YAZILAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YAZILAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mayıs 2026 Perşembe

27 MAYIS CUNTASI VE MENDERES DÖNEMİ SENDİKACILIĞI


27 Mayıs: Kimilerine göre bir devrim. Kimilerine göre ise ''askeri cunta'' tarafından yapılan bir darbe.

 Ne denirse densin 27 Mayıs Adnan Menderes döneminin son bulduğu tarihtir. 1950 seçimlerinde büyük bir parıltı ve iddiayla iktidara gelen Demokrat Parti (DP), takvimler 1960'ı gösterdiğinde askeri müdahaleyle yönetimden uzaklaştırıldı. Siyasi tartışmalar bir yana, bu dönemin işçi sınıfı ve sendikal haklar açısından geride bıraktığı miras oldukça çarpıcıdır. 

1950 seçimler öncesi hemen her konuda büyük  vaatlerde bulunan Menderes, sendikacılık konularında da en başta işçilere grev hakkı verme sözünü vermişti. Özellikle bu vaadin rüzgârıyla işçi sınıfının desteğini arkasına alan DP, iktidara geldikten sonra ise bu sözü adeta rafa kaldırdı. Verdiği sözü tutmadı.

SENDİKACILIKTA GEL GİT DÖNEMİ

Verdiği sözü tutmaması bir yana, 10 yıllık sürede sendikal hareketleri tamamıyle devlet kontrolüne aldı. Bu dönemde Türk sendikacılığı çokça gel gitler yaşadı. Dolayısı ile Menderes, işçi sınıfına iktidarı döneminde sendikal açıdan tam bir kıskaç dönemi yaşattı. 

Yani 1950-1960 dönemi ''sendikal haklar ve demokratik özgürlükler'' açısından  oldukça çalkantılıydı. Vaatler, kısıtlama ve yasakların içiçe geçtiği bu yıllarda sendikalar emekleme dönemini yaşar gibiydi. Bu dönemdeki sendikacılığımız,  baskıcı vesayetin gölgesinde büyük bedeller ödedi. 

TÜRK İŞ KURULUYOR

Vadedilen ''grev hakkı''rafa kaldırıldı. İşçi sınıfı ve onun sendikalarının siyaset ve partilerle organik bağ kurmaları yasağını taviz vermeden devam ettirdi. Bu yılların en önemli gelişmesi 1952 tarihinde Türk- İş Konfederasyonunun kurulmasıydı. DP iktidarı Türk-İş Konfederasyonunun kurulmasına destek oldu. Fakat sözde ''partiler üstü'' politika izlenmesi yönünde baskı yaparak devlet kontrolünde kalmasını sağlıyordu. Elbette bu durum işçi üzerinde umut ve hayal kırıklığı yaratmaya devam ediyordu.

ANTİDEMOKRATİK UYGULAMALAR

Menderes hükumeti 1954 seçimlerinden sonra tam olarak otoriterleşme durumuna geçti. Bizden olanlar ve olmayanları ayrıştırmak için ''vatan cephesi'' adlı bir kuruluş yarattı. Bu yapıya sendikaların da dahil edilmesi için sürekli baskı yapıldı. İşçilerin masumca sokağa çıkarak hak aramaları, "kamu düzenini bozma" gerekçesiyle sert önlemlerle ve polis müdahalesiyle karşılanıyordu.

SENDİKAL VESAYET

Sendika yönetimlerinin koltuklarını korumaya yönelik çabalarının arttığı, siyasi iktidarın ise sendikaları tam olarak kontrol etme ve uygulama dönemi yaşanıyordu. Tabanın söz ve karar sahibi olma ilkesi saman altına itilmiş görünmez olmuştu.

Sendikalar bu dönemde de özgür olamadı, haktan ve halktan yana seçilmiş kişi ve yönetimlerin değil, sanki bu durum, egemen güç, işveren ve siyasi yapıların kontrolüne girmesi gibi bir vesayet dönemiydi!!


28 Haziran 2022 Salı

1975 Maden-İş Dönemi ve Cüneyt Arkın'ın Babasının Oğlu Filmi

 Türk Sinemasının "haksızlıklara baş kaldıran" efsanelerinden birini daha kaybettik.  

