13 Mayıs 2019 Pazartesi

DEDELERE BABA DENİR Mİ







SOMA FACİASI

Beş yıl önce bu gün, Soma'da sanki kıyamet kopmuştu. Soma'da bulunan ve özel sektöre ait maden ocağında meydana gelen faciada 301 maden işçisi hayatını kaybetmişti.
Birileri bu olayı iş kazası olarak niteledi.
Birileri kader dedi.
Birileri bu işin fıtratında bunlar var dedi.

Gerçek sahiden öyle miydi?

Olay sonrası yapılan incelemelerde işçi sağlığı ve işgüvenliğinin sağlanması yönünde iş verenlerin yeterli önlemler almadığı anlaşıldı. Bu konularda denetim görevini yapması gerekenlerin de, çok büyük ihmallerinin olduğu belirtildi, yazıldı, çizildi.
İşyerinde bulunan yetkili işçi sendikasının ve onların yöneticilerinin de, bu konulara ait herhangi bir çaba ve çalışmasının olmadığı anlaşıldı.
Öyleyse bu olaya iş kazası denemez.
İş kazası; iş yerlerinde işçi sağlığı ve işgüvenliğinin tam olarak sağlanmasından sonra meydana gelen veya gelebilecek olaylardır...
Alınmayan önlemler, giderilmeyen eksiklikler, yapılmayan denetimler, nedenleriyle felaketler yaşandı.
Soma faciasında 301 canımızı kaybettik.
Göz yaşları sel oldu.
Kadınlar dul kaldı.
Çocuklar babasız kaldı.
Analar, babalar yer altında yitirdikleri yiğitlerini, tekrar yer altına verirken ağıtlar yakarak feryat ettiler...

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Yusuf Özkan 13.05.2019 tarihli yazısında bakın neler söylüyor.
"DEDEYE BABA DEMEK"

20 Nisan 2019 Cumartesi

SENDİKANIN GÖREVİ VE GÖREVSİZLİĞİ

SENDİKA VE SENDİKACI

Bir süre önce, özel sektöre ait Soma Maden Ocaklarında elim bir kaza meydana gelmişti.
Kaza denilmesine bakmayın. 301 maden işçisinin yaşamını yitirdiği bu olaya birileri "kader", "işin fıtratında var" diyerek sık, sık böyle dillendirmek istiyorlardı.(!)
Gerçek ise bambaşkaydı. İşçi sağlığı ve iş güvenliği yasası ve yönetmelikler açısından bakıldığında bu olaya "cinayet" ve "katliam" diyenler çoğunluktaydı.

Bu olayda başta işveren ve yetkililerin yeterli önlem almadıkları, işçi sendikasının(!) ise uzaktan seyrettikleri, belli olmuştu.
İşletme sahibi ve bazı işyeri yetkilileri suçlu bulundular ve mahkum oldular. İşletme sahibi mahkumiyetini tamamlamadan tahliye oldu.

Değerli gazeteci Bekir Coşkun, Sözcü Gazetesinde 28 Mayıs 2014 tarihinde Sendikacı başlığı ile bir yazı yayımlamıştı.
SOMA  tekrar GÜNDEM oldu, bu nedenle gündem sıcak...
Bekir Coşkun'un yazısını sendikal görev penceresinden bakarak bir kere daha okuyalım.

SENDİKACI 
Bekir Coşkun'un 28 Mayıs Sözcü Gazetesindeki yazısıdır

Patronun sömürmesi yetmiyor…
Sizi sömürecek birisini de kendiniz seçiyorsunuz…
Biz buna “sendikacı” diyoruz…
*
Patrona benzemiyor..
İşçiye de benzemiyor…
İkisinin ortası…
Parlak takım giyiyor diyelim, ama çorapları kısa baklava dilimli…
İşçiler genelde cılızdır, bunun kemerinin üzerine sarkmış göbeği vardır ve sendikacının göbeği sonradan büyüdüğü için, portakala batırılmış iki kürdan gibi gider…

13 Mart 2019 Çarşamba

DGM VE DİSK'İN GENEL YAS EYLEMİ


16 EYLÜL 1976 Tarihi; DİSK ve üyesi sendikaların faaliyetleri içerisinde, çok güçlü bir duruş ve önemli bir demokratik  eylem ifade ediyor.
Özellikle DİSK'in kurucu sendikası, T.MADEN-İŞ için ise daha çok şey ifade etmektedir.

1974 Yılında yapılan Genel Kurul sonrası, sendikal örgütlenme çalışmaları yeni bir ivme kazandı. 
Gerek sarı sendikalardan ayrılan, gerekse sendikasız işyerlerinde çalışan işçiler, kendilerini en iyi biçimde temsil edeceklerine inandıkları,T.MADEN-İŞ Sendikası içindeki yerlerini alıyorlardı.

