bırakılmaktadır. Anayasa hükmü yasal bir boşluğa düşmüş, işçi sınıfı bu boşlukta boğulmak istenmektedir.

İstinye Kavel Fabrikası: Direnişin Kıvılcımı

İstanbul İstinye'de kaliteli kablo üreten Kavel fabrikasının işçileri, Kemal Türkler’in genel başkanlığını yaptığı T. Maden-İş Sendikası'nın üyeleridir. Fabrika genel müdürü Amerika'dan yeni gelmiş, despotik kurallarla çalıştırdığı işçilerin üretiminden memnun kalmayarak hep daha fazlasını istemektedir. İşçiler, yasaların belirlediği sürelerin üzerinde çalıştırılmakta; üstelik uzun zamandır fazla mesai ücretleri ve ikramiyeleri eksik ya da geç ödenmektedir.

Yönetim, işçileri sürekli sendikadan istifaya zorlamakta, karşı çıkan sendika temsilcilerini de işten çıkarmaktadır. İşte bu uygulama bardağı taşıran son damla olur. Kavel işçileri şalteri kapatır, üretim durur. Kaynak makineleriyle kapılar kaynatılır. Kavel işçileri bu eylemle sadece üretimi değil, yapılan baskı ve haksızlıklara karşı boyun eğmeyi de durdurmuştur.

28 Ocak 1963: "Ölmek Var Dönmek Yok"

28 Ocak 1963 tarihinde, soğuk bir zemheri gününde anayasal hakları için direnişe geçen Kavel işçileri, "Ölmek var, dönmek yok!" diyerek yola çıkar.

Kavel direnişi hakkında çok şey konuşuldu, yazıldı; eylem ülke ve dünya basınında geniş yer buldu. Adına kitaplar, şiirler ithaf edildi. Bu hak arama mücadelesi elbette zaferle bitecekti ve nitekim öyle de oldu. Bugün sabahları işbaşı yapan ve hakkını arayan milyonlarca işçinin göğsünde atan ikinci bir yürektir Kavel.

Kavel işçisi bu direnişiyle, çalışma hayatında ve sendikal yapılarda büyük bir sarsıntı yaratmıştır. 28 Ocak günü yükselen sesler, Kavel'in duvarlarını aşarak demokrasi içinde hak arama mücadelesinin yolunu aydınlatmıştır. İşçiler; haklı olunduğunda, meşru ve demokratik çizgileri aşmadan nasıl mücadele edileceğinin en somut örneği olmuşlardır.

Kavel’in Mirası: 274 ve 275 Sayılı Yasalar

Nitekim "kanunsuz" denilen bu direnişin tam aksine anayasal bir hak olduğu anlaşılmış ve hemen ardından 274 ve 275 sayılı yasalar çıkarılmıştır. Bu eylem, "Haklıysan kanun arkadan gelir" anlayışının en net örneğidir. Sermaye kesiminin ve kalemi satılık basının "kanun dışı grev" çığırtkanlığına karşı Maden-İş'in efsanevi genel başkanı Kemal Türkler o tarihi cevabı verir: "Bu, tam da Anayasa içi bir grevdir!"

Kavel eylemi, meşru mücadelenin en saf halidir. Sonucu ise haklının hakkını ne pahasına olursa olsun savunabileceğini göstermesidir. Diğer fabrika işçilerinin bu eylemi maddi ve manevi olarak desteklemesi ise sınıf dayanışmasının en onurlu örneğidir. 36 gün boyunca açlığa, soğuğa ve polis barikatlarına karşı direnenler, 274 ve 275 sayılı yasaların harcını oluşturmuş, bu yasaların hızla çıkmasına vesile olmuşlardır.

Kavel direnişi sadece bir iş bırakma eylemi değildir; toplumsal dayanışma ruhunun zirvesidir. Masal ya da hikaye kitapları gibi raflarda tozlanmaya bırakılmayacak kadar değerlidir.