Yeşilçam efsanesi Cüneyt Arkın'ın gençlik yıllarına ait portre fotoğrafı

Yeşilçam’ın Toplumsal Hafızası: Cüneyt Arkın ve Sendikal Mücadele

Sayamayacağım kadar sinema filmlerinde başrol oynayan Cüneyt Arkın, ülkemizde "insan" olan kişiliği ile hep saygınlığını koruyan bir sanatçıydı. 1975 Yılında, Kemal Türkler'in genel başkanlığını yaptığı Türkiye Maden-İş Sendikasının, ben de Toplu sözleşme ve ekonomi politika dairesinden sorumlu genel başkan vekili idim. 1975, 1976, 1977 MADEN-İŞ'in toplu sözleşme dönemlerinin en çetin geçtiği ve ekonomik bakımdan çok üstün ücret ve diğer sendikal hakların alındığı yıllardı. 

DİSK'in, "işçiler sendikalarında söz ve karar sahibidir"ilkesinin tam olarak uygulanması nedeniyle, bu yıllarda özellikle de "sanayi sendikacılığında" örgütlenme, çok başarılı bir duruma gelmişti...

Babanın Oğlu Filmi ve 1975 Yılındaki Unutulmaz Gala

Zannediyorum 1975 yılıydı, Cüneyt Arkın imzalı bir davetiye ulaşmıştı. İstanbul Site Sinemasında gösterime yeni giren bir filme davet edilmiştim. Böyle davetler sendika yürütme kurulunun tamamına gelir. Ama bu nedense sadece benim adıma yazılmıştı.Çok yıllar geçtiği için tam olarak hatırlayamıyorum ama filim galiba "Babanın Oğluydu". 

Bilindiği gibi filmin ana teması, bir fabrika işçisinin mafya patronluğuna soyunması ve buna ilişkin gelişmelerdi... 

SİNEMANIN 2. ADAMI

Sinema salonuna girmeden filmin diğer karakterlerinden liseden arkadaşım  Aydın *(Avdan) Haberdar, Cüneyt Arkın'la birlikte hoş geldin karşılaması yaptılar. Cüneyt Arkın, kısa söyleşimizde Aydın'ın bulunmaz bir karakter oyuncusu olduğunu, bazı filmlerinde dublörlüğünü de yaptığını söyledi. 

Konuşmamız, Cüneyt Arkın'a gösterilen yoğun ilgi nedeniyle devam edemedi. 
Arkın'la film bitiminde beş, on dakika kadar ayak üstü konuştuk. Çok kısa olarak filme ait görüşlerimi bildirdim. O da "evet bazı yerlerde eksiklerimiz oldu" demişti. 
Arkın'a yoğun ilgi devam ediyordu."Keşke sizinle çekim öncesi konuşmuş olabilseydik" demişti. 

Cüneyt Arkın, kişiliği ile, Atatürkçülüğü ile, haksızlıklara karşı yaptığı fılm uygulamaları ve asla kaybolmayan memleket sevgisiyle dik duran önemli sanatçılarımızdan birisiydi. 

* Bizler, Aydın Haberdarı Avdan Haberdar olarak bilirdik.

30 Temmuz 2014 Çarşamba

UYANIŞ MİTİNGİ 1967 VE ÇETİN ALTAN

1967 Uyanış Mitingi: İşçi Sınıfının Meydanlara İnmesi

1965 Yılında yapılan Milletvekili seçimlerinde, Türkiye İşçi Partisi, 14 milletvekili ile Türkiye Büyük Millet Meclisine girdi. Bunlardan birisi de gazeteci yazar *Çetin Altan'dı. Çetin Altan T.İ.P. Listesinden Milletvekili seçildi. Mehmet Ali Aybar, Rıza Kuas ve diğer T.İ.P. milletvekilleri yaptıkları başarılı çalışmalar ve konuşmalarla Adalet Partisi iktidarını zorlamaya başladılar. 