Her geçen gün üye sayısının artması ile daha da güçlenmeye başlayan sendikaya yeni işyerleri katılıyordu.Metal eşya iş kolunda kurulu fabrikalarda çalışan işçiler bulundukları sarı sendikalardan, yığınlar halinde istifa ederek ayrılmaya başlıyorlardı.


Sendikal örgütlenme engel tanımıyor. 1974-1977
İşverenler ve onların güçlü kuruluşu MESS, yıllardır sarı sendikalarla işbirliği kurdular. Bu üçlü yapı, işçilerin ekonomik hak ve menfaatlerini istedikleri biçimde oluşturuyordu. İşçiler, karşılarında oluşan bu sarmaldan kurtulma mücadelesi vermeye çalışırken bu yapıya bir de iktidarın ilave olmaya çalıştığını gördüler.  

T.MADEN-İŞ ve DİSK üyesi sendikaların, sayısal bakımdan güçlenmesi, başta işverenler olmak üzere iktidarı da endişelendiriyordu. Elbette DİSK ve bağlı sendikaların sayısal bakımdan güçlenmeleri, TÜRK-İŞ Konfederasyonunu da rahatsız etmeye başlamıştı...

"Tabanın Söz ve Karar Sahibi olma" ilkesi hayata geçirildikçe, işçilerin en çok ihtiyaç duydukları ekonomik hakları, yapılan yeni toplu sözleşmelerle çok ileri boyutlara taşınmaya başladı.
Yeni sendikal örgütlenmeler, yapılan başarılı toplu-iş sözleşmeleri, demokratik istem ve uygulamalar, DİSK ve özellikle de T.MADEN-İŞ sendikasının çalışmaları, kamu oyunda çokça konuşulur hale gelmişti.

Ereğli Demir Çelik gibi büyük işyerleri de  MADEN-İŞ bünyesine katılıyor, Seydişehir Alüminyum ve İskenderun Çelik Fabrikalarında ise sendikal faaliyetler hızlanıyordu. Bursa'da kurulu Tofaş ve Renault otomobil fabrikaları ve bunların yan sanayi kuruluşlarında çalışan işçiler Maden-İş'le bütünleştiler.

TÜRK-İŞ tabanını oluşturan işçiler, sınıf uzlaşmacılığını protesto ederek, DİSK bünyesine, özellikle de üye sayısı 30.000 binlerden kısa zamanda, 80.000 lere çıkan T.MADEN-İŞ'E koşmaya başlıyorlardı. İşverenler ve MESS, açıkça, Türk-İŞ ise arka planda olmak üzere iktidarın yanında ki yerlerini alıyor, bu durumun engellenmesi çarelerini, birlikte araştırıyorlardı...

DEMİREL İKTİDARININ 12 MART DGM ÖZLEMİ

"12 MART DARBESİ" döneminin iktidarları tarafından çıkarılan Devlet Güvenlik Mahkemeleri, bir süre sonra Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilerek kapatılmıştı.

Süleyman Demirel iktidarı, başta devrimci sendikal hareketin durdurulması ve bununla beraber güçlenen Türk solunun geriletilmesi için çareyi, "DGM"lerde arıyor ve yeni bir yasa çıkararak bu mahkemeleri yeniden kurmak istiyordu. Onlar, DİSK ve üye sendikaların gelişme ve güçlenmesinin engellenmesini, DGM lerin tekrar kurulmasıyla mümkün olabileceğini düşünüyorlardı.
İşverenler, MESS, ve iktidar cephesine göre artık çare; Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yeniden kurulmasından geçiyordu!..



DEVLET GÜVENLİK MAHKEMELERİ VE DİSK
DİSK, bu mahkemelerin yeniden kurulmasının engellenmesi konusunu görüşmek için, iki gün süren bir Genel  Yönetim Kurulu toplantısı yaptı. Aldıkları
"Genel Yas  Eylem" kararını 16.09.1976
Tarihinde, üye sendika başkanları ile yaptığı ortak toplantıda kamuoyuna açıkladı... 

Bu toplantıda DİSK Yönetim Kurulu ile Başkanlar ortak toplantısında, MADEN-İŞ Sendikasını Genel Başkan vekili olarak ben temsil etmiştim.
İşçi sınıfının devrimci sendikal örgütleri artık, üyelerinin ekonomik ve demokratik haklarının yükseltilmesi çalışmalarının yanında, aldıkları bu kararla, politik alanda da tavır sergiliyorlardı...