63 Yıl Sonra Kavel: Günümüzdeki Sendikal Mücadele

28 Ocak 2026 tarihinde, Kavel'in 63. yılında, çalışma hayatına baktığımızda tablonun hâlâ kararlı ve demokratik mücadeleler gerektirdiğini görüyoruz. Grevlerin çeşitli gerekçelerle bir gecede yasaklandığı, sendikal örgütlenmenin önüne bürokratik barajların çıkarıldığı bir dönemden geçiyoruz. Güvencesizlik ve taşeronlaşma, işçi sınıfının kazanımlarını törpülemeye devam ediyor. Tam da bu yüzden, 63. yılında Kavel direnişi, yasakları aşan o iradenin kendisidir.

Kavel bizlere; haklıysanız, birlik olabiliyorsanız, ailenizle, mahallenizle ve diğer fabrika işçileriyle bütünleşebiliyorsanız kamuoyu desteğini de arkaya alarak emek mücadelesinin kazanılabileceğini öğretiyor.

Çünkü sendikal mücadelenin kalbi, tumturaklı sözlerin söylendiği salon toplantılarında değil; yağlı ellerde, isli suratlarda, emek kokan terli vücutlarda ve fabrikaların tükenmek bilmeyen tozundadır...




25 Ocak 2022 Salı

28 OCAK KAVEL GÜNÜ

 KAVEL

İşime karım dedim, karıma Kavel diyeceğim. 
Ve soluğum tükenmedikçe bu doyumsuz dünyada, 
Güneşe karışmadıkça etim 
Kavel Grevcilerinin türküsünü söyleyeceğim. 
Ve izin verirlerse Kavel Grevcileri, 
İzin verirlerse İstinyeli emekçi kardeşlerim, 
İzin verirlerse Kavel Grevcileri, 
Ve ben kendimi tutabilirsem eğer sesimi tutabilirsem 
O çoban ateşinin yandığı yerde Kavel'de, 
O erkekçe direnilen yerde, Kavel'de 
Karın altında nişanlanıp dostlarımın arasında 
Öpeceğim nişanlımı Kavel kapısında 
Ve izin verirlerse İstinyeli emekçi kardeşlerim 
İzin verirlerse Kavel Grevcileri 
İlk çocuğumun adını Kavel koyacağım.,

                                                                                          Hasan Hüseyin Korkmazgil
                                                                   
KAVEL DİRENİŞİ YAŞIYOR

Türkiye'de sendikal hareketler var olduğu müddetçe, Kavel Kablo Fabrikası işçilerinin, emek dünyasına, yol gösterici direnişleri, 28 Ocak Kavel Günü olarak hep hatırlanacak. 
Ekmekleri için emek veren, bu uğurda alınteri döken yiğit kablo işçileri, aynı zamanda işçilik onurlarının mücadelesini de veriyorlardı.

İstanbul İstinye'de kurulu Kavel Kablo Fabrikasının, teknik personel ve büro personeli ile birlikte  220 civarında çalışanı bulunuyordu...
KAVEL işçileri gece gündüz, sıcak, soğuk demeden, o yıllarda ülkenin çokça ihtiyacı olan,özellikle de iletişim alanında kullanılan kaliteli kablo üretiyorlardı.
Çalışanların büyük çoğunluğu fabrikanın kuruluşundan itibaren varolan elemanlardı.
Zamanına göre modern ve yüksek teknolojiyle kurulmuş olan bu fabrikaya, 1961 Yılında İbrahim Üzümcü adında Amerika'dan yeni dönmüş genç bir adam genel müdür tayin edilmişti.



İyi okullarda okuyan, Amerikada eğitim ve ihtisas yapan bu şahsın, kısa zamanda kendine göre bir yönetim şekli oluşturduğu görüldü. 

Yapılan üretimi yeterli bulmuyor çok, daha çok üretim istiyordu. Bu nedenlerle uzun süreli fazla mesailer yaptırıyor, işçiler üzerinde anlaşılmaz baskılar uyguluyordu.  
İşçiler bu durumlara uzun süre dayandılar. 
Genel müdürün sendikadan ayrılmaları konusunda ki dayatmaları ve zamanında ödenmeyen fazla mesai ücretleri ile ikramiyelerden kalan alacaklarının ödenmemesi nedeniyle işçilerin huzursuzlukları artarak devam etti. 