Madenis Sendikası Uyanış Mitingi 1967'den, Türk bayrakları taşıyan kalabalık bir grup insanın sokakta yürürken görüldüğü tarihi bir siyah-beyaz fotoğraf.
Çetin Altan'ın Milletvekili dokunulmazlığını kaldırmak için gerekli  prosedürü başlattılar. T.MADEN - İŞ Sendikası ve ilerici öğrenci teşkilatları, bu durumu protesto etmek için "UYANIŞ MİTİNGİ" adı altında bir miting ve yürüyüş düzenlediler. Türkiye İşçi Partisi İstanbul Milletvekili ve Lastik-İş Sendikası Genel Başkanı Rıza Kuas kısa bir konuşma yaptı.



Konuşmasının sonunda "işçi sınıfı artık bilinçleniyor kısa zamanda, içlerinden daha bir çok Çetin Altanlar çıkacaktır" dedi. Beyazıt Meydanından yürüyüşe geçilerek Taksim'e gelindi. Taksim Meydanını dolduran bilinçli kalabalık, "halk Çetin'leşti, Çetin halklaştı" şeklinde, defalarca slogan attılar. Kırk bin civarında katılımcının doldurduğu alanda Çetin Altan kürsüdeki yerini aldı.
Gazeteci ve siyasetçi Çetin Altan'ın 1960'lı yıllardaki siyah beyaz portresi.
Çetin Altan'ın yaptığı konuşmayı 9 Temmuz 1967 tarihli Milliyet gazetesi şöyle duyuruyordu. "Biz halkı ihtilale teşvik etmedik. Meclise gir ağırlığını koy dedik. Ben onların verdiği dokunulmazlıkla doğmadım.Yalnız dokunulmazlığımı değil, bütün bedenimi kaldırsalar, sesim yine Türkiye'nin ufuklarında çın çın çınlayacaktır. Ben bunları söyleyeceğim. Komünist deseler de demeseler de söyleyeceğim. Ne olduğumu ben kendim biliyorum. Sapına kadar sosyalistim. Ya istiklal ya ölüm"  
  

*Bir zamanların Çetin Altan'ı işte böyleydi. Kendisi mi değişti, zaman mı değiştirdi? Yoksa yazdıkları ve konuştukları ütopik düşünceler miydi? 

3 Temmuz 2014 Perşembe

15-16 Haziran Direnişi ve Bir İşçi Dostu: Yaşar Kemal

15-16 Haziran Direnişi: İşçi Sınıfının Büyük Yürüyüşü

Fabrika Bacalarından Yükselen Sessizlik

Demiri eritenler, çeliğe su verenler, kurşunu harf dökenler çarkları durdurdu. Fabrika bacalarından duman tütmüyor. Tezgah başındaki herkes birbirinin yüzüne bakıyor. 
İçlerinden birbirleri ile konuşmak gelmiyor... 
Bir kısım düşünceli, bir kısmı ise çok kızgın, suratlar asık.

Sabah vardiyası işe geldi ama işbaşı yapmadı. 
Gece vardiyası paydos etti ama evlerine yönelmedi.
Karşılıklı bakıştılar. 
Akıllarına bir cümle yerleşti. Kendileri değil ama, beyinleri sürekli o cümleyi tekrarlıyor sanki. ''ailelerimiz sizlere emanet', ''ailelerimiz sizlere...''

Bir gün önce, bir zamanlar birlikte çalıştıkları eski iş arkadaşları, genel başkan vekili Şinasi Kaya ve 6. Bölge Temsilcisi Hüseyin Ekinci ile birlikte Türk Demirdöküm Fabrikasına yaptıkları ziyarette birer konuşma yapmışlar ve her ikisi de konuşmalarının son cümlesini böyle bitirmişlerdi, ''ailelerimiz sizlere emanet.''

İktidar, gün geçtikçe güçlenen gerçek sendikacılığı bitirmek, DİSK'İ kapatmak istiyordu. 
Gün önemliydi. 
Gelecek günlerin ne getireceği belli olmazdı. 
İş, ekmek, özgürlük, özgür sendikacılık...  

Fabrikada, bu kelimelerin gerçek anlamını bilen bir hayli bilinçli işçi vardı. 
Sıcak bir 15 Haziran sabahı, bacasından artık duman tütmeyen fabrikanın işçileri, hep birlikte dışarı çıktılar. Yürüyüşe başladılar, kendilerini en yakın fabrikadaki işçi arkadaşlarının, beklediklerini gördüler. birleştiler hep birlikte başka işçilerle buluştular. 
Yığınlar oluşturdular. 
 