DEVLET GÜVENLİK MAHKEMELERİNE KARŞI DİSK'İN GENEL YAS İLANI

T.MADEN-İŞ Sendikası, özel sayı olarak çıkardığı Gazetesinde, Genel Yas Eylemi Bildirisinin bir kısmını  şöyle özetlemişti;
"Bu iktidarın Anayasal ve demokratik yoldan düşürülmesine ve halktan yana bir iktidarın kurulmasına kadar tüm ülkede genel yas ilanına, Anayasal ve demokratik haklarını, DİSK'İN tabanın söz ve karar sahibi olma temel ilkesi
içinde kullanabilmesi açısından işçi üyelerimizin serbest bırakılmasına,
DİSK tarafından düzenlenmeyen hiçbir yürüyüş, miting gibi gösteriye üyelerimizin katılmaması ve bozguncu unsurların içeriden veya dışarıdan gelecek tahriklerine olanak verilmemesi için üyelerimizin çok titiz ve dikkatli davranmaları kararlaştırılmıştır."



DİSK'İN kararlaştırdığı bu eylem gereği işçiler, başta İstanbul olmak üzere, Kocaeli, İzmir ve diğer bazı şehirlerdeki fabrikalarda iş bıraktılar. Fabrikalarda, makineler sustu üretim sonlandı. 


Bir kısım işveren bu eylemi derhal fırsata çevirerek, sendikaların en bilinçli üyelerini tazminatsız olarak işten çıkarmaya başladı. DİSK Genel Yönetim Kurulu bu konuyla ilgili olarak işten çıkarılan işçilere ödeme yapılacağını açıkladı. 

Genel Yas eylemi; genel olarak işçiler, demokratik kuruluşlar, ilerici kişi ve unsurlar tarafından desteklendi.
22 Eylül günü DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler ve dört Yürütme kurulu üyesi tutuklandı.


T. MADEN-İŞ ve Genel Yas Eylemi olarak devam edecek.

28 Şubat 2019 Perşembe

ASGARİ ÜCRET VERGİ DIŞI KALSIN

YALÇIN BAYER
Hürriyet
28 Şubat 2019
2 bin 28 liraya ulaşan açlık sınırı net 2 bin 20 lira olan asgari ücreti solladı.
Türk-İş’in araştırmasına göre, şubat ayında dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 2 bin 28 lira olarak gerçekleşti. Yoksulluk sınırı ise asgari ücretin üç katını aşarak 6 bin 609 lira oldu.
1 Ocak’ta yüzde 26.6 oranında zam alan 7 milyona yakın emekçinin ücreti iki ayda açlık sınırının gerisine düştü. Yılbaşında 417 liralık artışla yüzleri bir nebze olsun gülen emekçiler, ücretlerinin iki ay gibi kısa sürede açlık sınırının gerisinde kalmasının şaşkınlığını yaşıyor. Enflasyon artışı devam ederse asgari ücret daha da eriyerek anlamını yitirecek.
İşçinin enflasyona yenik düşmemesi için asgari ücretin vergi dışı bırakılması şart. Yılbaşında yüzde 15 olarak kesilen vergi miktarı, yılsonuna doğru iki kat artarak yüzde 35’e çıkıyor. Bu da yılın son üç ayında asgari ücreti kuşa çeviriyor, işçinin eline geçen ücreti oldukça azaltıyor.
Anayasanın 73. maddesinde “Herkes kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür” denilmesine karşın asgari ücretli milyonlar kazananlar kadar vergi ödeyerek, mağdur oluyor.

Şükrü KARAMAN

11 Şubat 2019 Pazartesi

DİSK 52 YAŞINDA


 TÜRK - İŞ KAVEL OLAYINDA SESSİZ KALDI 1963

Bedri Koraman (Tarihi Tekâmül) 09.03.1963 Milliyet
1963 Yılında Kavel Kablo işçileri, işverenin yasa dışı uygulamalarını protesto ettiler. Fazla çalışmaya hayır dediler, fazla mesai ve ikramiyelerinin zamanında ödenmesini istediler. İşveren işçilerin bu taleplerine karşı herhangi bir iyileştirme yapmadı. Sendikadan istifa etmelerini istedi. İstedi kelimesi hafif kaldı. İşçileri MADEN-İŞ Sendikasından istifaya zorladı. İşçilerin istifa etmemeleri üzerine işyeri temsilcilerini işten attı. Ardından da 10 işçinin daha işine son verdi. Kavel işçileri bunun üzerine genel müdüre karşı eyleme geçtiler. Makineler çalışmadı...
İş durdu...
İşveren kızdı, biraz daha işçi çıkardı. Daha çok kızdı, bu sefer büro personelinin dışındaki tüm işçileri işten çıkardı. İşçiler işsizliğe ve açlığa terk edildi. 
Bütün bunlarla sendika tek başına mücadele etti, tüm imkânsızlıklara rağmen elinden geleni yapmaya çalıştı... 
MADEN -İŞ o yıllarda TÜRK-İŞ üyesiydi... 
İşte bunlar olurken sendikanın üye olduğu konfederasyon yetkililerinden (TÜRK-İŞ) çıt çıkmıyordu. 
Bu da yetmezmiş gibi Türkay Kibrit Fabrikasında çalışan ve konfederasyona üye başka bir sendikanın üyeleri vasıtası ile, Kavel işçilerinin birliğini bozmaya çalışıyorlardı.
Kavel olayı büyüdü... 