İşçilere söz geçiremeyen genel müdür işyerinde yetkili konumdaki T. Maden-İş Sendikasının yasal işyeri temsilcilerini işten çıkardı. 
Bununla yetinmeyen genel müdür 10 işçiyi daha işten attı. 
Bunun üzerine işçiler 28 Ocak 1963 tarihinde işi durdurdular ve direnişe başladılar. 
36 gün devam eden Kavel işçilerinin bu direnişi hükumetin aracılığı ile son buldu.

Sendikal hareketler tarihi içinde, Kavel işçilerinin sendikal alanda meydana getirdikleri, özgürlük ve hak aramaya yönelik uygulamaları fabrika kapanana kadar hiç kaybolmadı. 
İşverenler de, işçi sendikaları da bu konular hakkında tartışmalarını hep sürdürdüler. 
Kavel olaylarıyla ilgili çokça görüşler sergilendi.Toplantı ve paneller yapıldı, makaleler yayımlandı, kitaplar yazıldı, karikatürler çizildi.

09.03.1963 Milliyet (Terahi Tekamül) Bedri Koraman
"1. KAVEL DİRENİŞİ 1963" ve "2. KAVEL DİRENİŞİ 1968" direnişleriyle ilgili olan yazılarıma, konu hakkında bilgi ve düşüncelerimi yeteri kadar anlattığımı zannediyorum. Bu yüzden aynı konulara bir kez daha değinmeyeceğim...

28 Ocak 1963 Tarihinde Ocak ayının karlı ve soğuk bir gününde, henüz sendikalar yasası çıkmadığı için "Anayasa içi" özgürlük hareketlerini başlattılar
Çalışma hayatında, sendikal alanda, edebiyatta, siyasette, Kavel olayları hep yer aldı, varoldu, varolmaya da devam edecek.
İşçi dostu büyük usta Hasan Hüseyin Korkmazgil'in yukarıda okuduğunuz ve emek dünyasına gümüş çivilerle çakılan altın plakete yazdığı, "İşime karım dedim karıma Kavel diyeceğim" dizesiyle başlayan şiiri gibi hep parıltılı ve canlı kalacak...

3 Ağustos 2014 Pazar

BİRİNCİ KAVEL DİRENİŞİ 1963

Kavel Direnişi Neden Başladı?

Ocak ayının 28. günü. Yıl 1963 
İstanbul'da kar diz boyu...
İstanbul Boğazının ayazıyla birleşen kar soğuğu, ''İstinye çukurunda''insanları tir, tir titretiyor...
Aylardır, işveren ücretleri zamanında ödemiyor. 
Hak edilen fazla mesai ücretlerini ödemiyor sözünü bile ettirmiyor. Yıllık ikramiyeler eksik ödeniyor, hatta kaldırılacağı da söyleniyor.
İşçilerin suratları ama gözler çakmak çakmak.

Kavel işçileri, kablo üretiyor, o yıllarda kaliteli kablo üreten tek fabrika.
Zamanın, teknoloji harikası olan makinelerle yapılıyor üretim.
Satışlar mükemmel, kârlılık fevkalâde, müşteriler sırada...

Fabrika Sahibi , Vehbi Koç'un kayın biraderi Emin Aktar.
Genel Müdür,  Amerikadan yeni geldi.  Yurt dışında okumuş, oldukça havalı, "burnundan kıl aldırmayanlar" cinsinden...
Kendine göre yurt dışında öğrendiklerinini değil, kendi despot düşüncelerini burada uygulamak istiyor. Uygulamak istedikleri, işçi ve ailelerinin ekmeğini kesmek, zorda olanları perişan etmek mi?..