Bütünleştiler birlikte yürüyüşe geçtiler.

Kızgındılar, ama disiplinliydiler. Heyecanlı ama sabırlıydılar. 
Yorgun ve uykusuzdular fakat başaracaklarından kesinlikle emindiler. 

Yürüyüş güvenliğini kendileri sağladı. Eyüp - Silahtarağa, Kağıthane, Cendere güzergahı ile Çağlayan'a, Eyüp - Demirkapı, Bayrampaşa,Topkapı, Bakırköy, bölgelerinden Aksaray’a yürüyen irili ufaklı onlarca fabrika işçisinin oluşturduğu yürüyüş kolları,16 Haziran'da da vardı...
17-18-19 Haziran’da da yürüyeceklerdi.... 

Sıkıyönetim İlanı ve İşçi Sınıfına Yönelik Baskılar

Yaşar-Kemal-Sıkıyönetim-Fotoğrafı

16 Haziran'da, Demirel İktidarı İstanbul ve Kocaeli de 60 gün süreli sıkıyönetim (örfi idare) ilan etti. Sanayi bölgeleri ve fabrika önlerine, askeri araçlar ve tanklar yerleşti. DİSK ve T.Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Türkler ve MADEN-İŞ yürütme kurulu üyeleri, bazı yönetici ve sendika işyeri baş temsilcileri sıkıyönetim idaresince tutuklandı.

Bu durumu fırsat bilen bazı işverenler, bir kısım sendika temsilcilerini ve bazı öncü işçileri işten çıkarma tehdidinde bulundular. Yine bazı işveren ve sendika düşmanı zihniyet, provokatörlerini devreye soktu. Sendikayı ve yöneticilerini zora sokmak istediler. 

Fabrikalarda istifa kampanyası başlattılar, tutmadı. 
Bölge temsilciliklerine ve Sendika Merkezine, sanki işçi imişler gibi, beyaz yakalı, yalaka memurlarını gönderdiler, olmadı. 
Baskı yaratmaya çalıştılar, işten çıkarılmışlar gibi genel merkez önünde para yardımı almak için kuyruk oluşturmaya çalıştılar. 
Sendika üyeleri kaya gibi durdular.


DİSK T. Maden-İş Genel Başkan Vekili Hüseyin Ekinci
Sendikalarını ve sendikacıları daha bir sahiplendiler. Direnişi ve bu kutsal yürüyüşü, iş için, ekmek için, gelecekleri için, özgür ve bağımsız gerçek sendika için yapmışlardı. Bunun bilincinde ve farkındaydılar elbet. 


"Rüzgar kayadan ne koparabilir ki?"


15-16 Haziran 1970  direnişi ve yürüyüş başarıldı. Devrimci öğrenci birlikleri, ilerici aydınlar ve avukatlar, birçok yazar, destek verdi bu yürüyüşe. 

Bir Aydın Dayanışması: Yaşar Kemal Maden-İş Genel Merkezinde

İşte bunlardan biri de, büyük usta, işçi ve emekçi dostu, yazar Yaşar Kemal’di. 

Kemal Türkler'in Koltuğunda Bir Dev: Bana düşen bir görev var mı? Sahte aydın ve görüntü devrimcisi bir çok ünlü, ortalıkta görünmezken, 17 Haziran 1970 sabahı, bu büyük insan, T. Maden-İş Sendikası Genel Merkezine geldi; ‘'İşçi sınıfının bu büyük eyleminde bana düşen bir görev var mı?'' diye soruyordu...


Sıkıyönetim uygulanınca sus pus olan, ortalıkta görünmeyen bazı sahte aydınların kaybolduğu bir dönem ve ortamda bu büyük adam, sendika genel merkezine gelerek görev istiyordu... 
Kendisine teşekkür ettim ve Kemal Türkler'in koltuğuna oturmasını rica ettim.
Israr üzerine oturdu ve öğleden sonra o koltukta oturarak bir basın toplantısı yaptı.

                                                      Büyüksün Yaşar Kemal.