Araya Vali, emniyet güçleri girdi, çözüm bulunamadı.
Hükûmet yetkilileri duruma el koydu. 
Başbakan yardımcısının başkanlığında tarafların kabul ettikleri bir protokolle işçiler işbaşı yaptırıldı.

TÜRK - İŞ SUNGURLAR GREVİNDE  YANLIŞ TARAFTA 1964

Sendika ve Toplu Sözleşme Kanunlarının yürürlüğe girmesiyle madeni eşya işkolunda kurulu T.MADEN - İŞ Sendikası (o tarihte TÜRK-İŞ üyesi), bir çok fabrikada toplu sözleşme yetkisi aldı. Bunlardan birisi de, Alibeyköy'de kurulu Sabahattin Sunguroğlu'na ait, SUNGURLAR KAZAN FABRİKASIYDI. 

Sözleşme görüşmelerinden sonuç alınamadı. 
Sunguroğlu
İşveren ve işverenin üyesi olduğu Madeni Eşya Sanayicileri Sendikasının (MESS) katı ve anlaşılmaz  tutumu nedeniyle anlaşma olmadı.
Aslında anlaşılır durum vardı...
Sabahattin Sunguroğlu MESS'İN kurucularından birisiydi ve  MESS içinde "ŞAHİNLER" (saldırgan) gurubunun liderliğini yapar durumdaydı.İşveren bu nedenlerle anlaşmaya yanaşmadı.
1964 yılında Sungurlar işçisi sendikanın ilan ettiği yasal grevlerine başladılar. 
TÜRK-İŞ yönetimi alelacele devreye girdi ve grevin sonlandırılmasını istedi.
 MADEN-İŞ Sendikasını ve Sungurlar işçilerini bu grevde yalnız bıraktı.

MANNESMAN BORU FABRİKASI GREVİ 1965
TÜRK-İŞ VE SUSKUNLUĞU  

İzmit'te Alman sermayesi ile kurulan Mannesman Boru Fabrikasının toplu sözleşme görüşmelerinden sonuç alınamadı. 
Boru fabrikası o yıllarda ülkede kendi üretimine özel "tekel" durumundaydı 
Yani üretim şahâne, kârlılık en üst düzeyde. 
Sözleşme prosedürü, yasa uyarınca tüm kademelerden geçirildi. 
Grev kararı alındı...

İzmit'te bir sinema salonu kiralandı, Mannesman işçilerinin tamamının katılacağı bir toplantı yapıldı. 
Tüm MADEN-İŞ üyeleri bu toplantıya katıldı. Türk-İş yönetimi, devam eden prosedür ve toplantı için bilgilendirildi.
Sinema salonu ağzına kadar dolu. Hani "iğne atsan yere düşmez" gibi...
Önce on kadar işçi konuştu. Çalışmalarından, üretimden, işyerinin kârlılığından ve ücretlerinden bahsettiler. 

Daha sonra Genel Başkan Kemal Türkler konuştu.
Mannesman işçilerini tam olarak bilgilendirdi. Grevin uzayabileceğinden bahsetti. Grev, grev nöbetleri, birlik beraberlik gibi konuları anlattı.
Toplantı çok coşkulu geçti, Genel Başkanın konuşmaları sık, sık alkışlarla kesildi.

Türk-İş Yönetimi bu toplantıya 1. Bölge Temsilcisini göndermişti. 
İ.Topkar
1. Bölge Temsilcisi İsmail Topkar'dı. İsmail Topkar aynı zamanda Petrol-İş Sendikasının genel sekreterliğini yapıyordu. İsmail Topkar iyi giyimli, çok kibar ve çok yakışıklı bir sendikacıydı. Sanki önemli bir filmin galasına gelmiş başrol oyucusu görünümündeydi. Düzgün hitabet ve etkileyici bir konuşma yaptı. Belli ki işçilerin konuşmalarından çok etkilenmişti. Konuşmasının sonunda, "Kemal Türkler bu grevi hemen başlatmalısın, grev kaç gün, kaç ay, kaç yıl sürerse sürsün. Türk-İş bu işçinin ve sendikanın arkasındadır"dedi.

Mannesman Grevi, toplantıdan iki veya üç gün sonra çok görkemli başladı. Silahtarağa Merkez Şube Başkanı olarak ben de oradaydım... 