Genel Müdür, işçileri sendikadan istifaya etmeye zorluyor.
İşçiler istifa etmemekte direniyor. "Notere verilecek paramız yok" diyorlar.
Müdür "istifa paralarını şirket verecek" diyor.
İşçiler "siz önce aylardır ödenmeyen fazla mesai ücretlerimizi ödeyin" dediler.

İstanbul, en soğuk kışlarından birini yaşıyor. İstanbul soğuk. İstinye ise buz kesiyor.
Hava soğudukça, Kavel işçileri ısınıyor gibi.
1961 Anayasanın 46. maddesi sendikalardan, 47. maddesi ise  toplu iş sözleşmesi ve grev hakkından bahsediyor. Bu konulara ilişkin, kanunların çıkarılacağı konuşuluyor.

Kanunsuz Lokavta Karşı İşçi Kararlılığı

İşveren, yiğit Kavel işçilerine söz geçiremedi. İstifa baskıları sonuç vermedi.
Sendikadan ayrılmadı işçiler.
İşçilerin sendikadan istifa etmemeleri üzerine, Genel Müdür, sendika temsilcilerinin dördünü de işten çıkardı. Ardından 10 işçiyi daha...

Durumu protesto eden işçiler sessizce oturma eylemine geçtiler. Üretim tamamen durdu. İşveren bunun üzerine büro personeli hariç, işçilerin  tamamını işten çıkardı. Anayasada belirtilmemiş olmasına rağmen, "kanunsuz lokavt" söylemi, sendikal
kamu oyu ve Türk iş hukukunda konuşulmaya başlandı.

Mevsim kış, zemheri soğuğunu sadece İstinye değil tüm İstanbul yaşıyor. 

Fabrika dışında çadır kuruldu.

Fabrikada T.Maden-İş Sendikası yetkili. İşveren "bu kanun dışı grev" diyerek savcılığı göreve çağırdı.
Kimilerine göre bu "kanun dışı bir grev." İşte bu sırada Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Türkler fikrini soran basın mensuplarına,"bu tam tam bir Anayasa içi bir grevdir," diyordu.

Türkay Kibrit Fabrikası ve İşçi Dayanışması

Kavel Kablo Fabrikasının çok yakınında, Vehbi Koç'a ait "Türkay" kibrit fabrikası var. Yıllarca ocaklarının ateşini bununla tutuşturdu insanlar. Gaz lambalarını, gaz ocaklarını bu kibritlerle yaktı halkımız.
Zaten ülkede iki kibrit fabrikası var. İkisi de İstanbul Boğaziçinde. Büyükdere'deki "Tekel Kibrit" diğeri ise İstinye'de "Türkay Kibrit". Bir kısım Türkay işçisi, Türkay Genel Müdürünün baskısı ile Kavel direnişini kırmak için çokça çaba harcadı. Bir kısım işçi de gizlice direnişçilere maddi ve manevi destekte bulundular.

Kavel işçiler eylemlerini fabrika önünde kurulan çadırda sürdürmeye başladı. O zamanlar Kemal Türkler'in Başkanlığını yaptığı T.Maden- İş'inde üyesi olduğu, Türk-İş Konfederasyonu yetkilileri bu demokratik protesto eylemine soğuk bakıyorlar, yeteri kadar ilgilenmiyorlardı...

İstinye Dayanışması: Kavel İşçisi Yalnız Değil

T.Maden-İş Sendikası, dışarıda işçilere kazan kaynatarak, sıcak yemek vermeye başladı,
Bir süre sonra polis, olaya müdahale etti ve eylemin 17. gününde fabrika önünde işçi topluluğunu dağıtmak istedi. Yapılan polis müdahalesinde dokuz işçi tabanca kabzası ve coplarla yaralandı. İstinye halkı ve işçi aileleri bu haklı direnişe destek verdiler.

İşçi Eşlerinin Barikat Mücadelesi

Direniş devam ederken işveren, kamyonlara yüklenmiş kabloları fabrika dışına çıkarmak istedi. Bu defa olaya işçi eşleri de karıştı, fabrika kapısına birlikte barikat oldular...