Hüseyin Ekinci
1962 Yılında Rabak Bakır Fabrikasında çalışmaya başlamış ve hemen MADEN-İŞ üyesi olmuştum. Sırasıyla işyeri temsilcisi, Şube Gençlik Kolu Başkanı ve daha sonra da Şube Başkanı olmuştum. 1963 Kavel Direnişinde temsilci olarak, 1964 Sungurlar Grevinde Gençlik Kolu Başkanı olarak dayanışma ziyaretinde bulunmuştum. Şimdi de Mannesman Grevinin başlangıç gününde Merkez Şube Başkanı olarak bulunuyor, âdeta sendikacılığın eğitim ve öğrenimini uyguluyordum.
Sendikacılığın çıraklığını yapıyordum...
Ne mutlu bana...
1. Bölge Temsilcisi vasıtası ile esip gürleyen, vaatlerde bulunan Türk-İş, yine sessizliğine gömüldü. 
Ne bir mesaj, ne bir pankart, ne bir grev ziyareti hiç bir şey yapmadı. 
TÜRK-İŞ Yönetimi yine üyesi sendikayı ve işçileri yalnız bırakmıştı...
Anlaşılır gibi değil... 
Demek oluyor ki huylu huyundan vazgeçmiyor.

PAŞABAHÇE ŞİŞE CAM GREVİ 1966
TÜRK-İŞ YANLIŞTA

1966 Yılı Ocak ayında Paşabahçe şişe cam işçileri bağlı oldukları Kristal İş Sendikası ile greve çıktı. Grev başarılı bir şekilde devam ediyorken, TÜRK-İŞ Yöneticileri Kristal -İş Sendikasına baskı uygulayarak grevin bitirilmesini istediler. Kristal-İş bu yanlış isteğe karşı çıkınca konfederasyondan ihraç edildi.
O tarihte TÜRK-İŞ üyesi olan ve Kemal Türkler'in Başkanlığını yaptığı T.MADEN-İŞ ve  Rıza Kuas'ın başkanı olduğu LASTİK-İŞ Sendikaları, Kristal-İş ve Paşabahçe işçilerinin yanında yer aldılar. 
TÜRK-İŞ yönetimi bu iki sendikayı da hemen üyelikten ihraç etti.

MADEN-İŞ, LASTİK-İŞ, BASIN-İŞ, GIDA-İŞ ve ZONGULDAK MADEN-İŞ Sendikaları 13 ŞUBAT 1967 Tarihinde, DİSK'İ kurdular. 
DİSK kısa zamanda adına uygun devrimci sendikacılığı hayata geçirdi. Türkiye sendikal hareketleri içinde birçok yenilikler getirdi. 
İlkeli oldu, ilklere imza attı.
Sağcı eleştirdi...
Solcu eleştirdi...
İşveren eleştirdi...
Hükumetler eleştirdi...

Bütün bunlara rağmen DİSK, adına uygun gerçek ve devrimci sendikacılığın bayraktarlığını yaptı. Zor koşullar yaşadı, çoğu  defa bu zorlukların üstesinden gelmeyi bildi. 
Üye sayısını beşyüzbinlere kadar taşıdı. 

12 Eylül 1980 darbecileri kirli elleri ile DİSK'İ kapattılar. Yöneticilerini uzun yıllar hapislerde yatırdılar...  
Uzun yargılamalar sonucunda yönetici ve tüm işçiler beraat ettiler. 
Bunları yapan o  kirli eller, işçinin demokratik mücadele ile elde ettiği, haklarını gasp ettiler. 
İşçilerin ekonomik kazanımlarını yok ettiler...

DİSK bu gün de, ilkeli çalışmalarını, gerçek sendikal anlayışla eski sayısal gücüne kavuşmasının mücadelesini sürdürerek 52. kuruluşunu yaşıyor...

19 Ocak 2019 Cumartesi

SENDİKAL UNUTULMAZLAR KAVEL DİRENİŞİ 56 YIL

Ülkemizde, 56 yıl önce sendikal hareketler tarihinde bir ilk yaşandı.

Kavel Kablo işçileri sendikal özgürlük için bayrak açmışlardı...

İSTANBUL'DA BOĞAZİÇİ

Orhan Veli, şiirinin bir bölümünde şöyle diyor.

"İstanbul'un mermer taşları
Başıma da konuyor martı kuşları
Gözlerimden boşanır hicran yaşları
Edalım
Senin yüzünden bu halim."

İşte Boğaziçi, Boğaziçi'nde İstinye...
Büyük bir şehrin küçük parçası...
Burası İstinye...

1963 Yılında nüfus bilimi bakımından baktığımızda, İstinye'nin merkezi, özellikle Karadenizlilerin yerleşmeye başladıkları küçük bir köy görünümünde...

İstinye Tersanesi
Kavel işçileri toplu halde














İSTİNYE SANAYİ BÖLGESİ OLUYOR

Küçük bir köy görünümünde olan, bu küçük yerleşim bölgesi, 1950 li yılların  ikinci yarısıyla başlayan dönemde, fabrikalar semti haline getirilmeye başlanmıştı.
1960 ve 1970 li yıllarda, Koç Holding, sularını İstinye Koyu'na boşaltan, İstinye Deresinin  sağ ve soluna da irili, ufaklı fabrikalarını yerleştirmeye başlıyordu.
Türkay Kibrit, Beldesan, Standart Belde ve Bisiklet fabrikaları bunlardan bir kaçıydı.
Bunlar konumuzun içinde ama şimdi biraz eskiye gidelim...

İSTİNYE TERSANESİ

1912 Yılında eşi benzeri başka bir yerde olmayan, dünya incisi Boğaziçi'nin, en güzel, en büyük ve en seçkin koylarından biri olan İstinye Koyu'nun kenarında, dev gibi bir yapı oluşmaya başlıyordu...

Yüzer havuzlarını İngiltere'de yaptıran bir Fransız şirketi, daha sonraları zaman, zaman 1000 den fazla işçinin çalışacağı, büyük bir tersane inşa etti...

Tersane, 1912 Yılından 1991 Tarihine kadar faaliyetini sürdürdü. Tersanenin yiğit işçileri gece gündüz, yağmur çamur, kış soğuğu, yaz sıcağı demeden kendilerine verilen görevleri hakkıyla yerine getirerek, ülkemiz silahlı kuvvetleri ve ülke denizciliğine uzun yıllar hizmet ettiler...

İstinye Tersanesi, 1991 Tarihinde Turgut Özalın da katıldığı bir törenle, son yüzer havuzu da kaldırılıyordu...


 İLK ÖZEL SEKTÖR KİBRİT FABRİKASI TÜRKAY

Ülkemizde ilk kibrit fabrikasının, 1932 Yılında Büyükdere'de kurulduğunu ve 20 yıl devlet tekeli ile TEKEL isminde kibrit üretildiğini biliyoruz. Bilinen başka bir şey de, kibrit üretimindeki tekelin 1952 yılında kaldırıldığıdır.

KOÇ Topluluğu 1954 yılında İstinye'de, Türkay adıyla bir kibrit fabrikası kurdu. Böylece kibrit üretiminde tekelleşme son buluyor, rekabet başlıyordu.
Tekelle rekabet edecek olan kibritin adı da Türkay olarak tespit edilmişti.
Zamanın modern teknolojisi ile yapılmaya başlanan Türkay kibritleri, bir süre sonra piyasada üstünlüğü elde etmiş olacaktı.

İSTİNYEDE KAVEL, KAVELDE DİRENİŞ ( I )

Koç topluluğunun, İstinye'yi küçük bir sanayi bölgesi olarak tespit ettiğini görüyoruz. 
Vehbi Koç, kayınbiraderi Emin Aktar'la birlikte modern bir yapı oluşturdu.
Dönemin modern tezgahları ile üretim yapmak üzere, Kavel Kablo fabrikasını işletmeye açtı. Fabrika kaliteli (saf) bakırla yüksek iletişim sağlayan kablo üretimine başladı. Saf bakır elektrolitik yöntemle elde ediliyordu.
Elektroliz yoluyla üretilen saf bakır, İstanbul Kağıthane'de kurulu RABAK Fabrikasında yapılıyordu. 

Fabrika üç vardiya çalıştırılıyor, ikiyüz civarındaki işçi ile, siparişler yetiştirilemez durumdaydı. İşçilerin bir bölümüne sürekli fazla mesai yaptırılır hale gelmişti. 
Fabrika iyi kazanıyor, müşteriler sırada, ama iş yerinde yasal çalışma sürelerine riayet edilmiyor, fazla mesai ücretleri ve ikramiyelerin ödenmesinde sürekli problemler yaşanıyordu.

İşyerinde, Türkiye Maden-İş Sendikası yetkiliydi...
Sendika yöneticilerinin bu konuda görüşme ve uyarılarına rağmen, Genel Müdür Üzümcü, sorunları çözmeye yanaşmıyor, üstelik işçilerin sendikadan istifa etmelerini, ayrılmalarını istiyordu. Hatta açık, açık istifa için noter masraflarının muhasebe tarafından ödeneceği belirtilmekteydi...

İşçiler insan gibi çalışmak istediler...
İnsanca çalıştırılmak istediler...
Hakettiklerinin zamanında eksiksiz ödenmesini istediler...

İşveren  cevap olarak, başta sendika baştemsilcisi olmak üzere dört işçiyi işten çıkardı. Ardından on işçinin daha işine son verdi.

Kavel işçileri "kör kuyularda merdivensiz kalmak"gibi bir duruma son vermek istedi.
28 Ocak 1963  Tarihinde kar ve ayazı şiddetli bir kış günü, iş durdu...
Makineler sustu...
Üretim sonlandı...
Fabrika boşaldı...