İstanbul'da bazı fabrika işçileri, Kavel işçilerine destek için, para toplamaya, bazı fabrikalar da ise protesto olarak sakal bırakma eylemleri başlatıyorlardı.

Kablo Fabrikasına, üretim için bakır veren, benim de içinde bulunduğum bir kısım Rabak Bakır Fabrikası işçisi, bir kamyonetle çeşitli yiyecek maddeleri getirerek direnişçilere desteklerimizi iletmiştik. İstinye Tersanesi emekçileri ise maddi ve manevi olarak sürekli direnişçilerin yanında oluyordu...
 
Kavel olaylarında Türk-İş'in sessizliği ve eyleme duyarsız kalışı, konfederasyon içindeki çalkantıların su üstüne çıkmasına ve çatlakların derinleşmesine sebep olmaya başladı.

Bu direniş basında çok yer buldu.
Kamuoyunu günlerce meşgul etti.
Vali ve diğer yetkililer bu işi bitirmek için çokça gayret sarf ettiler.
Kavel işçileri direnişlerini başarı ile sürdürüyorlardı...

Siyasi Etki: Bülent Ecevit ve Grev Yasasının Doğuşu

Direnişin 36. gününde, Başbakan Yardımcısı Turhan Feyzioğlu ve Çalışma Bakanı Bülent Ecevit'in araya girmesiyle bir protokol yapıldı.
İşten çıkarılanlar işbaşı yapacak, ikramiyeler tam ve zamanında ödenecektir. Fazla mesai uygulaması ise yasa uyarınca yapılacaktır  maddeleri bu protokol da yer aldı.
Direnişin sona ermesinin ardından 12 işçi göz altına alındı ve tutuklandı.

274 ve 275 Sayılı Yasaların Doğuşu

Dört ay gibi çok kısa zamanda "Sendikalar Kanunu ile Toplu Sözleşme, Grev ve Lokavt" kanunları çıkarılıp yürürlüğe sokuldu. Anayasa'ın 47. maddesinde yer almamasına rağmen, toplu iş sözleşmesi grev yasasına, ayıplı bir "lokavt" sözcüğünün de eklenmesiyle işverenlerin istekleri karşılanmış oldu.

Kanunda yer alan bir maddeyle direnen işçilerin hakkındaki tüm davalar düştü, kimse ceza almadı.
Kavel direnişi şçi ınıfının sendikal mücadelesinde bir milat oldu...
Birinci Kavel Direnişi, aynı zamanda işçi sınıfının sendikal mücadelesinde çok önemli bir kilometre taşı oldu. 1968 ve 1970'li yılların sonuna kadar sürekli yükselen sendikal mücadeleye elbette ışık tuttu, çoğunlukla öncülük etti

Hasan Hüseyin Korkmazgil ve Kavel Şiiri

Kavel olayı edebiyatımıza da girdi.
Büyük gazetelerde makaleler yazıldı. 
Şiirlere konu oldu.
Şair Hasan Hüseyin Korkmazgil, Kavel işçilerinin direnişi ile ilgili unutulmayacak ve tarihe kayıt düşen güzel bir şiir yazdı.

KAVEL
İşime karım dedim, karıma Kavel diyeceğim. 
Ve soluğum tükenmedikçe bu doyumsuz dünyada, 
Güneşe karışmadıkça etim 
Kavel Grevcilerinin türküsünü söyleyeceğim. 
Ve izin verirlerse Kavel Grevcileri, 
İzin verirlerse İstinyeli emekçi kardeşlerim, 
İzin verirlerse Kavel Grevcileri, 
Ve ben kendimi tutabilirsem eğer sesimi tutabilirsem 
O çoban ateşinin yandığı yerde Kavel'de, 
O erkekçe direnilen yerde, Kavel'de 
Karın altında nişanlanıp dostlarımın arasında 
Öpeceğim nişanlımı Kavel kapısında 
Ve izin verirlerse İstinyeli emekçi kardeşlerim 
İzin verirlerse Kavel Grevcileri 
İlk çocuğumun adını Kavel koyacağım.