Kavel direnişi hakkında çok şey anlatıldı, çok şeyler söylendi...
Gazetelerde haberler yapıldı.
Makaleler yazıldı, şiirler dizildi.
Yetmedi, kitaplar yazıldı, yayınlandı.

Kavel işçilerinin direnişi 36 gün devam etti...
İşçiler ve aileleri direniş günlerini birlikte yaşadılar.
Haklarını elde etmek için karşılarındaki zorlu güçlere, güçlüklere karşı birlikte direndiler.
Sendika elinden geleni yapıyordu.
Dışarıda çadır kuruldu.
Kazan kaynatıldı... 
Sıcak yemek verildi...
Uzak, yakın birçok fabrika işçisi, Kavel işçileri için  maddi manevi destek olmaya başladı.

Kavel direnişçilerine, benim de aralarında bulunduğum bir grup Rabak işçisi olarak biz de destek ziyaretinde bulunmuştuk...

Kavel olayı emniyet güçleri, ve valilik makamını aştı. 
Ankara'da , Büyük Millet Meclisinde konuşulur oldu. Başbakan Yardımcısı Turhan Feyzioğlu ve Çalışma Bakanı Bülent Ecevit, aracı oldu.
Protokol yapıldı anlaşma sağlandı.

36 gün devam eden bu direniş, sadece direniş, üretimi durdurma, iş bırakma veya birilerinin dillendirdikleri gibi "kanunsuz grev" de değil.

Dünya incisi Boğaziçi'nde paha biçilmez yalılar, konaklar, kâşaneler var. Buralarda yaşananları tahmin edebilirsiniz.
Yaşananlara şahit olabilir, duyabilirsiniz.

Ancak İstinye'de, Kavel'de yaşananlar bambaşkaydı. 
İşçi tarafında heyecan vardı. Korku vardı. Boş tencere vardı. Açlık vardı...
Heyecan vardı... 
Birlik vardı. İşçilik onuru vardı... 
Kazanmaya yönelik mücadele azmi vardı. Fabrika önünde nöbet vardı. İnanç vardı. Kazanma duygusu vardı... 

Kavel direnişinin işveren cephesinde ise, çok kâr düşüncesi vardı.
İntikam duygusu vardı. 
İhanet vardı. 
Sözünde durmamak vardı. 
Kalleşlik vardı...

Kavel olayları, işçi sınıfının demokratik sendikal mücadelesine ( I. ) Birinci Kavel Direnişi olarak yazıldı.

SÖZÜN ÖZÜ

Anayasa'da var olmasına rağmen, Sendika ve Toplu Sözleşme Yasaları zamanında çıkarılamadığından işveren bu durumu fırsata çevirdi. 
Sözünde durmadı. 
İmzaladığı protokole uymadı...
Toplu sözleşme yasası çıkar çıkmaz alelacele işçilerden habersiz, sarı bir sendika ile üç yıl süreli toplu sözleşme imzaladı. Bu durumu üç yıl daha devam ettirmek istiyordu.
Çeşitli yöntem, baskı ve kalleşlikle işçileri sendikadan istifa ettirdi...
Kavel işçileri, yılmadı, yıkılmadı, yaşadıklarını unutmadı sabırla bekledi...

1968 Yılında  tekrar yuvalarına, MADEN-İŞ'E döndüler.  
İşveren aynı.
Genel Müdür aynı.
Zihniyet aynı...
Genel Müdür derhal iki sendika temsilcisi ve ardından yirmi altı sendika üyesini işten çıkardı.
Kavel'de tarih tekerrür ediyordu...

Kavel işçisi, İkinci direnişi de yaşadı. 
Kazandı...
Genel müdür İbrahim Üzümcü gitti, yerine Altan Sağanak genel müdür olarak görev aldı. 
Kavel işçileri kazandıkları bu demokratik eylemi de, işçi sınıfı tarihine, ( II. ) İkinci Kavel Direnişi olarak yazdırdılar... 

YAZILAR     ; ( I. ) Birinci Kavel Direnişi 1963
                      ( II.) İkinci Kavel Direnişi 1968

KAVELDE ÖNE ÇIKANLAR

İşyeri sendika baştemsilcileri; İlyas Kabil - Tacettin Usta - Nazmi Kankurdan

İşyeri Genel Müdürleri           ; İbrahim Üzümcü - Altan Sağanak                                                                              
Kavel Kablo Fabrikasının yerinde AVM









   
                                               






15 Ocak 2019 Salı

SENDİKALI OLMAK YA DA OLMAMAK

Sendikalar, işçilerin ekonomik örgütleridir... 
İşçiler ve emekçiler farkında olsalar da olmasalar da, işçi sendikalarının varlığı kendileriyle özdeştir. Üye oldukları sendikalar ve onların yöneticilerinin dünya görüşleri çok önemlidir. Onların mensup oldukları, savundukları görüşlerin içinde gerçekçilik ilkesi yoksa, yapacakları işler, eylemler ve meydana getirilen sonuçlar eksiktir... 

Bu eksiklikler uzun vadede işçi aleyhine devam ediyorsa, bilerek ettiriliyorsa bunun da adı ihanettir. Yanlışların ihanet derecesinde devamı ise sendikal söylemle(terminoloji) sarılıktır, "SARI SENDİKACILIKTIR."

Gerçekçilik ilkesi uygulama sırasında, karanlıkları aydınlatan güçlü bir ışık demeti gibidir. 
Ne arıyorsan, neyi bulmak istiyorsan bu ışık demeti otomatik olarak o tarafa yönelir. Görünmeyenler görülür. Araştırmayı, öğrenmeyi, öğretilmeyi, tetikler, bilinmeyenler bilinir hale gelir...
Bilmeyenler ise öğrenir duruma gelir... 

SENDİKALAR İŞÇİLERİN SINIF VE KİTLE ÖRGÜTLERİDİR

Sendikaların, elbette ilk görevleri işçilerin ekonomik haklarını korumaktır. İşçilerin ekonomik haklarının korunmasında ilk şart ise bilgiye ulaşmaktır. Sendikal mücadele içinde iki taraf öne çıkmaktadır.  Bunlardan birisi sermaye sahibi patrondur. 
Patron; parasını, teknolojik bilgilerini ve genellikle sermaye sınıfı ve onun çıkarlarını savunan iktidarlardan aldığı desteği kullanır. Buna göre yatırımını yapar. Üretim ve hizmet aşamasına geldiğinde  emeğe ihtiyaç duyar. 

Sermayedarların emeğe ihtiyaçları bu aşamada kendini gösterir. 
Emek olmadan çarklar dönmez, üretim olmaz... 
Üretimin olmasını sağlayan emeğin oluşması, kendiliğinden ikinci tarafı oluşturur. 
Taraflar oluştu ama, patron tarafı, parası ile, bilgisi ile, teknik donanım ve destekleri ile her zaman daha güçlüdür. 

Bu gücü dengeleyebilmek, işveren karşısında savunma yapabilmek, istekte bulunabilmek için ihtiyacı olan şey birliktir. 
Birlik ise kendiliğinden oluşabilir mi? 
Güçlü olmak, birlik olmak şart diyebilmek için örgütlü olmak gerekir. 
Örgütlü olmanın tek yolu da sendikalı olmaktan geçer.

BEDRİ KORAMAN VE ÜNLÜ KARİKATÜRÜ

Karikatür ustası Bedri Koraman, Milliyet gazetesinin 09.03.1963 tarihli sayısında işçi ve işverenin dünü, bu günü ve yarınını Kavel Fabrika Direnişi sonrası şöyle çizmişti. "Tarihi Tekâmül"

Resim Bedri Koraman


İşçilerin sorunlarını işverenlere anlatabilmek, karikatürde olduğu duruma gelebilmeleri ancak bir sendikada örgütlenmeleri ile mümkündür



Sendikalar işçilerin güvenecekleri, sırtlarını dayayabilecekleri vazgeçilmez kuruluşlarıdır... 
Sendikasız bir işçinin  önemli bir uzvu, (eli, ayağı, gözü) eksik demektir... 
Kısaca sendikalı olmak yere sağlam basmak anlamına gelir...

Çalışan bir işçi yaşamını iyileştirmek, kendisine daha iyi ekonomik koşullar yaratmak istiyorsa sendikalı olmak zorundadır. İşçiler, işinde uzun süre çalışabileceğini, çalışma koşullarının iyileştirilmesini, iş güvenliğinin sağlanmasını ancak sendikası ile sağlayabilir... 
Nasıl ki, çalışanla çalışmayan, bilenle bilmeyen, bir olmazsa, sendikalı olanla olmayan da bir  olamaz...

Adamın birini falakaya yatırmışlar. Adam suçsuzum diye feryat figan...
Kimsenin aldırdığı yok... 
Görünüşü ve duruşuyla korku salan iriyarı bir adam, elindeki sopayı havada sallayarak daireler çiziyor verilecek "başla" komutunu bekliyor... 
Nihayet çıplak ayaklara ilk sopa iniyor ve bir "of!" sesi duyuluyor. Sopa ikincisinde daha güçlü iniyor. Bu sefer duyulan ses "vay anam!" oluyor. Üçüncü , dördüncü ve her sopadan sonra adam "vay arkam, vay arkam" diye bağırıyor. Sopayı vuran "yahu ben senin arkana vurmuyorum ne diye arkam diye, bağırıyorsun?" 
Adam:"Yok, eğer arkam olsaydı sen beni dövebilir miydin?" demiş. 
Kıssadan hisse: SENDİKA İŞÇİNİN ARKASIDIR...